Güven Erden
Herşey boka sarmaya başladı bile.. Ulan o kadar emek verip uğraşıyorum ama yok.. İlla bir şeyler ters gidecek. Kenan'ın aradığının sabahında hemen yola çıktım. Zeliha'ya İstanbul'a gittiğimi söylesem de detaylı bilgi vermedim. Gerekte yok zaten bilmesine. Benim aile problemlerim onu ilgilendirmiyor. Yol boyunca ne yapacağımı düşünsemde aslında bir çıkış yolu bulamadım. Meltem yine ortalığı ayağa kaldırmış. Ara ara geliyorlar bu manyağa. Hala kabul edemiyor boşandığımızı. Beni şikayet edip ortalığı ayağa kaldırtıktan sonra boşanmayıp da ne yapacaktım? Kızımı o manyağa bırakacak değildim ya... İstanbul'a geldiğimde ilk işim eve gelmek oldu. Gelir gelmezde o manyakla karşılaştım.
"Sen hala burada ne yapıyorsun? Ben sana demedim mi bir daha gelmeyeceksin diye?"
"Güven ne olur beni dinle.. Yemin ederim ben seni aldatmadım. Yemin ederim o adamı hiç tanımıyordum. Ben kızımı seni çok seviyorum. Çok özledim sizi lütfen kızımı görmeme izin ver.." birde utanmadan yemin ediyor pislik.. Kapının önündeki korumaları çağırıp bu pisliği içeri aldıkları için işlerine son verdiğimi söyleyip ikisini de kovdum.
"Efendim biz almadık babanız ve Kenan bey aldılar." diye itiraz etselerde umurumda değil. Ben gitmeden önce onları uyarmıştım. Asla bu manyak kadın bu bahçeden içeri girmeyecek diye.. Sinirle içeri girdim. Babam yine öyle çok bilmiş üstten bir bakış atıp,
"Hele şükür gelebildin.. Senin başımıza açtığın bu kaçıncı bela lan?? Yine hangi cehenneme kayboldun sen?"
Yine aynı babam hiç değişmiyor..
"Hoşbulduk babacım.. Ben çok iyiyim saol sen nasılsın?"
"Laf ebeliği yapma bana Güven.. Sana aylardır nerede olduğunu soruyorum.. Karabatak gibisin bir orada bir burada.. Lan kadın korkudan kapıya kadar gelip içeri giremiyor. Ne yaptın o kıza?"
Sanki bilmiyormuş gibi birde sorması yokmu.. Ben birşey yapmadım.. Ne yaptıysa o kendine yaptı. Hatta sadece kendine değil kızıma ve bize yaptı..
"Ben ona bir daha bu eve gelmemesini söyledim.. Akıl hastanesini aramak yerine beni aramanız da çok manidar.."
Babam kaşlarını çatıp yüzünü buruşturdu. O sinirle alt dudağının titrediğini gördüm. Eskiden o titremeyi gördüğüm an kaçacak yer arardım. Şimdi umrumda bile değil.
“Ulan sen hâlâ neyin artistliğindesin be? Kız karşında ağlıyor, yalvarıyor. Siz boşanmışsınız ama o hâlâ sizin karı koca kavganız gibi davranıyor. Bir insan bu hâle gelmişse sende de suç vardır. Adam gibi konuş da bilelim ne oluyor!”
İçimden bir kahkaha attım. Tabii ya… Bir kadın delirirse suç erkekte. Mantıklarına kurban. O zaman beni delirten kimdi..
Elimi saçlarımın arasından geçirdim, gerildikçe hep yaptığım şey. O eski Güven olsam çoktan patlamıştım ama artık değil. Artık her şeyi daha sakin söylemeyi öğrendim. Canımı yakan onca şeyden sonra öfke bile yoruyor insanı. Yada bir daha eskiye dönmemek için sakin olmam gerekiyordu.
“Meltem’in bu hâle gelmesinde ben bir şey yapmadım baba. Bana yalan söyledi, beni aldattı, üstüne çocuk gibi yalanını savundu. Haftalarca kızımı bana göstermedi. Kim bilir eve kimleri soktu. Bunu da ben mi yaptım?”
Babam sessizleşti. Bu sessizlikle yıllardır barışamadım. Çünkü onun sessizliği hiçbir zaman kabul ediş değil; hep birikmekte olan daha büyük bir patlama olur..
Kızımın odasına gidip sakinleşmeye çalıştım. Neyse ki miniğim uyuyordu. Daha üç yaşında ama Meltem ne kızımı nede beni hak etmedi.. Bu romanı tamamlamak adına ondan uzak kalsam da bir kaç ay sonunda kızım yanımda olacaktı..
Kızımı izlerken Rabia anne geldi..
"Hoş geldin oğlum.." diyerek sarılınca anında karşılık verdim.
"Hoş buldum anne.."
Babamın ikinci eşiydi. Annem bizi terkedip gittikten sonra babamla evlenmişlerdi. On yaşlarındaydım evlendiklerin de.. Babam öz olmasına rağmen beni hiç sevmedi.. Rabia anne ise bir gün olsun üvey olduğunu hissettirmedi. O kadının yapmadığı anneliği yaptı..
Bir süre konuştuktan sonra konu Meltem'e geldi.. "Oğlum karışmak istemiyorum ama Meltem çok ısrar ediyor. Bak korkudan içeri bile giremedi. En azından sen buradayken görüp gitsin.."
Rabia anneyi kıramadığım için kabul ettim. Zaten şu hayatta bir tek onu kıramıyorum.
"Tamam gelip görsün, sonrada nerden geldiyse dönsün oraya. Ben gidiyorum şimdi" diyerek çıktım. Kızımı da sabah görürdüm artık.
"Kenan gidiyoruz" diyerek kapıya yöneldim. Babamın yüzünü tekrardan görmeye gerek yoktu. Zaten Rabia anne olmasa asla yüzüne bakmazdım.. Bahçeye çıktığımda yine oradaydı..
"Güven yalvarırım.. Ne istersen yapmaya razıyım. Kızımı beş dakika göreyim."
"Bir saat sana bir saat veriyorum. Geç gör kızımı sonrada geldiğin yere defol git.."
İçimde ki bu insan sevgisine lanet olsun.. Böylelerine bile hala imtiyaz gösteriyorum ya bana da aşk olsun.
Arabaya bindiğimiz de bu kezde Kenan başladı.
"Abi konuşmayayım konuşmayayım diyorum ama olmuyor. Allah aşkına Meltem’in ne suçu günahı var? Şerefsiz kıza saldırmış, tecavüz etmeye kalkmış. Ama sen sanki tüm bunlar Meltem’in suçuymuş gibi davranıyorsun. Kabul et artık o kızın bir suçu yoktu.."
"Konuşma Kenan sus... Eğer konuşmaya devam edeceksen gelme benimle."
Meltem’in suçu değilmiş.. Ulan ben kaç kez söyledim ona.. O gece kulübüne gitme, o arkadaşlarından uzak dur. Hiç biri sağlam pabuç değil diye. Ama o ne yaptı kızımızla ilgilenmek yerine benim yapma dediğim herşeyi yaptı. Başına ne geldiyse hak etti.. Onun yüzünden ben katil oluyordum az kalsın.. Kafayı yemişmiş, delirmiş miş.. Daha beter olsun.. Kadınlar hep böyle zaten kendi yaptıklarını asla görmezler ama hep karşı tarafı suçlarlar.. O akıl hastanelerini en iyi ben bilirim.. Senelerim orada geçti benim. Şimdi biraz da orayı gerçekten hak edenler kalsın..
"Tamam sustum nasıl istersen.. Ama Muğla'da ne yaptığını anlatacak mısın? Neden oraya gittin?"
Kenan'ın soruları asla bitmez, cevap alana kadar da asla susmaz. Bunu bildiğim için her zaman gittiğimiz mekana sürdüm arabayı..
"Anlatacağım her şeyi az sabret" desem de şerefsiz de sabır ne gezer yol boyunca susmadı. Markete uğrayıp kuruyemiş ve içeçek bir şeyler aldık.
Ulan bir insan meraklı olur da bu kadar mı olur… Arabaya binip kapıyı sertçe kapattım.
“Kenan vallahi bak, şu an kafam kazan gibi. Bir sus, iki nefes alayım sonra anlatacağım.”
Elinde çerez poşeti, suratı beş karış, çocuk gibi şerefsiz… Poşetin ağzını hışırdattı:
“Tamam abi, ama anlamıyorum… Muğla’ya ne diye gittin ki?"
Arabanın kontağını çevirdim, motorun sesi biraz sakinleştirdi beni. Direksiyonu kavradım, o an avuç içlerimdeki teri hissettim. Sakinlik dedikleri şey bazen sadece dış görüntüymüş… İçim hâlâ kaynıyor.
“Haliç’e geçiyoruz,” dedim. “Oturur uzun uzun konuşuruz.”
Kenan yine susmadı tabii.
“Abi bak… Sen böyle kaçar gibi gidince ben de korkuyorum. Bir gün bir haltlar karışacak da ben geç duyacağım diye…”
İçimden “keşke herkes senin kadar beni düşünseydi be Kenan” dedim ama dışıma belli etmedim. Çünkü biliyorum, duygusal anlar yaşamak bana bize iyi gelmiyor...
Kitabı yazmaya başladığımı anlattım..
"Kardeşin yine listeleri alt üst edecek" Bir süre konuştuktan sonra saçma bir şekilde eskiyi açtı..
"Abi bu kez kim? Kimin hayatını yazıyorsun? Bunun sonu da Selvi gibi olmaz değil mi?"
Kenan iyi çocuk hoş çocuk çokta seviyorum ama bazen çok boş yapıyor.. Hala beni sorguluyor Selvi'nin ölümüyle ilgili... Kaç kez anlattım benim suçum değildi diye ama yok..
"Selvi sonunu kendi seçti.. Ben birşey yapmadım. Kabul et artık bunu Kenan.. Ben iyilik yapmaktan başka kimseye bir şey yaptığım yok.. Herkes sonunu kendi hazırlıyor.. İnsanlara acımayı bırak artık, bize kimse acıdı mı?? Ulan babam bile acımayıp o yurtlara gönderdi.. Seninle orada tanıştık.. Bu hayatta beni bırakmayan tek kişi sensin.. O yüzden düşüneceksen sen bir tek beni düşün boşver gerisini.."
Muğla'ya dönerken Zeliha'ya haber vermedim, sürpriz yapmak istedim. Ama nerden bilebilirdim ki asıl sürprizle ben karşılacağımı. Kapının açık olduğunu fark etmemle içeri daldım. Gördüğüm manzarayla dejavu yaşadım resmen.. Önce Zeliha'yı sakinleştirip odasına götürdüm. Sonrada Rüstem denilen şerefsizin icabına baktım.. Böyleleri kesinlikle yaşamayı hak etmiyordu.. Arabaya bindirip uzaklaştım. Adi köpek hastaneye götürdüğümü sanıyor.
"O kadın senin bildiğin gibi masum değil.. Orospu o kadın.. Günde kaç kişinin altında yatıyordu haberin var mı?" gerizekalı sanki ben bilmiyorum bunları..
Ormanlık alana götürdüm.. Ve o muhteşem son.. Geberdi... Önder'i arayıp geri kalanı halletmesini istedim.. Bu kadardı işte.. Böylelerinin hak ettiği son..