Ölü Gelin 👰

814 Words
Tiana Göz kapaklarım, ağır bir sis perdesini andırıyordu. İçimde ne bir zaman duygusu vardı, ne de geçmişe ait bir iz. Gözlerimi ilk kez açtığımda gördüğüm şey bir tavan değil, bir yabancı dünyaydı. Her şey tanıdık olmak için fazla farklı, yabancı olmak için fazlasıyla yakındı. Tahta kirişler… Sıvası dökülmüş, nemle boğulmuş duvarlar… Yabancı bir yatak, üzerimdeki örtü bile bana ait değil gibiydi. Havadaki tuzla karışmış ilaç kokusu, burnuma çarpan ilk şeydi. Kalbim birden sıkıştı. Ciğerlerim çalışmayı unutmuş gibiydi. Boğazım kuruydu, yutkunmak bile acı veriyordu. Gözlerim titreyerek odanın içinde birilerini aradı — ve o an… Biri vardı. Yatakla pencere arasında, loş ışığın altında duruyordu. Elleri dizlerinde, hareketsiz. Bana bakıyordu. Kaşlarının arasındaki çizgi endişeyle derinleşmişti. Ama ben… Ben onu tanımıyordum. Yüreğim, göğsümde hapsolmuş bir kuş gibi çırpınmaya başladı. Panik içimde kıvılcım gibi yanarken, bedenim refleksle hareket etti. > “SEN KİMSİN?!” Sesim titreyerek odanın duvarlarına çarptı. Yatağın örtüsünü hışımla üzerimden savurup doğruldum. Sırtım duvara çarptı. Nefesim düzensizleşti. Göz bebeklerim büyüdü, kaçacak bir yol aradı. > “NE OLDU BANA?! BURASI NERESİ?!” Adam — ya da o yabancı — bir adım geriye çekildi. Ellerini yavaşça havaya kaldırdı, sesi yumuşaktı. > “Sakin ol… Lütfen. Sana zarar vermeyeceğim.” > “BENİM SANA GÜVENMEM İÇİN BİR SEBEP Mİ VAR?!” Çığlığım o küçük kulübeyi yırttı. Ayaklarım yere değmeden kaçmaya çalıştım ama bedenim… Beni yarı yolda bıraktı. Yıkılacak gibi oldum. Dizlerim titredi. O an yaklaşmaya kalktı. > “DOKUNMA!” Sesim bu kez yalvaran bir bıçak gibiydi. Kollarımı savunurcasına kaldırdım. Bana dokunmasına izin veremezdim. Kimdi o? Ben kimdim? Ve neden hiçbir şey hatırlamıyordum? Nefes nefese kalmıştım. Boğazımda düğümlenen o şey… korkudan daha fazlasıydı. Bir yalnızlıktı bu. Kökü geçmişe uzanan, ama ucunu göremediğim bir yalnızlık. Elias Kız uyandı kısa bir sürede olsa yüzüne baktım ... Gözlerinde korku vardı… Ezilmenin, parçalanmanın, terk edilmenin izleri vardı. Sanki içine gömülmüş bir haykırışı susturmaya çalışıyordu. Adımımı geri çektim. Yavaş konuştum. Sert olmamam gerektiğini biliyordum. > “Adım elias… Seni denizin kıyısında buldum. Üzerinde… bir gelinlik vardı. Uçurumdan düşmüş olabileceğini düşündüm. Baygındın. Seni buraya, kulübeme getirdim. Yardım etmekten başka kötü bir niyetim yok.” Gözleri duvara takılı kaldı. Dudakları aralandı, nefesi titredi. > “Gelinlik mi?” diye fısıldadı. Sanki içindeki karanlıkta bir kapı gıcırdayarak aralandı. O kelime, zihninin derinliklerinde yankılandı. omuzları çöktü. Ellerini karnına bastırdı, dizlerinin üzerine çöktü. Kendine sarıldı. Ve gözyaşları dökülmeye başladı. > “Ben kimim… Birisi birşey mi yaptı… Bir şey oldu bana. Hatırlamıyorum… Ama… Canım yanıyor.” Yanına gitmedim. Sadece yakınına çömeldim. Bazen konuşmak , dokunuştan daha güçlüdür. > “Günlerce uyanmadın. Ben seni yaşatmaya çalıştım. Sana zarar veren ben değilim. Yanında bir günlük vardı. Islanmıştı, bütün yazıları silinmişti ama… Sadece bir cümle okunabiliyordu.” Gözlerini kaldırdı. İlk kez göz göze geldik. > “‘Sevdiğim adam, düğün günü beni terk etti. Artık kimseye inancım kalmadı.’ Bu yazıyordu.” dedim. Sözler havada asılı kaldı. Kızın dudakları titredi. Başını iki elinin arasına aldı. > “Hayır… Hayır… bana bunu yapmış olamaz … Olamaz dimi? Beni… Beni bırakıp gitmemiştir…” Ve sonra… Birden yıkıldı. Dizlerinin üzerine kapandı. Bedeninden çıkan o hıçkırık, tüm kulübeyi sarstı. Yaklaştım. Bu kez beni durdurmadı. Sarılmadım. Zorlamadım. Sadece ellerini tuttum. > “Ben buradayım. Ben yanındayım. Seni bırakmayacağım. Şimdi derin bir nefes al. Derince içine çek ve bırak … Yavaşça…” Ama yapamıyordu. O kırık yerler nefesi bile içeri almıyordu. Çöküntü, bir dağ gibi üzerine yığılmıştı. Ayağa kalktım. Dolaptan bitkisel karışımı aldım. Tatlıya karıştırdım ve ona sundum. İçti. Bu bitkisel karışım onu sakinleştirecekti. Bir süre sonra… Kız uykuya daldı tekrardan. Yavaşça yatağa yatırdım. Üzerini örttüm. Ve kapının önüne oturup uzun süre bekledim. Daha sonrasında. Saate baktım öğleye geliyordu. İhtiyacım olan ve yanımda bitmiş olan birkaç tane ilaç almam gerekiyordu. Kasabaya indim. Eczaneye uğradım. Yaşlı eczacı, beni dikkatle süzdü. > “Seni daha önce buralarda görmedim. Yabancısı mısın buraların?”dedi. Bende başımı onaylarcasina sallayıp... > “Evet.”dedim. "Nerede kalıyorsun, kalacak yerin yoksa yardımcı olabilirim." dedi. Bende "teşekkür ederim " dedim. "Ucurumun yukarısında bir kulubem var orada kalıyorum." diye ekledim. > “ Uçurumun yukarısı mı? Oralarda kimse yaşamaz diye biliyorum." dedi ve ekledi... Ama geçenlerde biri atlamış oradan. Gelinlikli genç bir kız. Uçurumdan atlamis.” dedi. Bende şaşırmış gibi yapıp: > “Uçurum mu?” dedim, içimdeki boşluk büyürken. Adam: > “ Evet, belediye başkanının kızıymış.” O an, içimde bir şey kıpırdadı. Adama devam etmesini söyledim... Adam da şunları söyledi... > “Şu Orion var ya kocası, onunla evlendiği gece onu terk etmiş ..Kız Başkan’ın kızı... Bu olaydan sonra, düğün sabahı kendini atmış aşağı. Gelinliğiyle birlikte... Tüm köy onu konuşuyor. 'Ölü Gelin' diyorlar şimdi. Adı da Tiana’ydı galiba.” Dudaklarım kurudu. Kalbim bir anlığına durdu sanki. Bu nasıl bir hayattı böyle. Kızın başına gelenleri kınamak yerine ... Onun adını… Artık bir efsaneye, bir trajediye dönüştürmüşlerdi. Ama hayır. Tiana ölmemişti ve ayaklandiginda kendi efsanesini kendisi yazacaktı. Ve o halk, onu “ölü” sandıkça… Ben onu gizleyecek, herşeyi hatırlamasına yardımcı olacak ve ne olursa olsun koruyacaktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD