FİNAL

4878 Words
Asya koşar adımlarla çıkıyordu merdiveni. İkinci kata geldiğinde nefes nefese, korkuluklardan tutundu. Hamile olmasının etkilerini mi görüyordu, yoksa psikolojik olarak mı yoruluyordu? Bunun cevabı ne olursa olsun zorlanıyordu. Birkaç kez Ali'yle bunu tartışmışlardı. Kendine asansörlü bir daire tutmasını söylemişti Asya. Dört kat çıkmak insanı ister istemez yoruyordu. Marmaris'te müstakil ev çoktu ve insanlar asansörü gerekli görmemişti. Asya ise yeni yapılmış bir apartmanda yaşıyordu. Ve bünyesi asansöre alışkındı. Nedense birden aklına bu gelmişti. Anılar patavatsız oluyordu çoğu zaman. Ne zaman ve ne şekilde geleceklerini bilmiyor ve öğrenmeyi de istemiyorlardı. Ali'nin dairesinin önüne geldiğinde bir elini kapı pervazına yasladı. Nefesini control etmeye çalışırken boğazı acıdı. Sonunda biraz rahata erince kapıyı tıkladı. Dün hastaneye gittikten sonra evinden hiç çıkmamıştı. Bundan sonra neler yapacağının hesabını etmişti. Timuçin'e söylerse bebeği ondan alır diye korkmuştu ama babasız büyütmeye de içi el vermiyordu. Ailesiz büyümenin ne denli zorlu olduğunu yaşamıştı. Yine de onun çocuğu yalnız kalmayacaktı. Onu çok seven ve her şeyden koruyacak olan tek ama güçlü bir annesi olacaktı. Uykusuz bir gecenin sabahında sağlıklı bir şeyler hazırlamıştı kendine. Domates, salatalık, birkaç parça peynir ve biberli omlet yemişti. Kendi umutsuzluğuna kapılıp gitmemeliydi. Büyük bir bencillik yapıp onu iyi besleyemezdi. Kahvenin çocuğa olan etkilerini araştırırken telefonundan bir mesaj sesi yükselmişti. Ayşe'nin mesajı oldukça netti. 'Ali çok kötü. İntihar edeceğini söylüyor...' Evden nasıl çıktı, bindiği taksiye adresi nasıl verdi hiç hatırlamıyordu. Onun yüzünden canına kıymasına izin veremezdi. Bu adamla ne yapacağını hiç bilmiyordu, ama ölmesine göz yumamazdı. Aklında farklı düşünceler vardı. Ali'nin hayatını kurtarır kurtarmaz sırra kadem basacaktı. Onu arayıp bulamayan Ali sonunda kendi hayatına devam etmeyi seçecekti, bunu biliyordu. En azından bir gün görüşürüz umuduyla yaşayacaktı. Öyle ya da böyle nefes alacaktı. Bu Asya için yeterdi. Kapının açılmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Ali'nin bitkin yüzü, kapının köşesinden göründüğünde, şaşırdı. Siyah saçları birbirine girmiş, siyah gözlerinin altı dayak yemiş gibi renk değiştirmişti. Onun uyuşturucu içtiğini düşündü. Bakışları çok donuk ve ürkütücüydü. Kapıyı yavaşça açıp arkasına çekildi ve ona yol verdi. Bir an içeri girip girmemekte kararsız kaldı. Belki kapının önünden onu ikna edebilirdi. Ama Ali'ye ulaşamayacağı su götürmez bir gerçekti. Bilincini kapamış gibiydi. Asya bildiği evin bildiği salonuna doğru çekingen tavırlarla yürümeye başladı. Bir yandan da hiçbir şeyin değişmediğini gösterircesine söyleniyordu. Ali, ondan şüphe ederse, planlarının hepsi suya düşerdi. "Senin yaptığın çocukluk artık! Kaç kez konuştuk biz Ali!" İçeri girdiğinde karşısında gördüğü şeyle çenesi kapandı. Şaşkınca açılan ağzından minik bir inilti çıktı. Ayşe, bir sandalyeye sıkı sıkıya bağlanmıştı. Ağzındaki bant yanaklarıyla bütün olmuştu. Başından aldığı bir darbe orayı kanatıp kurutmuştu. Yalvarır gözlerle ona bakarken kurtulma umudu bedenini sarmıştı. Genç kadın şaşkınlıkla ne yapacağını bilmeden bir saniye durdu. "Neler oluyor?" Ardında metalin çıkardığı tuhaf bir ses duydu. Kocaman açılmış gözlerle döndüğünde, karşısındaki adamın kararmış öfkeli siyahlıklarıyla karşılaştı. Ve üç santim yukarısında, tam alnının ortasına yöneltilmiş bir silah gördü. Yüreğinin ağzına çıktığını fark etmesi imkansızdı; çünkü ölüm korkusu ilk kez somut bir halde ona bakıyordu. "Otur." "Ne yaptığını sanıy.." "Otur dedim Asya!" diye bağırdı. Genç kadın irkilerek Ayşe'nin hemen yanındaki koltuğun köşesine oturdu. Ağzı bir karış açık arkadaşının gözlerine ve elindeki silaha bakıyordu. Ali de gözlerini ondan ayırmadan, karşısındaki koltuğa oturdu. Silah hala ona doğrulu duruyordu. "Soruların var değil mi? Benim de var... Önce benimkinden başlayalım mı?" Bir sapık edasıyla baktı. Asya'dan ses gelmeyince konuşmaya devam etti. "Gerçi ben sorularımı çok önceden sordum. Cevapları nedense beni hiç tatmin etmedi." "Ali." Diyebildi boğazına tıkılmış korkunun parçalarına rağmen. Çok acıtıyorlardı, ama susamazdı. Yaşayacaksam, ölüme ramak kala beni dövmeyi bırak! Der gibiydi. "Konuşabiliriz. Halledebiliriz. Önce şu silahı bırak." deyip hafifçe doğruldu ve elini uzattı. "Otur dedim Asya, otur!" diye bağırdı. "Bugüne kadar hep sen konuştun sıra bende!" &&& Otelinin odasında gömleğinin kollarını düzeltirken Asya'yı ne kadar özlediğini tekrar anımsadı. Bedeni kadar ruhunun da ona kavuşmaya ihtiyacı vardı. İkisi de isyan bayrağını çekmek üzereydi fakat Asya'yı geride bırakacak değildi. Muhtemelen onu sırtına atıp kaçırırdı. Yapılacak en doğru şeydi Timuçin'e göre. Sertlikten hoşlanırdı. Gerekirse onu bir yerlere bağlayıp sabahtan akşama kadar ona aşkını anlatarak ona işkence ederdi. Böylece affederdi. Durdu. Neden bunu daha önceden düşünmemişti ki? Günlerdir bekliyor ve bir sonuca ulaşamıyordu. Ne derse desin, onu esiri yapmalıydı. Aşk için birkaç günlüğüne köle olmaktan hoşnutsuz olmazdı herhalde, değil mi? Telefonu titreyince mesajı açmak için heyecanla komodine ilerledi. Belki de kaçırma işini askıya alacağı bir mesaj atmıştı Asya. Ali'nin ismini görür görmez acele etti. Gördüğü fotoğrafla kan resmen beynine sıçradı. Sevdiği kadın yüzünü eğerek oturuyordu. Elleri karnının önünde endişeyle birleşmişti. Ve görünen o ki, orası Asya'nın evi değildi. Mesaj ise, farklı anlamlara kapalıydı. 'Bu onu son görüşün. Artık aramızdan çekil!' Geçirdiği anlık sinir nöbetiyle fotoğrafı artık göremiyordu. Elleri titremekten aşağı ve yukarı inip çıkıyordu. Telefonu duvara fırlattı ve bıraktığı izi incelemeye gerek duymadan komodinin üzerindeki lambayı tutup yere attı. Birkaç parçaya ayrılan lambadan tok bir ses yükseldi. Hemen yatağına saldırdı. Çarşaf ve yorganını yırtarcasına ellerinde iki yana çekiştirdi. Cart sesi tek şeye işaretti. Timuçin tek hamlede çarşafları parçalara ayırmıştı. Bağırarak odadan çıktı. "Onun her yerini kesip kan akıtacağım, kan!" Arabasına atlar atlamaz torpidodaki silahını kaptı. Şarjörünü tamamen doldurdu. Kimseyi öldürmeyeceğine dair kendine yemin etmişti, ama bu olay fazlasıyla tövbe bozucuydu! O an Asya'yı bile düşünmedi. Kan çanağına dönmüş ürkütücü mavi gözlerinden tek şey geçiyordu: Ali'yi lime lime doğrayıp sokaklara dağıtacaktı. &&& "Asya... Sana olan sevgimi hiç anlamadın değil mi?" diyerek elindeki silahla kadına yaklaşıyordu. "Hep gözüne girmeye çalıştım. Köpek oldum peşinde köpek!" deyip kendi kendine gülmeye başladı. Boşta kalan eliyle yüzünü sıvazlayıp tekrar koltuğuna geçti. Yapacaklarından ötürü gergindi. Bu da bedeninin kontrolünü zorlaştırıyordu. "Ali halledeceğiz. Sen sadece sakince silahını bırak. Güven bana her şey burada kalacak." Ayşe'ye bir bakış attı. "Onun da konuşmayacağından eminim." Ayşe ağlayarak telaşla başını salladı. "İkimizi de fena halde etkiledin. Ben seni bırakmayacağım." Ali bir kahkaha attı. "Ne yani, Ondan ayrılıp bana mı geleceksin? Senelerdir yalvarıyorum, bir kez olsun karşılık vermedin. Birdenbire benimle mi olacağını söylüyorsun?" Asya bunu kast etmediğinden sorularını cevapsız bıraktı. Tamamen kurtulma odaklıydı. Ali'yi etkisiz hale getirir getirmez Ayşe'yle son kez konuşacaktı. "Hemen bu şehri terk et!" "Silah gözünü korkuttu mu Asya? Seni öldüreceğimi düşünerek ürktün mü?" Susturuculu silahı koltuğa ateşleyip bağırdı. "Cevap ver!" "Evet," dedi bir çırpıda. "Korktum Ali. Bizlerin canını yakmandan ve seni kaybetmekten korktum." Onun doğruluğunu anlamak adına kadına doğru hareketlendi. Bakışlarını hiç ayırmıyordu. "Bu güzel gözlerin beni hiçbir zaman sevmeyeceğini söylüyordu Asya. Sana inanmıyorum. Hem," Şöyle bir kadını süzdü. Dananın ipi kopmuştu. Konuşma zamanıydı. "O herif bir katil hepimiz biliyoruz. Bir katili bırakıp diğer bir katilin koynuna mı gireceksin?" Asya dehşetle suratına bakarken beyni çok geçmeden çalıştı ve cümleler arasındaki yanıtları buldu. Başını sağa kaydırdı. Aralanmış dudaklarından o ismin çıkmasına engel olamadı. "Sinan?" "Senin peşinde dolanan bendim. Seni seven, sana aşık olan... Sinan'ın ortaya çıkmasıyla öfkeme yenildim sanırım. Önce gitmesini söyledim, ama dinlemedi. Elimden kaçınca takip ettim, senin yanına gelmiş bir de!" Birden ayağa kalkarak, çevresinde şöyle bir döndü. Ellerini hareket ettiriyor, durumu sanki kendine açıklıyordu. "Ne yapabilirdim ki başka! Seni istiyordu, isteyemezdi! İsteme dedim! Dinlemedi!" Asya ise içinde çok başka şeyler barındırıyordu. Yıllardır tanıdığı arkadaşının katil olması... Ona hayatında bir yer vermişti. Evine almış, yemeğinden vermiş ve dostluğundan yararlanmasına yardımcı olmuştu. Korkuyordu. Deli gibi korkuyordu. "Sana aşığım diyen o hovarda bunların farkında değil mi sanıyorsun? Bar çıkışı sen gittikten sonra, Sinan'la kavga ettik biz. Sonra eve gel konuşalım dedim. Senden vazgeçmeyeceğini söyledi. Bende kafasını koparıp attım. Timuçin beni takip ediyordu. Ama elinde delili yoktu. İşimi başkalarına yaptırdım ve onların kim olduğunu bilmiyordu. O benim peşimdeyken, bizim arkamızdan da Sinan'ın leşi sokağa atılmak için harekete geçmişti. Birini gözcü olarak bıraktım. Timuçin'in uşakları cesedi bulmuştu. Belki ortadan kaldırır sandım, ama dokunmadı. Belli ki en başta karışmak istemedi. Ne de olsa böyle şeyler onun işinin yanında masum kalırdı." Asya'nın kara gözleri iri iriydi. Arkadaşının bu haline acımaya başladı. Ona zarar vermesinden çok, bebeğini düşünüyordu. Timuçin her şeyden haberliydi ama susmayu tercih etmişti. Ali'ye zarar vermeye yeltenmemişti. Belki de Asya'nın ona verdiği değerden kaynaklanıyordu. O koca adam, kadının kırılacka kalbini düşünüyordu demek... O an yaşadığı dakikaların ne tarifi ne de herhangi bir duygu limanı vardı. Bu kadar strese dayanamadığı için midesi bulanmaya başladı. Elini gayriihtiyari midesine götürdü. "Lavabo..." deyip hızlıca tuvalete gitti. Nedense böyle ani hareket ettikten sonra ona zarar vermeyeceğini düşünmüştü. Sabahtan beri yeterince dolu olmayan midesindeki geri kalan her şeyi çıkarmıştı. Elini yüzünü yıkadıktan sonra, aklına telefonu geldi. Hızla çıkardı. Timuçin'in araması Ali'yi daha kötü yapar diye sessize almıştı. Genç adam defalarca aramıştı. Hızlı bir mesaj çekecekti ki, Ali'nin kapıyı açıp onu kolundan sürüklemesiyle telefonu yere düştü. "Sabrımı zorlama da yürü!"deyip onu koltuğa itti. "Merak etme haber verdim. Kudursun dursun şimdi!"Silahı hırsla karnına doğrulttu. "O piçini de geberteceğim!" Bakışları silahı ateşleyecek gibi yoğundu. Genç kadın korkarak elleriyle karnını kapattı. O sırada olanları izleyen Ayşe'nin hıçkırıkları çoğaldı. Ali bakışlarını zırlayan kadına çevirdi. Anında suratında ifadesiz bir duygu belirdi. "Timuçin'e karşı hala bir şey hissettiğini biliyor musun?" Gözleri hala Ayşe'de ve donuktu. "Onunla bir gece dertleştik, sabah uyandığımda koynumdaydı. Timuçin'le ilgili biraz araştırma yapmıştım. Mafya olduğu falan filan. Ona anlatmış bulundum." Asya'ya bakıp geri Ayşe'ye döndü. "Amacımız sizi ayırmaktı. O da inanmıştı katil olduğuna ama vazgeçmek istemedi. Sözde aşık olmuş, öyle dedi hep bana... Yanlışlıkla yattığım kadın bile başkasına aşık." deyip acı acı güldü. "Anlayacağın planı ben yaptım, ama birlikte oynadık..." Karnına doğrulan silah titreyerek indi. Bakışları öylece Ayşe'nin üzerindeydi. Tarttığı düşüncelerin arasında kaybolmuş gibiydi. Asya heyecanla ona bakıyordu. Bu dalmışlığından faydalanıp kaçmayı düşündü ama ayağa kalkar kalkmaz yakalanacağından emindi. O yüzden nefes dahi almadan Ali'yi seyretti. Hala deli gibi ağlayan genç kadına yaklaştı. Yanağına yapışan saçları kenara itti. Çenesini avuçladı. Şöyle bir onu süzdü. Kafasını koluyla sarıp sertçe göğsüne bastı. Olduğu yerde sallandı. Bakışları bomboştu. "İkimiz de fazlasıyla kirliyiz." Kadının başını serbest bıraktı ve yaralı bölgeyi sevdi. Parmakları yavaşça tenini yaladı. "İkimiz de zevk için takıldık. Ama ben seni istemedim ki! Ne diye koynuma girdin de benim Asya'ya olan aşkımı kirlettin?" İki kadının da kalbi bedenlerine çarpıyordu. "İkimiz de günahkarız kabul edelim. Cezayı birlikte çekeceğiz, kaderimiz böyleymiş." deyip hızla geriye çekildi ve kadını tam alnının ortasından vurdu. Asya ağzından çıkan derin bir çığlıkla olduğu yere yığılıverdi. Genç kadın buğulanmış gözlerini aralayarak etrafa bakmaya çalıştı. Ali'nin yatağında yatıyordu. Telaşlanarak yerinden doğruldu. Hızlı hareket etmesi, başının dönmesine sebep olmuştu. Gözlerini kapatarak, bir eliyle başını tuttu. İçinden de dualar ediyordu. 'Allah'ım lütfen bana dokunmamış olsun, lütfen!' Hemen gözlerini araladı ve kapının yanında koltukta oturan Ali'yi fark etti. Yanındaki sehpaya silahını bırakmış, elini başına dayamış, dirseği koltuğun kenarında yere odaklanmıştı. Genç kadın hızla silaha, oradan kapıya, sonra pencereye baktı. Pencere açıktı. Atlasa kurtulabilir miydi? Doğru açıyla düşerse, dördüncü kat belki bacağını kırardı. Bir de bebeğini alırdı. Korkarak inildedi. "Nereye bakıyorsun sen?" Ali'ye döndürdü gözlerini. Öfke yoktu, hırs yoktu, acımasızlık, ürkütücülük yoktu. Ama acı vardı. Koca bir acı! En karasından hüzün, en karasından pişmanlık vardı. Oluk oluk sevgi, aşk akıyordu bakışlarından. "Başım dönüyor da..." "Uzanabilirsin." "Yeterli." Bakışıyorlardı. İki kara göz birbirine geçmişti. İki kişinin de kafasından bambaşka şey geçiyordu. Asya kaçmanın hesabını yapıyordu. Adam, onun sağ şakağından inen teri gördü. Ağır adımlarla yatağa gidip uzandı. Asya'nın direnişine rağmen zorla koynuna çekti. Saçlarını koklayıp okşadı ve sulu öpücükler kondurdu. Genç kadın istemsizce adamın kollarında duruyordu. Tiksiniyordu. Onun yanında durmak bile artık tiksinmesine neden oluyordu. Bir de böyle sevgiyle dokunması onu deli ediyordu. Ama buradan sağ çıkabilmek için katlanmak zorundaydı. "Seni korkuttuğumu biliyorum; ama her şeyi senin için yaptım." Kadının kolunu kendi beline sardı. Tekrar konuşmadan önce saçlarını kokladı. "Bana birazcık şans verebilseydin, şu an benim çocuğumu taşıyordun. Biz çoktan bir yuva kurmuş olacaktık. Sen bana yemekler pişirecek, bende oğlumuzla parkta oynayacaktım. Babanın ismini koyacaktık. Ne de olsa benim ailem belirsiz, ama seninkilerin ne olduğu ortada. Ve hemen ikinci çocuğu yapacaktık. O da kız olacaktı. Ama bu defa ismini babası koyacaktı. Ona Su ismini verecektim. Su gibi güzel ve rahatlatıcı olacaktı. Hep bunların hayaliyle yaşadım. Kendimi dizginlemem hayalime kavuşabilme ihtimaliydi. Ama şimdi-" Pörtlek gözleriyle baktı. "Sen ve o şerefsiz hayallerimi benden çaldınız! Bana bir hayal borcunuz var!" diyerek Asya'yı omuzlarından bastırdı ve onun üzerine uzandı. "Ali dur. İstemiyorum ne olursun yapma!" "Zorla yapmamı sen istiyorsun! Eğer yaşamak istiyorsan, şimdi benim isteklerimi yerine getireceksin. Sonra karnındaki p.çle nereye gidersen git!" dedikten sonra, kadının boynuna yapıştı. Ellerini başının yukarısında tutmuş, diğer eliyle de bluzunun içini okşuyordu. "Ali, benim için lütfen! Yapma! Yaşayamam!" deyip haykırırcasına ağlıyordu. "Mutlu olma zamanı ben de..." deyip onu hızla yataktan kaldırdı ve tekrar yatağa yatırmadan bluzunu çıkardı. Sütyenini üzerinden kadının göğüslerini öpmeye başlamıştı. Asya tekme atmaya çalışıyor, yalvarıyor, hıçkırıkları boğazına diziliyordu. Ali ise yıllardır hasretiyle yandığı kadının bedenine dokunur dokunmaz fitili ateşlemişti. Asya'ya orada sahip olacaktı. Gelecek ne getirecek umurunda değildi. Onu kaybedecek olmasıyla da ilgilenmiyordu. Zaten Ali'ye göre, Asya ondan gideli yıllar olmuştu. Elini aşağıya indirip pantolonunun düğmesini açtı ve kadınlığına dokunur dokunmaz titreyerek bağırdı. Sevdiğinin tenine dokunmanın verdiği hazzı dibine kadar yaşıyordu. Hayat ona mutlu olması için birkaç dakika verdiyse eğer, Ali bu hakkını kadına dokunarak kullanacaktı. Asya altında debeleniyordu. Başına gelenlere hayret etti. Haberlerde duyduğu tecavüzün başına gelmesine inanamıyordu. Kabus, diye düşündü. Bu da kabuslarından biri olmalıydı. Hem de en vurucu olanı. Alacakaranlıktan sonra şafak sökerdi. Bu da benim alacakaranlığım. Bundan sonra hiç kabus görmeyeceğim, diye kendini rahatlatmaya ve uyanmaya çalışıyordu. Ama Ali'nin dokunuşları tüm kabuslarından daha hakikiydi. Çırılçıplak kaldığında artık uyanmayacağını anladı. Tenine kalıcı bir iz bırakılacaktı. Bu iş bittikten sonra yapacağı ilk şeyin ne olduğunu biliyordu. Sehpanın üzerindeki silahla Ali'yi öldürecekti! Odanın kapısı büyük bir gürültüyle duvara çarparak açıldı. Timuçin bir zebani gibiydi. Gömleğinin birkaç düğmesi kopmuş, saçları dağılmış, bakışları kapkaranlık olmuş ve büyük bir nefese dönüşmüştü. Gördüğü manzara karşısında, öne atıldı ve tetiği çekti. Adamı vuracaktı. Onu öldürecekti! Ali hızla pencere kenarına gitti. "Ulan o. çocuğu! Ulan şerefsiz! Leşini köpeklere vereceğim!" Genç adam öfkeden deliye dönmüştü, resmen böğürüyordu. "Öldür lan! Öldür de şu pencereden düşeyim! Benim işime gelir, p.çini yalnız doğurur!" Timuçin afallayarak bir ona bir de ağlayarak bluzunu giymeye çalışan Asya'ya baktı. Genç adam histerik bir kahkaha attı. "Haberin yoktu, değil mi?" deyip yavaş adımlarla silahına yürümeye başladı. "Asya hamile!" Timuçin'in yüzündeki ifade birden şaşkınlığa, oradan mutluluğa, sonra tekrar öfkeye büründü. Asya'yla göz göze geldiler. "Dokundun mu ona!" deyip hışımla Ali'ye döndü. "Cevabı merak mı ediyorsun lan!" deyip hızla silahı eline aldı. "Eğer ona dokunduysan, seni anandan doğduğun güne pişman ederim. Öldürmem seni. Çırılçıplak soyar, sokak sokak ona buna karılık ettiririm!" "Cevabını öğrenemeyeceksin!" deyip silahı hırsla doğrulttu. Asya, hızla Timuçin'in önüne geçti. Genç adam onu ne kadar kenara çekmeye çalışsa da, onun ağzından çıkanlara kulak kesildiler. "Seni hiç sevmedim Ali ve sevmeyeceğim! Birini öldürmek istiyorsan beni öldür; çünkü onsuz yaşayamam. Seni bundan sonra hayatımda görmek istemiyorum. Şimdi öldürsen de beni, gittiğim yerde de görmemek için dualar edeceğim!" Bu odanın içinde, bu üç insanın yüreğindeki nefret adeta bu kadında toplanmıştı. Kalbinde kaynayan bu duyguya yenik düşmüş, ne pahasına olursa olsun, sevdiği adamdan vazgeçmeyeceğini söylemişti. Şaşkınlık iki adamın bedenini sararken, bir silah sesi yankılandı. Susturucunun izin verdiği küçük bir sesti. Ama etkisi öylesine büyüktü ki, üç insanın içinde heyecan ve korkuyla bomba etkisi yarattı. Asya dizlerinin üzerine çöktü. Sakince aldığı nefes bedenine dirlik vermiyordu. Göğsü inip kalkıyor ve öne arkaya sallanıyordu. Birden yüzü buruştu. Kederi bir ok gibi kalbine saplandı. Acı bir nida fırladı dudaklarından. Bir tane daha... Ve bir tane daha... Belli bir düzende bağırıyordu. Soluğunun yetersizliği bu bağırışların aralıksız çıkmasına engel oluyordu. Kollarından yakalandı. Bir çöp poşeti gibi havaya kaldırıldığında yaşları patır patır akmaya başladı. Ama yüzünde ağlayan bir ifade yoktu. Midesinde her ne varsa çıkaracaktı. Sırtının sert bir göğse yaslanmasıyla öne düşen başını arkaya yaslayabildi. Gözleri tavana dikildi. Beyaz, boş, yeni alçılanmış tavana... Ölüm, gerçekti. Güzelce döşediğimiz evler, yuva diye adlandırdığımız sıcak yataklarımız bomboştu. İnsanoğlu birkaç karış toprağın içinde yüzyıllarca kalıyordu. Duygusuzca dökülen gözyaşlarına en sonunda insan olduğunu hatırlatan hıçkırıklar da eklendi. Titreye titreye ağladı. Kulaklarında yankılanan bir ses ona şöyle diyordu. "Seni buradan çıkaracağım." Genç kadın gitmeyi ya da kalmayı arzulamıyordu. Bedenine elektroşok gibi yüklenen şaşkınlık, onu ölümüne sarsıyordu. Ayakları havalandı. Nereye gideceklerini ve hangi yolu kullanacaklarını bilemeden güçlü kollar arasında bayıldı. Uyandığında gözlerini aralamakta zorlandı. Kızgın demirler sokulmuş gibi acıyordu; ama görüş açısında sıkıntı yoktu. Hava kararmış, sokak lambasının ve ayın ışığı içeriye hafif bir aydınlık sunmuştu. Bu yüzden korku hissetmedi. Gırtlağından tuhaf bir hırıltı yükseldi. Kuruyan boğazına elini götürüp öksürdü. Suya ihtiyacı vardı. Etrafı kolaçan ettiğinde oteldeki bir odada olduğunu ve komodinin üzerinde bir sürahi su gördü. Bardağa su doldururken uyuşuk elleri etrafa sıçrattı. Yaptığına kızarak hafifçe ofladı; ama yorgunluk ağırdı. O yüzden birkaç yudum alarak başını gerisin geri yastığa yasladı. Her şey bir kabus muydu? Belki de Timuçin'in yatağında sevişmişler ve adam yiyecek bir şeyler almaya gitmişti. O da yorgunlukla uyuyakalmıştı. Peki gözleri neden yanıyordu? Kıyafetleri rüyasıyla nasıl uyum içinde olabilirdi? Peki... Peki nasıl bluzunun bir kenarı yırtılmıştı? Anılar bir bir vurdular Asya'nın kafasına. Her şey hakikiydi. Elini ağzına kapadı ve yakındı. O sırada kapı açıldı. Geleni görür görmez var gücüyle yatakta doğruldu. Bunu fark eden genç adam koşturarak onu bedeni ve kolları arasına sıkıştırdı. "Ben buradayım bir tanem..." "Tim-Timuçin..." "Yanındayım sevgilim." "Ölmüş mü?" Birkaç saniyelik sessizliğin ardından, "Evet." Dedi. "Polislerle konuşuyordum. Senin de ifadeni almak istiyorlar." "Ben yap-amam." "Yarın sabaha dek zamanımız var." Asya hem ağlıyor hem de konuşuyordu. "İnanamıyorum. Konduramıyorum. Bana yaptıklarına ve..." Bağırmamak için dudaklarını sıkıca kapadı. Soluk borusuna tıkanan elemi yok etmek amacıyla yutkundu. "Ve kendini öldüreceğini..." Timuçin, usul usul onun saçlarına dokundu. Öyle hassastı ki, başına biraz baskı yapsa dağılacağından çekindi. "Psikolojisi bozuktu Asya. Üçümüz de öfkeliydik. Elimizde silah vardı ve zarar vermeden soğumayacaktık." Saçlarına dudaklarını sürüp fısıldadı. "Üzgünüm bebeğim. O odada biri canını feda edecekti." Göğsüne sokuldu. Sağ eliyle adamın gömleğinin yakasını kavrayıp burnunu geniş göğsüne bastırdı. İnsan hayal ettikleriyle yaşardı. Asya'nın burnunda mutluluk kokan bir yuva tüterken; Ali ise onun için çabalayıp durmuştu. Her seferinde yamacında olmuş, aşkını farklı yollarla göstermiş ve kendi sonunu getirmişti. Yani Ali'nin hayalleri yere çakılmıştı. Ne berbat bir durum, diye düşündü genç kadın. Yaşamak için sebebinin kalmadığını düşünmek ne kötü bir andı. Ali'ye çok değer vermişti. Tanıştıkları ilk zamanlarda öyle sevecen ve masumdu ki, Asya'nın sevgisini kazanmıştı. Ona aşık olduğunu bakışlarından anlamıştı. Git diyememiş, daha da yakınına sokulmasına müsaade etmişti. Ne yapsaydı? Ondan başka kimsesi yoktu. Tüm erkeklerden daha dosthane ve tüm kadınlardan daha aşkçı davranıyordu. Asya, onun her şeyi olduğunu anladığında Marmaris'e çalışmaya gelmişti. Her telefonda yalnızlığına dem vuran adama kollarını açmaktan başka çaresi kalmamıştı. Keşke, dedi içinden. Keşke sırtımı çevirseydim ona. Sevgisini her gösterdiğinde terslenerek kendimden kaçırsaydım. Keşke sınıfta yanıma oturduğunda kalkmasını söyleseydim. "Merhaba ben Ali," diye gülümseyen bebek suratı düştü zihnine. Hiçbir kötülük barındırmayan gözleri, yenice çıkan bıyık ve sakalları, tertemiz yüreği... Kimsesiz bir çocuğa göre ışıl ışıldı karakteri. Eğlenmeyi ve gülmeyi bilirdi. Onu kimseyle paylaşamaz, yeri gelir kız arkadaşlarına bile laf ederdi. Tüm ilgiyi kendisine isterdi. Hak verirdi Asya ona. Ne annesi ne babası ne de ilgisiz bir akrabası vardı. Varlığının farkına vardığında, dünyada yalnız olduğunu anlamıştı. Ali bir tek şeyi bilemedi. Kendi canını layıkça yaşamayı... Bir suç vardı. O da genç adamın değildi. Onu terk eden sülalesindeydi. Ali intihar etmemişti. Bu bir cinayetti ve katili de tüm insanlıktı! "Ağlama sevgilim." "Dayanamıyorum Timuçin. Ne kadar kızsam da kıyamıyorum. Yıllardır hayatımdaydı. Benden başka kimsesi yoktu. Hep onunla olacağımın hayalini kurdu, ama..." "Sen doğru olanı yaptın. Sevmediğin biriyle olamazdın." "Ama en azından en başından ona gitmesini söylerdim." "Böyle olacağını bilmiyordun. Hem son zamandaki taşkınlığıyla ona yol verdiğini biliyorum." "Ben ona zaman zaman hayatına devam et diyordum aslında. Ama intiharı düşündüğünü bile sanmıyorum." "Seni kaybetti Asya'm. Bunu biliyordu. Her sevgiline ve sana her ulaşana zarar veriyordu. Bana gücü yetmedi. Bu da onu çılgına çevirdi. Bozulan aklını zorlayınca dönülmez bir yola girdi." Hak vererek sustu genç kadın. Timuçin'i karalama politikası başarısız olunca minik saldırılarla dikkatini çekmeye çalıştı. Ne yaptıysa Asya'yı döndüremedi. Bu yüzden de son çare onu esir aldı. Biraz kendini toparlayan genç kadın, "Peki seni neden çağırdı? İşlerin bu hale geleceğini bilmiyor muydu?" diye sordu. "Tahmin edemedi. Beni yaralamak onun amacı olmuştu. Sana olan sevgisini bile görmezden geldi. Sana dokunup-" Timuçin'in burun delikleri öfkeyle açılıp kapandı. "Kaçacağına inandı. Kendince intikam alacaktı. Hesap edemediği şey, benim delirdiğimde arabayı nasıl hızlı kullandığımdı." "Telaşlandın mı?" Timuçin onu gövdesinden içeri sokmak ister gibiydi. Sesindeki tını, sevgisini anlatacak kelimeler bulamadığının bir işaretiydi. "Delirdim Asya, delirdim! Sana dokunacağını biliyordum. O dakikada kafasını ikiye ayırmak istedim!" Belki de Ali bu çifti ayırmak için kafasına silahını dayamıştı. Onları barıştıracağına inansaydı yaşamayı tercih ederdi. Sustular. Kor ateş sönmeye başlamıştı. Asya'nın hop eden yüreği yerine yerleşmiş, midesindeki kasılmalar sona ermişti. Timuçin'in sıcaklığı ve kokusu onu huzurun kollarına çekmişti. Genç adam bir süredir tadını alamadığı kadının yanaklarına, alnına ve burnuna öpücükler bıraktı. Günlerdir yolunu gözlediği kadını artık kolları arasındaydı ve onu bırakmaya hiç niyeti yoktu. Hele de hamileyken! İçindeki duygu seli hareketlendi ve sahile vuran bir dalga yavaşlığında adamın diline ulaştı. Kadının başını elleri arasına alıp yüzünü kendininkine çevirdi. "Hamilesin." Asya gülümsemeyi başardı. Utanarak başını onaylarcasına salladı. "İnanamıyorum, hamilesin!" Suratındaki her noktayı es geçmeden öptü. Kızarak geri çekildi. "Bana söylemeyecek miydin?" Ali'den öncesini hatırlayan Asya onun dokunuşundan uzaklaştı. "Onu benden alacağını düşünerek korktum. Sonuçta ayrıldık." "Ben ayrılmak istemiyorum." Genç kadının bakışları yerdeydi. "Asya!" diye heyecanla atıldı. "Bana bak Asya!" Göz göze geldiklerinde Timuçin ayaklandı ve yatağın diğer tarafında dikilmeye başladı. "Kötü şeyler yaptığımı biliyorum. İşleri hep babamla beraber yürüttük ve O çalışmayı bırakınca ben devam ettim. Seni tanıdıktan sonra tamamen arındığımı söyleyemem." Bir elini göğüslerinin ortasına bastırdı. "Bu benim kanımda var. Bu benim ruhuma işlemiş. Şu an bile bir insanı öldürebilecek gözü karalığa sahibim. Ama sen benim için öndesin." Derince aldığı nefesi verirken dizleri üzerine çöktü. Kadının ellerini yakaladı. Şoktan soğumuş elleri ısınmıştı. Ona sıcaklığını kazandıranın kendisi olduğunu hatırlayınca içi sevinçle doldu. "Seni benim aşkım, bir tanem, güzelim, hayatım, sen benim vicdanımsın Asya. Sana çok aşığım. Beni evinden kovar kovmaz geri dönüp sana sarılmak istedim." Ellerine birer öpücük kondurdu. "Biliyorum, ben senin hayatının keskin bıçağıyım. Beni sevmek istemezdin. Ama seviyorsun. Benimle yaşlanmak sana her zaman babamı hatırlatacak ve tabiri caizse keskin bıçak zaman zaman tenini kesip kanatacak. Ama ya sevgimiz? Söyle bana Asya benden kolayca vazgeçebilir misin?" Büzülmüş dudakları ifilderken, geleceğin aydınlık olacağını vurgulayan maviliklere karanlık bakışlarını dikmişti. Başını sağa sola salladı. Ondan vazgeçemezdi. Üstelik karnında onun bebeğini taşıyordu. "Ben de senden vazgeçemem." Bir elini onun karnına bastırıp usulca sevdi. "İkinizden de vazgeçemem. Ama babamla irtibatımı koparırım. Hep karanlıkta yaşadım. Ve saf bir ışık gözlerimi kısmama neden oldu. Öyle ki kısılan gözlerim çevremde olup bitenleri görmemi engelledi. Benim saf ışığım sensin Asya'm. Lütfen evlenelim. Ailemle değil, benimle bir yuva kuracaksın. Mutluluğu benim kollarımda tadacaksın. Sadece bunu düşün. Benimle evlenir misin?" Yumuşak bir patikada ilerler gibiydi yaşları. Usul usul iniyor, dudaklarına takılıyor ve çenesinden kucağına damlıyordu. Timuçin'e evet demek güzel olacaktı. Gururunu ele alıp gitmek ise onu yine derin bir kuyuya atacaktı. Süleyman Bey'I düşünemiyordu. Aklından geçenler ve o an dilediği şey, Timuçin'in onu kucaklayıp sarmaş dolaş yatağa uzanmasıydı. "Evet, seninle evlenirim." Der demez genç adam gülerek ayaklandı ve ona dileğini verdi. SONSÖZ "Buraya gel dedim sana!" deyip nefes nefese koşturdu. Yorgunluktan ayakta bile zor duruyordu. Ama inatla onu dinlememeyi seçmişti. Bir ara peşinden koştuğu için sırıttığına dair yemin bile edebilirdi. Yaramaz velet, diye düşünüp biraz hızlandı. Yakalamk için ellerini uzatmıştı ki, ayakları birbirine dolandı ve yere kapaklandı. Kafasını kaldırıp baş ucunda küçücük ayakları gördüğünde gözlerini kapattı. "İyiy misin?" Ses gelmeyince, küçücük ellerini adamın sırtına yasladı ve yanağına küçük bir öpücük kondurdu. "Bayıldın mı baba?" diye vurdu. Genç adamı tekrar öpünce vizdanı el vermedi ve gözlerini açtı. Küçük çocuk masumca sordu. "Geçti mi?" "Geçti tabii ki. Sen öpersin de geçmez mi?" deyip küçük çocuğu yere yatırdı ve karnını gıdıklamaya başladı. Güneşin saçlarına vurduğu kısım sarı sarı parlıyor, dalgalı saçları, o hareket ettikçe sağa sola savruluyordu. İkisi de onun haline gülüyordu. Gıdıklamayı kesince, sevilmeyi bekleyen bir enik gibi çipil çipil baktı babasına. "Bugünlük yeter. Fazlasıyla yoruldun." Rüzgar, babasının ellerini tutup karnına götürdü ve mızıklanarak gıdıklamasını ima etti. "Hayır babacığım. Bayılmanı isteseydim yapardım. Haydi içeri." Yalandan ağlamaya başlayan çocuğu tam azarlayacaktı ki Seher içeriden çıkageldi. "Sen benim biricik yeğenimi nasıl ağlatırsın gaddar abi!" "Sus sen cadı. Senin yüzünden şımarıyor bu çocuk." Rüzgar'ın önüne oturdu. "Bir tane daha yapsaydınız da yarı yarıya şımartsaydım bende. Değil mi aşkım?" diye çocuğu gıdıklamaya başladığında kahkahaları çığlıklara dönüştü. "Yeter, bayıltacaksın çocuğu!" diyerek Timuçin onun ellerini oğlunun üzerinden çekti. Rüzgar hemen ayaklandı ve halasına sıkıca sarıldı. Tombik dudaklarını Seher'in yanaklarına yapıştırdı. "Ohh! Dünyadaki en yakışıklı erkeğin öpücüklerine layıkmışım!" Timuçin onların hallerine gülmeden edemedi. Daha şimdiden çete olmuşlardı. Rüzgar büyüyünce başına ne işler açacaklardı merak etmeden duramıyordu. Yine de Timuçin bundan korkacak değildi. Ne de olsa bir zamanlar etrafta fırtınalar koparan bir mafya geçmişi vardı. "Yemek hazır!" Seher, ağabeyine nispet yapar gibi Rüzgar'ı kucağına aldı. "Haydi babaya dil çıkar da gidelim!" Timuçin tek kaşını kaldırıp çocuğunun mavi mavi parıldayan bakışlarını sertçe karşıladı. Rüzgar bu hareketten çekinmiş olmalı ki, halasına omuzlarını silkti. "Azıcık baban gibi cesur olsana be evladım!" Timuçin, "Seher!" diye uyardı onu. "Seninle konuştuk biz?" Asya bir defasında Seher'i Rüzgar'a küfür öğretirken yakalamıştı. Önce ne yapacağını bilememiş, sonra kocası imdadına yetişsin diye ona istiflemişti. Timuçin kardeşine açıkça tek cümle kurmuştu. "Rüzgar'ın terbiyesini eğer sen bozacak olursan, o dilini koparırım." Kızgınca bakan Seher'e yaklaşıp şunları eklemişti. "Bu söylediğimi Asya'ya yetiştirirsen iki kez koparırım." O günden sonra Seher küfür öğretmek yerine sözde erkekliği çocuğa aşılamaya çalışıyordu. Ağabeyinden paparayı yemeden sakince, "Tamam, anladık!" dedi. Hızlı adımlarla mutfağa gitti. Seher Hanım çocuğu havada kapmıştı bile. "Haydi sofraya! Kızım siz oturun, ben Rüzgar'ın yemeğini yediririm." "Anne, zahmet oluyor sana da her gün her gün..." "Ne münasebet! Biricik torunum o benim, hadi siz oturun." Seher Hanım ilk torununun heyecanını sonuna değin yaşıyor, Asya'nın ailesini tam anlamıyla olmasa da dolurmayı başarıyordu. Rüzgar'la her konuda ilgileniyor, genç kadın otele gittiğinde torununa zevkle bakıyordu. Aradan dört yıl geçmişti. O kara günü Asya aklından çıkaramıyordu. Ali'nin itiraflarını, onu esir alışını, cinayeti, Ayşe'nin infazını ve silahı kendi alnına dayayıp intihar edişini... Kabusları kara bulut gibi üzerine çökerken, hamileliğin de verdiği etkiyle bitkin düşmüştü. Aldığı psikolojik destekle büyük ölçüde eski Asya olabilmişti. Timuçin bu süreçte nikah hazırlıklarını hızlandırmış, hemen evlenmişlerdi. Düğün, gelinlik derken, genç kadın kabuslarından uzaklaşabilmişti. Sonra da küçük oğulları dünyaya gelmişti. İkinci çocuk için genç kadın henüz hazır olmadığını dile getiriyordu. Biyolojik saatinin de geçmek üzere olduğu göz önüne alınırsa, yeni bebek sürpriz olabilirdi. Ev ahalisinin yemekteki sessizliği ve birbirlerine attıkları bakış genç kadından kaçmamıştı. "Ne oldu?" Seher çorbasına gömüldü. Sedef Hanım'da torununa dikti bakışlarını. Aralarında tek cesur Timuçin'di. "Yemekten sonra konuşalım." "Kötü bir şey mi oldu?" derken yüreğinin atışı hızlanmıştı bile. "Merak etme. Yemeğini ye haydi." Timuçin'den daha hızlıca çorbasını içip tavuklu pilavını kaşıklayan Asya tatlısına dokunmadan kalktı. Sandalyenin yere sürtüşü herkesi korkuttu. "Ben hazırım." Kocası şaşırarak baktı. "Ne çabuk yedin!" "Önemli, dedin." Genç adamın göz kenarları kırıştı. "Gel sevgilim, odamıza geçelim." Diyerek elini beline yasladı ve odaya gidene kadar da çekmedi. Adam kapıyı kapatır kapatmaz Asya aceleyle konuştu. "Lafı uzatmadan ne oluyorsa söyle Timuçin!" Karısına anlayışla baktı ve ekaşları havalandı. "Ben bunu istemiyorum ama annemle kardeşim biraz ısrarcı oldular." "Ne oldu?" "Babam, Rüzgar'ı görmek istiyor aşkım." Dişleri birbirine geçti. Süleyman Bey'le birkaç defa karşılaşmışlardı. Genelde doğumgünleri ve özel günlerde ona katlanıyordu. Onun haricinde her ne olursa olsun adamın bulunduğu ortama girmiyordu. Geçenlerde kalp krizi geçirdiği halde yanına gitmeyi reddetmişti. "Görüyor zaten. Torununu ondan hiç kaçırmadım!" "Bu konuda sana ne kadar minnettar olsam az zaten." "Öyleyse?" Timuçin yavaş adımlarla ona yaklaştı ve elini tutup yatağa çekti. Yan yana oturduklarında bedenleri temas halindeydi. Doktorunun söylediğine göre, Asya minik dokunuşlarla rahatlıyordu. Timuçin'de bunu sık sık kullanıyordu. "Babamın geçenlerde kalp krizi geçirdiğini biliyorsun." Cevabı beklemeden devam etti. "Anneme torununu her zaman özgürce görmek istediğini söylemiş." "Özgürce görüyor zaten Timuçin." "Haftada bir kez." "Gayet adil bir süre!" derken sabırsızdı. "Onu hiç görmeyebilirdi." "Bu konuyu açmak istemiyorum ama babamın pişman olduğunu biliyorsun. Onu affetmen için her şeyi yapacağını söylüyor. Torununu ve bizleri daha sık görmek istiyor." Genç kadının başı diğer yöne çevrildi. Dudaklarını sıkıp sıkıp bırakıyor, düşüncelerindeki telaşı susturmaya çalışıyordu. Dört yıldır tek bir an bile içindeki öfke susmamıştı. Buna rağmen hayattaki tek dedesini oğlundan saklamak istemedi. Üstelik bu dedesi, diğer dedesinin katiliyken! "Bilemiyorum." Derken mırıldandı. Timuçin onun omuzlarını yakalayıp hafifçe ovdu. "Ne desen haklısın. Bu konuda boynum kıldan ince. Ama Rüzgar'I düşünmek lazım. İleride bu konuda sana kızabilir. Senden farklı fikirlere sahip olabilir. Babam ölürse de hiçbir şeyin dönüşü olmaz." Genç kadın boynunu sağa yatırınca, Timuçin masajın yoğunluğunu o tarafa verdi. Sessiz dakikalar birbirini kovaladı. Sonunda tek evladına bunu yapamayacağına kadar verdi. Belki Süleyman Bey'i kendsi hiçbir zaman affetmeyecekti. Ama onun perişan olduğunu biliyordu. Dört yıldır neler çektiğini Seher'den dinlemişti. Asya intikamını buy olla almıştı. Onun ailesini alan adamdan, kendi ailesini esirgemişti. En azından eve rahatça girip çıkmasına izin verebilirdi. Bu konuda hesap sorulmayacak tek insan Asya olacaktı. Diğer aile fertlerine olağanca karışmayacaktı. "Tamam. Yarın yemeğe gelsin." Kendini bir anda kocasının kolları arasında buldu. Boynunda hissettiği öpücükleri huylandırdı. Gülerek, "Yapma gıdıklıyorsun beni!" dediyse de keyfini sürdü. "Sen hayatımda tanıdığım en iyi insansın." Asya gülümseyerek sol omzunun üzerinden baktı. "Yalancısın." Timuçin onu sağ yanağından dudaklarına çekmeden hemen önce, "Bildiğim tüm yeminleri ederim." Dedi. Ertesi akşam sofra hazırlanmış, Süleyman Bey'in gelişi bekleniyordu. Genç kadın mutfaktan hiç çıkmadan aşağıyı seyretti. Yaşlı adam arabadan inip eve yaklaşınca, elleri böğründe doğruyu yapıp yapmadığını tarttı. Kapı zili çaldı. Herkes kapıya koşturdu. Rüzgar'ın, "Dede!" diyen çığlığını duyar duymaz yavaş adımlarla ilerledi. Kapıdan çıkınca bekledi. Süleyman Bey torununu şap şup öpüyor, "Vay delikanlım benim ya!" deyip sıkıca sarılıyordu. "Hoşşeldin dedeee!" "Hoşşuldun Rüzgar'ım. İyi misin?" "Hıhı..." derken de dedesinin tonton yanaklarını öpüyordu. Süleyman Bey, Asya'yı görünce ifadesizce durdu. Mesafe çok yoktu, ama genç kadın onun gözlerindeki yaşlara şahit oldu. Kucağındaki çocukla yürümeye başlayınca herkes sustu. Tam kadının önüne gelmişti ki yüzündeki utanç dolu ifadeyle konuştu. "Teşekkür ederim kızım. Çok teşekkür ederim. Hakkını ödeyemem." Asya sadece, "Sofraya buyrun." Demekle yetindi. Yaşlı adam bir elini kızın koluna koydu. Bir damla yaş, ikisinin ortasındaki mesafeye damladı. "Sağ ol." Herkes sofraya geçerken, O bekledi. Timuçin karısına dönüp kalbinden çıkan bir edayla gülümsedi. Asya'da hiçbir şeyin mutluluğuna gölge düşüremeyeceğine inanarak yanaklarını iki yana itti. ~SON~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD