5.BÖLÜM: Bir damla göz yaşı

2325 Words
Korkuyla pencereye koştum. Arabası evin önündeydi ve o benim az önce açık bıraktığım kapıdan binaya giriyordu. Bu kadar dikkatsiz olamaz. Herkes arkamızdan konuşurken evime gelip ailemin duymasına izin veremez. Ev terliklerini çıkartmadan evden çıktım. Merdivenleri ikişer ikişer indiğimde onu yengemlerin katında durdurdum. “Git buradan, eğer biri burada olduğunu görürse başım belaya girer.” Benim telaşlı halime nazaran sakin haliyle karşımda durması sinirlerimi hepten bozdu. Gözüme bir an farklı biri olarak geldi. Tekrardan, “Git buradan,” diyerek arkamı döndüğüm de, “Sorun ne?” dedi düz sesiyle. Sahiden sorunun ne olduğunu bilmiyor muydu? Yoksa biliyor da konuşulanlar işine mi geliyordu. “Arkamızdan konuşulan lafları duymuyor musun? İnsanlar ağızlarını kapatmadan bizim hakkımızda konuşuyorlar. Ben duymak istemiyorum bu lafları.” “Ne lafı?” “Mirza Miray’ı seviyor diye arkamızdan konuşuyorlar. Sen sözde bana kara sevdalanmışsın. Ben sana karşılık vermediğim için sana acı çektiriyormuşum. Bugün senin arabadan indiğimi görmüşler, markette söz de bana çaktırmadan laf sokuyorlardı. Senin beni sevmen benim sorunum değil!” “Kim diyor? Bana isim ver!” Bağırmasıyla geriye doğru çekildim. Yaptığım aptalın bedelini anında fark ederken geri dönüşü olmayan sözler söylediğim için dilimi ısırdım. “Kim konuşuyor?” Gözlerindeki öfke bedenimin sarsılmasını sağladı. “Cevap versene,” diye bağırdığında, titreyen alt çenemi kontrol edemiyordum. Dolan gözlerimi durduramıyordum. Kaçıp gitmek için aşağı doğru indiğimde yanından geçmeme izin vermeden karşıma geçti. “Bırak gideyim.” Burnundan nefesini bırakırken sırtımı duvara dayadığında gözlerimi yummamak adına kendimi zorladım. Kendi ellerimle bunalıma giren ruhumu karanlık sokağa soktuğuma inanamıyorum. Neden tutmadım dilimi? Bu zamana kadar sustum neden şimdi de susmadım? Onun halini görmüyor muydum? Onun hissettiklerini fark etmiyor muydum? Ediyordum. Bunları hissettiğim halde ben nasıl tutarsız davranıp ona bağırmıştım ki? İnsanların konuşmasını o istemiyordu sonuçta. Hissettikleri onu bu hale getirirken benim sözlerimle paramparça olduğuna eminim. Biliyorum ki sevdiğin insanın canını yakması her şeyden daha yok ederdi kalbini. “Susma Miray! Seni rahatsız eden, seni huzursuz eden kişilerin isimlerini bana tek tek söyle ki hesaplarını sorayım. Konuşanların dillerini boğazına sokayım ki bir daha tek kelime edemesinler.” Başımı iki yana salladım anında. “Eve gitmek istiyorum. Bırak lütfen.” Bağırmak istiyor, kendini sıkıyordu. Gözlerindeki öfke başka bir yere baktığında baktığı yeri yakıyorken bana bakarken duruluyordu. Tutamadığım bir damla yaş sol gözümden usulca aktı. Gözleri yanağıma doğru süzülen yaşın üzerine hareket ederken ağırca yutkundu. “Madem benim sana olan sevdamı biliyordun o zaman neden bugün bana tebessüm ettin? Hiç mi düşünemedin sevdalı birine bir gülüş bin umuttur.” Gözlerimi sımsıkı yumdum. Gitmek istiyordum. Odama girip saatlerce ağlamak istiyordum. “Merak etme bundan sonra hiçbir şey duymayacaksın benimle ilgili. Seni zor durumda asla bırakmam, eğer söylenenler ailenin kulağına giderse, olurda seni sıkarlarsa bana söyle. Gerekirse onlarla konuşur senin hiçbir suçun olmadığını söylerim.” Suç! Onun beni sevmesi suç değildi. Ben bir anlık içimdeki hırsa yenilerek ona bağırmıştım. Bunu yapmamam gerekiyordu. Onu en iyi ben anlarken sözlerimi durdurmam gerekiyordu. Arkasını dönüp sert adımlarla binadan çıktığında olduğum yere yığıldım. Dudaklarımın arasından kaçan hıçkırığa engel olamadım. Ne yaptım ben? Aralık demir kapının arasından bana bakan annemin dolan gözlerini görünce bizi duyduğunu anladım. Başımı iki yana sallayarak merdivenleri koşmaya başladım. Ne yaptım ben ne? Nasıl üzerine gittim? Nasıl o sözleri söyledim? Odama girip yatağın üzerine oturduğumda bir buçuk aydır yüreğimi sıkan histen kurtulmak adına bağıra bağıra ağladım. Küçük odamın duvarları beni iyice sıkıştırırken yanıma gelip ellerimi tutan annemin yüzüne bakamadım. “Korktum. Yemin ederim çok korktum anne. O lafları söylemek istemedim ama söyledim. Onu suçladım. Ben bilmiyordum beni sevdiğini, sadece hoşlanıyor sanıyordum. Anne benim yüzümden bu halde, ben böyle olmasını istemezdim.” Kalbim ağrıyordu. Şu an ölmeyeceksem daha da ölmeyecekmişim gibi hissediyordum. “Neden korktun kızım? Bu kadar ağlamanı sağlayacak ne yaşıyorsun sen içinde?” Ellerim iki yanda kala kaldı. Bakışlarım annemin gözlerine değerken akan burnumu çekip titrek bir iç çektim. “Hayatımda hiçbir şey istediğim gibi olmuyor. Üniversiteye gidemediğim için mesleğimi yapamıyorum. Kapı kapı dolaşıp iş arıyorum kimse beni kabul etmiyor. Vasıfsız eleman alan fabrikalar üç vardiya çalıştırıyor. Dayanırım diyerek onlara da başvuru yapıyorum ama geri dönüş alamıyorum. En yakın arkadaşlarımdan biri adli tıp teknikeri biri de eczacı. İkisi de mesleklerinden bahsederlerken nasıl da heyecanlılar görmen lazım. İşlerine giderken o kadar çok mutlular ki onları kıskanıyorum anne. Neden bizim paramız olmadı da ben de üniversite okuyamadım? Dedem abimin okuması için destek olurken neden bana olmadı? Boğuluyorum anne. Düşünmekten yoruldum, hata yapmaktan korkuyorum.” Nefes nefese kalırken annem yanaklarıma bulaşan gözyaşlarımı silse de yerine yenileri geliyordu. “Sırf bana bulaşmasınlar diye onların gözlerinin önünde olmamaya çalışıyorum. İstediğim kıyafetleri giyemiyorum. Belki iş görüşmelerinde kılık kıyafetimden beni işe almıyorlar. Bu saçma bir düşünce olarak gelebilir ama değil anne. Şu halime bak ayağımda bol pantolon var, kalçalarımın altında aynı şekilde bol kazak. Bu halde kursa gittiğim zaman insanların bakışlarını üzerimde hissediyorum. Utanıyorum. Sokağa çıkmaya, insanların arasında olmaya utanıyorum.” “Kızım.” Dudaklarımı ısırıp bıraktım. “Ben Mirza ağabeyin beni sevdiğini bilmiyordum. Yemin ederim son zamanlarda benden hoşlandığını hissediyordum. Ümitlenmesin diye aramızdaki mesafeyi daha çok çoğaltmaya çalıştım. Arkamızdan konuşuyorlarmış hiçbirini duymadım bu zamana kadar. Onun çökmesi benim yüzümdenmiş. Ben korktuğum için ona söylememem gereken lafları söyledim. Biliyorum kalbi çok kırıldı. Böyle olmasını o da istemezdi. Kim ister ki sevdiği birinin zarar görmesini. Bir buçuk aydır bulunduğum yerde bile olmuyordu.” Başımı annemin göğsüne bastırıp kollarımı beline doladım. “Korktuğum için yapmamam gereken bir şey yaptım. Zaten hayatımda hiçbir şey yolunda gitmiyor, bir de yaralı bir adamın ahını alarak hepten felaketleri üzerime çektim.” Ellerini saçlarımın üzerinde yavaşça gezdirdi. Onun yumuşak dokunuşları hıçkırıklarımı azalttı. Gözyaşlarım sessiz akıyordu. “Nurdan teyzen bana Mirza’nın seni sevdiğini söylediğinde şaşırdım dersem yalan söylemiş olurdum. Herkes gibi ben de görüyor, duyuyordum. Konuşan kadınları susturuyordum. Ne Mirza seni sevdiği için suçlu ne de sen ona karşılık vermediğin için suçlusun. Ben sana karşı olumsuz bir tavrını görseydim onu uyarır, evime sokmazdım. Görmedim kızım, sana uzun uzun baktığını da görmedim. Allah var bir iki kere çekinerek gözlerini sana değdirdiğine şahit olduğum anlar oldu ama onda da hemen çekti bakışlarını. Sevmesini bilen adamlar sevdiği kadınlara zarar vermezler. O sana zarar vermemek adına kendi içinde yaşamış duygularını. Baktığın zaman herkes Mirza yiğit bir adam, yumruğunu taşa vursa suyunu çıkarır, çattığı kaşlarıyla kötü birine baksa ona yola getirir dese de onun da içinde küçük bir çocuk var.” Sesimi çıkarmadan dinliyordum. Dinlerken de kalbimi paramparça eden his beni tamamen ele geçiriyordu. “Annesi kaç gece onu odasında ağlarken görmüş. Birinde yanına gidememiş ikinci de gitmek istemiş utanır diye kendini zor tutmuş, artık dayanamayacak gibi olduğunda üçüncüde odasına girmiş. Beni görünce hızla gözyaşlarını sildi ama ben göreceğimi kaç gecedir görüyordum dedi. Sordum neyin var, seni bu hale kim getirdi diye. Anlatmamış, anlatmak istemiş anlatamamış. O da benim gibi sana olan bakışlarını görünce tamam demiş oğlumu kendine deli divane eden kız benim ellerimin arasında büyüyen Miray. Kaç kez gidip konuş demiş ‘olmaz, o beni istemez,’ diyerek annesine engel olmuş. Hatta annesi ağzından kaçırır diye onu bize bir süre göndermemiş bile.” Dudaklarımda buruk bir tebessüm oluştu. “Sen yirmi yaşına girdiğinde babası babana sizin kızı bizim oğlanla evlendirelim mi demiş. Baban hayır, benim kızım küçük ben vermem diye çıkışınca tamam tamam sen sakin ol diyerek konuyu kapatmış. Babanı bilirsin.” “Biliyorum. O beni asla kimseye vermez.” Elini omzuma hafifçe vurup yanağımı öptü. “Dün akşam Alaattin amcan yine babanla konuşmuş. Oğlum gözlerimin önünde eriyip bitti elimden bir şey gelmiyor demiş. Eğer kızın isterse onları evlendirelim mi diye sormuş. Baban yine itiraz edecekken adam omuzlarını düşürüp ne olur bir kere kızına sor demiş. Eğer yok derse ben burada ailemi bırakmayacağım, Mirza Miray’ı bir daha görmeyecek demiş. Baban o zaman tamam demiş. Bana söyledi sabah, ben sana söylemeye açıkçası çekindim. Ama bu olanlardan sonra bilmen gerektiğini ben de istedim kızım. Biri bizi seviyor diye biz de onu sevmek zorunda değiliz. Ama bir şans verebiliriz diye düşünüyorum tabii bu benim kendi düşüncem. Sen bir düşün bize vereceğin cevapla baban babasıyla konuşacak.” Gözlerimi sımsıkı yumdum. Yüreğimi yakan his ne olacak anne? ** Elindeki rakı bardağını masanın üstüne bırakan genç adam kızaran gözlerini tek kelime etmeden karşısında oturan kardeşim dediği adamların yüzüne çevirdi. İçi cayır cayır yanıyordu. Soluğu kesiliyordu yine de bu masaya sevdasını malzeme etmiyordu. Konuşmuyordu konuşmasına ama gözleriyle her şeyi anlatıyordu. Mesela yanındaki boş sandalyenin üzerinde duran siyah deri ceketini belki beş kez giyip çıkarmıştır. Sabahtan beri üzerine yapışan siyah boğazlı kazağı onu boğuyordu. Sığamıyordu hiçbir yere. Ne dışarıya ne içeriye. Hiçbir zaman sevdasını belli etmek için çabalamamıştı. Miray’a kötü söz gelecek olma ihtimali bile onu korkuturken insanların onu ağzına almasına katlanamıyordu. O düşünürken, bazen kalbinin ağrısına dayanamadığı için gözyaşlarını durdururken bile yalnızdı. Bu insanlar nasıl görmüştü kendine sakladığı Miray’ı onda. Miray! O da biliyordu artık onu sevdiğini değil mi? Eskiden tek tük de olsa konuşurlardı. Yan yana gelirler, gözlerini kısa da olsa ona çevirir içindeki yangını söndürürdü. Şimdi artık bunları yapması imkânsızdı. Ne uzaktan bakabilirdi ne de yakından. Bugün Miray ondan tamamen gitmişti. Nasıl baş edecekti bu acıyla? “Tayinimi istemeyi düşünüyorum.” “Saçmalama,” diye bağıran iki adam Mirza’nın önünden büyük rakı ve bardağını kendi önlerine aldılar. “Sen daha fazla içme kardeşim kafan yavaştan uçuyor.” “Duramam burada Cihangir.” Gözleri kan çanağına dönen arkadaşının yüzüne yumruk atmamak adına kendini frenleyen Cihangir sırtını sandalyeye yasladı. “Yakın bir zamanda baş komiser olacaksın. Burada sana ihtiyacımız olduğunu çok iyi biliyorsun. Şu an her şey senin için zor gözüküyor olabilir ama emin ol düzelecek. Kafanı işine ver bir süre, eski haline dönmen uzun sürmeyecek.” “Cihangir’e katılıyorum. Seni bırakmaya niyetimiz yok. Şu an bu masaya konu yapmıyorum ama o mesele de eminim yakında çözülecek.” Elini kaldırdı Mirza. Onu anlayan Kuzey, “Adını anmam burada,” dedi sakin sesiyle. “Yorgun gözüküyorsun, seni evine bırakalım uyu. Yarın sağlam kafayla konuşuruz.” İtiraz etmedi. Akşamdan beri durmadan çalan telefonunu daha fazla susturamıyordu. Annesiyle babası peş peşe arıyorlardı. Onları yeteri kadar meraklandırdığı yeterdi. “Kalkalım o zaman.” Hesabı ona ödetmeyen Cihangir’in omzunu sıkıp, “Eyvallah kardeşim,” dedi. “Senin bizi araman için ya da yanımıza gelmen için saate ihtiyacın yok Mirza. İstediğin zaman ara ya da gel biz senin yanındayız. Eğer tayinini istersen ben senin yanında olmam bil. Birbirimize söz verdik bu sözü bozan kişi diğerini hayatından çıkarmış olur. Ona göre ayağını denk al.” “Hep tehdit et amına koyayım. Bir gün elimde kalacaksın Cihangir.” Gülümseyen üç adam meyhaneden dışarı çıktıklarında ilk önce Mirza’yı evine bıraktılar. Merdivenleri yavaş yavaş çıkan genç adam az önce yan binaya bakmamak adına kalbiyle savaşa girmişti. Yorgundu. Kendi istediğini yaptığı için kalbi can çekişiyordu. Evin kapısını biraz zorlanarak açıp evin içine girdi. Saat bir olmasına rağmen annesiyle babası ayaktaydı. Üstü alkol koktuğu için niyeti direkt banyoya girmek olsa da, “Mirza buraya gel,” diyen babasının sesiyle banyoya giden adımları salona ilerledi. “Otur şuraya.” Mümkün oldukça babası ve annesinden uzağa oturdu. Alkol kokusunun onları rahatsız etmesini istemiyordu. Normalde eve asla alkol alarak gelmezdi. Bugün durumlar karışık olduğundan mahcupluğunu görmezden gelen ailesine minnettardı. “Yarın akşama hazır ol Miray’ların evine gidiyoruz isteme gününü kararlaştırmaya.” Yorgun gözlerini babasının üstüne çevirdi. “Ne diyorsun baba?” Ellindeki tespihi yanına bırakan adam, “Duydun,” dedi. “Nazım Bey’e eğer kabul ederseniz Allah’ın emri ile kızınızı oğluma gelin olarak istemeye geleceğim dedim.” Bir anda ayağa kalktı. “Baba benimle dalga geçiyorsun değil mi?” Gözleri öfkeden kısılırken endişeyle oğlu ve eşini izleyen Nurdan Hanım, “Sakin konuşun,” dedi ılımlı sesiyle. “Dalga geçmiyorum seninle, gidip istedim yarın akşam gelin konuşalım dedi.” “Baba ne yaptın sen? Senden bunu isteyen oldu mu? Bana sormadan nasıl böyle bir şey yaparsın?” Mirza’nın yükselen sesine nazaran sakin sesiyle, “Oğlum için diyen Alaattin Bey,” tıpkı Mirza gibi ayağa kalktı. Ondan uzun boyla olan oğluna yaklaşıp “Oğlum ölmesin diye yaptım,” dedi yaptığından pişman olmayan sesiyle. Gözüne kestirdiği vazoyu eline aldığı gibi duvara fırlattı Mirza. “Yapmayacaktın, bunu yapmayacaktın baba. Ölürsem toprağın altına girerdim. Sen bana sormadan arkamdan iş çevirdiğin için beni canlı canlı gömdün. Bu mahalleyi bana mezar ettin baba. Bile bile öldürdün beni.” Yanağına yediği tokatla başı kenara kayan Mirza dizlerinin üzerine çöktü. Sese kalkan Seher, “Abi,” diyerek boğuk sesiyle bağırırken Nurdan Hanım bir köşede şok olmuş vaziyette bakıyordu. “Sen benim oğlumsun. Canım, kanım, her şeyimsin. Yirmi dokuz yaşında adam olman seni benim gözümde kocaman yapmıyor. Sen benim hep koruyup kollayacağım oğlumsun. Canın yansa benim canım yanıyor, gözlerin dolsa benim gözlerim doluyor. Yüzün asılsa kim üzdü de bu hale geldi diyerek günlerdir kendimi yiyip bitiriyorum. Eskiden çok yemek yerdin şimdi yarım tabak yemeği zor yiyorsun. Sen bir kere bile bu eve alkol alarak gelmedin şimdi sarhoş bir vaziyette bu eve girdin. Mirza sen ağzına alkol sürmezdin oğlum. Karşımda ölüyorsun benden susmamı, durmamı bekleme.” Tepki dahi vermeden yeri izleyen oğlunun önüne çömeldi. “Tamam dediler, sevdiğin kadınla evleneceksin. Bu saatten sonra mutlu olman gerekiyor, eski yaşantına dönmen gerekiyor. Artık üzülmek yok oğlum.” Başını o an kaldırdı. “Ben mutlu olacağım diye Miray mı mutsuz olsun baba? Neden kızı sevmediği biriyle evlendirmeye zorluyorsunuz? Neden istemediği kişiyle onu aynı evin içine sokmaya çalışıyorsunuz? Ben seviyorum, evet ölecek kadar onu çok seviyorum. Hislerim saplantı olsa da ona asla zarar verecek bir şey yapmıyorum. Üzmüyorum, bakmıyorum bile. İçim yanıp kül olmasına rağmen gözlerimi o güzel yüzüne çeviremiyorum. Ben onu zarar vererek değil onu mutlu ederek sevmek istiyorum.” Kendini ilk kez bırakan oğluna sarılan adam elini sırtına vurdu iki kere. “Zorlama yok oğlum, kıza sormuş babası istiyorum demiş. Eğer Miray istemiyorum deseydi buradan taşınacaktık. Ben sırf oğlum seviyor diye hiçbir kızın hayatını mahvetmem.” Geriye çekildi. Şaşkındı. “Yanlış anlamışsındır baba, Miray istemez.” “Ulan niye yanlış anlayayım, bunak mı demek istiyorsun sen bana? Yarın akşam gideceğiz diyorum sana. Aklını başına al.” Gözleri annesini buldu. “Baban doğru söylüyor oğlum, ben Atiye Hanım’la da konuştum. Miray’ı zorlamıyorsunuz değil mi dedim. Biz kızımızı asla zorlamayız dedi. Ki onları tanıyoruz, böyle bir şey asla yapmazlar.” Kafası karıştı. Ayağa kalkıp banyoya girdi. Üzerindekileri tek tek çıkarırken uyuşmuş olan beyninin açılması için buz gibi suyun altına girdi. Neden evet demişti? Lafları durdurmasını söyleyen kız, neden evet demişti
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD