Öfke

773 Words
Elias, o geceyi hiç unutmayacaktı. Bir çığlık, bir düşüş, sonra soğuk kayaların kıyısında kan ter içinde uyanan bir genç kadın… Onu kollarının arasına aldığında tek bildiği şey, bu kızın yaşamaktan vazgeçmemesi gerektiğiydi. Kadının adı Tiana’ydı. Ama Elias için o sadece “hayata tutunmaya çalışan biri”ydi. Kim olduğunu, nereden geldiğini bilmiyordu. Bildiği tek şey, yalnızlık korkusuyla titreyen bu kızın kendisini bırakmamasını istemesiydi. Ve Elias, söz verdi: Onu yalnız bırakmayacaktı. Fakat zaman ilerledikçe şüpheleri çoğaldı. Bu işin ardında sırlar vardı. Bir gece Tiana derin bir kabustan sıçrayarak uyandığında, aynı cümleyi sayıkladı: > “Beni yalnız bırakma… Beni terk etme… Orion…” O isim, Elias’ın zihninde yankılandı. Kimdi bu Orion? Tiana’nın böylesine korkmasına sebep olan neydi? Bir çıkış yolu ararken, aklına şehrin en güvenilir isimlerinden biri geldi: Avukat Celal Bey. Babasının eski dostuydu. Onu her zaman sağlam duruşuyla tanımıştı. Elias, ertesi gün vakit kaybetmeden Celal Bey’le buluştu. Küçük bir kafede yan yana oturduklarında, Elias söze girdi: > “Celal Bey, bir kızın hayatını kurtardım. Uçurumdan atlamıştı… Onu orada yalnız bırakamazdım. Adı Tiana. Bana ailesini bulmamda yardımcı olabilir misiniz?” Celal Bey’in yüzü o anda değişti. Kaşları çatıldı, dudakları titredi. Gözlüklerini çıkarıp masaya bıraktı, uzun süre sessiz kaldı. Sonra derin bir nefes aldı. > “Tiana…” dedi fısıltıyla. “Ben onu tanırım. Babasının avukatıyım. Başkan’ın kızı… O kızın başına gelenlerin sebebi tek bir kişidir: Orion.” Elias dondu kaldı. > “Orion mu?” diye sordu, sesi buz kesmişti. “Onu tanıyor musunuz?” > “Hayır,” dedi Elias. “Sadece Tiana’nın kabuslarında duyduğum bir isimdi. Ama eğer doğruysa… o adam yüzünden mi Tiana böyle oldu?” Celal Bey’in bakışları sertleşti. > “Orion, onun kocası. Fakat bir eş değil, bir cellat gibi davrandı. Onu yalnız bıraktı, zihnini zehirledi. Tiana’nın uçuruma sürüklenmesine sebep olan işte bu adamdır.” Elias’ın elleri yumruk oldu. İçinde öyle bir öfke kabardı ki, sanki boğazında demir bir halka sıkışmış gibiydi. Gözleri karardı. > “Demek… o lanet olası adam, bu kızın gözlerindeki korkunun sebebi…” Celal Bey başını salladı. > “Evet, Elias. Ve eğer Tiana’nın yanında kalmak istiyorsan… önce onun en büyük korkusunu yenmesine yardım etmelisin. Orion’a gelince… er ya da geç onunla yüzleşeceğiz.” Elias, gözlerini kapadı. Tiana’nın çığlığı, “Beni yalnız bırakma” sözleri kulaklarında yankılandı. Sonra gözlerini açtığında kararlılığı bambaşkaydı. > “Size söz veriyorum,” dedi. “Onu bir daha kimse incitemeyecek. Hele o adam… Orion… onun hesabını bizzat ben soracağım.” Elias, kafeden ayrıldığında içinde kaynayan öfke hâlâ dinmemişti. Tiana’nın kabuslarında fısıldadığı o isim, şimdi bir yüz ve bir anlam kazanmıştı: Orion. Onun kocası… ama bir koca değil, işkenceci bir gölge. Arabayı sürerken ellerinin direksiyonu kavrayışı sertleşti. “Böyle bir adama nasıl teslim etmişler onu?” diye geçirdi içinden. Ama sonra Celal Bey’in sözlerini hatırladı: > “Tiana’nın yanında kal. Onu şimdilik gerçeğin ağırlığından koru. Çünkü kırık bir kalbi, tek darbeyle parçalayabilirsin.” Elias bunu düşündü. Haklıydı. Tiana her gece yalnızlıktan korkarak uyanıyor, gözyaşlarıyla ona sarılıyordu. Şimdi bir de gerçeğin bütün yükünü taşıyamazdı. Önce toparlanmalı, ayağa kalkmalıydı. Eve döndüğünde Tiana pencerenin kenarında oturuyordu. Gözlerinde o tanıdık boşluk… ama Elias’ı görünce biraz olsun nefes aldı. > “Nereye gittin?” diye sordu fısıltıyla. Elias yanına yaklaştı, diz çöktü. > “Buradayım,” dedi. “Hiçbir yere gitmedim. Yalnız bırakmam seni.” Kızın gözlerinden yaşlar süzüldü. Omuzları titriyordu. > “Kabuslar… hiç bitmiyor. Sesler kulağımda. Orion beni bırakıp gidiyor, Elias…” Elias’ın yüreği o an burkuldu. O ismi duyunca yumruklarını sıkmak istedi ama kendini tuttu. Onun yanında öfkeyle değil, güvenle durmalıydı. > “O sadece bir isim artık,” dedi yumuşak bir sesle. “ Seni hak etmiyor. Onu unutmalisin. Ben buradayım.” Tiana, Elias’ın ellerine tutundu. O an, hayata bağlandığı tek dal oydu. Celal Bey ise o sırada bambaşka bir hazırlık içindeydi. Orion’un köşkünden çıkarken topladığı küçük ipuçlarını masasına serdi. Tiana’nın odasına gizlice yerleştirilen ses düzenekleri, kaydedilmiş fısıltılar… Hepsi bir oyunun parçasıydı. Orion, Tiana’yı yavaş yavaş deliliğin kıyısına itmişti. > “Şimdi zamanı değil,” dedi kendi kendine. “Önce kız ayağa kalkacak. Sonra bu adamın maskesi herkesin önünde düşecek.” Ama içinde bir başka korku vardı: Eğer Orion Tiana’nın yaşadığını öğrenirse, ikinci kez hata yapmayacaktı. Ve işini şansa bırakmayacaktı. Bu yüzden Elias’a güvenmekten başka şansı yoktu. O gece Elias, Tiana’nın yanında sabahladı. Genç kadın defalarca uyandı, defalarca aynı cümleyi fısıldadı: > “Beni yalnız bırakma…” Ve her defasında Elias aynı cevabı verdi: > “Buradayım. Gitmeyeceğim.” Ama içindeki öfke, her geçen saat daha da büyüyordu. Çünkü o artık gerçeği biliyordu: Bu korkunun, bu kabusların tek sebebi vardı. Bir gün karşısına çıkacak ve gözlerinin içine bakarak soracaktı: > “Orion… Sen nasıl bir adamsın ki, böyle bir kadını uçurumun kenarına ittin?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD