Handan çık yavrum.

1105 Words
Riva burnunu gömleğinin koluyla sildi. Gözyaşları hâlâ yanaklarında ıslaktı ama artık ağlamıyordu. Yavaşça yerden kalktı. Dizleri hâlâ titriyordu ama dik durdu. Gözlerini Taylan Bey’in gözlerine dikti. “Tecavüze uğradıktan sonra mı ağlasaydım? O zaman kimse kadınlara inanmıyor be Taylan. Adında bu şekilde çıkacak pis sapık. Ara, tazminatımı hazırlasınlar. Bir de masadaki bilgisayarı da alıyorum. Bu ayki maaşım ile birlikte onu da iletirsin.” Taylan Bey’in gözleri kısıldı. “Yapmazsam ne olur?” Riva’nın dudakları kıvrıldı, soğuk bir gülümseme. “Polisi çağırırım.” Taylan Bey alaycı bir kahkaha attı, ama sesi inandırıcı değildi. “Sence sana mı inanırlar, bana mı?” Riva bir adım yaklaştı. Elini masaya koydu, parmaklarını sıktı. Yüzü Taylan Bey’in yüzüne o kadar yakındı ki adam geri çekilmek zorunda kaldı. “Konu inanıp inanmamaları değil ki. Konu senin adının neyle anılacağı. Bir daha kim iş verir sana? Manşetleri görebiliyorum: ‘Ünlü iş adamı Taylan Erdenay ve taciz.’ Altındaki küçük yazıları kimse okumaz.” Taylan Bey derin bir nefes aldı. Dişlerini sıktı. “Orospu…” diye başladı. Riva lafını kesti, sesi buz gibi. “Maaş iki oldu.” Taylan Bey bir an durdu. Sonra telefonu aldı, muhasebeyi aradı. “Riva Kora’nın çıkışını verin… Tazminatı ve iki maaşı yatırın. Bir de… masadaki bilgisayarı da… evet, Riva Hanım’a verin. Evet.” Telefonu kapattı. Riva masanın önündeki koltuğa oturdu. Bacak bacak üstüne attı. Beklemeye başladı. Taylan Bey sinirle. “Hadi defol.” Riva başını salladı. “Bekliyorum Taylan. Hesaba yatsın, defoluruz.” Birkaç dakika geçti. Riva telefonunu çıkardı, banka uygulamasını açtı. Bildirim geldi. Tazminat ve iki maaş tazminat. Gözleri kısıldı, memnuniyetle. Ayağa kalktı. “Aferin. Adam ol.” Sonra eğildi, sesini alçalttı, tehditkâr: “Bir daha bir kadına yaklaştığını duyarsam s****i kestirir, götüne soktururum.” Sonra söylediğinden kendisi tiksindi. “Iyyy iğrenç.” Kapıya yöneldi. Kapıyı açtı. Dışarıda hâlâ insanlar bekliyordu. Kadınlar önde, erkekler arkada, endişeli bakışlarla Riva’ya bakıyorlardı. Riva onlara döndü. Sesini yükseltti, herkes duysun diye. “Herhangi birinize sarkıntılık yaparsa, taciz ederse… bana gelin. Şahit olurum. Kimse susmasın. Kimse korkmasın.” Kadınlardan biri başını salladı, gözleri dolmuştu. Bir diğeri “Teşekkürler Riva” diye mırıldandı. Riva başını eğdi hafifçe, sonra masasına yürüdü. Bilgisayarı kapattı, fişini çekti. Şarj aletini, çantasını topladı. Masadaki birkaç kişisel eşyayı da aldı bir kalem, küçük bir not defteri, kahve fincanı. Hepsi bu kadardı. Ofise son bir kez baktı. Kimseyle veda edecek hali yoktu. Kimseyle göz göze gelmek istemiyordu. “Hadi hoşça kalın,” dedi usulca, sesi odada yankılandı. Asansöre yürüdü. Düğmeye bastı. Kapılar açıldı. İçeri girdi. Arkasını dönmedi. Kapılar kapanırken hâlâ arkasından bakan gözleri gördü ama umursamadı. Asansör aşağı inerken derin bir nefes aldı. Göğsündeki ağırlık biraz hafiflemişti. Ama hâlâ titriyordu. Elleri hâlâ soğuktu. Öfke içini kaplamıştı. Riva’nın eli bilgisayar çantasında, diğer eliyle masadaki birkaç eşyayı kendi çantasına tıkıştırmıştı. Çanta ağırlaşmıştı, omzu ağrımaya başlamıştı ama umurunda değildi. Telefonunu çıkardı, Raze’nin numarasını buldu, aradı. Bir çalmada açıldı. “Bu kadar erken beklemiyordum,” dedi Raze, sesinde hafif bir şaşkınlık ama daha çok memnuniyet vardı. Riva direkt konuya girdi. “Konum at. Geliyorum.” Telefonu kapattı. Hiçbir açıklama yapmadan. Konum geldi, cebine soktu ve hızlı adımlarla binadan çıktı. Otobüs durağına gitti, ilk gelen otobüse bindi. Çantalar kucağında, cam kenarına oturdu. Yol boyunca dışarıyı izledi ama aklı karışıktı. Kolları ağrıyordu, omzu zonkluyordu. Ama vazgeçmedi. Raze’nin şirketine yakın durakta indi. Otobüsten inerken bir an durdu, derin nefes aldı. Şirkete uzaktan baktı. Camdan gökdelen, modern, soğuk, pahalı. “Vay vay vay,” diye mırıldandı kendi kendine. “Para bok.” İçeri girdi. Girişte danışman masası, turnikeler, güvenlik. Riva doğrudan danışmana yaklaştı. “Raze Noyan beni bekliyor.” Kadın başını kaldırdı, Riva’yı süzdü. “Adınız?” “Riva Kora.” Kadın telefonu aldı, bir numara çevirdi. Kısa bir konuşma. Sonra. “Buyrun, 25. kat.” Riva eşyalarıyla birlikte asansöre ilerledi. Asansörde yalnızken derin derin nefes aldı. Ne konuşacağını kafasında kurmaya çalıştı ama vazgeçti. “Doğaçlama gireriz,” diye mırıldandı. 12. katta kapı açıldı. Bir kadın girdi. Burnu havada, pahalı bir parfüm kokusu, topukları keskin. Riva köşede durduğu için çekilmedi. Kadın Riva’yı baştan aşağı süzdü, sonra dudaklarını büktü. Riva “peh” diye bir ses çıkardı, gözlerini devirdi. 25. kata gelince kadın önce davrandı, kapı açılır açılmaz çıktı. Riva çantasını omzundan düzeltti, “la havle” diye mırıldandı ve asansörden indi. Etrafına baktı. Geniş koridor, siyah mermer zemin, cam duvarlar. İlk gördüğü büyük siyah kapıya yöneldi. Kapının önünde sekreter oturuyordu. Kadın hemen ayağa kalktı. “Hanımefendi, oraya giremezsiniz.” Riva durmadı bile. “Raze’nin odası mı?” “Evet ama…” Riva kapıyı itip içeri daldı. Sekreter peşinden koştu. “Raze Bey!” İçeride Raze masasının arkasında oturuyordu. Az önce asansördeki çirkef kadın masanın kenarına oturmuş, Raze’nin kravatıyla oynuyor, bir şeyler anlatıyordu. Gülerek. Riva içeri girince kadının eli kravatta dondu. Raze’nin yüzünde sırıtan bir ifade belirdi. Sanki bunu bekliyormuş gibi. Sekreter kapının önünde panik haldeydi. “Raze Bey, engel olmaya çalıştım ama…” Ellerini havaya kaldırdı, sekreteri işaret ederek. “Engel olmaya çalıştı ama ben birden girdim.” Sonra başını hafif yana eğip, Raze’yi parmağıyla gösterdi. “Şimdi sen diyeceksin ki ‘Tamam, sen çıkabilirsin.’” Ses tonunu kalınlaştırıp taklit etti. “Biz hallederiz. Odadaki hava bir saniyeliğine dondu. “Ha-di canım,” dedi alayla, elini sallayarak. “Kapıyı da kapat, cereyan yapmasın.” Kapı kapandı. Oda bir an sessiz kaldı. Riva, Raze’ye döndü. Raze’nin yüzünde o hafif, sırıtan ama tam gülmeyen ifade vardı. Gözleri sabit. Eğleniyor muydu? Test mi ediyordu? Anlamak zor. Masadaki çirkef kadın hâlâ oturuyordu. Dudaklarını büzdü, başını yana yatırdı. “Raze…” dedi ağzını yaya yaya. “Bu kim?” Riva bir an gerçekten durdu. “Ben kimim?” diye düşündü. Saçma bir şekilde, üniversitede okuduğu bir romandaki cümle geldi aklına. Ne alaka lan? Kendine geldi. Omuzlarını dikleştirdi. “Ben Riva,” dedi net bir sesle. “Ve iki saattir yoldayım. Raze’yle konuşmam gerekiyor. Çık dışarı.” Handan birden ayağa kalktı. “Sen kimsin? Ne cüretle…” Riva içinden “cüret mi, cürret mi?” diye düşündü. “Cüret. Cürrr.” Kafasında kelime döndü, dalıp gitti bir an. Raze lafı kesti, sesi sert. “Handan, çık.” Handan dönüp Raze’ye baktı, gözleri faltaşı gibi. “Raze?” Riva araya girdi, tatlı ama tehditkâr. “Handan, çık yavrum. Hadi.” Handan’ın yüzü kıpkırmızı oldu. Bir an Raze’ye baktı, sonra Riva’ya. Sonra topuklarını vura vura çıktı. Kapı arkasından sertçe kapandı. Riva çantalarını yere bıraktı. Omuzları hâlâ ağrıyordu ama şimdi öfke daha baskındı. Raze arkasına yaslandı, ellerini ensesinde birleştirdi. Hâlâ sırıtıyordu. Riva’yı süzüyordu. O sırıtan ifade hâlâ yüzündeydi ama şimdi daha derin, daha hesaplı bir hal almıştı. “İki saattir yoldasın demek,” dedi usulca. “Koşarak mı geldin bana?” Riva’nın gözleri kısıldı. Yüzüne baktı, uzun uzun. Adamın o rahatlığı, o kendinden emin hali midesini bulandırıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD