Bu günlerde karma karışık günler yaşasam da yine de kafamı toplayıp hayatımla ilgili sağlıklı kararlar vermeye çalışıyordum. Vaktimin çoğunu evde oturarak geçirdiğim için depresyon beni tamamen kendine esir almış durumdaydı. İş bulamıyordum, eskisi gibi kızlarla vakit geçiremiyordum. Bu da beni derinden sarsıyordu.
Bu karma karışık dönemde sadece ben yaralı değildim.
En yakın arkadaşlarımdan birinin babası öldüğü için mutsuzdu. Diğeri yeni evlenmesine rağmen kocasının eski sevgilisinin aynı binaya taşınmasıyla gergindi sürekli. O kadınla ne zaman aynı binada karşılaşsalar akşam evlerinde kavga olduğunu söylüyordu. Bu durum onu üzdüğü kadar bizi de üzüyordu.
Üçümüzde bu akşam silkelenme zamanı diyerek kendimize biraz zaman ayırmanın en doğru olduğuna karar verdik. Kuzey gece nöbette olduğu için Aslı’yla birlikte marketten yiyecekler alıp Reyhan’ın evine geldik. Hadi sorunları geride bırakalım, gülelim eğlenelim kafasında olacağımıza her birimiz bir koltuğa oturmuş elimizdeki telefonları kurcalıyorduk.
Sıkıldım. Bu yüzden de telefonu sehpanın üstüne bırakıp kızlara doğru döndüm.
“Telefonda takılmak için mi toplandık burada?”
Aynı anda telefonlarını sehpanın üstüne bıraktılar.
“Haklısın, buraya toplanmamızın sebebi Reyhan. Anlat bakalım derdini, sana nasıl yardımcı olabileceğimizi düşünelim.”
Bacaklarını kalçasının altına alıp sıkıntıyla iç çektiğinde Aslı önündeki cips paketlerini açtı.
“Biliyorsunuz, balayından döndüğümde bu kızla ilk merdivenlerde karşılaştım. Burada ne işi olduğunu sorgularken komşulardan biri çıkıp Şenay alıştın mı binaya deyince beynimin yandığını hissettim. Yanımda olan Kuzey gerildiğimi fark ettiği an beni apar topar eve çıkardı. İkimiz de çok sinirliydik. Onun buraya taşınması kesin bizi gıcıklık olsun diyeydi. Huzursuz etmek istiyordu ve istediği de oluyor. Onun yüzünden Kuzey’le kavga ediyoruz sürekli.”
Koladan bir yudum alıp başımı iki yana salladım.
“Görmemezlikten gelsen olmuyor mu Reyhan?”
“Kuzey’de böyle diyor ama yapamıyorum. Düşünsenize aynı asansörde karşılaşmaları çok yüksek. Tamam, şimdi birbirlerine laf atmıyorlar ama bu hep böyle devam etmeyecek ya.”
“Kocana güvenmiyor musun?” diye soran Aslı’ya çevirdi bakışlarını.
“Güveniyorum Aslı. Benim huzursuz hissetmememin nedeni onunla sürekli karışılacak olmamız. Görümcemde inadına yapar gibi evlerinden çıkmıyor.”
Bu durumu yaşamayı düşünmek dahi istemiyorum.
“Kuzey ne diyor bu duruma? Eminim tepki veriyordur.”
“Vermez mi? Kaç kez kavga ettiler, adam baktı durduramıyor o zaman benim evime gelme dedi kardeşine. Evin borcu ayrı, karakoldaki durumlar ayrı adamın başını ağrıtırken bir de bunlarla uğraşıyor.”
Ayağa kalkan Aslı, “Adamın üzerine gitme,” dedi durgun ses tonuyla. “O istemedi ya Şenay’ın buraya taşınmasını. Hem Şenay’ın bir oğlu var eminim o da eski mevzuları kurcalamaz.”
“Çocuğu olsa ne olur ki, bekâr bir anne.”
“Ne değişecek Reyhan? Birbirlerini gördüklerinde birbirlerinin yüzüne bakmıyorlarsa, konuşmuyorlarsa görmezden geleceksin. Sürekli şüpheyle yaşarsan kendine, evliliğinize yazık edersin.”
Ofladığında, “Aslı haklı,” dedim. “Kuzey seninle evlenmek için ne kadar çabaladı. Hayat artık pahalı, onun memur maaşı, senin eczaneden aldığın maaşının gittiği yerler belli. Bir süre birbirinizin üstüne gitmeyin, sonra evliliğinizde büyük sıkıntılar oluşur.”
Başını sallasa da kafasında kuruyordu. Sehpanın üzerindeki telefonu titremeye başladığında, “Timuçin arıyor,” diyerek telefonu aldı. “Hayırdır inşallah. “Telefonu cevapladığında Aslı yanına oturdu.
“Efendim Timuçin? Kötü bir şey mi oldu?”
Elini göğsüne getirirken Aslı’yla göz göze geldik.
“Nasıl?”
Oturduğumuz yerde iki saniyede gerilirken, “Hangi hastanede peki?” dedi gözyaşları akmaya başladığında.
“Ne olmuş?”
Telefon ellerinin arasından düşerken, “Ne oldu?” dedi Aslı sesini yükselterek.
“Kuzey vurulmuş.”
*
Hastanenin koridorunu nefes nefese koşarken Reyhan’ı tutmamız imkânsızdı. Deli gibi etrafına kocasının nerede olduğunu soruyor, bizim daha fazla panik yapmamızı sağlıyordu. Telaşla evden çıktığımız için telefonları da yanımıza alamamıştık. Ne Cihangir’i ne de Mirza ağabeyi arayamadığımız için deli gibi dolanıyorduk hastanede.
“Dur be deli kız, nefes nefese kaldık. Endişelenme, kötü bir şey olsa haberi gelirdi.”
Gözyaşlarını silen Reyhan’ın kolunu tuttum. “Bekleyin burada, görevliye soracağım.”
Reyhan’ı yerinde tutmak zordu. “Dur yerinde, şimdi öğrenecek Aslı.”
“Miray, kötü bir şey olmamıştır değil mi? Basit bir yaralanma dedi ama emin olamıyorum.”
“Kötüyü değil iyiyi düşün. O zaman için rahatlatacak güven bana. Bak Aslı’da geliyor yanımıza.”
“Sarı alandaymış.”
“Bak göründü mü? O kadar da kötü değil demek ki.”
Onu ne kadar rahatlamaya çalışsak da eli göğsünde panikle yürüyordu.
Sarı alana geçtiğimizde gri bir kapının önünde bekleyen Mirza ağabeyi gördük. Reyhan, “Mirza abi,” diyerek bağırdığında hızla arkasını döndü. Beklemeden bize doğru geldiğinde Reyhan’ın yanında geçip kollarımı tuttu.
“Ne oldu? İyi misin, hastalandın mı? Konuşsana Miray.”
Kollarımı ellerinin arasından alıp şaşkınlıkla, “Benim bir şeyim yok abi,” dedim. “Kuzey için geldik.” Geriye doğru çekildiğinde gergin omuzları gevşedi. Gözleri ağlayan Reyhana sonunda kaydığında, “Bir sorun yok abisi,” dedi. “İyi merak etme.” Hâlâ kollarımın üzerinde ellerinin baskısını hissediyordum.
“Görmek istiyorum onu.”
“Görebilirsin Reyhan, ufak bir sıyrık endişelenme. Tansiyonu düştüğü için serum takılı, bir saat içinde çıkacaktık biz.”
Reyhan gerisini Kuzey’den duymak istiyor olacak ki bizi geride bırakarak odaya gitti. Üzerimde Aslı’nın sorgulayıcı bakışları varken bende Reyhan’ın peşinden gittim. Bu adam neden böyle davranmıştı?
Sorgulamadan Reyhan’ın peşinden çekinerek odaya girdim.
“Reyhan, yavrum neden geldin?”
Ağlayarak Kuzey’in yanına giden arkadaşım onun sargılı kolunu öpüp yanına oturduğunda ağlamaya devam etti.
“Kim haber verdi sana? O kadar da tembih etmiştim sana haber vermesinler diye.”
“Bunun ne önemi var Kuzey? Yaralanmışsın, şu haline bak nasıl solgun duruyorsun. Kurşun başka yerine gelseydi ne yapardım ben? Bu kaçıncı beni korkutuşun, yapma bunu bana ne olur.”
Kuzey Reyhan’ın saçlarını okşarken, “Biz dışarıdayız,” diyerek geniş alana çıktık. Üzerimde hissettiğim bakışlar, yanımda duran beden bugünlerde beni fazla geriyordu. Her zaman tanıdığım Mirza abi olmasına rağmen bambaşka biri gibi geliyordu.
“Cihangir gelmedi mi abi?”
Aslı’nın konuşmasıyla kafamdaki düşünceleri kenara bıraktım.
“Siz gelmeden önce yaklaşmak üzereyim diye aramıştı beni. Gelir şimdi.”
Başını sallayıp kollarını sıvazladı. “Miray istersen sen eve dön, kimseye haber vermeden çıktık merak etmesinler kuzum.”
“Evi arayabilirim.”
Elini sırtıma dayayıp Mirza ağabeyden beni uzaklaştırdığında kısa bir an gözlerim Mirza ağabeye kaydı. Kaşlarını çatmış Aslı’ya bakıyordu.
“Bu akşam gerilmeni istemiyorum. Saat epey geç oldu. Sizinkiler dedenler yüzünden gerginken akşam akşam canını sıkacak bir olay yaşamanı istemiyorum. Ben buradayım, Cihangir’de geliyor.”
Gönül rahatlığıyla arkadaşımın yanında kalıp onlara destek olamıyordum. Dolan gözlerimi kaçırıp, “Önce bir evi arayayım,” dedim. Telefonum yanımda değildi. “Senin telefonunda evde kaldı değil mi?”
“Evet.”
Başka birinden telefon almak yerine Mirza ağabeye döndüm. Hiçbir şey demeden siyah deri ceketinin cebinden çıkardığı telefonu bana uzattı.
“Sağ ol.”
Telefonu alıp hastanenin dışına çıktım. Umarım ben evde yokken sorun çıkmamıştır.
Boş bir banka oturup bizim evin numarasını çevirirken kayıtlı olduğunu fark edince kaşlarım yükseldi. Ağabeyimden dolayı kayıt etmiştir büyük bir ihtimal.
Bir süre çalan telefona annem cevap verdi.
“Anne ben Miray.”
“Miray, neredesin kızım sen? Makbule sizi taksiye binerken görmüş kızlarla. Reyhan’ın evine geldim yoktunuz, neredesin kızım? Bunlar yine kudurdu.”
İnsanlardan nefret etmek istemesen de Makbule içimi karartıyordu.
“Anne Kuzey vurulmuş onun için hastaneye geldik.”
“Ne? Durumu nasıl?”
“Dur anne dur, panik yapma iyi. Ben kızların yanında kalmak istiyorum.”
Sıkıntıyla iç çekti. “Yavrum sen gelsen eve, dedenle babaannen burada, çeneleri hiç susmadı. Bu kız gece vakti neden dışarıda geziyor, siz azıttınız diyerek babanla beni boğdu yemin ederim. Ağabeyin de yok evde.”
Dolan gözlerimden taşan yaşları silip, “Ama anne,” diyerek ayağımı yere vurdum. “Ben arkadaşlarımın yanında kalmak istiyorum.”
“Kurban olduğum ağlama, ağabeyine ulaşayım gelsin yanına.”
Ofladım.
“Haber verme anne, geleceğim.”
Telefonu kapatıp sessizce ağladım bankın üzerinde. Nefes dahi almama izin vermiyorlardı. Arkadaşlarımın yanında kalıp destek olmamın ne gibi zararı dokunacaktı ki onlara ya da bana?
Omuzlarıma serilen ceketle irkildim. “Mirza abi?” Ceketi omuzlarımdan almama fırsat vermeden yanıma oturdu. “Hava soğuk, dursun üzerinde.”
Bedeni bedenime temas etmese de birazcık kenara kaydım. Hâlâ akan gözyaşlarımı görmeden silmek istesem de görüyordu. Uzattığı selpak paketinden bir tane alıp, “Sağ ol,” dedim.
“Hâlâ üzerine mi geliyorlar?”
Akrabalarımın ne kadar gaddar olduklarını bilmeyen yoktu. Yalan söylesem inanmayacaktı. Başımı salladım.
“Yakında buradan taşınacağız.”
Bedenini bana döndürüp, “Nereye?” dedi. Ses tonundaki panik havası tuhafıma gitse de umursamadım.
“Bilmiyorum, akrabalarımızdan uzaklaşalım da neresi olursa olsun.”
“Onlar yüzünden yaşadığın yeri neden terk ediyorsun? Söylediklerini duyma, görme.”
Buruk bir gülümsemeyle, “Keşke senin dediğin kadar kolay olsaydı,” dedim.
“Hepsini karakola çekip sorgulayacağım. Eğer seni rahatsız ederlerse daha fazla ileri gidip nezarete de atabilirim.”
Bu sefer içten bir gülüş oluştu yüzümde. Dudakları iki yana kıvrılırken gözleri gözlerimin, burnumun, yanaklarımın ve dudaklarımın üzerinde yavaşça gezerken bakışlarımı kaçırdım.
“Bu kadar kolay mı sanıyorsun? Ne derler bilmiyor musun? Onlardan kurtulmam için bu mahallede uzaklaşmam şart.”
“Gitme Miray.”
Bakışlarımı tekrar gözlerine çevirdim. Avuçlarımın içi terliyordu. Her zamankinden farklı bakan gözleri paniğe sokuyordu beni.
“Gitmeni istemiyorum.”
Neden diye soracak cesaretim yoktu. Sorduğumda vereceği cevaptan korkuyordum.
“Böylesi daha iyi abi,” dedim abiyi vurgulayarak. “Ben akrabalarımla yaşadığım apartmanda mutlu değilim Mirza abi. Uzaklaşarak gitmek istiyorum.”
Dişlerinin arasından, “Ne abisi be!” diyerek mırıldandığında onu duymazlıktan geldim.
“Ben eve gideyim.”
Başını salladı. “Seni ben bırakayım.”
“Gerek yok abi,” dediğimde uzun zaman sonra ilk kez kaşlarını çattı bana.
“Yürü Miray.”
Oturduğum yerden kalkıp ceketini ona uzatacakken, “Kalsın,” dedi. Araba ileride.”
“Aslı’ya haber vermem lazım.”
“Telefon sen de mesaj atabilirsin.”
Telefonunu vermediğim aklıma gelince, “Pardon,” diyerek uzattım. Almadı elimden. “Kuzey’i arayıp haber ver. Bekle burada arabayı getireyim.” Bir iki adım atıp, “Bekleme,” dedi. “Gel benimle.”
İtiraz etmeden yanından yürüdüm. Gergin ve öfkeliydi. Onu ben mi kızdırıyordum? Normal başlayan konuşmalarımız sonda onun öfkelenmesiyle bitiyordu. İsteyerek bir şey yapmıyordum.
Arabasının ön kapısını açınca derin nefes alıp bindim. Bu sırada Kuzey’in telefonunu arayıp eve döndüğümüzün haberini verdim. “Sağ olasın abi.” Telefonu tekrar ona uzattığımda, “Bana abi deme Miray,” dedi baskın ses tonuyla. İrkildim. Kemeri takarken kısa bir an kararsız kaldım arabadan inip inmeme konusunda.
“”Ben senin ağabeyin değilim, sana ağabeylikte yapmıyorum. Aramızda beş ya da altı yaş var deme bana abi.”
Gözlerim şaşkınlıkla büyürken ilk kez bu anını görüyordum.
“Saygıdan diyorum.”
“Deme! Mirza deyince saygı duymuyor musun?”
“Ama abi.”
Elini direksiyona vurup dişlerinin arasından anladığım kadarıyla küfür etti. Bakışlarımı kaçırdım sinirli yüzünden.
“Tamam, Miray tamam. Ben ne dersem diyeyim sen beni anlamayacak, görmeyeceksin. İstediğini de, bundan sonra karışanı siksinler.”
“Ne?”
“Bir şey demedim!”
Küfür etmişti, duyduğuma eminim. Bedenimi dışarıya döndürüp ne göz göze geldim ne de mırıldandığı küfürleri duydum. Bu halde olmasını istemiyordum. Ben onu hep ağabeyim olarak görüyordum.
Onca zaman Mirza abi demişken şimdi nasıl Mirza derdim?