Kabus

1008 Words
Tiana: Gözlerimi açtığımda odada kimse yoktu. “Orion?” Seslendim ama cevap gelmedi. İçimde bir sıkıntı büyümeye başladı. Orion, benim yalnızlıktan ne kadar korktuğumu bilirdi. Bunu bile bile nasıl bırakıp giderdi ki beni? Evin içinde odadan odaya koştum. Her yeri aradım, seslendim… ama her köşe sessizdi. Adeta ev, duvarlarını üstüme kapatıyordu. Nefesim daraldı. Kalbim çarpmaya başladı. Ayaklarım kontrolüm dışında hareket ediyordu artık. Birden kendimi uçurumun kenarında buldum. Rüzgar yüzüme çarpıyor, saçlarımı savuruyordu. Ve o an… O sesler… > “Atla…” “Kimse seni sevmiyor…” “Yalnız kaldın işte…” “Öl…” Beynimin içinde yankılanıyordu. Beni delirten bir fısıltıydı bu. Birden ayaklarım boşlukta kaldı. Yüreğim sanki göğsümden sökülüp düşmeye başladı. Çığlık attım… Tüm acımı, yalnızlığımı haykırdım. Ve uyandım. Ter içindeydim. Göğsüm hızla inip kalkıyordu. Gözlerim panikle etrafı taradı. Yatağımın başucunda uyuyan yabancı adam çığlığımla irkilerek doğruldu. Bana yaklaştı, sesi sakindi: > “İyi misin? Kabus gördün sanırım… Korkma, ben yanındayım.” Gözlerimden yaşlar süzüldü. Ona doğru döndüm ve birden sarıldım. Sanki o an tek tutunduğum dal oydu. > “Beni yalnız bırakma… olur mu? Ne olur beni terk etme… Ben yalnızlıktan çok korkuyorum…” Hıçkırıklarım göğsümden dökülüyordu. Kendimi kaybetmiştim. O da kollarımı sıvazlayarak, yumuşak sesiyle beni sakinleştirmeye çalıştı: > “Sakin ol… buradayım. Seni bırakmayacağım. Gitmeyeceğim.” Biraz toparlandığımda bana sordu: > “Uyuyabilecek misin?” Başımı iki yana salladım: > “Hayır… uyumak istemiyorum. Ya yine yalnız uyanırsam… Ya yine her şey kabus gibi olursa?” Gözlerimin içine baktı ve söz verdi: > “Sana söz veriyorum, gitmeyeceğim. Ne kadar yanında kalmamı istersen… o kadar kalırım.” Başımı salladım. > “Sana inanmak istiyorum…” dedim fısıltıyla. > “Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım,” dedi o da. Güven vermek için sesinde bir yemin vardı. Sonra yatağa uzandım. Yeniden gözlerimi kapatmaya çalıştım, ama içimde fırtınalar dinmemişti. Elias: Uykumdan sıçrayarak uyandım. Tiana'nın çığlığı odayı yarıp geçmişti. Ona bir şey olduğunu sandım. Hemen yanına koştum. Uyandığında ağlıyordu. Titriyordu. Ruhu darmadağındı. Yanına eğildim, gözlerinin içine baktım. “Yanındayım,” dedim. “Geçti... Kabus gördün, hepsi bu.” Ve ilk kez, Tiana bana sarıldı. Korkuyla, çaresizlikle… Sanki beni kaybederse tamamen yıkılacak gibiydi. > “Beni bırakma… Ben yalnızlıktan korkuyorum…” O an içimden geçen tek şey... öfkeydi. Orion. O adam nasıl bir yaratık olabilirdi ki böyle bir kadını, böyle bir korkuyla baş başa bırakmıştı? İçimden lanetler ettim. Ama aynı anda Tiana’yı teselli etmeye çalışıyordum. Zor da olsa biraz sakinleşti. Sonra tekrar uyumaya çalıştı. Ben ise kalkıp mutfağa geçtim. Kendime bir kahve yaptım. O gece uyumamaya karar verdim. Yanında olmalıydım. Her an, her kabusta… Sabaha kadar başucunda oturdum. Tiana o gece defalarca kabus gördü. Ve her defasında aynı cümleyi sayıkladı: > “Beni yalnız bırakma… Korkuyorum…” Kalbim delik deşik olmuş gibiydi. Ona bu yıkımı yaşatan adamdan hesap sormak istiyordum. Ve kendime söz verdim: Tiana iyileşince, bunu ona yapan kimse… hesabını birlikte soracağız. Avukat Celal Bey: Orion’un köşke çekildiğini duyar duymaz vakit kaybetmeden yola çıktım. Tiana’nın uçurumdan atladığı söyleniyordu… Ama bir avukat olarak dedikodulara değil, yüzlere bakarak anlarım gerçeği. Kapıyı çaldığımda hizmetçi beni hemen içeri aldı. Orion geniş salonda tek başına oturuyordu. Koltukta arkasına yaslanmıştı. Eline bir kadeh almış, önündeki şömineye bakıyordu. Kendi karanlığında değil, sanki bir keyif anında yakalanmış gibiydi. Beni görünce hemen yerinden doğrulmadı. Acele etmeyen, rahatsız olmayan bir hali vardı. Davet etmese de karşısındaki koltuğa oturdum. > “Orion Bey,” dedim dosyayı çantamdan çıkarırken, “Tiana Hanım nerede?” Yüzüme kısa bir bakış attı. Sonra omuzlarını silker gibi bir ifadeyle kadehini masaya bıraktı. > “Bilmiyor musunuz?” dedi, “Kendini uçurumdan attı. Henüz cesedi bulunamadı.” Cevabı öyle rahattı ki… Bir kayıp eşten değil de sanki kaybolan bir valizden söz ediyordu. Gözlerinde ne panik ne de keder vardı. Ama ses tonumu bozmadım. Yavaşça gözlüğümü çıkardım, mendilimle silip tekrar taktım. > “Yani… karınız kayıp,” dedim, “Öldü mü, kaldı mı belli değil…” Başımı hafifçe eğdim, gözlerine dik baktım: > “Ve siz burada oturmuş, şimdiden yas tutuyorsunuz öyle mi?” Sustu. > “Hayatı seven, cesur bir genç kadın… evliliğinin ilk sabahı neden kendini uçurumdan atsın Orion Bey?” Sustu. > “Siz onun kocası değil miydiniz? Onu korumanız, yanında durmanız gerekmiyor muydu? Ne oldu da başına bu geldi? Bu olayda sizin bir dahliniz var mı?” O an hiddetlendi. Rolünü devam ettirirken çırpınan biri gibiydi: > “Ne dediğinizi kulaklarınız duyuyor mu Avukat Bey?! Ben karımı çok severdim. Ona zarar vermem mümkün mü?! Ben de ne olduğunu anlamadım. O gece babamın rahatsızlığı nedeniyle Tiana’yı uyandırmadan evden çıktım. Not bırakacaktım ama aceleyle unuttum… Ertesi sabah döndüğümde polisler kapıdaydı. Hiçbir şey anlamadan karımı öldürmekle suçlandım! Tıpkı sizin şimdi yaptığınız gibi…” Ellerini açtı, sahte mağduriyetin bütün mimiklerini sergiledi. Ben gözlerimi kısmış, sözlerini dinlerken aslında onun içindeki o açgözlü yırtıcının kokusunu çoktan almıştım. > “Sizin gibi biri, acının arkasına saklanmasın Orion Bey. Ben bu oyunu yıllardır çok kişide gördüm.” Ben daha da yaklaştım, sesimi biraz daha kıstım: > “Karısını gerçekten seven bir adam… bu kadar rahat davranmaz, Orion Bey. Henüz mezarı bile yokken… bunca sakinliğiniz hayra alamet değil.” Orion kıpırdandı. Beklediğim gibi, savunmaya geçti. > “Ne demek istiyorsunuz avukat bey?” “Henüz hiçbir şey demedim. Ama sizin tepkileriniz… fazlasıyla şey söylüyor.” Elimi çantama uzattım. Başkan’dan bana kalan zarfı çıkarmadan önce, son kez içimi susturamadım: > “Ben Tiana’yı tanırım. Küçüklüğünden beri… Yalnız kalınca nasıl ağladığını, güvenince nasıl parladığını bilirim. Siz onun eşi olmayı hak etmediniz, Orion Bey. Ama yine de…” Zarfı usulca masaya bıraktım. > “…yasal işler için buradayım. Merhum Başkan, ölümünden önce bana bir vasiyet bırakmıştı. Kızının evliliğinden sonra açılmasını emretti.” Orion biraz irkildi. Zarfa doğru bir bakış attı ama yüzünü çabuk toparladı. > “Bu nedir?” “İleride açıklayacağım. Henüz zamanı değil.” Çantamı kapatırken son cümlemi yavaşça söyledim: > “Ama şunu bilmenizi isterim… Tiana hâlâ yaşıyor olabilir. Ve eğer bu işin arkasında sizin bir parmağınız varsa…” Gözlerimi onun gözlerine sabitledim. > “…ne miras kalır elinizde, ne de özgürlük.” Orion olduğu yerde kalakaldı. Sanki planladığı herşey mahfolmuştu. Sustu bana karşılık veremedi bile. Bende yüzüne son kez bakıp çıktım köşkten.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD