'Öğrencim olmak ister misin? Herkesten güçlü olmak ister misin? Kara Büyücü olmak ister misin?'
Masamune yaşlı büyücünün teklifi karşısında afalladı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Bunca zaman güçlenmek istemiş, onu ezenleri ezmek istemişti. Şimdi karşısındaki adam onu eğitmeyi teklif etmişti. Hem de sıradan bir büyücü olarak değil. Yıkımın Habercileri olan Kara Büyücüler' den biri olmayı teklif etmişti.
'Ben k-kabul ediyorum. Usta.'
Masamune' nin ağzından bu sözcükler dökülmüştü. İhtiyar büyücünün tek bir el hareketiyle Masamune' yi tutan ağaç el tekrar yerin içine girdi. Masamune ayağa kalktı. Karşısındaki adama bakmaya başladı.
'İsmini söyle çocuk.'
'Masamune.'
'Masamune. Benim adım Seth. Artık senin ustanım. Bana secde edip saygını göster.'
Masamune yere kapanıp secde etmeye başladı. Bir süre sonra Seth kalkmasını söyledi.
'Masamune. Şu anda dantianın bile yok. Ama hemen oluşturulacak. Dantianının henüz olmaması senin açından daha iyi olacaktır. Elini kes.'
Masamune Seth' in uzattığı hançeri aldı. Hançerin demiri simsiyahtı. Kabzası ise koyu mor renkteydi. Hançeri elinin üstüne getirdikten sonra elini kesti. Akan kan yere damlarken Seth elini düz tutmasını söyledi. Masamune elini düz tuttu.
'Bu canını çok yakacak.'
Seth başka bir hançerle kendi parmağının ucuna bir delik açtı. Kanı koyu mor renkteydi. Masamune onun kanına bakarken o Masamune' nin eline bir damla kan damlattı. Masamune' nin kanıyla temas eden kan hemen yayılmaya başladı. Masamune' nin kanı renk değiştiriyordu! Koyu mor renk kanına yayıldı ve kesikten içeri girdi. Kan içeri girip de büyü tamamlandığı zaman kanın rengi tekrar eski haline dönmüştü. Masamune acı çekmeyi bekliyordu ama bir şey olmamıştı. Seth' e baktı.
'Acıtması gerekmiyor muydu?'
'Kalbine ulaşması biraz zaman alır.'
Seth' in cevabını bitirmesiyle Masamune yere yığıldı. Bütün bedeni tarifsiz acılar çekiyordu. Acı öyle olmuştu ki Masamune çığlık bile atamıyordu. Yerde bir sağa bir sola yuvarlanmaya başladı. En son bacaklarını karnına doğru çekerek acının geçmesini beklemeye başladı. Sonunda acı yavaşça geçti. Masamune ayağa kalktı. Kendine tam gelememişti. Önünü bile net görmüyordü. Gözlerini ovuşturdu. Görüşü yavaş yavaş yerine gelirken etrafına bakmaya başladı. Büyücü yoktu. Sadece yerde bir kitap duruyordu.
Masamune kitaba bir süre baktı. Sonra bir şey farketti. Etrafındaki her şeyi hissedebiliyordu! Yeryüzü ve gökyüzünü bile hissedebiliyordu. Masamune dantianını oluşturduğunu anladı. Ama enerji nasıl kullanılır bilmiyordu. Bir savaşçı değildi. Kara büyücüydü. Ustası onun acıları bittiğinde ortadan kaybolmuştu. Etrafına bakıp ustasına seslendi. Ama yanıt olarak sadece sessizlik vardı.
Bunun ardından önündeki kitaba bakmaya başladı. Ustası giderken ona bir kitap bırakmıştı. Bu kitap önemli olmalıydı. Kitabı eline aldı ve kapağına baktı. Lanetli Dokunuş isimli bir büyü kitabıydı. Ustası ona bir saldırı büyüsü bırakarak gitmişti. Artık kendisi ezilmeyecekti. Bu tekniği öğrendikten sonra ona acı çektirenlere acı çektirebilirdi. İlk sayfayı açarak okumaya başladı. Kitapta kara büyücülerin her saniye etrafındaki şeylerin enerjisini sömürdüğü yazıyordu. Bu sayede kara büyücülerin meditasyon yapmalarına gerek yoktu. Lanetli Dokunuş büyüsü bir canlının ya da cansız nesnenin dokunduğun yerinden başlayarak çürüyüp geride iz bırakmayacak şekilde kaybolmasını sağlıyordu. Bu büyü büyük bir lanetti. Dokunduğun kişi iz bırakmadan yok oluyordu. Belki de yüksek acılar içinde. Masamune heyecanlandı. Bu insanlar içinde kullanılmaması gereken bir büyüydü. Kitabı okumaya devam etti. Kitapta yazdığına göre bu büyünün 3 seviyesi vardı. Birinci seviye dokunduğun yerden başlayarak yok etmeyi sağlıyordu. İkinci seviyesinde ise bu dokunuş ellerle sınırlı kalmıyor bedeninin herhangi bir noktasıyla gerçekleştirebiliyordun. Son aşamasında ise laneti uygulamak için dokunmaya veya ellere gerek yoktu. Sadece odaklanarak lanetleyebiliyordun. Masamune bu okuduklarından sonra iyice heyecanlandı. O gün akşama kadar kitabı okumaya devam etti. Açlık veya susuzluk hissetmiyordu. Tek istediği şey daha fazla okumaktı. Ertesi sabaha kadar kitap okuyan Masamune artık gözlerini zorlukla açık tutuyordu. Ama buna karşın kitabı neredeyse bitirmişti. Okula gitmemişti ve okuma bilmiyordu. Ama okuyabiliyordu. Buna şaşırıp dururken bilmediği şey o kitabın sadece kara büyücülerin okuyabildiği Henga alfabesiyle yazılmış olduğuydu.
Henga alfabesi sadece kara büyücülerin hafızasına kazınan bir alfabeydi. Kara büyücüler bu alfabeyi doğuştan bilirlerdi. Masamune yeni kara büyücü olduğu için yeni öğrenmişti. Kitabı okumayı bitirdiğinde uyumaya karar verdi. Uyanınca ormandaki ağaçlar üzerinde deneyerek büyüyü öğrenmeye çalışacaktı. Kendi evimolan mağaraya doğru yola çıktı. Kasabadaki insanlar ona kalacak yer vermediği için ormanda kendine bu mağarayı bulmuştu. İçini yapraklarla doldurduğu bir kumaştan olan yastığı ve kasaba terzisinin iyi tarafına denk gelip de ona verdiği çöp olarak nitelenen bir parça bezi vardı. Çok sıcak değildi ama idare edebilirdi. Mağara kasabaya yakın olduğu için şanslı hissediyordu. Uzun bir mesafe yürüyebilecek durumda değildi. Mağarasına geldiğinde içeri girdi ve heme üstünü örtüp uyudu.
----------
Başka bir yerde...
----------
Yaşlı adam ormanda yürümeye devam ediyordu. Siyah cübbesiyle bu Seth' den başkası değildi. Durmadan düşünüyordu. O çocuğu kara büyücü yapmıştı. Hatta bunun için kan takası yapmıştı. Bu normalde yasak olan bir yoldu. Kara büyücü olmayan birini dönüştürmek en katı cezaları gerektirirdi. Ama yaşayan kara büyücüler arasında ona ceza verebilecek kimse yoktu. Ondan daha güçlüsü yoktu. Seth 78. Seviye bir kara büyücüydü. Normalde 1. Seviye bir kara büyücü 10. Seviye normal büyücü ile eşit savaşabilecek güçteydi. Bu Seth' i yenilmez yapıyordu. Ama sayı avantajıyla beraber karşısında kara büyücüler olunca işler değişirdi. Tek tek gelseler Seth hepsini öldürebilirdi. Ama eğer birleşirlerse Seth hepsine karşı savaşamazdı. Ölümsüz olduğu için öldürülemezdi ama mühürlenebilirdi. Buna karşı koyamazdı. Kara büyücülerin mührünü de ancak bir kara büyücü açabilirdi. Ama Masamune' yi bunun için dönüştürmemişti. Onu dönüştürme sebebi aslında dantianı olmadan enerjisini gizleyebilmesi ve Seth' in onda hissettiği öldürme isteğiydi. Birinin bu kadar öldürme isteği yayması dantian olmadan imkansızdı. Ancak kanında özel bir şeyler olanlar bunları yapabilirdi. Seth bu çocuğun kara büyücü soyundan geldiğini anlamıştı. Ama kara büyücü soyundan gelen birinin kara büyücü olarak doğmamasının bir sebebi olabilirdi. O da bir melez olmasıydı. Bu durumda babası kara büyücü annesiyse normal bir insan olmalıydı. Çünkü annesi kara büyücü olsaydı bu çocuk ölü doğardı. Bir melez dünyaya geldiği zaman ebeveynleri ölür ve bedenlerindeki bütün güçleri çocuğa aktarılırdı. Sonrasındaysa bedenleri buharlaşır ve geriye bir şey kalmazdı. Seth bu yüzden Masamune' ye Lanetli Dokunuş büyüsünü bırakmıştı. Lanetli Dokunuş sadece bir melezin kullanabileceği bir büyüydü. Melezler normal kara büyücülerden daha güçü olurlardı. Ama zamanla duygularını kaybederlerdi. Geriye sadece bir istek kalırdı. Acı çektirme isteği...
----------
8 saat sonra
----------
Masamune uyanmıştı ve ağaçlardan topladığı meyvelerden yiyordu. Karnını doyurduktan sonra dışarı çıktı. Artık deneme zamanı gelmişti. Bu büyüyü kullanmak için büyünün adını söylemeden sadece kara enerjiyi elinde toplamak ve bir şeye dokunmak gerekiyordu. Masamune odaklanmaya başladı. Kara enerjiyi hissetmeye çalışıyordu. Odaklanmaya devam etti. Ama hiçbir şey hissedemiyordu. Bütün gün denemesine rağmen hiçbir şey hissedememişti. Üzgün bir şekilde kasabaya gitti. Onu görenler yine yolunu değiştiriyor, bazıları tiksinerek bakıyordu. Masamune buna alışkındı. Artık fazla takmamaya karar verdi. Aklında liderin evinin oraya gitmek vardı. Dün gelen savaşçı hala burada olmalıydı. O adamı biraz daha incelemek istiyordu. Görünüşü çok hoşuna gitmişti. Liderin evinin bulunduğu sokağa yaklaştığında gittikçe artan bir kalabalıkla karşılaştı. İlerden bağırma sesleri geliyordu. Kalabalığın içinden en öne geçmeye çalışırken yine çarptığı insanlar onu iterek karşılık vermişti. Onlara aldırmadan en öne çıktığında ise kasaba liderinin savaşçının önünde yerde sürünmekte olduğunu gördü. İnsanların aralarında konuşmalarından duyduğu kadarıyla lider bu savaşçıya saygısızlık etmişti. Bu savaşçıda lideri öldürmeyi planlıyordu.
'Lütfen yüce savaşçı canımı bağışlayın. Ne isterseniz yapmaya hazırım.'
Lider hayatı için yalvarıyordu. Savaşçı ise gür sesiyle bağırdı.
'Seni çöp parçası! Bana yaptığın saygısızlığın bedelini ancak canınla ödeyebilirsin!'
Savaşçı kılıcını kaldırdı. Sonra butün gücüyle indirerek liderin kafasını uçurdu. Görenler korku dolu bakışlar atarken savaşçı kılıcı kirlenmiş gibi kılıcını liderin elbiselerine sürerek temizledi. Etraftaki herkes savaşçıdan geri çekilirken Masamune liderin yuvarlanan kafasına bakıyordu. Bu adamı hiç sevmezdi. Bu adam kasabanın kalanından daha kibirli davranır ve onu aşağılardı. İçinde karışık duygular vardı. Bu adamın ölüşüne sevinmişti ama kendisi öldüremediği için üzülüyordu. Sonrasında savaşçıya bakmaya başladı. Savaşçı bağırdı.
'Hey sen! Çocuk. Kime baktığını sanıyorsun? Sana bana bakabileceğini söyledim mi!?'
Masamune şaşırmıştı. İlk başta özendiği bu savaşçı artık iğrenç, kibirli bir insan gibi konuşuyordu. Savaşçı Masamune' ye doğru gelmeye başladı. Bütün kasabalılar geri çekilirken Masamune hareket etmiyordu. Bu adam da artık kibirli bir pislikti. Masamune ustasının sesini duyuyordu.
Sakın geri adım atma.
Masamune etrafına baktı. Ama ustası yoktu. Ses sanki beyninde yankılanıyor gibiydi. Ustası ona veri çekilmemesini söylüyorsa ustasına itaat edecekti. Masamune savaşçı yanına gelene kadar bekledi.
'Çocuk. Yere kapan ve hayatın için yalvar. Bu sayede belki canını bağışlarım.'
Masamune adamın yüzüne bakmaya devam ediyordu. Geri çekilmemesi demek ona boyun eğmemesi demekti. İçten içe tedirgin olsa da ustasına itaat edecekti.
'Sana yere kapanmanı söyledim!'
Savaşçı tekrar bağırdı. Ama Masamune artık bu adamı da intikam listesine yazmıştı. Onun dediğini yapmaya niyeti yoktu. Kaşları çatılmaya başlamıştı. O an fark etmediği şey yine öldürme isteği yayıyor olmasıydı. Bu seferki o kadar büyük bir istekti ki dantianları olmayan kasaba halkı bile tedirgin olmuştu. Savaşçı bunu hissettiği anda kılıcını kaldırıp Masamune' ye doğru savurdu.
İşte o an...
Her şey yavaşladı. Masamune kendine doğru gelen kılıcı görebiliyordu. Bedeni de yavaşlamıştı ama bilinci aynı hızdaydı. Kendi kalp atışlarını hissedebiliyordu. Bedeninde içinde akan kendi kanına karışık mor kanı hissedebiliyordu. Dışarı çıkmak isteyen bir şey olduğunu hissedebiliyordu. Sanki tek yapması gereken izin vermekmiş gibi. Bi anda Masamune' nin bedeninden yayılan dalga savaşçının geri doğru kaymasına, kasaba halkınınsa yere düşmesine sebep oldu. Savaşçı şaşkın gözlerle Masamune' ye bakıyordu.
'Bu nasıl olabilir? Senin dantianın bile yok.'
Savaşçı bunu söyledikten sonra asıl gerçeği fark etti. Bu çocuğun dantianı vardı. Hemde kendi dantianından 20 kat daha çok enerjiyle doluydu. Bu çocuğa karşı en ufak bir şansı yoktu. Masamune yayılan dalgadan sonra yere doğru bakıyordu. Kafasını yavaşça kaldırdı. Direkt olarak savaşçının gözlerine bakıyordu. Savaşçıysa onun mor gözbebeklerinde ölümünü görüyordu! Savaşçı kaçmaya çalıştı ama bacaklarını hareket ettiremedi. Masamune yavaş adımlarka ona yaklaşmaya başladı. İlerledikte her adımında öldürme isteği çoğalıyordu. Her adımında sanki ölüm tanrısıymış gibi bir aura yayıyordu etrafına. Savaşçı hareket edemeden olacakları bekliyordu. Yalvarmak istiyordu ama ağzını bile oynatamıyordu. Masamune savaşçıyla arasında bir adım mesafe kalana kadar yürüdü. Birkaç saniye savaşçıya baktıktan sonra kulağına eğildi ve o cümleleri söyledi.
'Lanet bedenini sararken atabileceğin en acı çığlıkları at...'