Yapma? Dokunma bana.

1135 Words
Riva sabah gözlerini açtığında, sadece göz kapakları açıldı. Beyni hâlâ kapalı gibiydi. Bir an boş boş tavana baktı, sonra birden bir şok dalgası vurdu: Saat kaç? Telefonuna saldırdı. Ekranı açtı. 08:03. “Siktir, siktir, siktir, siktir!” Koltuktan fırladı. Üstündeki ince battaniyeyi yere savurdu, neredeyse düşüyordu. Koşarak yatak odasına daldı. Dolabın kapısını açtı, içinden rastgele bir şeyler kaptı: siyah bir pantolon, gömlek, üstüne de dün giydiği ceket. Hepsini üst üste geçirdi, düğmeleri yanlış ilikledi, fermuarı yarım kaldı. Aynaya bile bakmadı. Yüzünü yıkamadı, dişlerini fırçalamadı. Saçları darmadağın, gözleri şiş. Kapıya koştu, anahtarı kapının yanında unuttu, geri döndü, aldı, tekrar koştu. Merdivenlerden inerken küfürler yağdırıyordu durmadan. “Lanet olsun, lanet olsun, siktir siktir…” Merdivenlerden indi, apartman kapısını öyle bir açtı ki menteşeler gıcırdadı. Dışarı fırladı. Sokak soğuktu, ama Riva’nın içi yanıyordu. Otobüs durağına koşarken bir yandan da kendini azarlıyordu. “Ne zaman böyle aceleyle evden çıksam bir şey unutuyorum, her seferinde aynı bok. Telefonu şarj etmedim mi lan dün gece? Hayır tabii, Raze’nin saçmalıklarıyla uğraştım bütün gece.” Otobüs tam durağa yanaşırken yetişti. Bindi, ayakta kaldı. Yol boyunca küfürler mırıldandı. İnsanlar dönüp bakıyordu ama umurunda değildi. Kafası allak bullaktı. İşe vardığında saat tam 09:07’ydi. Kimse aramamıştı. Ne Taylan Bey, ne de başka biri. Bu garip bir şekilde daha da sinirini bozdu. Binaya girdi, asansöre bindi, katına çıktı. Kapıyı itip içeri adım attığında bütün kat birden sustu. Herkes dönüp ona baktı. Sekiz-on kişi, masalarında, kahve fincanları ellerinde, gözleri Riva’ya kilitlenmiş. Riva durdu bir an. Kafasını salladı, “ne bakıyorsunuz lan” der gibi. Ama bakışlar tuhaftı. Yargılayıcı mı? Meraklı mı? Yoksa sadece şaşkın mı? Riva’nın beyni hemen en kötüsünü düşündü: Yargılıyorlar. Tabii ya, geç kalmış, saç baş dağılmış, surat asık… Hepsi bir araya gelince tam bir rezalet. Hızlı adımlarla masasına yürüdü. Çantasını masaya fırlattı, sandalyesine oturdu. Kimse bir şey demedi. Riva derin bir nefes aldı, “iyi, fark etmemişlerdir” diye düşündü. Bilgisayarını açtı, ekranı bekledi. Tam iki dakika geçti. Masadaki telefon çaldı. Ekran yanıp sönüyordu: Taylan Bey. Riva’nın midesi kasıldı. Telefonu eline aldı, bir an bakakaldı. Sonra derin bir nefes çekti, cevap verdi. “Efendim?” Karşıdan gelen ses soğuk ve keskin. “Riva, odama gel. Hemen.” Telefon kapandı. Riva telefonu yavaşça masaya bıraktı. Etrafına baktı. Hâlâ herkes ona bakıyordu. Bu sefer emin oldu: Yargılıyorlardı. Kalktı. Yavaşça. Göğsü sıkışıyordu. Kapıya doğru yürürken içinden mırıldandı. “Lanet olsun… Bugün her şey daha da kötü olacak.” Riva kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde, Taylan Bey masasının arkasında oturuyordu. Ellerini masanın üstünde birbirine geçirmiş, parmaklarını kenetlemiş, öylece duruyordu. Hiçbir şeyle ilgilenmiyormuş gibi. Odada bir kadın daha vardı; genç, bakımlı, düzgün giyimli, güzel sayılabilecek biri. Oturmuş, telefonuna bakıyordu. Taylan Bey başını kaldırdı. “Gel,” dedi kısaca. Riva içeri geçti. Hiçbir şey demeden kapıyı arkasından kapattı. Ayakta kaldı. Taylan Bey saatine baktı. “Saat kaç?” Riva hemen anladı. Boğazı kurudu ama sesini kontrol etti. “Üzgünüm Taylan Bey, biraz geciktim. Sabah küçük bir aksilik oldu.” Taylan Bey kadını işaret etti. “Tanıştırayım. Esra hanım. Yeni asistanım.” Riva bir an anlamadı. Sonra dank etti. Midesi kasıldı. “Kovuluyor muyum?” Taylan Bey omuz silkti. “Sen zaten ayrılıyormuşsun işten.” Riva’nın kaşları çatıldı. “Ne ayrılması? Sadece geç kaldım.” Taylan Bey Esra’ya döndü. “Esra Hanım, siz dışarıda bekleyin.” Esra ayağa kalktı. Kıvıra kıvıra, topuklarının sesi yankılayarak odadan çıktı. Taylan Bey arkasından baktı. Riva da baktı. Demek Esra Hanım… Bunca yıldır Riva yanında çalışıyordu ve Taylan Bey bir kere bile “Hanım” dememişti. Üstelik Esra’nın yaşı küçüktü. Çok belli oluyordu. Esra çıkınca Riva arkasından bir an daha baktı, sonra önüne döndü. “Tamam, başka bir şey yoksa ben çıkayım.” İçinden küfür ediyordu ‘Göt Taylan.’ Uykusunun yarım kaldığını düşünüyordu. Kafası zonkluyordu. Taylan Bey ayağa kalktı. “Beni biri aradı,” dedi. Riva alaycı bir gülümsemeyle. “İlginç.” Artık kovulacak ve yerine yeni biri geldiğine göre alttan almasına gerek yoktu. En azından tazminatını alabilirdi belki. Taylan Bey yüzüne baktı, devam etti. “Raze Noyan’ın sekreteri. Rakip şirketten iş teklifi aldığını neden söylemiyorsun Riva?” Riva durumu yeni anladı. Gözleri faltaşı gibi açıldı. “Teklif dün geldi. Ve ben kabul etmedim.” Taylan Bey kafasını salladı. “Baş editörlük teklifini?” Riva’nın bundan haberi bile yoktu. Şaşırmadı ama. Raze sırf onu kovdurmak için, Taylan Bey’i sevmediği için bu oyunu oynamıştı. Sinirlendi. Dişlerini sıktı. “Taylan Bey, ben teklifi kabul etmedim. Raze Bey sizi sevmediğini söyledi. Ve beni kovmanız için yapmış muhtemelen. Ama bunu sizin fikrinizi değiştirmek için söylemiyorum. Kovulduysam kovuldum. Ama gerçek bu.” Bir çırpıda söyledi. Nefes nefese kaldı. Taylan Bey biraz daha yaklaştı. Etrafında bir tur attı, baştan aşağı Riva’yı süzdü. Gözleri Riva’nın üzerinde gezindi. Riva gerildi. “Raze’yi tanırım,” dedi Taylan Bey. “Sende bir şey görmese bu teklifi sunmazdı. Sende ne bulduğunu görmeye başlamıştım ama.” Sonra Riva’nın arkasında durdu. Elini Riva’nın beline attı. Okşamaya başladı. Yavaş, kendinden emin. “İstersen kovmam seni. Burada bir editörlük pozisyonu veririm. Ama Raze’ye yaptığın gibi bana da karşılığını verip bunu hak etmen gerekiyor.” Riva başta ne olduğunu anlamadı. Şok geçirdi. Vücudu dondu. Sonra birden toparlandı. Bir adım ileri attı, elini belinden çekti. “Ne yaptığını sanıyorsun lan sen göt herif?” Taylan Bey kaşlarını çattı. “Ne diyorsun lan sen orospu çocuğu?” Taylan Bey sesini yükseltti. “Kendine gel. Karşında patronun var. Henüz kovulmadın.” Riva düşündü. Buradan çıkarsa bu adam arkasından konuşacaktı. Sanki Riva ona yürümüş, kendisi kabul etmemiş sonra da kovulmuş gibi davranacaktı. Herkese bunu söyleyecekti. Riva’nın aklına ilk gelen şeyi yaptı. Korkusundan yere çöktü. Avazı çıktığı kadar çığlık atmaya başladı. Taylan Bey geri çekildi. “Ne bağırıyorsun?” Riva bu sefer daha yüksek. “Yapma! Dokunma bana!” Üzerindeki gömleğin ilk iki düğmesini açtı. Zaten yüzü gözü o kadar kötü haldeydi ki herkes başına bir şey geldiğini düşünecekti. Kapı açılmaya başladı. İnsanlar içeri doluştu. Riva yerde oturmuş, avuç içlerini geriye atmış beklerken, insanlara döndü. O kadar utandı ki birden ağlamaya başladı. Gerçekten ağladı. Bütün depresyonu, acısı, yaşadıkları bir anda boşaldı. Öyle bir ağlıyordu ki hıçkırıkları odada yankılandı. İnsanlar hemen yanına geldi, yerden kaldırmaya çalıştı. “Ne oldu Riva?” “İyi misin?” Riva konuşurken kekeliyordu. Taylan Bey bağırdı. “Çıkın dışarı!” İnsanlar şok içinde Taylan Bey’e baktı. Riva haykırdı. “Hayır! Beni bırakmayın!” Gerçekten korkuyordu. Kim bilir ne yapacaktı diye düşünüyordu. Yaptığından zerre pişmanlık duymuyordu. Yanında duran kızlardan biri elini tuttu. Riva o eli sıktı. Taylan Bey kıza döndü. “Sen de çık.” Kız Riva’ya baktı. Sonra Riva’ya bir bardak su verdi. Riva içti. Titreyen elleriyle bardağı tuttu. Kız kapıya yöneldi ama durdu. “Hemen kapıda bekliyorum,” dedi. Kapıyı kapattı ama dışarıda kaldı. Riva yerde oturmuş, hâlâ hıçkırıyordu. Ama artık yalnız değildi. En azından o an için. Taylan Bey masasına geçti, elleri kenetledi, Riva’ya bakıyordu. Yüzü kızarmış, öfkeden mi utançtan mı belli değildi. “Sen ne yapıyorsun?” dedi, sesi alçak ama titrek.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD