Yaklaşma!” diye bağırdım bu kez. Sanki sesim duvarlarda yankılandı ama ona hiç ulaşmadı.
Elini uzattı, çenemi tutmak ister gibi
Gözlerim doldu. Korkuyordum hemde çok.. Ama yeni bir hayata başlamıştım ben.. Bir kez daha kirlenemezdim.
Bileğimden yakalayıp beni kendine çekti. Öyle güçlü çekti ki dengem bozuldu, omzum duvara çarptı. Nefesim kesildi. Eli saçlarıma gitti, o an beynimde bir şey koptu.
Yıllardır saklandığım yorganın altındaki o küçük kız yoktu artık. İçimde başka bir şey, başka bir ses uyandı: "Yeter."
Yanımdan geçen sehpanın üzerinde meyve tabağının yanında bıçak duruyordu. Küçük, kör, sıradan bir mutfak bıçağı… Ama şu an tek kurtuluşum oydu.
Rüstem beni itip üzerime çıktığı anda parmaklarım masanın kenarına, sonra bıçağa uzandı. Nefes nefeseydim.
Rüstem eğilip yüzüme yaklaştı, o nefesi… İçimdeki her şeyi yaktı. Olmazdı.. Bir kez daha aynı şeyleri yaşayamam. Nefesimi kontrol edemesem de ne yapmak istediğimi çok iyi biliyordum.
Elimdeki bıçağı nereye sapladığımı bile hatırlamıyorum. Sanki biri kolumu yönlendirdi. Bir anlık, karanlık bir refleks.
Bir haykırış duyuldu.
Rüstem geri sendeledi. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Bıçağın sapı karnında duruyordu.
“O… Alev…”
Kan hızla gömleğine yayılıyor, dudakları titriyordu.
Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım. Titriyordum. Bıçağı bıraktığımı bile hatırlamıyorum. Ellerim kan içinde miydi, yoksa ben mi titriyordum bilmiyordum.
Rüstem iki adım geri attı, dengesini kaybedip yere çöktü. Hırıltılar çıkarıyordu.
Ben ise duvara yaslandım. Nefes alamıyordum. Sanki dünya daralmıştı.
Bir yandan “kendini savundun” diye fısıldayan bir ses vardı, diğer yandan “katil oldun” diye bağıran başka bir ses.
Tam o sırada… Kapı sertçe açıldı.
Kapı öyle bir hızla açıldı ki, menteşeler bile korkudan inledi sanki.
Güven içeri girdiği an gözleri önce bana, sonra yerde yatan Rüstem’e kaydı. Bir saniyelik, küçücük bir boşluk… Sonra yüzündeki ifade dondu. Dehşetle değil, öfkeyle değil bir şeylerin doğrulandığını fark eden o karanlık kabullenişle.
“Zeliha!!…” diye fısıldadı ama adım değil, hâlimdi onun için önemli olan.
Bir adım attı bana doğru. Ben duvara daha da yaslandım, ayaklarım kayıyor, dizlerim titriyordu.
“Yaklaşma…” Sesim çatladı. Çığlık gibiydi ama nefesim çıkmıyordu. “Yaklaşma Güven… ne olur yaklaşma…”
Güven durdu. Elleri havadaydı, sanki bir hayvanı korkutmamaya çalışan birine benziyordu. Ama gözleri… gözleri panikle kıvılcımlanıyordu.
“Tamam. Tamam… yaklaşmıyorum.”
Sesi titremiyordu ama nefesi hızlıydı.
“Zeliha, bana bakman lazım. Lütfen sakin ol.”
Başımı sağa sola salladım. Gözlerim bulanıktı. Kan mıydı… korku muydu… hiçbir şey seçemiyordum. “Ben… ben… yapmadım… o… o..” konuşamıyordum bile.
Güven göz ucuyla yerdeki Rüstem’e baktı. Rüstem hâlâ yaşıyordu, nefesi zayıf ve hırıltılıydı. Kan gömleğinden taşmış, zemine doğru küçük bir göl oluşturmuştu.
“Zeliha… beni dinle.”
Sesi bu kez daha sertti, ama yalnızca beni geri getirmek için.
Dizlerim çözüldü. Duvar beni tutmasaydı çoktan yere yığılmıştım. Boğazımdan bir ses çıktı, nefesime bile benzemeyen acayip bir inilti. Güven yavaşça yaklaştı. Bir adım.
Ben kıpırdamadım. Kaçamıyordum zaten. Kaçabileceğim bir yer yoktu ki zaten.
Bir adım daha attı.
Ellerimi göğsüme bastırmıştım, sanki kalbim kaçacakmış gibi.
Güven önümde durdu ve dizlerinin üzerine çöktü. Gözleri seviyemdeydi artık. Bana tepeden bakmadı, beni köşeye sıkıştırmadı. Çömeldi, nefesini alçalttı.
“Zeliha…”
Adımı öyle bir söyledi ki, sanki benden geriye sadece o isim kalmıştı.
“Bitti... Korkma.. Geçti güzelim..”
O an gözlerime baktı.
Benim içimdeki o iki ses de sustu.
Sadece kalbimin çarpışı… Rüstem’in hırıltısı… Ve Güven’in fısıltısı kaldı.
“Ben buradayım.” dedi.
Rüstem’in kim olduğunu, neden yerde olduğunu dahi sormadı.. Sadece benimle ilgilendi.. Parmaklarım istemsizce titredi. O an bir şey oldu tam anlamıyla çöktüm. Sanki yıllardır taşımak zorunda kaldığım ağırlık birden omuzlarımdan düştü.
Ben ağlamaya başladığımda, Güven hâlâ kımıldamıyordu. Sadece izliyor, sadece nefes alıyor, sadece benim iyi olup olmadığımı kontrol ediyor gibiydi..
Ama sonra… bir anda…
Rüstem’in boğuk bir iniltisi duyuldu. Bir öksürük. Kan tükürdü.
Güven başını hızla çevirdi, yüzü karardı. Şu ana kadar sakince duran o yan… bir anda buz kesti.
“Zeliha..” dedi geri dönüp, sesi çok ciddi, keskin bir bıçak gibiydi, “beni iyi dinle şimdi”
Nefesimi tuttum.
“Hiçbir yere dokunma. Hiçbir şey söyleme tamam mı? Bu bir saldırıydı. Sen kendini savundun. Ben şimdi gerekeni yapacağım.”
Güven’in sesi bir uğultu gibi kulaklarıma doldu. Gözlerim karardı.
“Zeliha… Zeliha iyi misin? Bak bana. Bana bak.”
Ama gözlerim ondan kaçıyordu.
“Ben… ben… ben yaptım… Ben… bıçağı… ben sapladım…”
Sesim bir çocuğun fısıltısı gibiydi.
Güven yüzümü iki eliyle tuttu.
“SEN KENDİNİ KORUDUN. Duydun mu? Zeliha… bana bak… kendini korudun.”
Ama ben sadece başımı sallayabildim, ağzımdan tek kelime çıkmadı.
Sonra yavaşça ayağa kalktı. Cebinden telefonunu çıkardı. Ama gözlerini benden ayırmadı. “Ben buradayım.” dedi tekrar.
“Her şey kontrolümde. Korkma..”
Rüstem’in nefesi giderek daha hızlı, daha panikli geliyordu. Güven ne kadar korkma dese de çok korkuyordum. Ben katil olmuştum.. Ya ölürse o zaman ne olacaktı?
Güven kolumdan tutup ayağa kaldırdı.
"Sen şimdi odana girip kapını kitliyorsun. Ben her şeyi halledeceğim merak etme. Ben gelene kadar sakın odandan çıkma olur mu?" Kafamı salladım. Güven odanın kapısını açıp yatağın üzerine oturttu beni. Nereden aldığını fark etmediğim ıslak mendillerle ellerini sildi. O an fark ettim elimde Rüstem’in kanları vardı..
"Zeliha yat uyu.. Bu bir rüya uyanınca herşey geçecek tamam mı?" Yatağın üzerine uzandım Güven üzerimi örtüp kapıyı kapatıp çıktı. Kalkıp kapıyı kitlemeye bile gücüm yoktu.. Şu hayatta bir katil olmadığım kalmıştı.. Onu da oldum.. Ne zaman beyaz bir sayfa açmaya çalışsam daha kara bir sayfayla yüzleşmek zorunda kalıyorum.. Kaderim mi, çilem mi bilmiyorum.. Ben ne zaman güleceğim hiç bilmiyorum. Cenin pozisyonun da yatağa kıvrılıp başıma kadar çektim battaniyeyi.. Belki de Güven’in dediği gibi bu bir rüyaydı ve uyandığımda hiç birşey hatırlamayacaktım...
# Zeliha’nın gözleri kapanır kapanmaz dünya bir anda sessizleşti. Sanki odanın duvarları uzaklaştı, tavan buhar olup dağıldı. Yastığın sertliği, battaniyenin ağırlığı… hepsi yok oldu. Zeliha artık odada değildi.
Ayaklarının altında yumuşak, ıslak toprağı hissetti. Bir ormandaydı. Sis ince bir nehir gibi yerde sürünüyordu. Ağaçların dalları, rüzgâr varmış gibi hafifçe titriyordu ama hava tamamen ölü bir sessizliğe bürünmüştü. Ve tam karşısında…
O mavi kelebek duruyordu.
Bu kez çok daha parlak, çok daha gerçekti. Kanatlarında mavi değil, gece göğü vardı sanki. Işıldıyordu. Kelebek bir süre kıpırdamadı. Sonra hafifçe havalandı ve Zeliha’ya doğru süzüldü. Bu sefer kaçmadı Zeliha. Sadece bekledi.
Kelebek gelip sağ avucuna kondu.
Zeliha nefesini tuttu. Çünkü bir anda kelebeğin kanatları değişti. Mavi renk sanki suya düşen mürekkep gibi kararmaya başladı. Kanatların kenarları siyaha dönerken Zeliha’nın avucu bir sıcaklıkla doldu. Bir anda kanatları tamamen renk değiştirdi. Kırmızı bir kelebeğe dönüştü. Lan kırmızısıydı bu..
Sonra bir anda kelebek konuştu.
“Kaçamazsın.” dedi, ince ama çınlayan bir sesle. “Korkundan kaçamazsın.”
Zeliha geri adım atmaya çalıştı ama ayakları toprağa saplanmış gibiydi.
“Bırak beni…” diye fısıldadı.
Kelebek tekrar konuştu:
“Ben seni bırakmam. Çünkü sen beni yarattın.”
Zeliha’nın gözleri büyüdü. “Neyi…?”
"Beni.. Ben senin korkularından kaçış yolunum.. Ama artık anla kaçamazsın hiç bir şeyden.. Özgür olmak istiyorsan önce kendini sen özgür bırak.. Zeliha!! #
İsmimi duymamla gözlerimi açtım. Gözlerimi açmamla kayboldu.. Yine gitti.. Yine nefes nefese kalmıştım.
"Zeliha!!" Güven’in seslenmesine bu kez ses vermeye çalıştım.
"Gelebilirsin..."
Güven kapıyı aralayıp içeri girdiğinde yüzünde belirsiz bir ifade vardı. Ne panik… ne öfke… ne de tamamen sakin. Hepsinden biraz, hiçbirinden tam değil. Kapıyı kapattı, sırtını ona yasladı.
Işığın ağır sarısı odanın bir köşesinde duruyordu ama Güven’in yüzüne vurunca gölgeler daha da koyulaşmış gibi görünüyordu.
“İyi misin?” diye sordu yumuşak bir sesle.
Ben yalnızca başımı salladım. İyi değildim. Hiç değildim. Ama başka bir şey söyleyemiyordum ki. Dilim damağıma yapışmış gibi.
Güven ağır adımlarla yanıma geldi. Yatağın kenarına oturdu. “Biraz su içmelisin.” dedi. Ama kalkıp bardağa uzanmadan önce bana baktı. İzin ister gibi.
Gözlerimi kırptım yalnızca. O da kalkıp komodinden bardağı aldı, suyu doldurup bana verdi. Elimi uzattığımda bileklerimin titrediğini fark etti. Suyu avuçlarıma bırakmadı. Avuçlarıma kendi elleriyle tuttu bardağı, ben ancak dudağıma götürebildim.
Bir iki yudum aldım. Boğazımda düğümlendi, mideme bile varmadan ateş gibi oldu. Bıraktım. Güven bardağı masaya koydu.
“Az önce bağırıyordun.” dedi, dudakları ince bir çizgi hâline gelmişti. “Kabustu herhalde.”
Kabus… kelime bile hafif kalıyordu.
“Bir ses… şey… kelebek…” dedim ama cümleyi toparlayamadım. Ellerim battaniyenin içinde kaybolmuştu.
Güven dudaklarını birbirine bastırdı. “Şu an hiçbir şeyi zorlamana gerek yok.” dedi. “Ne gördün, ne hissettin… anlatmak zorunda değilsin.”
Anlatacak birşey de yoktu aslında.. Bir kelebek sürekli benle dalga geçer gibi akıl vermeye çalışıyor nasıl diyeyim ki..
"Hadi kalk birşeyler yiyelim. Kendine gelmen lazım. Hatta istersen yemeği dışarıda yiyelim." dediğin de şaşkınlıkla yüzüne baktım. Ben katil olmuştum ve Güven bana yemek yiyelim diyordu..
"O... O öldümü? Ben katil mi oldum şimdi?" derken sesim içime kaçmış gibiydi. Güven elimi tutup
"Kötüye birşey olmaz merak etme ölmedi.. Zaten küçücük bıçak, o öküzü öldürmez. Karın boşluğuna gelmiş bir kaç dikiş attılar o kadar. " Güven’in sözleriyle derin bir nefes aldım.. "Vallaha mı?"
"Vallaha.. Sabaha hastaneden de çıkar. Merak etme defolup gidecek buradan. Bir daha senin yanına yaklaşmaya cesaret edemez. Korkma artık olurmu?"
Güven’in ısrarıyla yataktan kalktım. Odadan çıktığımda etrafa bakınsam da yaşadıklarımın hiç bir izi yoktu. Sanki dediği gibi sadece bir rüyaydı. Mutfağa geçip yemek yemeye başladım. Rüstem’i pazarda gördüğümü anlatınca ona neden söylemediğim için biraz kızsa da artık yapacak bir şey yoktu. Evi bulup böyle bir şeye yelteneceğini düşünememiştim.
"Burada yaşamıyormuş.. Büyük ihtimal seni görünce gitmemiş.. Keşke en başından söyleseydin.."
Keşke... Zaten hayatım hep keşkelerle geçmedimi?? Yine bir keşke ile karşı karşıyayım... Yemekten sonra bahçeye çıktık. Sanki o kadar şeyi ben yaşamamışım gibi küçük radyoyu açtım..
Ölmedik.. Öldürülmedik.. Hala nefes alıyorsak o zaman ne diyoruz..
#Madem soysuz gönlün bende yok idi
Neydem neydem yok idi
Niye doğru yoldan şaşırdın beni
Dağlar kışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben
Niye doğru yoldan şaşırdın beni
Dağlar harâmi açma yaramı perişânım ben
Aşağıdan gelir eli boş değil
Neydem neydem boş değil
Söylerim söylerim gölnüm hoş değil
Dağlar kışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben..