Aradan koskoca bir hafta daha geçti. Asya yemeği, akşam birlikte olmayı falan geçmişti artık. Timuçin otelde bile durmuyordu. Çevre illerden gelen misafirlerini ağırlamakla meşguldü. Timuçin günde bir kere arıyor, ne yaptığını soruyor ve kapatıyordu. Genç kadın onu görememekten yaşadığı üzüntü üstüne bir de ilgisizlikle baş etmeye çalışıyordu.
Haftasonu gelmişti; ama evde oturuyordu. Sevgilisi vardı, ama yoktu. Sinirle koltuğundan kalktı ve yemek için mutfağa gitti. Sonra da güzel bir film izlerdi. İzleyeceği film kategorisi kesinlikle romantik komedi olacaktı. Yeterince gergin ve kırgın olan duyguları dram bir filmi kaldıramayacaktı. Mükemmel çifte hayran olur, onlara imrenerek bakar, sonra biraz güler, belki arada birkaç damla gözyaşı dökerdi. Haftalardır yaşayamadığı şey için olabilirdi bu.
İçerden gelen telefonunun sesiyle, elindeki kaşığı bırakarak salona geçti. Arayanın Timuçin olduğunu görünce, bir süre baktı telefona. Araması kesilince attı kenara. Açmayacaktı artık onun telefonlarını. İlgisi sona ermişti işte. Hevesi geçti belki de, gezdi tozdu benimle şimdi de ayıp olmasın diye bir kez arayıp öyle bir halini hatrını sorup kapatıyor, diye düşünüp televizyondan bir müzik kanalı açtı. Ne kadar ruhunu rahatlatmayı istese de, çalan şarkı hiç yardımcı olmuyordu. Gripin, Nasılım Biliyor Musun? Diye bağırıyordu. Adamı arayıp aynı soruyu bağırarak sormak istedi.
"Nasılım biliyor musun? Elimde yemek bıçağı soğan doğruyorum. Gözlerimdeki yaşın sebebi o değil. Sensizlikten ağlıyorum! Nasılım biliyor musun? Geçirdiğimiz güzel haftasonuyla yetiniyorum ve gidersen bununla nasıl başa çıkacağımı düşünüyorum!"
Sesi son ses açarken gözlerinden de yaşlar sicim gibi akmaya başladı. Çok geçmeden mutfağın eşiğine yığılıp kaldı. Aşkını dile getirirken adamın gözlerinde samimiyeti görmüştü. Hiç gitmeyecek gibiydi. Bırakmayacaktı. Hep sevecekti. Peki neden böyle olmuştu? İki haftadır ona ayırabileceği bir saati bile yok muydu?
Burnunu silerken mırıdandı. "Sen küçük bir kaçamaktın öyleyse. İstemeyerek de olsa, adamın masasına meze oldun işte! Aptal!"
Bu sırada yapmaya çalıştığı yemeği yaktı ve son anda alev almaktan kurtardığı tencereyi suyun altına attıktan sonra bir nebze kendine gelebildi.
Bir şeyler atıştırdı. Film seçmek için internetin başına geçtiğinde, telefonu tekrar çaldı. Ne kadar açmak istemese de, ne kadar kızgın olsa da yanından ayıramıyordu. Belki tekrar arar, belki fikrini değiştirirdi bu sefer açardı. Hem kötü bir şey olmuş olamaz mıydı sanki, hemen yargılıyordu adamı... Onlarca bahane bulduktan sonra, hevesle telefonu eline aldığında Timuçin aramayı sonlandırdı.
Film başlar başlamaz üzerine çöreklenen uykuya bıraktı bedenini ve kabus ve ya güzel bir rüya olup olmasını umursamadan gözlerini kapadı.
***
Bu aşkla yeniden doğmuştu. Sanki yeni bir Timuçin vardı içinde. Daha fazla gülmeyi emreden, zihnini kötülüklerle değil de daha yapıcı işlere açan, sevilmenin de ötesinde sevmeyi arzulayan bir Timuçin...
Odasının balkonunda oturmuş gökyüzünü seyrederken kendisiyle tanışmanın şerefine bir kadeh viski kaldırdı. Normalde içki ayrımına gitmezdi; ama o gün ağır bir misafir ağırlıyordu. Otuz beş yıllık Timuçin Gündoğan'ın karanlığında bir ışık belirmişti. Hava karardığında ortaya çıkan yıldızlar gibi... Şöyle düşündü Timuçin: Demekki benim de güzel günlerim azalıyor, yani güneşim batıyordu. Simsiyah gecelerde kalıp belki de hiç korkmam dediğim şeylerden korkacaktım. Ne de olsa gece bu. Gündüz duyulan aynı tık sesi geceleyin çok farklıydı. Demekki benim için hala bir umut var. Demekki benim karanlığımı aydınlatan Asya imiş... Demekki güneşim tekrar doğmaya yatkın...
Tüm gece uyumayıp bunları düşünmüştü. Kendini toparlamak için genç kadından biraz uzak durdu. Derisinden soyulan bir yılan gibiydi. Önce yenilenmeli, pisliğini görünmeyen bir yere bırakmalı ve süzülerek sevdiğine gitmeliydi.
Seyit Bey'i de unutmamıştı. Onu şaşırtan adamın akibeti ne olacaktı? Hayatının elleri arasında olduğunu düşündü. Onu öldürebilir ya da serbest bırakabilirdi. Timuçin bir seçenekle boğuştuğuna inanamıyordu. Önceleri tek yaptığı silahını kafasına ya da bıçağını boğazına dayayıp işini bitirmekti.
Ama her şey değişti. Hem insanlar hem zaman gibi...
Yüz kırk ile gidiyordu. Güneş gözlükleri, direksiyonun üzerinde rahat hareket eden elleri, debriyaj ve freni kolaylıkla yöneten ayaklarına bağlı sıkı bacakları... Haylice güzel görünen adamın aklında tek şey vardı: Asya...
Adamlarının saklandığı kiralık bağ evine vardığında, tereddütsüz tek adım atmadan içeri daldı. Seyit Bey'i odalardan birinde bir koltuğa iyice bağlanmış olarak buldu.
Yaşlı adam onu görür görmez, "Ooo hoş geldin, yav gözlerim yollarda kaldı." Dedi.
Timuçin dimdik karşısına dikildi. Bakışları affetmezdi. Adama doğru sarsıcı üç adım attı. Durduğunda acımasızdı. "Otelimden... Daha doğrusu bana ait olan her şeyden uzak duracaksın."
Seyit Bey yüzündeki pişkin ifadeyle onu süzdü.
"Bir hal hatır sormak yok mu? Gerçi ne halde olduğum belli. Saç sakal uzadı, eh yıkanamadık da birkaç gündür, koktuk. Süslenemedim senin için, affet."
Timuçin adeta kükredi ve adamın yakasına yapıştı. Mavi gözleri okyanusun derinliklerini gösterir gibi ürkütücüydü. Yüzünde haşin ve neredeyse bağışlamaz bir duruş vardı. İyi şeyler yapılması engelleniyordu.
"Bana bak Seyit misin, Meyit misin ne bok olduğunu bilmiyorum, ama beni çıldırtma ulan! Çıldırtma!" diye adamı sarstı. Seyit Bey sustu. Ölümden korkacak yaşı geçmişti adam. Birçok hedefine ulaşmış, yaşlanmış, hatta ölümü bekler olmuştu. Ama Timuçin'in gözlerine odaklandığında tek şey gördü. Konuşamadan, alnına bir silahın soğuk namlusu dayandı.
"Senin beynini dağıtır, tek bir kemiğinin bile bulanamayacağı şekilde parçala ayırırım. Kimse bulamaz seni, kimse!"
"Bundan emin olma. Geçen depoyu nasıl buldular öyleyse?"
Timuçin'in bir tahmini vardı. Muhtemelen bölgeyi çok iyi bilen birkaç kişi aranabilecek en iyi noktaları aramıştı. Burada aptallık kendisinindi. Daha göz önünde bir yere saklamalıydı adamı ama yapmamıştı.
Silahın kilidini açtı. Onu öldürecekti. Dudakları sıkılmaktan beyazlamış, gözleri de öfkeden kızarmıştı. Deli damarını zor zapt ediyordu. Hayır, hayır onu öldürmeyecekti. Bu Asya'ya ihanet etmek gibiydi. Ondan öncesi için herhangi bir açıklamada bulunamazdı; ama o gününden sorumluydu. Sağ elini yana çekip koltuğa ateş etti. İncecik bir ses yükseldi. Öyle ki duyulması zordu. Bunu fark eden Seyit Bey silaha susturucu takıldığını anladı. Genç adamın damarına daha fazla basmayacaktı. Tamam ölümden korkmuyordu; ama bundan ilerisi resmen intihardı.
"Günlerdir bunun için mi tutuyorsun beni? Sadece kokutmak için mi?" Öksürdü. Göründüğünden vahimdi durumu. "Tamam, neler yapacağını anladık. Bu kovalamacanın da sonu yok. Bir daha seninle karşılaşmak istemiyorum. Otelini de tepe tepe kullan." Birkaç saniye burnundan nefes alan Timuçin geriye çekildi ve adamın son cümlesiyle şoke oldu. "Sevgilinle kullanırsın."
"Bu... Bu bir tehdit mi?"
Başını olumsuz anlamda salladı. "Senin namını duydum. Babanın işlerini devraldığını biliyorum. Holdingi, fabrikayı, kaçakçılık ve adam öldürmeyi de..." Genç adam dimdik bekliyordu. "Beni neden öldürmediğini şimdi anladım. Sen aşık olmuşsun. Zamanında bizde bu yollardan geçtik. Kanlı ellerimize değmesin istedik. Kirli ruhumuzu kabul etmemesinden çekindik. Yaptığımız her hareketi düşünür olduk. O ne der, diye gecelerce kendimizi yedik bitirdik." Kime aşık olduğundan çok bu aşkın sonunda ne olduğunu düşündü Timuçin merakla. Tıpkı adamın dediği gibiydi fikirleri. Asya'yı kaybetmemek için prensiplerinden vazgeçiyordu.
"Şimdi bana bu aşkın sonunda ne olacağını soracaksın. Otelini, holdingini ya da paranı boş vermeye hazırsın. Yeter ki içini yakan, küle döndüren bu aşk seni hangi denizlerde söndürecek ya da hangi ateşlerde terbiye edecek öğren..."
Timuçin daha fazla susamadı ve hırlarcasına, "Söyle artık!" dedi.
Seyit Bey hafifce tebessüm etti. "Oradan bakılınca bir müneccime benzemediğim çok açık!" Timuçin onun koca göbeğine, kırlaşmış saçlarına ve kırışmış yüz hatlarına baktı. "Ama her şey senin elinde bilesin." Beklediği cevabı alamayan Timuçin huzursuzca adamın yanına gidip onu iplerinden kurtardı. Adamlarından birini, onu Marmaris'e geri götürmeleri için çağırdı.
"Merak etme seni ele vermem. Depoya saldırsalar da kim olduğunu öğrendiklerini sanmıyorum." Timuçin yapılan iyiliğe ifadesizce durdu. Kapıdan çıkmadan hemen önce Seyit Bey fısıldadı.
"Bu arada söylediğim kadınla evlendim. Geçenlerde kırkıncı yılımızı devirdik. Burnundan getirirdim ama karımı düşünmeden edemedim. Bensiz kahrolurdu kadıncağız. Belki bilmek istersin, deponu kurşun yağmuruna tutanların arasında da iki oğlum vardı."
Genç adam, aksak adımlarla önünde ilerleyen Seyit Bey'e bakıp gülümsedi.
***
Asya gözlerini açtığında, yerinden kalkmadan çalan telefonuna çevirdi kafasını. Aynı anda da, şiddetle vurulan kapıya doğru döndürdü kulaklarını. Gözünü tavana dikip bakışlarını biraz orada gezdirdikten sonra kalkıp başını ovaladı. Arayanı görünce hemen açtı. Sinirli ve heyecanlı ses, kapıda olduğunu söylüyordu.
Timuçin telefonunu sıkı sıkıya tutarken, diğer eliyle de kapı pervazından destek almıştı. Omuzları ve göğsü aldığı nefeslerle sarsılıyordu. Gözlerindeki endişe, korku ve öfke öylesine bir karışıma bürünmüştü ki.... Gözlerinin mavisi ölümü görmüş gibiydi.
Asya şaşkınlıkla kalakaldı. Sarsılmaz dediği adam, yıkılmaya yüz tutmuştu. Telefonundan saate baktı, gecenin üçüydü. Günlerdir yanına uğramayan genç adamın gecenin bu saatinde ne işi vardı?
"Timuçin-" diyebildi. Sonraki kelimeler, adamın dudaklarına yapışmasıyla çok geriye itildi. Sırtı baskıyla duvara çarptı; fakat acısını düşünemeyecek kadar zamandan kopmuştu. Bedeni sertçe sevdiği adama çekildi. Sıcak ve güvenli kollardaydı. Ellerini adamın ensesinde birleştirdi. Tutkulu öpücüğe karşılık verdi. Adamın parmakları kalçalarında, sırtında, karnında, göğsünde dolandı. Kapı ağzı adama dar geldi. Kadını tek hamleyle kucağına çekince Asya bacaklarını adamın beline doladı. Sıkı sıkıya sarıldılar. Adamın tek amacı yatağa ulaşmaktı. Asya ise, beklentiyle titredi.
Timuçin yatak odasının kapısını açamayınca küfretti. "Bana bırak," diyen kadını çevirdi ve kapıyı açmasına izin verdi. Önünde hiçbir engel kalmadı. Bu durum sevinçten çok arzu verdi. Kadınla beraber yatağa devrildi. Kadının pantolonunu ve gömleğini çekiştirirken boynundan öpmeyi de ihmal etmiyordu. Adeta kadının açlığını çekiyordu. Nefes nefese altındaki bedenle ateşini söndürmeye çalışıyordu.
Asya üzerindeki baskıyla nefes alamadı. "Timuçin, nefes alamıyorum." Der demez adam biraz geriye çekildi. Göz göze geldiler. Kadın birkaç sözcük de olsa adamın sesini duymayı bekledi; ama çok geçti. Bakışlarında zamanın ötesini andıran bir istek barındırıyordu. Onu soymasına izin verdi. Çok geçmeden bedenleri birleştiğinde Timuçin'in çıldırmış hareketlerine uyum sağladı.
Asya pencereden süzülüp vücudunu okşayan yaz serinliğine gülümsedi. Yaz bitiyordu. Otelin yoğunluğu da sona erecekti bu iyi haberdi; çünkü işler azalacaktı. Tabi ki patronlar için aynı şey geçerli değil, diye düşünüp sırıttı ve yanına baktığında orayı boş gördü. Adamın nerede olduğunu düşünemeden kapının çarpılma sesi geldi kulağına.
Üzerine sabahlığını geçirip hareketlendi. Timuçin mutfağa geçmiş belli ki ikisi için kahvaltı hazırlıyordu.
Timuçin arkasını dönüp genç kadını görünce kocaman bir gülümsemeyle yanına gitti. Burnunu saçlarından boynuna doğru sürttü ve durduğu yere büyük bir öpücük kondurdu.
Alınları birleşmişti. "Seni çok ihmal ettim biliyorum. Özür dilerim sevgilim."
Genç kadın buğulu gözlerle baktı. Bir yanı deli gibi affetmek istese de, hatası için de süründürmek istiyordu. Yaşadığı yoğun özlem ikinci seçeneği eziyordu.
Adam, onun soru dolu bakışlarını yorumladı. Elini tutarak sandalyelerden birine oturttu. "Öncelikle güzel bir kahvaltı yapacağız, sonra ben sana her şeyi açıklacağım."
Kahvaltı boyunca sadece Timuçin'in sesi çıktı. İşlerin çok iyi gittiğinden, son zamanlarda ne kadar yorulsa da buna değdiğinden bahsedip durdu. Açıklık getirmediği tek konu, onu neden ihmal ettiğiydi... Genç kadın, kahvaltıdan sonra cevaplar alacağını umarak, onun neşeli yüzüne keyifle baktı. Onun gülmesini istiyordu, bundan doğal ne olabilirdi?
Kahvaltı biter bitmez salondaki koltuğa yerleştiler.
"Neden hiç konuşmuyorsun? Bana hala kızgınsın, değil mi?"
Genç kadın sessiz aldığı nefeslerle kendine zaman tanıdı ve hemen sonra samimi bir cevap verdi.
"Sana kızgın değilim. Sadece-" Saçında dolanan adamın eliyle gözlerini yumdu. "Sadece kırgınım."
"Haklısın güzelim, bunu telafi edebilirim."
Asya'nın yüreği zangırdadı. Gözlerine yaşlar hücum etti. Onları bırakmamak için direndi.
"Bana bak Asya," Kadın karşılık vermeyince, parmaklarıyla yüzünü kavrayıp kendine çevirdi. "Neden bana bakmıyorsun? Fazlası var. Söyle."
Birkaç saniyelik sessizlik adamı çıldırtmak üzereydi. Yine de bekledi. Sabırlı olmalıydı. Sevdiği kadını incitmişti.
"Konuş sevgilim."
"Beni terk ettiğini düşünüyordum."
Kaşları hışımla çatıldı. Böyle bir cevapla karşılaşmayı beklemediği çok açıktı.
"Sana aşık olduğumu söyledim!"
"Düşünmem için fazlasıyla sebep var bence."
"Neymiş onlar?" Temasını kadından çekti. Ona inanmayan bir kadın... Hayır, bu cümle daha doğru kurulmalıydı. Timuçin Gündoğan'ın aşkına inanmayan Asya...
Asya doğruldu ve tepesindeki bir tutam saçı diğer yanına attı. Kollarını kaba şekilde kucağına bırakıp gözlerini adama yöneltti. "Kafamda çok fazla şey var... Nerede olduğunu bilmiyordum. Beni aramıyordun. Aramalarıma dönmüyordun. Otelde bile seni göremiyordum. Başka ne düşünebilirdim?"
"Bir bildiğim olduğunu düşünebilirdin?"
"Seni ne kadar tanıyorum ki?"
"Kendimi sana açmadığımı mı ima ediyorsun?"
"Sen-sen şu an beni özellikle yanlış algılıyorsun."
Kollarını göğsünde birleştiren Timuçin bakışlarını ona dikti. Neredeyse gözkapaklarını kıpırdatmıyordu. Her şeyi silip atacağı o raddeye Asya'nın aşkı için ulaşmışken, ona sevmediği söyleniyordu. Verdiği tepki azdı bile...
"Birkaç gündür görüşemedik, bu da aramızda mesafeye neden oldu öyle mi Asya Hanım?"
"Mesafe?" Asya da susmayacaktı. "Bunu ben söylemedim ona göre! Günlerdir seni bekleyen benim. Mesafeleri sen yarattın Timuçin Gündoğan! Nerede olduğunu söyleyemeyecek kadar mesafe koyan sendin!"
Genç adam sinirle kadına yaklaşarak tısladı.
"Gerçekleri mi bilmek istiyorsun?"
"Evet!"
"Emin misin?" Sesi fısıltı halinde; ama ürkütücü çıkıyordu.
Bu kez emin olmayan ve ürkek bir ses tonuyla cevap verdi.
"Evet."
Genç adam koltuğa yayıldı.
"İşlerin yoğunluğunu biliyorsun. Onları düzene sokmadan, rahat edemeyeceğimizi biliyordum. Geçenlerde akşam yemeği yemeğe çalışmıştık hatırlıyorsan, daha başlamadan apar topar gitmiştim. Otelin bu büyük eğlence merkezi için, bazı bar sahiplerinin silahlı adam tuttuklarını duyduk. Kimseye belli etmeden ve zarar vermeden işi halletmeye çalıştım. Paralı adamları bulmak değil de onları konuşturmak bayağı zor oldu."
Bir nevi söylediklerinde yanlış yoktu; ama her şeyi açıklayacak cesareti de bulamıyordu. Asya onun ne işlerle uğraştığını asla öğrenmemeliydi. Bundan sonraki süreçte nasıl davranacağını bilemiyordu. Ama kan kokulu işleri bırakmayı düşünüyordu. Asya'ya böyle bir koca yakışmazdı. O saf ve çok güzel bir kadındı ve ardından yürütülen işleri yapanı büyük bir günahkara sokardı!
"Ben... Çok şaşırdım... Nasıl böyle bir şeye cesaret edebilirler? Bar sahipleri ne yaptı peki? Bir daha kalkışmayacaklar değil mi?" Sesi endişe doluydu.
"Kalkışamayacaklar tatlım." diyerek göz kırptı.
Tehlikeli bakışlardan ne anlamalıydı? Bu adamla ne yapacaktı onu da bilmiyordu. Deli gibi aşık olduğu bir gerçek vardı ki, aslında elini kolunu bağlıyordu. Şimdi gözleri özlemle bakıyor, eliyle yüzünü okşuyordu. Aşk, neden böyle kişilere bağlardı ki seni? Sertliği hakkıyla yaşayan insanlara neden tutulurdun bir daha kopmamak adına?
"Beni affettin mi?"
Genç kadın onun birkaç günlük sakalını sevdi ve süzülerek gözlerini maviliklerine kaldırdı. "Bilemiyorum."
"Dün gece öyle demiyordun ama..." diyerek kadına kollarından asıldı.
Genç kadın ellerini adamın saçlarını daldırıp gülünce cevabını da vermiş oldu.
&&&
Genç kadın bir akşam vakti rujunu sürerken, aşağıdan gelen arabanın sesiyle penceresine koşturdu. Sırtını kapıya vermiş adamı görünce yüreğinin atışı hızlandı. Aynada kendine son kez baktı. Rujunu düzeltti, parfümünü sıktı ve evden çıktı.
Timuçin bir peri kızı gördü. Işıl ışıl parıldarken ona yaklaşıyor, dar formlu kırmızı elbisesinin içinden ateşler saçıyordu. Saçlarını maşalanıp tepesinde toplanmıştı. Pürüzsüz tenine yapılan makyajın sadece kalem, rime ve ruj olduğunu düşündü. Fazlasına gerek yoktu; çünkü Asya sade haliyle çok daha güzeldi. Heyecanına yenik düşüp kadının yanına gitti. Ellerini tutarak baştan aşağıya şöyle bir süzdü. Bir kadın bir erkek için her şey olabilirdi. O anlarda Timuçin için Asya dünyadaki en çekici kadındı.
Genç adamın giydiği takım elbise, özenle tarasa da rahat durmayan kestane dalgalı saçları ve parfümünün kokusu tarifi imkansız duygular uyandırdı içinde. Onun geniş omuzları ve kaslı vücuduna arzuyla baktı. Bir an, Arabayı çevir eve gidelim, demek istese de bu düşüncesi onu utandırdı.
Marmaris'ten biraz uzak, deniz kenarında bir restorana geldiler. Birçok restoran yanyana dizilmişti. Aralarında en süssüzü ve en dikkat çekmeyeni orasıydı. Görüntüsü çoğu insanı geriye iterdi. Zamane gençleri daha parlak ve daha gürültülü yerleri tercih ederdi. Şuna bakın ki, Timuçin zamane genci sayılmazdı.
"Böyle yerlere geldiğini bilmiyordum."
Arabayı kilitlerken gülümsüyordu adam.
"Genelde daha hareketli yerleri severim: ama burayı yeni keşfettim. Çok hoşuma gitti..." diyerek genç kadının elini tuttu.
Asya'yla ve bundan sonraki hayatında ne yapacağını düşündüğü anlarda arabasını boş boş sürerken bulmuştu bu restoranı. Diğerlerinden çok farklı gelmişti gözüne. Gösterişi az, ama tamamen çekici... Asya gibi, diye düşünüp adımını atmıştı içeriye. İçtiği bir bardak kahve, midesini; kadın ise kalbini ısıtmıştı. Herkesten habersiz, sadece kendine ait güzel dakikalar geçirmişti. Huzurlu, tekrar edilebilirliği kuvvetle muhtemel anlamlı dakikalar... Bu yüzden getirdi onu oraya. Her bir adımla kalbi aşkla yumuşayan adamı bundan gayrı tek bir kişi mutlu edebilirdi. Ve o dakikalarda ellerini tutuyordu.
Bakışlar sevgiyle sarmalandı. Dalgalar sakin sakin kumsala vururken, tek ses belki de kalplerinin sesiydi. Genç kadın, anın büyüsüne erken kaptırmıştı kendini. Ama adamın parlayan gözleri, Acele etme sevgilim. Büyü henüz başlamadı, der gibiydi.
İçeri doğal bir mekandı. Çok şık olmasa da temizdi. Bu artı bir puandı. Yuvarlak masalar, birbirlerinden bir hayli ayrılmış, üzerlerindeki beyaz işlemeli örtüler ve romantik kırmızı mumlarla müşterilerin oturmasını bekliyorlardı. Yine de karşıdaki, denizi olduğu gibi gösteren cam duvarda, hepsinden bağımsız görünen bir masa vardı.
Adam gülümseyerek kadını masaya doğru götürürken, tek müzisyen gibi görünen bir kemancı kemanını öttürmeye başlamış, arkasından da küçük bir kız onları takip etmişti. Masaya oturduklarında, kız elindeki papatyaları kadına verdi ve hemen koşarak uzaklaştı. Gülümseyerek başını karşıdaki adama kaldırdı.
"Papatyaları sevdiğini Selçuk Bey söyledi."
"Teşekkür ederim..." Papatyaların üzerinden hayran hayran baktı. Bir ceylanın gözleri gibi hem kara hem de derindi.
Garson yemekleri getirmiş, şarapları doldurmuş ve hızla kaybolmuştu. Kemancı çocuk biraz çevrelerinde dolaşmış, sonra o da restoranın en uzak yerinde şarkısına devam etmişti.
Genç kadın şarabından zevkle bir yudum aldı.
"Görünüşe göre bu gece işleri olmayacak." derken restoranı kast ediyordu.
"Nereden çıkardın?" derken gülüyordu.
"Baksana sadece biz varız."
"Evet, benim de dikkatimi çekti, olsun biz onlara yeteriz." diye mavi gözlerinden birini kırptı.
"Bu gecelik yüklü bir bahşişle yeteceğimizden ben de eminim sevgilim." diyerek gülümsüyordu adama.
Timuçin'in yaptığı bu jest inanılmaz hoşuna gitmişti. Rüyada gibiydi. Her şey çok güzeldi. Şarap, yemek, bu masa, restoran, mumlar, müzik... Karşısındaki adam... Daha ne isterim ki?
Genç adam yerinden kalkarak onu dansa kaldırdığında düşünceleri bölündü. Başka zaman olsa belki utanırdı, çekinirdi. Etrafın kalabalığı ona bazen çok geliyordu, tabii alışana kadar. Alıştıktan sonra, kendini tembihliyordu, onlar da benim gibi, ne farkımız var ki? Ama şimdi yalnızlardı ve istedikleri gibi hareket edebilirlerdi. Tabii bunun da bir sınırı vardı.
Karşısındaki adamın bunları umursamadığı çok açıktı. Sağ eliyle bir elini yakalarken, sol elini sırtına yasladı ve edepsizce beline değin okşadı. Birkaç santimle kadına yaklaşıp başını eğdi. Kadının alçakta olması onu göremeyeceği anlamına gelmiyordu. Bir baş eğişiyle gözlerini yakalayabilirdi. Pürüzsüz çikolata tenini, sıcacık gülümseyen minik ağzını, ince boynunu, siyah saçlarını... Bir baş eğişle tamamiyle ona sahip olabilirdi. İşte önemli olan buydu. O eğişe gururu tamam, diyor muydu? Kalbi... Timuçin gururunun sesini susturup kalbine söz hakkı verdi. Ve kadının önünde yıkılmaya razı geldi.
"Çok güzel olduğunu daha önceden söylemiş miydim?"
"Aslında böyle kelimeleri pek kullanmıyorsun."
Genç adam onu şöyle bir etrafında çevirdi. Saçlarından yayılan kokunun etkisiyle bedenini ona itti.
"Büyük hata... Duygusuz olduğumu düşünme. Aslında söylemekten çok, göstermeyi severim."
"Bunu fark ettim." deyip kıkırdayınca, adam gülerek onu tekrar etrafında çevirdi. Nazlı bir dönüşün sonunda belinden yakalayıp elini yavaşça kalçasına kaydırdı.
"Üzerimde yarattığın o sakinliği çok seviyorum..." Başını kadının saçlarına dayadı. Yumuşaklığından çaldı. "Kara gözlerinin sevgiyle bakışını, esmer teninin diriliğini... Vücudunun davetkar halini... Asya, seni seviyorum." deyip gözlerini yakaladı. "Nasıl oldu bilmiyorum; ama seviyorum. O ilk bakışından mı, o salınarak yürüyüşünden mi, sıcak gülümsemen ya da sade halinden, kişiliğinden mi bilmiyorum ama seviyorum. Bugüne dek yaşadığım onca ilişkinin hata olduğunu, senden kopardığım o ilk öpücükte anladım. Bazen sorunlu gibi davrandığımın farkındayım..."
Asya gülmeye başladı.
"Gülmesene ciddi bir şey konuşuyorum." Dediyse de keyfi yerindeydi.
"Ama çok tatlısın ne yapayım?"
Birkaç saniyeliğine odaklandı ve sordu. "Böyle tatlı olursam beni hep seveceğine yemin eder misin?"
"Zaten seviyorum."
"Zaten sevdiğini biliyorum. Beni hep sevecek misin?"
"Seveceğim tabii ki aptal."
"Peki acı olursam?"
Genç kadın bakışlarını başka yere çevirip, minik bir ımmm, sesiyle düşünüyor taklidi yaptı. Döndüğünde Timuçin'in endişeli gözlerini fark etmedi.
"Bir yere kadar severim."
"Nereye kadar?"
"Dürüst olmadığın yere kadar."
Bu dürüstlük neleri kapsıyor? Bunu sormak istedi. Hangi durumda vazgeçerdi ondan? Hangi hatasında dönüp giderdi ve onu acıları içinde bırakırdı? Kendini bir bataklığın içinde hayal etti. Gittikçe dibe batıyordu. Birçok insan elini uzatmış onu kurtarmaya çalışıyordu. Kah isteyerek kah ürkerek... Timuçin ise kurtarılmayı istemiyordu. Çünkü aralarında Asya yoktu. Kesik bir nefes aldı. Ya her şeyi anlatıp Asya'nın onu affetmesi için bacaklarına sarılacaktı ya da vicdanının sesini susturup önündeki güzel günleri yaşayacaktı. Evet, bu denli yıkık hissediyordu kendini. Timuçin Gündoğan ilk kez bir şeyden korkuyordu. Güçsüz bir kadının tek söz söylemeden onu terk etmesinden korkuyordu. Gözlerinde hayalkırıklığı dolu yaşlarla gitmesinden, onu asla görmeyeceğine dair büyük söz vermesinden ödü kopuyordu.
Genç kadın onun düşüncelerinden bihaber gülümseyip, "Her şey çok güzel, çok teşekkür ederim." Dedi. Ağır konularda kaybolmak istemiyordu. Beni hep sevecek misin, beni neden terk edersin, neye kızarsın vs vs... Asya bunları konuşacak yaşı geçtiğini düşünüyordu. Olay kısa ve özdü. Dürüst olmak, görünmez ilişki sözleşmesinin ilk maddesiydi.
Beni hep sevecek misin?
Dürüst olursan, evet.
Beni bırakmazsın, değil mi?
Dürüst olursan, evet.
Tek bir kelime birçok kavramı namusluca barındırıyordu içinde. En basitinden minik bir yalandan, başka insanların teniyle kurulan iletişime kadar dürüst sayılmazdın. Timuçin'in de bunun bilincinde olduğuna inandı.
Olumsuz fikirleri bir süreliğine erteleyerek gülümsedi ve kadından ayrıldı. Elini sımsıkı yakalayarak masalarına ilerledi. Ne olduğunu sormasına izin vermedi. Kendini sandalyeye bırakıp tek bacağının üzerine, yüzü ona dönük olacak şekilde Asya'yı oturttu.
"Ne yapıyorsun bıraksana?" derken restoranın içini işaret etti.
"Kimse yok! Hem boşuna mı tuttum ben burayı? Rahat rahat hareket edelim işte." diyerek dudaklarını kadının boynuna yasladı. Hafif ama kavurucu bir temastı.
"Kemancı bakıyor yapmasana."
"Nerede bakıyor hani? Hele bir baksın ne oluyor görür o!" dudakları hala kadının boynundaydı.
"Utanıyorum yapma lütf.." lafını bitiremeden adam dudaklarına yapıştı. Genç kadın çırpınmanın çare olmayacağını anlamış ve karşılık vermişti.
Timuçin elini tutup sağ yüzük parmağından bir halka geçirdi. Genç kadın heyecandan nefes alamaz duruma gelmişti. Ağzı açık bir vaziyette parmağına bakıyordu. Gördüğü şeyin şokunu atlatamadan, bir şok daha yaşadı.
"Evlen benimle Asya..."