“Üzüldüm en kısa zamanda hatırlarsın umarım.”
“Umarım hatırlarım ama hatırlayana kadar ne yapacağımı bilemedim bana yardımcı olabilir misin?”
“Tabi ki senin için ne yapabilirim?”
“Öncelikle kalacak bir yerim ve kıyafetlerim yok. Sonra burada nasıl yaşayacağımı bilmiyorum”
“Burada nasıl yaşayacağını bilmiyor musun? “
“Evet ne yapacağım ya da ne yapmam gerek bana yardımcı olur musun?”
“Peki yardımcı olmaya çalışırım ne bilmek istiyorsun?”
Ne soracağını bilemedi Murat biraz soluklandı ve
“Kıyafet ihtiyacım var neren alabilirim? Almak derken emanet tabi ki parasını bir şekilde sonra öderim”
“Almak nedir Murat! Allah aşkına siz nerede büyüdünüz? Hangi konsersum size eğitim verdi?”
“Konsersum nedir?”
“Üç yaşına kadar eğitim gördüğümüz yer.”
“Yani okul yerinde konsersum var öyle mi?”
“Hayır okul tabi ki var ama ailenizin yanına geldikten sonra okula başlarsınız”
“Ailemizin yanına gelmek mi? Daha önce nerede oluyorsunuz?
“Murat gerçekten kafanı kötü vurmuşsun bunu damı hatırlamıyorsun? Üç yaşına kadar Konsersum’da büyürüz ve neye yeteneğimiz varsa o konuda eğitimlerimize yönlendirilerek ailelerimizin yanına geliriz.”
“Peki kaç yaşında konsersuma gidiyoruz?”
“Nasıl kaç yaşında gidiyoruz! Orada doğuyoruz “
“Yani anneler hamileyken konsersuma gidiyor ve orada doğum yapıp bebeklerini orada mı bırakıyor?”
“Doğum yapmak mı? Sen hangi yüzyıldan bahsediyorsun! En az iki yüz yıldır kadınlar doğum yapamıyorlar. Her çiftin bir en fazla iki çocuk hakkı olur ve yumurta ile spermlerini konsersuma verirler. Çocuklar üç yaşına geldiğinde de ailelerin yanına gelirler”
“Anlamıyorum anne olmadan çocuk nasıl doğuyor? Gelişiyor?”
“Tüpler sayesinde tabi ki. Döllenen yumurta tüplere yerleştiriliyor ve dokuz ay sonra çocuk dünyaya gözlerini açıyor. “
“Sende mi konsersum da doğdun”
“Sen neyi araştırıyorsun yoksa konsersum mu gönderdi seni buraya?”
“Hayır hayır inan ki konsersumu ilk kez duyuyorum, ben sadece burada ne yapmalıyım nasıl yaşamalıyım onu öğrenmeye çalışıyorum. Hem ellerin neden nasır senin sen ne iş yapıyorsun?”
Bu adamı soruları karşısında şaşırsa da Meksilana sakinlikle cevap veriyordu sorularına konsersumdan olması imkansızdı hem, böyle bir şey yapmazdı konsersum. Adamın gerçekten bir şey hatırlamadığını ve ona yardım etmesi gerektiğini hissetti.
“Ben şifacıyım, dağlardan bayırlardan otlar toplar bunları çay haline getiririm ellerim ise, bir ot var sapları çok kalın ama bıçak değmemesi gerek o otu sökerken oluyor. “
“Ne işe yarıyor o ot”
“Sertenye otu kanamayı durdurur. O gün kafana da o ottan yaptığım merhemi sürmüştüm”
İstemsizce elini kafasına götürdü, dün şiddetle kanayan yaradan eser kalmamıştı.
“Bu gece kalacak bir yerim yok.” Deyiverdi Meksilanadan yardım isteyen gözlerle bakarak.
“Anlıyorum hemen iki ev yanda ki ev geçen ay boşalmıştı halen boş ise orada oturabilirsin belki”
“Nasıl yani öyle elimi kolumu sallayarak başkasının evine girip oturabilir miyim?”
“O ev başkasının evi değil ki! Orada oturan Sernen yetmiş beş yaşına geldiği için konsersuma gitmesi gerekiyordu eşi de iki yılı olmasına rağmen Sernen ile birlikte gitmeye karar verdi.”
“Peki çocuklarına kalmadı mı ev?”
“Kızları evlendi ve başka evde oturuyor artık”
“Hayır onu demek istemedim yani o evin sahibi o çiftin kızları değil mi? Hem dur sen yetmiş beş yaşında nereye gidiliyor?”
“Hiçbir şeyin sahibi yoktur Murat. Konsersuma gidiyoruz ve kalan ömrümüzü çocukluğumuzun ilk üç yılı gibi consersumda geçiriyoruz”
Olaylar iyice ilginçleşmeye başlamıştı. Bu insanlar ne tür bir düzende yaşıyorlardı böyle. Kendi çocuklarını bile doğurmuyorlardı.
“Peki konsersuma gidince ölen insanlar ne oluyor?”
“Denizden geldik denize gidiyoruz tekrar tabi ki”
Murat her konuşma da daha da şaşırıyordu. Nereye gelmişti böyle. Nasıl geldiğini artık kendine sormuyordu bile çünkü bu yaşadıklarının izahı yoktu. Kendi dünyasına gidene kadar da ayak uydurmaktan başka çaresi de yok gibi görünüyordu zaten.
“Peki bu konsersum ile nasıl iletişim kurabiliriz?”
“Gerektiğinde onlar bizimle iletişim kurarlar. Bir de çocuk sahibi olmak istediğimizde mail atarız.”
“Tüm bunları anlayamasam da o eve gidip bakabilir miyiz? “
Bu geceyi geçirmesi ve sakince düşünüp buradan nasıl kurtulacağını bulabilmesi için bir eve ihtiyacı vardı.
“Tabi ki istersen şimdi gidip bakabiliriz sonrasında çalışmam gerek”
“Para kazanmıyorsunuz neden çalışıyorsunuz anlamıyorum?”
“Ben de seni anlamıyorum Murat para nedir niye kazanmak zorunda kalalım?”
Birlikte sessizce yürümeye başladılar Meksilana bu garip adamın hiçbir şey bilmemesine şaşırıyordu kendini bu adama yardım etmek mecburiyetinde hissetmişti nedense. Ama bu gizemli adamı evine yerleştirip sonra işlerine bakmalıydı bir sürü ot toplaması gerekiyordu.
Ev Meksilana’nın evinden altı yüz metre uzaktaydı, tek katlı olan bu evin iki odası vardı birde mutfağı. İçi çok bakımlıydı, eşyalar düzenli ve temizdi.
Meksilana
“Bu ev halen boş ama başkana gitmeliyiz ev için.”
Sonun da bildiği bir şeye rastlamıştı Murat buranın bir belediye başkanı olmalıydı içinden buna sevindi. “Olur gidelim hadi” Meksilana ile birlikte gene sessizce ilerlediler başkan neredeydi ki?
On dakika kadar yürüdükten sonra Murat
“Meksilana sen evli misin? Çocuğun var mı? Kaç yaşındasın?” Diye sordu.
“Hayır evli değilim çocuğum yok yirmi sekiz yaşındayım peki sen hatırlıyor musun bunları?”
“Hatırlıyorum evet bekarım, çocuğum yok ve otuz üç yaşındayım”
“Yaşını hiç göstermiyorsun”
“Evet kendime iyi bakarım, özel bakım kremlerim vardır. Sen pek bakım kremi kullanmıyorsun sanırım?” Söyledikleri için birden kendine kızdı Murat kadına resmen bakımsızsın demişti.
“Bakım kremi nedir Murat? “
“Kozmetik ürünleri yani”
“Kozmetik mi? Bu nedir ben hiç anlayamıyorum”
“Ruj, oje, fondöten, şampuan gibi şeyler yani acaba isimleri farklı mı sizde? Dudaklarına sürdüğün renk veren şeye ruj diyoruz biz mesela?”
“Dudaklarımı neden renklendireyim ki?
Başkan denen kişinin ofisine gelmişlerdi sonunda, kapıyı vurdular içeriden müsaidim sesi gelince kapıyı açıp içeri girdiler. Başkan denilen kişi bir kadındı oda Meksilana gibi sade biriydi. Üzerindeki kıyafetler çok sıradandı. Meksilana Murat’dan bahsetti hafızasında sorun olduğunu ve eve ihtiyacı olduğunu.