Yemek uygulamasından birer dürüm söyleyen ikili yere kurulmuş karşılarında bilgisayar ellerinde boncuklar hazır ve nazır bekliyorlardı. Kurye geldiğinde ödemeyi yapan Ceylan içeceklerle birlikte oturdu.
Film izleyip bir yandan da dürümlerini yiyen ikili sessizdi. Cansu kocasını düşünüyordu. Özlemişti. Köyde olmasına rağmen başka bir yerde iş alıp çalıştığı için fazla görememişti. Ceylan ise çok başka yerlerdeydi. İzledikleri film romantik ve tutkuluydu. Ana erkek karakter iç çektirir türdendi. Hele kadına karşı tepkileri etkilenişi ve bunu belli edişi cinsel istekleri yüksek birini keyfe getirebilirdi. Sevişme sahnesi geldiğinde kadının tepkileri adamın kadına bir ilah gibi muamele göstermesi Ceylan da merak uyandırdı. Çünkü kadının sırtında daha önce kaza geçirdiği için yaralar vardı ve adam asla bundan tiksinmiyor kadınına zevk vermek için tüm hünerlerini sergiliyordu. İçinden konuştuğunu düşünse de dışından dökülüvermişti cümleler.
"Acaba gerçekten de böyle zevk alıp duran ne bilim kocasının zevk verdiği kadınlar gerçekte de var mı?"
Cansu ona uzaylı görmüş gibi baktı. Sanki bakire bir kızın merakı vardı kahverengi gözlerinde ve yalan yok bu sağlam şaşırmasına neden olmuştu. Gülümsemeye çalışıp bir an kocasını düşünerek cevapladı.
"Var kız olmaz mı? Hele bir de adamına düştün mü var ya of diyorum of. O yatakta yanar yanar sönersin. Sende bilirsin sonuçta."
Ceylan öyle bir baktı ki arkadaşı kaşlarını önce kaldırdı sonra çattı. İçeceğinden bir yudum alıp ağzındaki kalan lokma kalıntılarını temizlerken ciddiydi.
"Ceylan. Senin de bilmen lazım."
Bakışlarını kaçıran kadın ise bir sigara yaktı. Sesi çıkmadı. Ne diyecekti ki. Cansu ise onu bırakma derdinde değildi. Koluna dokunup kendine bakmasını sağladı.
"Sen baksana bana. Kızım kaç yıl kötü de olsa bir erkekle evli kaldın ve çocuk doğurdun. İlla keyif aldığın olmuştur."
Bunu söylerken sesindeki o tereddütlü tını diline diken batırmıştı. Hala kardeşim dediği kadın hakkında bilmediği şeyler olması yaşadığı acılara karşın bir gram da olsa teselli veremiyor oluşu canını sıkıyordu.
Sigarasından daha derin bir soluk alan Ceylan ise başını eğdi. Dili her bir cümlesinde kanadı. Ruhundaki yaranın üzerine bir kaşık tuz basıldı. Ciğerine işleri acı da bir an olsun “Ah” demedi. O sustukça Cansu daha da deliriyor, telaşa kapılıyor ve korkuyordu.
"Şaka değil mi?"
Başını sağa sola sallayan kadın buruk bir gülüş sergiledi. Hani derler ya kimi gülüşlerde kaç mezar saklıdır, kaç ölü o gülüşlerin gölgesinde morgun soğuk dolaplarında yol olup gitmiştir diye. İşte öyle bir gülüştü.
"Ben kendimi o adama eş göremedim ki hiç. Ben onun için evi çekip çeviren, yatağında isteklerini karşılayan, çocuğunu büyüten biri oldum. Resmen para karşılığı iş yapan kadınlar gibi yatakta kullanırdı beni. Onca zaman üstümde oldu yüzde doksan dokuzunda benim canım hep yandı. Ruhsal acı değil he bildiğin canımı acıta acıta yaptı ne yapacaksa. Öyle sevişme keyif alma olmadı hiç. İlk gecem de bile yaşadığım acıyı anlatamam da unutamam da."
Kahvelerinden bir damla yaş süzüldüğünde hemen sildi. Cansu dişlerini sıkarken homurdandı.
"Şerefsiz piç. Kendi sikinin derdinden seni görmemiş ki hiç."
Haklıydı. Selim öyleydi. Kendi işi görülene kadar yatağında kadın olduğunu bilir boşaldığı an kendini yana attı mı bazı anlarda siktir git bile derdi.
"İşi bitene kadar ben iyiydim işi bitip üstümden kalktı mı git yıkan leş gibi oldun vs derdi. Sanki az önce kendi pisliğine bana akıtan o değilmiş gibi. İnanır mısın bilmem ama daha doğru dürüst öpüşme nasıl olur onu bile hiç bilemedim. Bende öyle bir hal bıraktı ki kendi bedenimden utanır oldum."
Cansu sinirle bağırdı.
"Bana bak kız delirme şurada yolarım seni. Fıstık gibi karısın. Daha yaşında genç. İllaki biri olur. Kapama kendini bu kadar. Bedeninden de utanma. O piç kıymetini bilemediyse bu onun sorunu."
Ceylan yine burukça gülümsedi. Ardından kalkıp üzerindeki uzun kollu badiyi tek hamlede çıkardı. Atletini de çıkarıp arkadaşına sırtını döndüğünde gözünden akan yaş yere damlamıştı. Aklına yine işittikleri gelmişti. O bir kez birine şans vermiş onda da ağzının payını sağlam almıştı.
Sesi bir tık hiddet ve acı yüklüydü.
"Bunlarla mı fıstık gibiyim. Ya da bunlar. Ya burası."
Sırtındaki izleri gösterdi. Çocukluğunda yaşadığı şiddetin kalıcı izlerini, Önüne dönüp karnındaki hafif sarkmayı sezaryen yerini, stresten kurdeşan döktüğünde kalan küçük yaraların pembe izlerini açık etti ona kaşlarını kavislendirmiş bakan kadına.
"Bunlar hiçbir erkeğe cazip gelmez. Selim bile benim için üzülmez acırdı. Sırtımdaki yaraları görmemek için bazen sadece alt iç çamaşırımı çıkarır işini görür yataktan resmen yollardı. Bir keresinde kafası güzel. Geçti karşıma oturdu. Midemi bulandırıyorsun dedi bana. Acıyorum sana, yaşadıklarına. Kimsenin seni sevmemesine. Ucube gibi bir şey olmuşsun kim ne yapsın seni dedi. Hele de şu zaman da erkeklerin sadece tipe güzel vücuda sağlıklı bir bedene önem verdiğini değer verip istediğini göz önüne alırsak benim aşkı bulup yaşama şansım sıfırın da altında. Bakma öyle bilmiş bilmiş konuştuğuma. Ne adam akıllı sevişmeyi bilirim ne de sevilmeyi. Ne sevene nasıl karşılık verilir ne yapılır bilirim ne biri bana sevgiyle yaklaştığında sevmeyi. Ot geldim Ot gidiyorum. Ondan diyorum ya tüm erkekler bacımdır diye. Kimse sevmez beni istemez. Bu bedene midesi bulanmadan dokunabilecek tek erkek de abaza sikinin derdinde olan erkektir. Öylesiyle de benim işim olmaz."
Oturup eli titrerken bir sigara daha yaktı. Ağlıyordu. Cansu'nun da boğazı düğüm düğümdü. Eli yumruk olmuş işittiklerini hazmetmeye çalışıyordu.
"Bak, buzdolabının gözünde dil altı hapım var. Tansiyon hastasıyım. Köşede hava makinem var. Kronik astım için. Migren desen o zaten baş köşede duruyor. Sence hangi erkek sağlığı bu denli sorunlu sıkıntılı bir kadını sever. Boşa demiyorlar ailenin sevip saymadığı kimseyi bir başkası da sevip saymaz."
Ceylan, gerçek anlamda yaralıydı. Yarası öyle derindi ki kanı bir türlü durmuyordu. Çenesi titrerken anlatmaya devam etti.
“Sana demedim. Bir yıl kadar önce kursa başlamıştım ya hani.”
“Eee?”
Cansu devamında gelecek şeyden korkuyordu. Karşısındaki kadın söz konusu olunca istemsiz korku oluşuyordu.
“Orada bilgisayar sınıfından biri ile tanışmıştım. Hocaydı. Benden belki beş yaş ya büyüktü ya değildi. O da boşanmış ihanete uğramış falan filan işte. İyi anlaştık. Başta bilirsin beni çekindim ama sonradan biraz sevgi görünce arsız sokak kedileri gibi oldum. Birkaç ay böyle devam etti. Sonra bir gün kursa giderken evine çağırdı. Sana yemek yaparım film izleriz dışarıda rahat olamıyoruz senin akrabaların görür diye evde takılırız dedi. Mal kafam aslında başıma geleceği bile bile gittim. Boztepe de oturuyor. Neyse girdim eve oturduk film açık. Geçtik mutfağa güle söyleye yemek hazırladık. Biliyor musun dans ettik göze.”
Burnunu çekti. Yarasından bir damla daha kan aktı. Kan siyahtı. Ruhuna damlayıp orada bir süveyda oluşturuyordu. Cansu “Sakın sana istemediğin bir şey yaptığını söyleme” dediğinde alayla güldü.
“Yapmadı. Daha doğrusu benim istediğim şeyleri de yapmadı.”
“Nasıl yani?”
“Cansu, ben bir kez olsun bir erkek beni tüm kusurlarımla kabul etsin istedim. Hani dışarı çıkıp birine anlatsam adına orospuluk der ya evli olmadan bir erkeğin koynuna girmeye. Ben tam da bu olsun istedim. Ali ile yatmayı düşündüm. Sözleri ruhuma dokunurken teni tenime dokunup iyileştirsin istedim. Ben sadece istedim. Ama ne oldu biliyor musun?”
Cansu “Ne oldu?” derken sesi titremiş parmakları arasına kıstırdığı sigaranın külü kucağına düşmüştü.
“Sadece sırtımı ve sezaryen yaramı görmek yetti biliyor musun? Yüzü tiksinti ile doldu. Suratının halini görsen sanırsın boka bakıyor. Hiç saklamadı düşüncelerini. Böyle olduğunu bilsem seni çağırmaz konuşmazdım dedi. Sanki vebalıydım da ona bulaşacaktı. Gitsen iyi olur derken yüzüme bile bakmadı. Numaramı sil. Burada olanları da kimseye anlatma adımın kirlenmesini istemiyorum dediğinde tek kelime etmeden çekip vurmasını öyle çok istedim ki. Evden nasıl çıktım bilmiyorum. Ağlayamadım da. Kendimi boktan beter hissediyordum. İçim boşalmıştı resmen. O an anladım ki kimse benim kalbime içimdeki çocuğa bakmayacak. Herkes için önce ambalajımın kıymeti olacak. O da kötüyse içinin bir önemi kalmıyor. Şimdi sen söyle. Serkan gibi bir adam bana bakar mı? Hadi üzerimdeki kıyafetlerim varken baktı. İlgisini çektim. Ya sonra? O da tenimi gördüğünde aynı tepkileri vermeyecek mi? Ben bir kez daha yıkılmaya aşağılanmaya hazır değilim. O yüzden boşver. Tek başıma yaşayıp ölmeyi tercih ederim.”
Cansu kalkıp arkadaşına sarılırken bir şey diyemedi. İki kadın da dakikalarca ağladı. Film ya da başka bir şey umurlarında değildi. Bir saatin sonunda dizine yatan Ceylan uykuya dalarken elleri kestirdiği saçlarına dolanıyordu.
Dağhan ise evinin salonda oturmuş elindeki resimleri inceliyordu. Her resimde farklı bir duruş vardı. Bakış ve duygu. Ama hiçbiri mutluluk değildi. Ceylan mutlu değildi. Nasıl mutlu edeceğini de bilmiyordu. Yanında var olan tek arkadaşı olan Cansu ise sanki kız kardeşi gibi sahip çıkıyordu kadına. Bu durumu sevmişti.
Bir gün sonra evden çıkan Ceylan birkaç mağazaya uğramak adına sokaktan ana caddeye çıkıp dolmuşa binerek gözden kaybolduğunda karsından siyah bir arabaya binip giden Serkan’ı gören Cansu kaşlarını çattı. Kaybolur falan diye arkadaşından aldığı numarayı tuşladığında Dağhan cevap verdi.
“Serkan Bey?”
“Evet?”
Dağhan bozuntuya vermedi. Demek ki onu Serkan olarak bilen biriydi.
“Arkadaşım Ceylan’ı takip etmek yerine benimle sahilde tekne kafede görüşmenizi tavsiye ederim.”
Tek kaşını kaldıran adam “Fazla iddialı.” Derken “İddialı değil arkadaşını düşünen birinin gözü karalığı diyelim” deyip telefonu kapadı. Cansu olduğunu anlamıştı. Ceylan’ın peşine başka bir araç takılırken sahildeki demirli tekne kafeye geçmeden önce geri evin önüne geldiler ve genç kadının çıkmasını beklediler.
Genç kadın ise onun bekleyen araba ile şaşırsa da çantasında hem bıçağı hem biber gazı hem de şok cihazı hazırdı. Ters bir durumda kullanabilirdi.
Kafeye doğru yola çıktıklarında adamın yüzünü inceleyen kadın bir yerde gördüğüne yemin edebilirdi. Öyle sosyal medya ya da sokak değildi bu görme daha eskilerden geliyor gibiydi.
Şoför “Geldik Dağhan Bey” dediğinde kaşlarını kaldıran kadın sorar gibi “Dağhan?” dedi.
“İnelim. Kahvelerimizi içerken merak ettiğiniz sorulara cevap alacaksınız.”
İndiler ve tekneye geçtiler. Tekne sahibine korumalardan biri yüklü bir miktar verince kapılar kapandı. Cansu tedirgin olsa da kuyruğu dik tutuyordu.
“Dinliyorum. Dağhan Bey. Önce isterseniz neden kendinizi Serkan diye tanıttığınıza gelelim.”
“Öyle gerekliydi.”
“Ceylan’ı kandırdınız. Amacınız ne? Bakın o sizin saçma sapan oyunlarınıza gelebilecek bir kadın değil. Yarası çok fazla. Onu korumam gerekiyor.”
“Onu kandırmadım. Sadece bir süre gerçeği bilmemesi gerekiyordu hepsi bu.”
“Neden? Ceylan’ın sizinle işi ne olabilir ki?”
Dağhan önce kendini tanıttı ve konuşma başladı. Cansu duyduklarından sonra gözlerini büyütüyor üstelik çok sağlam bir çıkmazın içinde kalmıştı.