Restoranın kalabalığı uğultu halinde dönüp duruyor, cazın yumuşak tınıları havada ağır ağır asılı kalıyordu. Ama Karaca için dünya bir anda sessizliğe gömülmüş gibiydi. Telefonun ekranı karardığından beri kalbi ne atıyor ne duruyordu… Sanki göğsünde duran şey bir kalp değil, donmuş bir taş parçasıydı. Selin, karşısındaki genç kadının gözlerine baktı; o gözlerdeki kırılmayı gördüğü anda nefesi kesildi. Masanın üzerindeki hafif titreyen eli usulca tuttu. “Karaca…” dedi yumuşak ama titrek bir sesle. “Buradayım çiçeğim. Sakin olmaya çalış bana bak lütfen...” Karaca başını güçlükle kaldırdı. Gözleri dolu, yüzü solgundu. Dudaklarını açtığında sesi neredeyse çıkmadı: “Selin… sen bunu… nereden biliyordun?” O soru bir mızrak gibi saplandı Selin’in içine. Gördüğü şeyleri anlatmak bile o

