11.Bölüm

554 Words
Ayaklarım durdu ve bedenim gerildi. O'ndan başka bir şey yoktu dünyamda. Boğazım kurudu kalbim hızlı atmaya başladı. Nefes almayı bile unutmuştum. Yine aynı etkileri bırakıyordu bende. Bunca yıldan sonra bile. Aynıydı; yakışıklı ve sevimli. Üstünde onu en son gördüğümde giydiği gömleğin başka bir rengi vardı. Saçları uzamıştı ve bu sabah tıraş olmadığı belliydi. Ela gözleri aynı bakıyordu. Sıcacıktı bakışları yine. Sadece gerçekten mutlu olduğu zaman yaptığı gibi elleri cebinde yürüyordu. Mutluluğunun sebebini görünce O'ndan ibaret olan dünyam yıkıldı. Yanında gerçekten güzel bir kız vardı. O'nun dudaklarından her zaman benim için söylemesini dilediğim iki kelime döküldü. Tam hayallerimdeki gibiydi. Söylerken gülümsüyor ve yanağındaki gamzeler ortaya çıkıyordu. 'SENİ SEVİYORUM'. Hiç duyamamıştım O'ndan bu kelimeyi. Gülümseyerek kafasını kaldırdı ve beni gördü. Yüzündeki gülümseme solarken ben ne yapacağımı bilemeyerek etrafıma bakındım. Savaş bir bana bir de benim baktığım yöne bakmıştı. Onun önünde bu utancı yaşamamalıydım. Bize doğru geliyorlardı. Uzaylılar eğer burası alternatif evrense ya beni başka bir boyuta ya da eski evrenime götürün. Okulun işkencelerine razıyım, aşağılanmalara razıyım. Yeter ki beni bu durumdan kurtarın. Savaş'a ne diyecektim? 'bu çocuğa zamanında, daha doğrusu şimdi bile hala aşığım mı?' Tam karşımızda durduklarında ne yapacağımı bilemeden Rüzgâr'ın yüzüne baktım. Gülümsedi ve ‘‘ Uzun zaman oldu Dilay, nasılsın? ‘‘  diye güya merak ediyormuş gibi sordu. Zoraki bir şekilde gülümsedim ve ‘‘ İyiyim, ya sen nasılsın? Sen İngiltere'ye gitmemiş miydin? ‘‘  diye sordum. Gözleri hemen arkamda dikilen Savaş'a kaydı ve tekrar bana döndü. ‘‘ İyiyim, gitmiştim ve tatil için buraya döndüm. Hazır buradayken kız arkadaşımla vakit geçireyim dedim. Ezgi'yi hatırlarsın, bizim okuldandı ama nakil olmuştu’‘  dedi sanki sormuşum gibi açıklama ihtiyacı duyarak. Konservatuara gidip başarılı bir oyuncu olabilirdim bendeki bu yetenekle. Yüreğim parçalanırken mutluymuş gibi davranmak. Tam anlamı ile oskarlık bir oyuncu gibiydim. ‘‘ Sevindim senin adına. ‘‘  diye tamamen yalan söyledim. ‘‘ Peki, sen ne yapıyorsun? ‘‘  diye sorunca sinir krizi geçirmemek için kendimi tuttum. Niye konuşmayı kısa geçip yoluna gitmiyorsun ki? Belime dolanan kolla bir bedene çekildim. Kafamı kaldırıp bana anlayışla bakan masmavi gözler gördüm. Bir eli kalçamın hemen üstünde diğer eli de giydiğim ceketin fermuarı ile oynayarak konuşmaya başladı. ‘‘ Bizde mağazaya gidip akşamki büyük yemek için hazırlık yapacağız. Akşam Dilay'ı ailem ile tanıştıracağım da. Onlar da haklı tabi Dilay'ı görmek için ısrar etmekte. Hayatıma renk katan, yüzümde daimi bir gülümseme nedeni olan ve gelecekle ilgili hayaller kurmama sebep olan kişiyi tanımak istiyorlar. ‘‘  dedi gözlerini gözlerimden bir saniye bile ayırmadan. Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı ve dudaklarıma saniyenin altmışta biri kadar bile sürmeyen minik bir buse bıraktı. Şaşkınlıktan gözlerim irileşirken Savaş gülümseyerek bizi izleyen ikiliye döndü. Savaş beni öpmüştü! Savaş beni öpmüştü! Ve nedense her zaman öpüşmenin iğrenç bir şey olacağını düşünen ben daha önce hissetmediğim bir duygu ile sarmalanmıştım. Adını koyamıyordum. Belki de böyle bir şey beklemediğim için -hele ki Savaş'tan o yüzdendir- bu hissettiklerim. Utançla karışık bir beklenmezlik dedim o tuhaf duyguya; belki de biraz heyecan. Bir de benim ilk öpücüğüm olduğu için böyle hissetmişimdir. Daha önce öpüşmediğim için nasıl hissettireceğini bilmezdim tabi. Şaşkınlığımdan kurtulup Rüzgâr'a döndüğümde bana şaşkınlıkla bakıyordu. ‘‘ Öyleyse sonra görüşürüz -umarım bir daha asla, Savaş'a döndü ve- bu arada şanslı bir insansın. Ben bilirim, Dilay onunla bir yıl çıkan bir çocuğa bile onu dudağından öpmesine izin vermemiştir. Demek ki seni gerçekten seviyor. ‘‘  dedi ve yanımızdan vedalaşıp uzaklaştı.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD