Bölüm 3: Kara Kral

1291 Words
5000 yıl önce... ---------- 4 kralığın güçlü olan bütün askerleri savaşa hazır bir şekilde bekliyordu. Krallar, generaller, komutanlar ve elit birlikler... Sayıları yaklaşık olarak 30 milyondu. Havada birazdan çıkacak savaşın kokusu hissedilebiliyordu. Bütün güçlü askerlerin enerjileri havada bir baskı oluşmasını sağlıyordu. Yanmış bir ormanın ortasında ezeli rakipler olan 4 krallık gücünü ortak düşmana karşı birleştirmişti. Karşılarındaki düşmansa sadece 1 kişiydi. Bütün krallıkların bütün güçlerini ortaya koyma sebebi sadece bir kişiydi. O kişi... İlk Kara Büyücü Henga' ydı. Kendi gücünü fark ettikten sonra krallıklarla olan ilişkisini kesmişti. Krallar ise onu tehdit olarak görüyorlardı. Hepsini kainattan silebilecek bir tehdit... Ruhlarını esir edebilecek bir tehdit... Gücünden herkes korkuyordu. Bu devasa ordu karşılarındaki bir kişiden ölesiye korkuyordu. Krallar, generaller kim olursa olsun ondan korkuyordu. Laneti daha önce krallıkları neredeyse yok ediyordu. Artık krallar bir konuda hemfikirdi. O da Henga' nın öldürülmesi gerektiğiydi. Bu kadar yüksek bir güç kimsede bulunmamalıydı. Sadece bir kişide olabilirdi. O da tanrıydı. Krallardan biri öne çıktı. 'H-Henga! Bizimle savaşabilecek kadar güçlü değilsin! Teslim ol!' Batı Tilki Krallığı kralı bunları söylerken cesur gibi görünmeye çalışsa da sesinin titremesine engel olamamıştı. Henga onlara bakmıyordu. Kralı duymuştu. Onumteslim olmaya çağırıyordu. Henga korkuyu hissedebiliyordu. Ama korkudan daha güçlü olan bir duyguya da sahipti karşısındakiler. O da koruma duygusuydu. Hepsi ailesini bırakarak gelmişti. Eğer Henga' yı öldürmeyi başaramazsalar ailelerinin en acı lanetlerle acılar içinde öleceğini biliyorlardı. Kara güç Henga' nın bütün duygularını yok etmişti. Sadece bir istek vardı. Acı çektirme isteği... Henga kıpırdamadan duruyordu. Krallar onun korktuğunu düşünüyorlardı. Bu saldırmak için en iyi fırsattı. 4 kral aynı anda saldırı emri verdiler. Elit birlik askerleri birden hücuma geçtiler. Hepsi hayatından vazgeçmişti. Saldırırken tek düşündükleri aileleriydi. Bunu eşleri ve çocukları için yapmalıydılar. Savaş naraları atan grup Henga' ya oldukça yaklaşmıştı. Arada sadece 50 metre kalmıştı. Hala hareket etmemesinden dolayı askerler Henga' nın karşı koymayacağını sanıyorlardı. Ama en büyük yanılgıları buydu. Hatta hayatlarına mâl olacak bir yanılgı. Fark etmedikleri şey Henga' nın büyü sözleri mırıldanıyor olduğuydu. Askerlerin Henga' ya ulaşmasına 20 metre kala Henga başını kaldırdı... Hücum eden bütün askerler durdu. Hareket edemiyorlardı. Onun gözlerini gören kimse hareket edemiyordu. Henga yine hareket etmiyordu. Sadece onlara bakıyordu. Parlayan koyu mor gözleriyle... Krallar şaşırmışlardı. 4 kral hariç bütün askerler, generaller,komutanlar hepsi kıpırdayamıyordu. Sonra birer birer diz çökmeye başladılar. Hepsi tek tek diz çöküyordu. Bütün askerler... Tek tek... Krallar korkuyla bu olayı izliyorlardı. Dehşete düşmüşlerdi. Her geçen saniye havadaki baskı azalıyordu. Askerleri diz çöktükçe havadaki korku artıyordu. Henga ise sadece bakıyordu. Sadece bir bakışla karşısındaki bütün askerleri diz çöktürebilen bu adam kim bilir daha neler yapabilirdi. Henga ilk kez konuştu. 'Siz... Cehenneme gideceksiniz. Bense cehennemin lordu olacağım.' Henga elini kaldırdı ve yukarıyı işaret etti. Krallar yukarıya baktıklarında gördükleri karşısında neredeyse kalp krizi geçireceklerdi! Yüzen bir adanın üzerinde aynı anda 100 kişinin girebileceği büyüklükte bir geçit vardı. Bu geçitten sürekli gelen ağlama ve çığlık sesleri belki de buradan krallıklarına kadar gidiyordu. Geçidin kapısı yavaşça açılmaya başladı. Aynı zamanda yüzen ada da alçalıyordu. Kapılar açılırken çığlık sesleri giderek artıyordu. Kapı açıldıkça içinden yanan bedenler çıkmaya başlamıştı. Derilerinin tamamı yanmış bu kişiler hayatlarında duymadıkları kadar acı ve çaresiz çığlıklar atıyorlardı. Kapının aralığında kaçmaya çalışan kişiler boyunlarındaki paslı zincirlerle geri çekiliyordu. Kimse kaçmayı başaramamıştı. Krallar artık bayılmak üzereydiler. Bu adam cehennemin kapılarını açmıştı! Bu adam şeytan mıydı? Yoksa ondan daha mı güçlüydü? Şeytan bile cehennemin kapılarını ayaklarının önüne getiremezdi. Ama o adam sanki çocuk oyuncağıymış gibi bunu yapmıştı. O sırada Henga'nın onlara doğru yürüdüğünü görmemişlerdi. Henga 200 metrelik mesafeyi tek adımda gelmişti. Birden arkalarında belirdi. Krallar arkalarında döndüklerinde çok geçti. Henga ağzını açmış ve ruhlarını söküyordu. Krallar acılar içinde çığlık atıyorlardı. Ruhları bedenlerinden sökülüyordu ve yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Tek yapabilecekleri çaresizce çığlık atmaktı. Acıya dayanamayıp yere yığıladılar. Yerde acılar içinde kıvranırken çığlık atacak halleri bile kalmamıştı. 4 krallığın en güçlü adamları şu anda önünde kıvranıyorlardı. Henga ruhlarını sökmekten vazgeçti. Bunun yerine onları diri diri cehenneme yollayacaktı. 'Onları al...' Henga' nın sözlerinin ardından geçitten 4 tane tasmalı zincir fırladı ve her biri bir kralı boynundan yakaladı. Yakalanan krallar elleriyle tasmadan kurtulmaya çalışıyorlardı. Ama tasmanın neresine dokunurlarsa elleri yanıyordu. Boyunlarını yakmayan tasma ellerini yakıyordu. Yavaş yavaş zincirler geri çekilmeye başladı. Krallar yerde direnmeye çalışarak kurtulmayı umuyorlardı. Ama içten içe hepsi bundan kurtuluş olmadığını anlamışlardı. Kuzey Yılan Krallığı kralı Henga' ya yalvarmaya başladı. 'Yüce Henga! Beni bağışlayın! Ben aciz bir köpeğim! Lütfen hayatımı bağışlayın!' Bunun üzerine zincirler durdu. Henga bir adımda yanlarında belirdi. Krallara doğru eğildi. 'Orada... Hayatını bağışlamadığınız herkesle karşılaşacaksınız. Benim sevdiklerimle de karşılaşacaksınız. Hani acımadan öldürdüklerinizle...' Bu sözlerin ardından zincirler öncekinden 4 kat daha hızlı çekilmeye başladı. Krallar artık yalvarmayı bırakmış çığlıklar atarak ağlıyorlardı. Henga ise onları umursamadan arkasındaki 30 milyon askere döndü. 'Ölüm Meleği Laneti: Ruhların Kralı!' Krallar artık cehenneme girmişler ve çığlıkları diğer çığlıklara karışmıştı. Kapılar yavaşça kapandı ve ada tekrar yükselmeye başladı. Sonra da gözden kayboldu. Henga' nın büyüsüyle birlikte bedeninden çıkan milyonlarca mor şerit bütün askerlerin göğsüne yapıştı. Henga' nın gözleri artık mor değil kırmızı bir şekilde parlıyordu. Ellerini yukarı kaldırıp indirmesiyle birlikte bütün şeritler uçlarındaki ruhlarla beraber Henga' nın vücuduna girdi. Henga yakaladığı ruhlarla daha da güçlenmişti. Her bir ruh onun gücüne güç katıyordu. Normal biri olsa bu kadar ruhla 50 seviye atlayabilirdi. Ama Henga seviye evresini çoktan geçmişti. Onun seviyesi yoktu. Gücü ölçülemezdi. Henga karşısında yatan 30 milyon cansız bedene baktı. Duygularını kaybettiği için herhangi bir şey hissetmiyordu. Arkasını döndü ve yürümeye başladı. 'Ruhsömüren Laneti: Fırtınanın 5. Yolu.' Henga' nın yaptığı büyüden sonra gökyüzünü bulutlar kapladı ve fırtına başladı. Yağmur yoktu. Sadece yıldırımlar ve rüzgar vardı. Her bir yıldırım düştüğü cesedi toza çeviriyordu. Rüzgar ise bu tozları uzak yerlere savuruyordu. Henga durdu ve ileriye doğru bakmaya başladı. Bir süre ileriye baktıktan sonra eğilip yere dokundu. 'Ölüm Getiren Laneti: Yaşatma.' Henga' nın bu büyüsünden sonra ise yer yarılmaya başladı. Bir insanın geçebileceği kadar yarıldıktan sonra bir el yukarı doğru uzandı. Henga yeraltından gelen hırıltıları dinledi. Sonra da boynundaki kolyeyi çıkarıp uzanan elin avcuna koydu. Sonra da isteklerini söyledi. 'Bunu kanımdan olan gelene kadar sakla. Geldiğindeyse ona ver.' Bu kolye Henga' nın gücünü barındırıyordu. Lanet gücünü... Henga güçlerini bu kolyeye aktarmıştı. Artık sıkılmıştı. Duygusuzluktan sıkılmıştı. Hep en güçlü olmaktan sıkılmıştı. Gücünün aynısını bu kolyenin içinde oluşturduktan sonra bunu kanından gelen birine bırakmıştı. Kendi gücünde en ufak bir azalma yoktu. Kendi gücü kadar bir güç oluşturmak biraz zor olsada imkansız değildi ve O bunu yapmıştı. Elin sahibi emirleri duyduktan sonra el yavaşça yeraltına geri girdi ve yarık kapandı. Henga gelecek zamanda gördüğü torununa bırakmıştı gücünü. Kara enerji sayesinde kehanette bulunabiliyordu ve gördüğü tek kehanet torunu hakkındaydı. Onun kendinden bile daha güçlü olmasını istiyordu. Bu işi de bitirdiğine göre artık yapacak tek bir iş kalmıştı. 'Parçalama Laneti: Güç Çıkarma!' Henga kendi gücünü çıkaracaktı! Artık duygusuz biri olmaktan sıkılmıştı. Artık en güçlü olmaktan sıkılmıştı. Akla hayale sığamayacak vahşetler oluşturmuştu. Krallıklar yok etmişti. İnsanlar hayatları için ona ne kadar yalvarırsalar öfkesi daha da artmıştı. Cehennemin lorduydu. Ama cehennem hep orada olacaktı. Lordunun bile ondan kaçmak gibi bir şansı yoktu. Gücü bedeninden çıkarken çok acı çekiyordu. Ama çığlık atmıyordu. Güçlüler çığlık atmazdı. Ama o güçlü olmaktan sıkılmıştı. Ve çığlık atmaya başladı. Gücü bedeninden çıkana kadar doyasıya çığlık attı. Ama çığlıklarının nedeni acı değildi. O hayatı yüzünden çığlık atıyordu. Güçlenmek istediğinde bu kadar büyük bir bedeli olduğunu düşünmemişti. Güçlenmek sevdiği herkese mâl olmuştu. Hayatta onu yalnız bırakmıştı. Tek başına uzun bir yolda ilerlemişti. Ve geldiği yer herkesten güçlüydü. Ama artık güç istemiyordu. Bütün gücünü bedeninden çıkaracaktı. Hiçbir gücü olsun istemiyordu. Dantianı bile olsun istemiyordu. Lanetin bütün gücünü kullanarak bedenindeki tüm gücü yok etti. Gücüyle beraber hafızasıda gitmişti. Bir süre baygın kaldı. Uyandığındaysa kendinin kim olduğunu bile hatırlamıyordu. Etrafına bakarak tanıdık bir şeyler aradı ama bulamadı. Ayağa kalktı ve yürümeye başladı birilerini bulmalıydı. Ona ne olduğunu anlatabilecek birini bulmalıydı. Ama bilmediği şeylerden biri de onun kim olduğunu bilen herkesin az önce acınası bir şekilde çaresizce ölmüş olduğuydu. Birkaç saat yürüdükten sonra önündeki şehiri gördü ve şehre doğru koşmaya başladı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD