Kusmuk Komutan

1242 Words
Elif / Van Kedisi Dumanın etkisi tam geçmemişti. Baş dönmesi, mide bulantısı devam ediyordu. Doktorlar oksijen maskesi takıyor, damar yoluyla serum veriyorlardı. O sırada kendini Yarbay Eşref Karol olarak tanıtan yüksek rütbeli bir asker içeri girdi. Babacan, sıcak tavırlı biriydi. Yüzbaşının içime saldığı korku, onu görünce dağılmış, yerini güvene bırakmıştı. Yarbay, şefkatle yatağımın kenarına oturdu. "Bir isteğin, bir ihtiyacın olursa, buradayım kızım. Hiç çekinmeden bana gelebilirsin." "Teşekkür ederim komutanım. Allah sizden razı olsun," dedim, gözlerim dolmuştu. Yarbay ayağa kalkarken. "Seni dinlenmen için rahat bırakayım. Doktorlar işini rahatça yapsın." Yarbaydan aldığım cesaretle, "Komutanım..." dediğimde durdu, soran gözlerle bana baktı. "Sizden önce biri geldi." Gözlerini kısıp,”Kim geldi?" diye sordu. "Adını bilmiyorum. Çok sinirli, sert biri vardı ya... O." Yarbay düşünceli bir ifadeyle kaşlarını çattı. Kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. Daha açık olmak için, "Hani, üstüne kustuğum yüzbaşı..." Yarbay'ın dudakları titredi. Gülmemek için kendini zor tutuyordu. "O mu?" "Evet, o... üstüne kustuğum komutan. Beni çok korkutuyor." Yarbay kendini tutamadı. Eli ağzına gitti, kahkahalar patladı. Şaşırmıştım. Yanlış bir şey mi söylemiştim? Mahcup oldum. Başımı öne eğdim. Yarbay, gözleri ışıldayarak, "Sen hiç merak etme kızım. Ben o Kusmuk Komutan'a haddini bildiririm!" Güle güle çıktı. Koridordayken bile kahkahaları duyuluyordu. *** Yüzbaşı Baran Aksoy/ Kusmuk Komutan Yarbayın yanından çıktıktan sonra doğrudan eve gittim. Sıcak suyun altına girdiğimde, gözümün önüne o anlar geldi: Alevlerin ve dumanın içinde, "Elini uzat!" diye bağırdığımda, kızın gözleri kapanmak üzereydi. Sesimi duymuş, zayıf bir tepki vermişti. Sonrası yoktu. Kollarımda taşırken, bedeni tamamen hareketsizdi. Arif, endişeyle başımda dikilmişti, "Komutanım, kız öldü mü?" "Ağzını hayra aç, Arif!" diye hırladım. Üstü yanmış, yüzü is dumanı içindeydi. Timimdeki askerler etrafımıza toplanmıştı. "Yer açın! Temiz hava alması lazım!" Elini nabzına götürdüm. Kulağımı göğsüne dayadım. Yaşıyordu. Ama nefesi darmadağındı. Arkadan bir asker bağırdı, "Komutanım, boğuluyor! Yan yatırın!" Hemen yan çevirdim. Nefesi düzelmedi. Aynı ses tekrar uyardı, "Temiz hava!" "Açılın! Kızı revire taşıyalım!" Kucağıma alıp askeri araca bindirdim. Yolda, bir an nefesi tamamen kesildi. Arif panikledi, "Suni teneffüs yapın, komutanım! Kız gidecek!" Düşünmeden burnunu sıkıp, dudaklarından nefes verdim. Birkaç kez tekrarladığımda, kız derin bir nefes aldı. Arif rahatlamıştı. "Kurtuldu, komutanım! Hayat öpücüğünüz işe yaradı!" Sinirlerim o kadar gergindi ki, Arif’in şakasına aldırmadım bile. Sıcak su tenimi yumuşatırken, gözümün önüne o yeşil gözler geldi. Kiraz gibi dudakları... Kulağımı göğsüne dayadığımda, bembeyaz teninin hafifçe inip kalkışı... "Tövbe estağfirullah! Ne düşünüyorum ben böyle?" Suya uzunca daldım. Kusmuk bulaşan üniformamı makineye atmıştım. Sivil kıyafetlerle dışarı çıktım: Kot pantolon, tişört, spor ayakkabı... Hakkari’nin soğuğuna karşı da montumu giydim. Her zamanki kafeye uğradım. Garson sipariş için yanıma geldi. "Komutanım, her zamankinden mi?" Normalde kaçak çay dışında bir şey içmezdim. Ama konuşmaya çalıştığımda, boğazımın yandığını hissettim. Kısık bir sesle, "Hayır... Boğazım yandı. Dumana maruz kaldım. Ne iyi gelir?" Sesim çıkmıyordu. Garson düşündü. "Belinay Ablaya sorayım, o daha iyi bilir." Kısa süre sonra Bilinay Abla, elinde kulplu bir bardakla geldi. "Baran, hayırdır oğlum? Bir şeyin mi var?" Karşıma oturdu. Boğazımı temizleyip cevap verdim. "Korkulacak bir şey yok, Belinay Abla. Bugün aşırı dumana maruz kaldım. Boğazım yandı biraz." Belinay Abla gülümsedi. "Sana ballı süt yaptım." Elimi kaldırıp bardağı ittim. "Abla, ne sütü? Arkadaşlar görürse 'süt çocuğu' diye dalga geçerler! Kaldır şunu Allah aşkına!" Belinay Abla, elinindeki bardağı sallayarak diretti. "Yok canım, 'süt çocuğu' derler diye sıyrılamazsın! Bu ballı sütü içeceksin. Sana bir de sıcak su kaynatıp içine bir dilim elma, biraz muz ve limon sıkacağım. Sesin açılır." "Abla, süt falan bozar deli kanlı adamı!" Belinay Abla kaşlarını çattı. "Anneni arattırma çocuk!" Boyun eğdim. Annemin en yakın arkadaşıydı. Gençlik yıllarından beri ikisi kanka gibiydi. Eğer iki üç günde bir uğramazsam, annemi arayıp rapor verirdi. Tim-7'deki arkadaşları fazla zorladığımda, soluğu onun yanında alırlardı. Hazırladığı ballı süt ve meyveli karışımı içtiğimde, boğazımdaki yanma hafifledi. Şaşırmıştım. Belinay Abla gülümsedi. "Nasıl, iyi geldi mi?" "Abla, ellerinde şifa var. Allah razı olsun." "Yarasın aslanıma." Sonra duraksadı. Yüzündeki ifade değişti. "Sen iyi misin abla?" diye sordum. "Baran... oğlum. Annen de ben de senin için çok endişeliyiz." Mevzuyu anlamıştım. "Abla, lütfen! O konu kapandı. Konuşmak istemiyorum." Belinay Abla iç çekti. "İşte bunun için endişeliyiz be oğlum. Kimseye anlatmıyorsun, kimseyle konuşmuyorsun. İçine kapandın." Ayağa kalktım. "Gidiyorum." Belinay Abla "Tamam, otur!" dese de dinlemedim. Aklıma başka bir şey gelmişti. Belinay Ablanın hazırladığı bu karışımları, karakolda revirde yatan o kıza içirebilirdim! Kendine geldiğinde, rahat rahat sorguya çekerdim. Kamyonda ne işi vardı? Öğrenmem gerekiyordu. Belinay Abla "Baran, dur!" diye arkamdan seslendi. "Abla, halletmem gereken acil bir iş var. Sonra uğrarım," diyerek cafeden hızla çıktım. Belinay ablanın hazırladığı karışım için gerekli olanları alıp yola koyuldum. Karakolun avlusuna vardığımda, bir ses "Kusmuk Komutan!" diye bağırdı. Yanımdaki Poyraz'la şaşkınlıkla birbirimize baktık. "Yarbay kimi çağırıyor, Poyraz?" "Valla anlamadım yüzbaşım. Kaç saattir 'Kusmuk Komutan' deyip kendi kendine gülüyor." "Halla halla!" dedim, şaşkınlıkla. Tam o sırada Yarbay pencereden başını uzattı. "Sana dedim, sana! Kusmuk Komutan!" O kadar şiddetli gülüyordu ki, neredeyse pencereden düşecekti. O an aklıma dank etti. Bana diyordu. Kız üstüme kustuğu için bana lakap takmışlardı! Dişlerimi sıkıp bağırdım. "ARRİİF!" Sesim tüm karakolda yankılandı. Yarbay dışında kimsenin sesi çıkmıyordu. Hızla revire daldım. Arif, doktorlar, hemşireler... Hepsi oradaydı. Kız yataktan doğrulmuş, gözleri fal taşı gibi açılmış, bana bakıyordu. Korku dolu gözlerle yüzüme baktılar. "Size burada olanlar aramızda kalacak, kimse duymayacak, yoksa sizden sorarım, demedim mi?" Karşımda titremeye başladılar. "Yemin ederiz, kimseye bir şey anlatmadık!" "Siz anlatmadıysanız, Yarbay nereden öğrendi? Sabahtandır 'Kusmuk Komutan' diye dalga geçiyor!" Başlarını öne eğdiler. Hışımla kıza döndüm. "Yoksa sen mi söyledin?" Yutkundu, kekeledi. "N-neyi söyledim? Kime söyledim?" O olduğunu anladım. "Demek bana lakap takarsın ha, öyle mi? Ben sana ne yapacağımı bilirim!" Parmağımı ağzıma sokup, "BÖĞĞ!" diyerek üzerine kustum. Gözleri doldu. Bir damla yaş aktı. "İğrençsin..." dedi, ağlamaklı bir sesle. "Sen üstüme kusup millete rezil ederken iyiydi. Ben yapınca mı iğrenç oldu?" "Bilerek yapmadım! Kim böyle bir şeyi kasıtlı yapar?" Sinirim hâlâ geçmemişti. "Yarbay Eşref'e de mi sen anlatmadın?" diye bağırdım. Cevap vermedi. Yüzünü buruşturdu, burnunu tuttu. "Ben ne yapacağım şimdi..." diye kendi kendine mırıldandı. "Nerede yıkanacağım?" Ellerine bulaşan kusmuğumu silkeledi. "Hiç üstüm yok, hepsi yandı..." Bir adım geri attım. Yaptığımdan suçluluk duydum. Kızın mırıldanışları içimi burktu. Elimdeki poşetlere bakıp Arif'e döndüm. "Arif, gel benimle." Dışarı çıktık. Arif korka korka peşimden geldi. "Geldim, komutanım." Poşetleri uzattım. "Bunları alıp aşağıya, yemekhaneye iniyorsun. Bir bardak ballı süt, bir bardak da sıcak su kaynatıp bunları karıştırıyorsun. Anlaşıldı mı?" Arif şaşkınlıkla başını salladı. "Anlaşıldı, komutanım. Da sen nereye gidiyorsun?" "Sen dediklerimi yap. Ben bir yere uğrayıp geliyorum." Hızla karakolun dışına çıktım. Yakındaki bir giyim mağazasına girdim. Tezgahtar şaşkınlıkla baktı. "Komutanım, size nasıl yardımcı olabilirim?" Revirdeki kızın ölçüleri ile Rojin’in ölçüleri neredeyse aynıydı. Onu kamyonetten çıkardığımda hemen anlamıştım. Beden ölçülerindeki benzerlik, beni kıza karşı daha da acımasız yapmıştı. Ona her baktığımda karşımda Rojin var sanıyordum. "Genç bir kız için üst, pantolon, iç çamaşırı, her şey lazım." Tezgahtar imalı bir şekilde gülümsediğinde,” Gülme, işini yap,” diye çıkıştım. Tezgahtar kız,” Komutanım bana kızın ölçülerini verirseniz daha çok yardımcı olabilirim,” dedi. “ Sen bana reyonları göster, ben hallederim.” Kız reyonları gösterdiğinde,” Tanıdık biri gelince uyar,” dedim. Tam gülümseyecekken ters ters baktığımda, başını eğip uzaklaştı. Poşetleri alıp karakola döndüğümde, Arif yemekhaneden çıkıyordu. Elinde ballı süt ve sıcak karışım vardı. "Komutanım, hazır." "İyi. Şimdi bunları revire götür, kıza içir. Ben birazdan geleceğim." Arif,” Ooo komutanım…” dediğinde, “ Arif, senin kafanı kırarım at yarrağı! Kız bir an önce iyileşsin ki sorguya çekebileyim.” diye sözünü kestim. Arif şaşkınlıkla,” Anladım komutanım,” dedi. Sonra gözleri poşetlere takıldı. "Komutanım, bunlar ne?" “ Bunlarda kız için üst baş… ‘Giyecem bir şeyim yok’ dedi. Ondan aldım.” Elimdekileri Arif’in koluna takıp,” Bunları da ona ver.” dedim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD