Mangal Yürek

1447 Words
Elif Tan/ Mangal Yürek O geceki kavgamızdan sonra Yüzbaşı Baran birkaç gün boyunca uğramadı. Ben de rahat bir nefes aldım. Karakoldakilere alışmaya, hatta onlarla kaynaşmaya başlamıştım. Hepsi erkek olmasına rağmen, özellikle Arif'in cana yakınlığı sayesinde kendimi yabancı hissetmiyordum. Tim-7'nin her üyesinin kendine has özellikleri vardı: Poyraz kadınlara mesafeliydi ama iyi niyetliydi. "Mangal Yürek" lakabı takılan ufak tefek Nuri, elektrik elektronik dehası Latif, bomba uzmanı Şeref ve keskin nişancı Oğuz... Tabii bir de onların lideri Yüzbaşı Baran vardı. Arif ve Nuri'nin atışmaları karakolun neşe kaynağıydı. Bir gün Nuri bana dönerek: "Van Kedisi, biliyor musun bunların hepsi beni kıskanıyor," demişti. Şaşırarak sormuştum: "Neden kıskansınlar ki seni?" "Neden olacak, hepsi bekar. İçlerinde evli olan tek benim." "Neden evlenmiyorlar ki?" diye sormuştum merakla. Nuri alaycı bir gülümsemeyle: "Şu tiplere baksana, hangi kız bakar?" demişti. Tam o sırada Arif araya girdi: "Şunun boyuna bak, ettiği laflara bak!" Nuri göğsünü kabartarak: "Yalnız dikkat et, bir bu kadar da yerin altındayım!" diye cevap verince revir kahkahalarla yankılandı. Şeref astsubay koşarak içeri girdi: "Beyler ne işiniz var burada? Dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Tam kartopu savaşı zamanı!" Herkes hazırlanırken Arif bana döndü: "Van Kedisi, sen de gelsene." Pencereden dışarı baktım. Kar taneleri dans eder gibi yavaşça düşüyordu. "Bilmem ki, sizinle baş edebilir miyim?" diye tereddüt ettim. Nuri hemen atıldı: "Sen benim takımda olursun. Kendimi siper ederim sana!" Arif gülerek: "Hadi lan, bu boyla kızı nasıl koruyacaksın? Kar topu atsam içinde kaybolursun!" Şeref araya girdi. "Van Kedisi'nin üstü yok ki, dışarısı soğuk. Bu önlüklerle donar." Nuri hemen bir çözüm buldu. "Benim asker üniformasını giyer." Arif yine alay etti: "Senin elbiselerin Van Kedisi'ne bile küçük gelir!" Nuri koşarak çıktı ve kısa süre sonra üniformasıyla döndü. "Al, bunları giy," dedi bana. Sonra Arif'e döndü: "Ulan Arif, elimden çekeceğin var. Seni kara gömeyim de gör!" Arif haklıydı.Nuri'nin üniforması bana bile dar gelmişti. Botları giydim, berenin ucunu yüzüme kadar çektim. Dışarı çıktığımda kimse tanımadı. Üçe üç ayrılmışlardı. Baran Yüzbaşı yoktu. "Van Kedisi, sen benim takımdasın!" dedi Nuri. Yanına geçtim. Kartopu savaşı başladı. Dörde üç avantajlıydık. Nuri özellikle Arif’i hedef almıştı. Ben de Poyraz’a kafayı takmıştım…nasıl olsa bana atmıyordu. Kahkahalar, gülüşmeler, koşuşturmalar… İlk defa böyle bir şey yaşıyordum. Tim-7 yorulduğunda dinlenmek için mola verdiler. Berelerini çıkaranların başından dumanlar yükseliyordu. Ağızlarından, burunlarından çıkan sıcak hava soğuk havaya karışınca sis bulutu oluşuyordu. Tam her şey güzel giderken, Baran Yüzbaşı karakolun kapısında belirdi. "Şuna bir ders verelim mi?" diye fısıldadım Nuri’ye. "Aman Van Kedisi, Yüzbaşı böyle şeyleri sevmez!" diyerek beni uyardı. Elimdeki kartopunu sıktım. "Daha iyi ya, tadı orada. Sevse hiç güzel olmaz." Neyi severki zaten. Fırlattım. Tam Yüzbaşı’nın kafasına geldi. "Kim attı lan bu karı? Sevmediğimi bilmiyor musunuz…?" diye küfür savurdu. Askerler birbirine baktı, yanımdan çekildiler. Kabak gibi ortada kaldım. Neyse ki yüzüm gizli, üstümde de üniforma vardı. "Sen mi attın lan?" Etrafıma baktım—kimse yoktu. Sesimi kalınlaştırdım: "He, ben attım. Ne olmuş?" "Şimdi siktim ebeni!" diye hırlayarak karı yara yara üstüme geldi. Tam yetişecekken bir tane daha attım. Koşmaya başladım. "KAÇMA LAN, SENİ KARA GÖMECEM!" Peşime düştü. Benden daha hızlıydı. Yakaladığı gibi belimden kavradı, yere çalmak istedi. Boğuşmaya başladık. Kollarıyla beni sıkıca tuttu, yüzümü kara gömdü. Ellerimle kendimi korumaya çalışıyordum. İki elimi tek eliyle yakaladı, diğeriyle yüzüme kar attı. "Sana bütün karı yedireyim de bir daha atmayacağını öğren!" Tam o sırada beremi çıkardı. Erkek sanmıştı. Ama şimdi biliyordu. Duraksadı. Yüzümden, ağzımdan, başımdan buhar yükseliyordu. Bedeni çığ gibi üstümdeydi. Nefesi yüzüme vuruyordu. Meydan okur gibi ona baktım. "Bitti mi Yüzbaşı? Yoksa devam mı edelim?” Bir an nefesi kesildi. Sonra yavaşça gevşetti kollarını. "Sen..." "Evet, ben. Şimdi ne yapacaksın?" "Hiç." "Hiç mi?" "Evet. Çünkü bir kadına vurmam." "Ama kara gömersin, öyle mi?" "Sen başlattın." "Ben başlattım.” "Bitirdim." "Nasıl?" "Çünkü şimdi seni bırakıyorum." Ve bıraktı. Ayağa kalktım. Üstümdeki karı silkelemeye başladım. "Bir daha kartopu atarsan..." "Ne yapacaksın?" "Seni yine kara gömerim." Gülümsedim. "O zaman bekliyorum." Bir kartopu daha vurdum. Ve koşmaya başladım. Peşimden gelmediğinde duraksadım. “ Yüzbaşı böyle tadı çıkmıyor. Karşılık vermelisin,” Yüzbaşı elini sert bir hareketle sallayıp uzaklaştı. Diğer askerler, olan biteni izlerken dudaklarında gizli gülümsemeler vardı. Yüzbaşı'nın keskin bakışı onları ciddileştirdi. Dayanamadım, bir kartopu daha fırlattım. Durup sinirli bir şekilde bakınca, "Yanlışlıkla oldu," dedim masum bir ifadeyle. Yüzbaşı öfkeyle başını sallayarak merdivenlere yöneldi. Kasıtlı olarak sesimi yükselttim: "Kardan Adam!" Adımları yavaşladı. Öfkeli bir şekilde döndü: "Canın oyun mu istiyor? Kendine başka oyuncak bul." "Her şeyi üzerine alma Yüzbaşı," dedim rahat bir tavırla. "Seni kastetmedim. Senin maşallahın var, yazın ortasında bile buz gibisin." Fısıldayarak ekledim. "Acaba buzların ne zaman eriyecek?" Yüzbaşı sinirle içeri girerken, Nuri ve Arif yanıma geldi. Nuri başını salladı: "Bana 'Mangal Yürek' derler, ama sen benden daha cesur çıktın." Kahkahalarımız karlı havada yankılandı. "Hadi kardan adam yapalım," dedim coşkulu bir sesle. Arif hemen atıldı. "Adını ne koyalım?" "Ah Arif," dedim gözlerimi devirerek. "Her şeye bir ad koyma huyundan vazgeçmedin mi hâlâ?" Arif gülümsedi: "Ama hep orijinal isimler buluyorum, değil mi? Bak mesela Nuri'ye 'Mangal Yürek' ben taktım. Sana 'Van Kedisi' dedim. Kime lakap taksam, gerçek adını unutuyor." Başımla içeri giren Yüzbaşı'yı işaret ettim. "Şu buzdan adama da bir isim bulsana." Arif kahkaha attı. "Ona isimleri sen takıyorsun zaten!" Nuri merakla sordu. "Ne isim takmış ki ona?" Arif, Nuri'yi dirsekledi. "Bir şeyi de bilme Nuriciğim. Bir şeyden de geri kal." Nuri alıngan bir ifadeyle, "İşte yine başladı Van Kedisi. Her şeyi o yapıyor, sonra birisi bir şey söyleyince hemen üste çıkıyor." Arif şakacı bir tavırla, "Alıngan mı oldun sen?" Nuri kollarını bağladı. "Bak gördün mü?” "İkiniz süpersiniz ya," dedim, kardan adamın etrafında şakalaşırken. Kollarımızı sıvayıp işe koyulduğumuz sırada, Yarbay Tim-7'yi acil görevle çağırdılar. Yarım kalan kardan adamın başında, hayatımda hiç gülmediğim kadar gülerek revire döndüm. Gece boyunca düşüncelerimle baş başa kaldım. Geleceğim belirsizdi, kararsızdım. Tim-7'nin ani çıkışıyla gruptan ayrı düşmüştüm. Sabaha karşı, kalbimi paramparça eden bir haberle uyandım. Ortalık mezarlık gibi sessizdi. Revirdeki doktora, "Ne oluyor? Neden bu kadar sessizsiniz?" diye sordum. Doktorun boğazı düğümlenmiş gibiydi, tek kelime edemedi. Nuri'nin hediye ettiği üniformayı giyip dışarı çıktım. Avludaki yarım kalan kardan adama baktım. "Seni bugün tamamlayacağız, tamam mı? Yaza kadar erimek yok!" Tam o sırada Tim-7 karakola girdi. Ama bir kişi eksikti. Sanki tüm hayatımdan bir parça kopmuştu. "Ne bu haliniz?" diye sordum. Arif bile gülmüyordu. "Arif, ne oldu?" Yüzlerindeki ifadeden bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım. Gözlerim Tim-7'nin üzerinde gezindi. Yüzbaşı Baran karşımda küçülmüş, yıkılmış bir halde duruyordu. O mağrur, dik duruşlu adam şimdi ağzını bile açamıyordu. "Nuri nerede?" diye sordum. Saklamaya çalıştılar ama gözlerindeki yaşlar her şeyi anlatıyordu. Arif dayanamayıp uzaklaştı, omuzları titreyerek. "Poyraz," dedim. Başını çevirdi. "Latif," dedim. O da bakamadı. "Oğuz, sen söyle!" Boğazım düğümlenmişti. Herkes ne olduğunu biliyordu ama kimse konuşmaya cesaret edemiyordu. Yüzbaşı Baran'ın karşısına dikildim. "Sen söyle Baran. Lütfen. Nuri nerede?" Gözleri yaşlarla dolmuştu. Onu yumruklamaya başladım. "Dilini mi yuttun be adam? Söyle, ne oldu Nuri'ye!" Bir yutkundu, adem elması hareket etti. "Şehit..." Çığlığım gökyüzüne yükseldi. "Onun eşi ve çocukları vardı!" O anda bir desteğe ihtiyacım vardı. Kim olduğuna bakmadan Baran'ın omzuna başımı dayadım. Beni itmedi, terslemedi de. Saçımı okşamadı belki ama elini omzuma koyup sıktı. "Şehitlere ölü denmez Van Kedisi. Biz şehitlerin arkasından feryat etmeyiz. Hepimizin arzusu bu mertebeye ulaşmaktır." Avludaki yarım kalan kardan adam, Nuri'nin anısına sessiz bir tanık gibi duruyordu. Tim-7 artık bir kişi eksikti. Onlar karakola girerken, ben kardan adama yaklaştım. "Seni bitireceğim," dedim, kar tanelerinin üzerime düşüşünü hissederek. "Tek başıma olsam da seni tamamlayacağım." Saatlerce uğraştım. Ellerim donmuş, parmaklarım hissizleşmişti ama durmadım. Sonunda kardan adam tamamdı. Yanına bir kardan kadın yaptım. İkisi el ele tutuşurken, aralarına minik bir kardan çocuk ekledim. Nuri'nin hediye ettiği atkıyı ve bereyi çıkardım, kardan ailenin karşısına oturdum. Sabah başladığım bu tablo, akşam karanlığı çökene kadar devam etti. Dizlerimi karnıma çekip, kar üstünde titreyerek onları izledim. "Geç oldu." Yüzbaşı Baran'ın sesiyle irkildim. Arkamda durmuş, beni izliyordu. "Dışarısı soğuk. Hastalanacaksın." Ama kıpırdamadım. O gün hiçbir şey yememiştim. İçeri bile girmemiştim. Baran gelip beni omuzlarımdan tutup kaldırdı. Baran'ın omzuna yaslanarak revire doğru yürürken, boğazımda düğümlenen soruyu sordum: "Ailesine ne olacak?" Baran'ın sesi sertti, ama altında bir sıcaklık vardı: "Onlar önce Allah'a, sonra devlete emanet. Tabii biz de ailesiyiz." Revire vardığımda yatağa uzandım. Ama üşüyordum. Titremem Baran'ın dikkatinden kaçmadı. Üstüme iki battaniye daha örttü. "Dışarıda çok kaldın. Terledin, terin üzerinde kurudu. Soğuk almışsın." Omuz silktim. "Önemli değil. Birkaç güne geçer." Ama titremem dinmiyordu. Sonraki anları net hatırlamıyorum. Hayal meyal doktorların "Ateşi var,", "Ateşini düşürmeliyiz," dediklerini duyuyordum. Kaç gün, kaç saat ateşler içinde kaldığımı bilmiyordum. Gözlerimi açtığımda, Yüzbaşı Baran karşı koltukta uyuyordu. Yüzü yorgun, saçları dağınıktı. İçime bir korku düştü: "O da mı hasta? Ona da mı bir şey oldu?" Yatağımdan kalkmaya çalıştım, ama başım döndü. Hafif bir iniltiyle geri yaslandım. Baran irkilerek uyandı. Gözleri hemen bana odaklandı. "Ne yapıyorsun?" diye sertçe sordu, ama sesindeki endişeyi duyabiliyordum. "Sen..." diye kekeledim. "Neden buradasın?" Yüzündeki ifade yumuşadı. "Çünkü seninle kimse baş edemez," dedi, alaycı bir tonla. "Doktorlar bile." ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD