Dalgaların sesi, uzun süredir gerilen bedenini rahatlatmaya, rüyalarında duyduğu çığlık seslerine karşılık huzuru vermeye yetmişti. Gözlerini aralamadan gülümsedi. Kalbi ve ruhu açlığından kurtuluyordu. Yanındaki adamı görmeye niyetlendi. Timuçin'i yanında göremeyince dışarı çıktı.
Bir koya yaklaşmışlardı. Etrafın güzelliğini izledi parlak güneşin altından. Yeşilliklerle kaplanmış dağlar, sonsuz gibi görünen deniz, dalgaların hırçınlığına maruz kalan sahil... Sessizlik, sadece birkaç kuşun cıvıltısı ve rüzgarın uğultusuyla bölünmüştü. Koyda kimsecikler yoktu. Ağaçların ardından bir otel görünüyordu. Otel müşterileri bu koyu çok nadir kullanıyor olmalılar, diye düşündü Asya. Bu iyi bir şeydi aslında. O gece sahilin tadına varabilirlerdi.
Timuçin'i görebilmek için elini gözüne siper etti. Habersiz gitmesine biraz bozulmuştu. Güzel geçen bir gecenin ardından tek başına uyanmak sinirine dokunmuştu. Bir açıklamasının olduğuna inanarak bikinisinin üzerine giydiği beyaz elbiseyi tek hamlede çıkardı ve kollarını açıp gerindi. Rüzgarın, tuzlu deniz kokusunun ve yakan güneşin tadına vardı. Hemen sonra balıklama denize atladı.
Suyun altında yüzdü. Kırılan Güneş ışınları taşsız kumlara vurmuştu. Daha derine indi. Pürüzsüz kumlara dokunmak istedi. Onun geldiğini gören balıklar kaçıştı. Gözünü yakan tuzlu suyun ve temiz görüntünün keyfini çıkardı. Nefes ihtiyacı için su yüzüne çıktığında tekneden uzaklaştığını gördü. Denize aşık bir kadındı. Uzun bir kışın sonunda özlenenler listesinin başında gelirdi. Kendine koyduğu küçük hedeflerle denizde yüzdü durdu. Yorulan bedenini düzene sokmak için yavaş yavaş tekneye yol aldı.
En iyisi güzel bir kahvaltı hazırlayarak tatilin ilk gününde onu yalnız bırakan adamı utandırmaktı. Dala çıka tekneye ilerledi. Bir elini merdivene atacaktı ki, ayağına bir şey değdi. Genç kadın şaşırarak ayağını suyun içinde oynattı. Bunun bir yosun olduğunu düşünerek, ayağını kaldırdığı sırada hızla denizin içine çekildi. Elleriyle tekneye tutunmaya çalıştı. Ayağı serbest kalır kalmaz kendini suyun yüzeyine çıkardı. Burnuna ve ağzına hücum eden tuzlu suyu hızla öksürdü. Elini merdivene atamadan, tekrar denizin derinliklerine gömüldü. Bu sefer nefes almayı ve onu suyun içinde vermeyi akıl edebilmişti. Baloncuklar yukarı çıkarken, o derinlere çekildi. Çırpınmaya başlayacakken onu gördü.
Timuçin onunla aynı seviyeye geldi. Saçları denizin içinde dalgalanıyordu. Işık mavi gözlerine değmişti. Bakışları parlak ve baştan çıkarıcıydı. Ona gülümsedi.
Genç kadın öyle korkmuştu ki kendine engel olamadı ve vurmaya çalıştı. Ama suyun içinde bu mümkün değildi. Bunu görmezden gelen genç adam onu sıkıca yakaladı ve dudaklarını onunkilere bastırdı. Birkaç saniye içinde sarmaş dolaş oldular. Nefesini daha fazla tutamayan Asya bir işaretle yukarı çıkmaları gerektiğini vurguladı ve oksijene ulaştılar.
"Böyle şaka mı olur, korkudan ölecektim!"
Timuçin kıs kıs gülerken kadına yaklaşıyordu.
"Gülme, kızgınım sana." Dediyse de aklını uçurmaya hazırlanan adamın ağzına kaymıştı bakışları.
"Kızmaktan daha önemli şeyler var."
"Ne gibi?"
Birbirlerine baktılar bir süre. Doğanın sesini duyuyorlardı bir tek. Güzel bir an, diye düşündü Timuçin ama yetersizdi. Bundan sonraki dakikaları harika yapacak bir fikri vardı. O yüzden kadını öptü.
"Benimle tekneye gel," deyip yüzmeye başladı. Asya'nın geride durmaya zaten niyeti yoktu.
Genç adam, kadının bikinisinin üzerini çıkarmadan önce kararmış gözlerle baktı. Kırmızı ve mavi iki parçadan oluşan bikininin, üst kısmı kırmızıydı ve kadının göğsünün yarısını açıkta bırakan yuvarlak bir boşluk geliyordu. Aklı başından gitmişti adeta. Hırsla üsttekinden kurtuldu.
Asya onu altına aldığında, bir yandan öpüyor diğer yandan hep hayranı olduğu, kestane rengi saçlarına elini daldırmış seviyordu. Timuçin'in onun bikinisinden tamamen kurtulup, belini kavradığı an kadın artık bitmişti. Bedenleri birleşti. Dalgalar, zevk seslerini bastırdı.
Tekrar gözlerini araladığında, adamı yanında yatarken gördüğü için mutlulukla ona doğru yaklaşıp belinden sıkıca kavradı. Gözlerini kapatarak, yüzünü omzuna yasladı.
Onun varlığını seviyordu. Genç kadın bu beklenmeyen aşkla keyifli hissediyordu. Artık ondan ayrılamazdı. O bir hediyeydi. Her şey değişiyordu ve mutlu olacaktı. Artık hayatta tek kalmayacaktı.
Usulca gözlerini aralayarak küçük pencereden gökyüzünü seyretti. Aklına Ayşe gelmişti. Son iki gündür pek çıkmıyordu aslında. Benimle ne konuşacaktı? Timuçin'i kötüleyecekti besbelli. Mantıklı davran, o kadının fesatlıklarına boyun eğme. Gerekirse bu konuyu Timuçin'le konuş; ama kadınla asla konuşma! İzmir'e gittiğinde, onun için geri dönmüştü. Ona güveniyordu. Hafifçe doğruldu. Adamın yanağına ve dudağının kenarına bir öpücük kondurdu. Saat öğleni geçmişti ve hala bir şey yememişlerdi. Mutfak dolabını açtığında her şeyin olması kadını şaşırttı. Dün geç saatte tekneye geldiklerinde çok hoş bir masa hazırlanmıştı. İçi şarap dolu bardaklar karşılıklı konmuş, yemekler küçük fırının içinde soğumasın diye bırakılmıştı. Heyecanını bastıramamış, şarap kadehlerinin o şekilde durması bile yüreğini hoplatmaya yetmişti.
Sakince oturup, genç adamın neşeli sesini dinlemişti. Üçüncü bardaktan sonra vücudu uyuşmuştu. Lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı. Sanki ilk kez yakınlaşacaklarmış gibi heyecanlıydı. Sanki yıllardır beklediği o sevgiliye kavuşmuştu. Çıktığında ise, son hatırladığı Timuçin'in onu kucağına alıp odaya götürmesiydi. Hiçbir şey konuşmamışlardı. Onun da yaşadığı heyecanı hissedebiliyordu. Bunları utanarak ve gülerek hatırladı. Ve hep hatırlayacaktı... Hüzünlenmeyecekti. Üzülmeyecekti. Mutlu olacaktı. Evet, olacaktı...
Dolaplardan tabak ve çatalları çıkardıktan sonra kızarmış ekmek makinesini görmek şaşkınlığını arttırdı. Büyük bir istek ve heyecanla ekmekleri kızartmış, salatalık ve domatesi doğramış, tüm kahvaltılık malzemeleri çıkarmıştı. Ellerini kurulayıp son kez masaya baktı. Adamı uyandırmak için odaya geçti.
Timuçin sırt üstü yatıyordu. Bir eli göğsünde, dudakları aralı, derin derin soluyordu. Yorgun olmalı, diye düşünerek adamın üzerine çıktı. Yüzünü ellerinin arasına alarak onu öpmeye başladı. Yanaklarını, dudaklarını, şakağını, saçlarını, burnunu, boynunu... Durmadan öpüyor, bir yandan da elini göğsünde dolaştırıyordu.
Timuçin mırıldanarak gözlerini araladı. Suratındaki şapşal ifadeden henüz uyanamamış olduğunu anlayan Asya gülmeye başladı. Hala suratına bakmaya devam edince yüzünü elleri arasına dıkıştırıp dudaklarına kapandı. Öyle tutkulu, öyle sıcak öpüyordu ki, genç adam dayanamayıp aynı istekle karşılık vermeye başladı. Asya, onun uyandığına kanaat getirip gülümseyerek uzaklaştı. Adamın suratındaki şapşal ifadenin yerini aç bakışlar almıştı.
"Sevgilim, biliyor musun dün geceden beri hiçbir şey yemiyoruz ve benim böyle enerjik durduğuma bakma, çok açım. İnanılmaz hem de!"
Onun esprili yaklaşımını görmezden gelerek, "Yordum seni anlaşılan. Buna alışmalısın tatlım." Kadını kucağına çekti.
Biraz atışarak, biraz bakışarak, bazen öpüşerek kahvaltılarını bir saatte bitirdiler. Annesi haricinde ona kahvaltı hazırlayan tek kadındı. Düşünülmek ve ellerinden bir şeyler yemek mutlu etti. Kadını izledi. Omuzlarından aşağıya dökülen ipek saçlarından bir tutamı önüne düşünce geriye savurmak için bir eliyle sırtına doğru savurdu. Çiçek kokusu izinsizce burnundan içeriye sızdı. Kara gözlerini çevreleyen uzun kirpikleri yavaşça kapanıp açıldı. Domates parçasını önce dolgun dudakları arasında ezdi, hemen sonra ağzının içinde çevirip yuttu. Soluna eğilince yukarından inen Güneş ışığı pürüzsüz esmer teninde oynaştı. Gördüğü en doğal kadınlardan biriydi. Ve en güzel... Sert bir nefes alınca bakışları birleşti.
Marmaris'e gelirken aklının kıyısına uğramayan tek şeydi aşk. Varlığına inanmadığı bir şeyi neden düşünsündü? Bunu fazla dile getirdim galiba... İçinden güldü. Şimdi bir hastalık gibi tüm bedenini sarıyordu ve görünüşe göre bundan şikayetçi değildi. Onun için artık hovarda günler sona ermişti.
Kadının elini yakalayıp dudaklarını değdirdi. "Ellerine sağlık,"
Utanarak başını eğdi. "Bir şey yapmadım. Her şeyi düşünen senin aklına sağlık."
"Bilmeden o kadar çok şey yapıyorsun ki Asya..."
"Ne gibi?"
"Beni mutlu ediyorsun."
"Canım." Deyip adamın yüzünü okşadı. Adam avuçiçini öptü.
"Tekneyle çıkmak güzel. Teşekkür ederim."
"İnsanlardan uzak bir tatil ikimize de iyi gelecekti. Yüzmeyi de çok seviyorsun."
Kıkırdadı. "Çok belli değil mi?"
"Nefesini zorlayacak kadar batıp çıkıyorsun. Bir ara bayılacaksın sanıp suyun içine atladım."
"Evet, ayağımdan tutup çekiştirmen de cabası!" Küsme numarası yaptı.
Timuçin neşelendi. "Ben sert adamım güzelim. Şakalarımın eğlendirmesini bekleme."
"Eğlendirmiyorsa neden yapıyorsun?"
"Eh, ben eğleniyorum!" Güldü.
Genç kadın yalandan omzuna vurdu.
"Ya panikleseydim?"
"Yüzmeyi biliyorsun."
"Peki ya ayağıma kramp girseydi?"
"Seni tutardım."
Adamı zorlarken keyifliydi. "Ya bayılsaydım ve suyun dibine batsaydım?"
Timuçin'in yüz hatları sertleşti. Kadının tehlikede olma fikri bile sinir sistemini alt üst etmeye yetiyordu. Birçok adamın son nefesi olmuştu. Kan gölünde yürümüş, mermi kokusuna aldırmadan kafaları dağılan adamlara bakmış ve işkenceyle titreyen yüzlere tanık olmuştu. Ama bu... Hiçbirine benzemiyordu. Onun kalbini kıracak insanlara bile tölerans göstermeyeceğini düşünüyordu. Öyle ki, öldürmeye alışkın elleri bu kadın için hiçbir şeyi esirgemezdi. Timuçin bile yapacaklarından korkuyordu.
Kadının sandalyesini alt kısmından tuttu ve zorlanmadan yanına çekti. Masum yüzünü inceledi. Konuşurken sesi boğuktu. "Ben varken iyi olacaksın güzelim."
Adamın mavi bakışlarının netliği, kadını belirsiz hayallere sürükledi.
"Ya yanımda olamazsan?"
"Ben," Saçlarını parmakları arasından geçirdi. "Ben her zaman yanında olacağım. Bir şekilde... Olacağım..."
Bir süre denizin keyfini çıkarıp akşam çökünce sahile indiler. Restoranlardan birinde yemek yediler. Asya otele doğru gitmeyi ve çevreyi dolaşmayı istese de Timuçin onunla başbaşa kalmayı yeğledi. Güneşin batışını izlerken birbirlerinden çekemediler bakışlarını. Yıldızlar gökyüzünü kapladı. Genç adam kumların üzerine uzanıp Asya'yı kolundan yakaladı. Onu göğsüne çekip sıkıca sarıldı.
"Gökyüzü ne güzel parıldıyor, değil mi?"
Asya'nın yüzüne tatlı bir tebessüm yerleşti. "Evet, yıldızlar burada daha çok. Ne kadar ilginç..."
"Aslında burada daha çok değil."
"Nasıl yani? Ama merkezde bu kadar çok yıldız yok."
"Işıklardan güzelim..." Derin bir nefes aldı ve kadının bedenini okşadı usulca. "Etrafta o kadar çok ışık vardır ki yıldızları fark edemezsin."
Bunu dikkatlice düşündü Asya ve hayranlıkla, "Haklısın." Dedi. "Şehrin ışıkları yıldızların parlaklığını azaltıyor."
Timuçin'in irisleri büyüdü. Sesi ise bulunduğu ortamdan yükselip uzaklara gitti. Konuşurken hisleri gerçekçiydi.
"Karanlık, Asya... Korktuğumuz karanlıklar aslında güzel şeyler de barındırabilir. Güzel bir koku, ses ya da biçimli bir yüz... Hayaller olmadığı çok açık. Çünkü hayaller karanlıklarda dolaşmaz. Onlar daha tatlı renkleri severler."
"Ne gibi?"
"Mesela bir pembe..."
Genç kadın kıkırdadı; fakat Timuçin buna karşılık veremeyecek kadar kendi dünyasına gömülmüştü.
"Kendi karanlığından sıyrılman zordur; ama sığındığın yerde ondan kurtulabilirsin. Yıldızlar, Asya'm," Solukları hızlandı. "Yıldızlar, karanlıkta daha net görünür. Ne kadar güzel, ne kadar yakın olduğunu anlarsın. Ve çoğu zaman görüntüsü karşısında dehşete düşersin. Şehrin yanıltıcı ışıkları seni birçok güzellikten alıkoyar. Belki de mutlu olmak için karanlığa gizlenmelisin. Böylece gerçekleri görebilirsin. Aramadığını bile bulabilirsin."
Genç kadın ona söylenenler karşısında hayli etkilenmişti. Belki Timuçin onun kalbini çalmaya çalışıyordu. Bunun için uğraşmaması gerektiğini söylemek için doğruldu ve adamın bakışlarıyla karşılaştı. Kalbi korkuyla titredi. Timuçin koca gözleriyle gökyüzüne bakıyordu. Mavilikleri siyahtı ve neredeyse yıldızların yansımasını görecekti. Konuşamadı. Timuçin gözlerini ona çevirdi ve hırıldarcasına, "Asya," dedi.
Sözlerini sürdürmeyince, "Ef-efendim Timuçin?" demek durumunda kaldı.
"Asya! Ben karanlıkta yaşıyordum; ama kurtuluşumun orada olduğunu bilmiyordum."
"Ben anlayamıyorum."
Oturmak için hareketlendiğinde kadını da kaldırdı. "Benim yıldızım sensin. Bunca zamandır kandırılmışım. Her ışık beni fazlasıyla cezbetmiş. Ama seni buldum! Ben-ben sana aşık oldum!"
Asya'nın nutku tutuldu. Hayatında alabileceği en iyi aşk itirafını ikinci kez almıştı. Timuçin tüm bulanıklığıyla ona net bir şekilde kendini açmıştı! Ve ona nasıl aşık olduğunu anlatmıştı.
Genç adamın boynuna atladı. Timuçin geriye gitse de oturuşunu korudu. Sıkıca sarıldılar. Titriyorlardı. Dalgaların serinliği değildi onları üşüten. Hasta olmuşlardı. Başlarını döndüren bir hastalıktı bu. Aşk... Onlara yıldızlar çarpmış ve aşkı içlerinde tutamayacak kadar kapılmışlardı ona.
Genç kadın fısıldadı. "Ben de sana aşık oldum!"
Büyülü tatil, binanın yapı işleri derken aradan bir hafta geçti. Timuçin isteklerini net bir şekilde belirtse de, işçilerin bazen yanlış bir hareket yapmasıyla işler uzuyordu. Tekrar bozup yapmak genç adamı çok kızdırıyordu. O isterdi ve yapılırdı.
Asya, sevdiği adamı bu işler arasında bir haftadır doğru düzgün göremiyordu. Bir akşam yemeğe evine çağırmıştı. Çok özlemişti. Niyeti, bu stres altında biraz yalnız kalmalarını sağlamaktı. Başbaşa bir yemek ve romantik bir ortam ikisini de rahatlatırdı.
Tüm gün yemek hazırlamış, marketten en güzel şarabı almış, çok güzel bir sofra hazırlamıştı. Genç adam bu hazırlıkları görünce çok duygulanmış ve mutlu olmuştu. Daha sofraya oturup iki lokma almadan telefonu çalmıştı. Binanın etrafına çekilen koruma şeridinden geçen çocuklardan ikisi yerdeki demir parçalarıyla oynayacağız derken kendilerini yaralamış ve hastanelik olmuşlardı. Bu durumla bizzat ilgilenmek isteyerek yemeğini yarım bırakmıştı. Asya arkasında kalakalmış, ağlamaklı bir surat ifadesiyle ve büyük bir hayal kırıklığı ile sandalyeye çökmüştü.
Asya akşamüstü evine vardığında isteksizce yatağına uzandı. Günler geçmişti ve sevgilisiyle kaliteli tek bir saat geçirememişti. Önceki haftasonunu arıyordu. Yıldızların tepesinden yere çakılmak gibiydi. Bir seçim hakkı olsaydı, tatile gitmeyip her gün Timuçin'i görmeyi yeğlerdi.
Derin derin iç çekerken zil çaldı. "Geldi!" Yataktan fırladı ve aşağıdaki komşusuna aldırmadan koşarak kapıya ulaştı. Büyük umutlarla gidip açtığı kapıda Ali'yi görünce suratı düştü.
"Ali?"
Genç adam put gibi durmuş, gözlerini kadına dikmişti. "Konuşmak için gelmiştim."
Yüzünü buruşturunca tahammülsüz bir ifade çıktı. "Geçen konuştuklarımızın tekrarı olacaksa-"
"Lütfen, biraz konuşacağız."
"Ali bak-"
"Sıkıntı yok, tamam mı?"
Gözünün morluğu geçmiş, saçları özenle taranmış, kumaş pantolonu ve üzerindeki mavi gömleği ütülenmişti. Kara bakışları kavgadan uzaktı. Ona güvenmemeliydi. Bir anda parlayıp sinirlerini alt üst edebilirdi. Yine de son kez, diye düşündü. Bu seni son dinleyişim Ali. Kenara çekilip adamı içeri buyur etti.
"Bir şey içer misin?"
"O kadar çok kalmayacağım."
Genç kadın meraklanarak koltuğa oturdu. Sonra aklına, Timuçin'le ilgili olabileceği geldi. Saçmalarsa evden kovacaktı, kararını çoktan vermişti. Timuçin'i seviyordu ve bundan sonra onu koruyacaktı. Sırtını dikleştirerek Ali'ye baktı.
"Öyle bakma bana. Merak etme ilişkine lafım yok." Yüzünü buruşturdu. "Ben sadece..." Genç kadını inceledi. Küçük kafasının ortasında sıkı sıkıya yaptığı topuzunu, uzun kirpikleri arasındaki koyu kahve gözlerini, ince bedenini, hep hayalini kurduğu ama öpemediği dolgun dudaklarını... Öyle ki neredeyse söyleyeceklerini unutacaktı. "İkimiz de seni sevdiğimi biliyoruz."
Asya gerildi; fakat yüzü renk vermedi. Sadece bir saniyeliğine adamdan gözünü kaçırdı.
"Bu ilişkinin de olmayacağını artık anladım."
Asya sessiz bir nefes aldı.
"Yıpranmak istemiyorum artık. Seni de üzmek içimden gelmiyor. Kendi hayatıma devam etmeye karar verdim." Karşılık beklercesine kadına baktı. Aslında duymak istediği şey: Benden vaz mı geçtin Ali? Ama neden? Belki bir şeyleri düzeltebiliriz. Benden vazgeçme.
Asya sessizce, "En doğrusu..." deyince kalbinden bir çatırtı yükseldi. Ali bu sesi aldığına dair yemin edebilirdi. Titreyen dudaklarını bastırdı. Böylece dikkatini zavallı varlığına değil de, sözlerine verebilirdi.
"Ben de bunu düşünerek bazı şeyler yaptım Asya. Başkasından duymanı istemedim. Ben-ben artık Ayşe'yle birlikteyim."
Genç kadının ağzı açık kaldı.
"Ayşe'yle mi birliktesin?"
"Evet... Kendime şans vermek istiyorum. Birbirimizden hoşlanıyoruz." diyerek göz ucuyla şöyle bir kadına baktı. "Hayatıma yeni bir sayfa açmak istiyorum. Ayşe'nin huysuz bir kadın olduğunun farkındayım; ama neden denemeyeyim? Ondan hoşlanmıyorsun, ama durum bu..."
Asya, artık onun hayatını engellemek istemiyordu. Eski dostuna baktı hüzünle. Bir zamanlar her şey nasıl da mükemmeldi? Aksini düşünemeyecek kadar inanılmazdı. Değişmişlerdi.
"O halde yalan söylemeyeceğim. Ondan hiç hoşlanmıyorum Ali. Tekin bir kız olmadığını da biliyorum. Bir daha düşünsen?"
"Ben yeterince düşündüm. Zaten senden izin ya da tavsiye almaya gelmedim. Sadece bilmeni istedim. Geçmişi değerli bir arkadaşlığımız var."
Sonra gözlerini kadına dikti. Hüzün ve özlem gözlerinin karasını daha da ortaya çıkardı. Ona sarılıp, Boş ver Ayşe'yi falan çok uzadı gel barışalım demesini bekliyordu. Düşüncelerinin umutsuzluğu bedenini sararken, kadının bakışları altındaki suskunluğu yepyeni bir umut yeşertiyordu. Onun konuşmasıyla, binbir parçaya bölündü; düşünceleri, hissettikleri, kalbi...
"Haklısın, geçmişi olan bir arkadaşlığımız var. Senin mutlu olmanı istiyorum; ama Ayşe'yle olmasına şaşırdım." Sonra genç adama bakarak gülümsedi. "Belki de onu değiştirirsin. Hayırlısı olsun arkadaşım."
Genç adam kadına belli etmese de acı acı gülümseyerek kalktı yerinden. Buraya neden gelmişti ki zaten? Neyi değiştirecek, neyi engelleyecekti? Kadının aklına girmiş, diye düşündü.
"İstersen yemek yiyelim birlikte..." Timuçin'in bu duruma kızacağını biliyordu; ama Ali'yi de yıllardır tanıyordu. Belki bu defa gerçekten arkadaş olabilirdi.
"Ben gideyim Asya, sağ ol... İnşallah mutlu olursun, hoşça kal..."
Son bir yakarış, diye düşündü Ali. Belki cevap verilmesi kısmet olunan buydu. Yıllarca helak edip kendini, son bir lütfen değiştirirdi her şeyi. Bunu bilse devam eder miydi üzüntüsüne? Son yakarışı bilse, her an dile getirir miydi acısını? Ali getirirdi. Çünkü son lütfen ne zamana ya da hangi yalvarışa denk gelecek bilemezdi. Belki hemen o anda belki de aylar sonra... O yüzden de tekrara erdirir dururdu.
Beni sev Asya.
Beni sev Asya.
Beni sev Asya.
Beni sev Asya.
Son ana kadar yolu vardı. Tamam, seni seveceğim Ali! Cümlesine kadar devam edebilirdi. Ama öyle olmayacaktı. Ali daha fazla yalvarmayacaktı. Yalvarsa da Asya onu hiç duymayacaktı.
Asansöre biner binmez ellerini cebine soktu ve başını yere eğdi. Ona bakan kadınla göz göze gelmeyi reddetti. Kırgın, ızdırap dolu ve öfkeliydi.
En çok kendine...
Asya, Ayşe'yi anlamaya çalıştı. Belli ki niyeti genç adamı kullanmaktı. Hatta ona karşı kullandığı çok açıktı. Ya buna sessiz kalıp özel hayatıyla alakalı bir şeyler öğrenmesine izin verecekti ya da gidip saçını başını yollacaktı şıllığın! Bunları düşünürken kendi kendini gaza getirdiğinin farkına vardı. Ali, ilişkinin gidişatını bilmiyordu. Yani pislik kadın bu konuda zarar veremezdi. Yine de elinde olmadan korktu ve bu duruma el atması gerektiğine inandı.