CEYLAN-16

1553 Words
Ordu’ya vardığında yapacağı ilk ilk iş Mehmet’i işinden etmek olacaktı. Sonrasında kimse görmeden köylerindeki bahçelerinin icabına bakacaktı. Onun dalına dokunanın soyunu kurutmayı asla ihmal etmiyordu. Ceylan heyecanlıydı. Murat gelecekti. Önce etrafı toplarladı. Ardından yemek yaptı. Çorba, sarma, patates köfte ve pilav. Son dokunuşları yaparken iç çekti. Katlanır masa sandalye takımı almıştı. Hemen getirip kurmuş küçük bir vazoya taze çiçekler koymuş güzel peçeteler ve yeni kaşık çatallar almıştı. Özenmişti. Üzerine de girdiği ilk mağazadan hoş bir elbise almıştı. Sadeydi ama bedenine tam oturmuş kendini ayna karşısında güzel hissetmişti. Yemeklerin altını kapadığında telefona gelen mesaj yarım saate oradayım olunca hemen önlüğünü çıkarıp astı ve duşa koştu. Yıkandı saçlarını kuruttu sonra da elbisesini giydi. Dudaklarına biraz belirgin olacak şekilde elbiseye uydurduğu rujunu sürdü. Gözlerine kalem çekti. Saçlarını taradı de incili tacını taktı. Kulaklarında küçük küpeleri kelebek şeklindeydi. Boynunda ise kelebek desenli uca sahip gümüş bir kolyesi vardı. Aynada kendine baktığında taş patlasa yirmi yedi yirmi sekiz yaşlarında bir kadın duruyordu. Gözleri ışıl ışıldı. Özlemişti. Bir şekilde güveniyor içi rahat ediyordu. Kimin ne söylediğini artık düşünmüyordu. Mutfağa geçip servis tabaklarını götürdü. Yemekleri de tabaklara alıp masaya bırakırken dudaklarında Sezen Aksu’dan Kaçın kurası şarkısı vardı. Kalçalarını oynatıyor ara ara kıkırdıyordu. Kalbi göğüs kafesini delecek gibiydi. “Yavrum, baban nereli? Nereden bu kaşın, gözün temeli? Sana neler demeli? Ay, seni çıtır çıtır yemeli Anam babam, aman, kaçın kurası bu? Ne baş belası bu, gönül kirası Anam babam, aman, kaçın kurası bu? Ne baş belası bu, gönül kirası, ah Aman, bize nasip olur inşallah Boyuna da posuna da bin maşallah Senden gelecek cefalara, nazlara Sözlere, sazlara eyvallah.” Kendi etrafında dönüp şarkıyı daha yüksek sesle söylerken onu kapının hemen diğer tarafında dinleyen adamdan habersizdi. Elinde çiçek buketi tatlısı ve küçük bir hediyesiyle duran Dağhan kaşlarını kaldırmış alt dudağını ısırırken yüzüne yayılan o rahatlamış hava her şeye değerdi. Zili çaldığında ses kesildi. Pıtı pıtı ayak seslerini parke üzerinde duyarken başını dikleştirdi. Üzerinde lacivert bir kot pantolon deniz mavisi boğazlı triko kazak siyah kaban dağınık ama aşırı seksi duran saçlar. Bir kadının aklını almaya yeterdi bunlar ama kapıyı açan kadın sadece kocaman gülümserken gözlerine baktı. Nefesini zor alıyormuş gibi dudaklarını aralarken “Hoş geldin” dediğinde kuş gibi şakıması baharı getiriyordu. Ayakkabısını çıkarırken bakışlarını kadından hiç çekmedi. “Hoş buldum” derken sesi baskındı. İçeri adımladığında önce elindekileri Ceylan’a verdi. Sonra da eğilip ayakkabısını alıp içeri koydu. Kapıyı kapadığında küçük koridor daha küçük gelmişti şimdi bu nedenle elindekileri alıp içeri geçen kadını takip etti. Mutfağa girip çiçek harici hepsini bırakan kadın kucağında çiçeklerle geri döndü. Beyaz ve kırmızı güllerin harika buketini koklayıp daha büyük gülümsedi. “Çok güzeller teşekkür ederim.” Başını hafifçe ana eğen adam alt dudağını ısırırken baştan ayağa süzdü onu ve iç çekip “Senin kadar değiller biliyorsun değil mi?” dedi. Yanakları pembeleşen Ceylan bakışlarını kaçırsa da kabanını çıkarıp kanepenin kenarına koyan adam kısıkça öksürüp bedenini dikleştirdiğinde kollarını iki yana açtı. Çiçeği masanın kıyısına bırakan Ceylan ise kendinden beklenmeyen bir çeviklikle boynuna sarıldı. Parmak uçlarına yükselmişti ve buna rağmen Dağhan biraz eğilmek zorunda kaldı. Kokusunu içine çeken adam kollarıyla sıkıca sardığı bedeni biraz kaldırdığında bedenlerinin arasından hava bile geçmiyordu. “Çok özledim.” Bunu diyen Ceylan’dı. Bilmiyordu ki o böyle konuştukça Dağhan’ın içindeki ateş büyüyor ikisini de eritecek yok edecek şekilde harlanıyordu. Kadını yere bırakıp biraz geri çekildiğinde gözlerine bakıp “Özlemek de ne geberdim be kadın şu kokun olmadan.” Derken eğildi. Bir eli kadının ensesine doğru giderken baş parmağı yanağını okşuyordu. “Bunca yıl boşa yaşamışım ben kokun olmadan” deyip öperken sesi mırıltılı çıkmıştı. Ceylan heyecandan az daha bayılacağını düşünse de istekle karşılık verdi. Nefesleri kesildiğinde uzaklaştılar. Dudaklarını yalayan adam “Sen ruj sürmüşsün” dediğinde hevesle bakan Ceylan “Beğendin mi? Güzel olmuş muyum?” diye sordu. Çocuksu heyecanı merakı ve hevesi adamın yüreğini kabarttı. Bu defa iki elini de yanaklarına koyup “Beğenmedim. Bayıldım. Hastan oldum. Daha fazlası mümkün mü bilmem ama yeniden aşık oldum. Çok yakışmış. Ama yalan yok öptüğümde dudaklarının tadını tercih ederim.” Dediğinde çapkınca gülümsedi. Ceylan gözlerinin dolduğunu hissederken hevesle aklına yeni gelmiş gibi “Bak, yemek yaptım bize. Açsın değil mi? Umarım beğenirsin.” Dediğinde masayı işaret etti. Dağhan için normal şartlarda olduğu konum ve yaşam şartlarından ötürü vasat sayılabilecek bir masaydı lakin hazırlayan Ceylan olunca başka yerde yemek yemeği bırakıp hep onun elinden yemek yemeği düşleyebilirdi. Kaşlarını kaldırıp “Oooo neler de hazırlamışsın. Ellerine sağlık şimdiden.” Dedi. “Hadi ellerini yıka gel bende çorbayı servis edeyim.” “Tamam hatun sen ne dersen o.” Eğilip yanağından öpüp banyoya geçtiğinde heyecandan elini kalbine koyan kadın gözlerini kapadı ve “Allah’ım ne olur kaderimdeki kişi o olsun. Yaşadıklarıma mükafat Murat olsun” diye dua edip mutfağa girdi. Elleri titrese de kaselere mercimek çorbası koyup servis tabaklarına bıraktı. Karşılıklı oturduklarında Dağhan çorbasını yemeğe başladı. Ceylan ise öylece onu izliyordu. Nefesini tutmuştu. Birkaç kaşık sonrası öksürür gibi yapan adam suyundan bir yudum alıp dudaklarını silerken “Olmamış mı? Kötü mü olmuş? Tuzu mu çok? Ay yoksa acıyı mı fazla kaçırdım?” diye sorularını sıralayan kadın bakmak için kendi de içmeye başladı. Kaşlarını şaşkınca kaldırırken “Ama bu çok güzel olmuş sen neyini beğenmedin ki” değince erkeksi kıkırtısını salıveren adam konuştu. “Gözlerini dikmiş beni izliyordun ve sen yemiyordun. Yemen için küçük bir oyun yapmış olabilirim. Yoksa bu çorbanın üzerine çorba tanımam harika olmuş.” Dudakları aralanan kadın “Yaa ama çok kötüsün aklım gitti kötü oldu diye.” Derken gülümsedi. Kâseyi işaret eden adam “İç hadi. Valla çok güzel olmuş ellerine sağlık.” Diye de devam etti. “Afiyet olsun. Bakalım diğerlerini de beğenecek misin?” Dağhan iki kâse çorba içti. Garip şekilde aç hissediyordu. İşlerden ve sıkıntılardan yemek olayını genelde aperatif olarak geçirirdi ama şimdi bir fili yiyebilecek kadar iştahlıydı. Köfte patatesi yerken Ceylan hem yiyor hem de anlatıyordu. “Köfteyi kendim yaptım. Patates için de özel sos kullandım. Sarmayı ince sardım ağır ateşte pişirdim. Pilavım güzel demlendi.” Genç adam hem dinledi hem yedi. Yapılmış yemeklerin hepsinden birer tabak yediğinde geri yaslanıp karnını ovdu. “Sağlam yedim. İpin ucunu kaçırdım ama çok güzel olmuştu hepsi. Anlaşılan seninleyken biraz kilo alacak gibiyim.” Bunu eğlencesine söylemişti ama Ceylan ciddi bir şekilde “Diyet yemekleri de yaparım. O zaman dengelenir” derken lacivertlere tutunmuştu. Masaya eğilen adam “Zehir koy şuraya yemeyen en adi şerefsizdir. Ama yalan yok şu yemeğin üzerine bol köpüklü bir kahve iyi gider.” Deyip göz kırptı. Ayaklanan Ceylan “Hemen yaparım. Sade içiyordun değil mi?” deyip eline tabak aldı mutfağa götürmek için. Dağhan da ayaklandı. “Lütfen Murat ben hallederim iki dakikaya otur sen.” “Hatun sus kurban olayım. Halledelim işte. Ye iç işi sana bırak olur mu öyle.” Ceylan şaşkınca mutfağa tabak taşıyan adama baktı. Yüzünden yeniden gülümseme belirirken o da götürdü. Tezgaha koyduğu tabakların içini sıyırırken hemen arkasında durup bedenini ona yaslayan adamın varlığı ile titredi. Yanına su bardaklarını bırakan adam saçlarından öptü. Boynuna burnunu yaslayıp iç çekti. Ellerini tezgahın iki yanına koyduğunda onu kafese almıştı. “Çok güzelsin biliyorsun değil mi?” “Senin bakış açın öyle aslında.” “Boşver benim baktığım gibi kimse bakmasın zaten. Bir bana güzel ol.” “Muraat.” A ları uzatarak adını söylediğinde gözlerini kapayan adam “Bir daha söylesene” diye mırıldandı. “Neyi?” “Adımı.” “Hoşuna mı gidiyor?” Bedenini daha da yasladı. Belinde hissettiği şişlikle nefesi kesilen kadına karşın “Belli olmuyor mu yavrum?” değince dudaklarını diliyle ıslatan kadın “Muraaaat” dedi. Cilve yapıyordu. Becerebiliyor muydu bilmiyordu ama yüzünü saçları arasına sokuşturan adamın “Allah’ım sen aklıma mukayyet ol.” Demesine güldü. “Bir de gülüyor.” “Gülmeyeyim mi?” Bunu söylerken zor da olsa önünü adama döndü ve gözlerine baktı. Kahvelerindeki burukluğu gören adam ise iç çekip “Gül. Sen hep gül tamam mı?” diye eğildi ve öptü. Öpücükleri hızlanırken dudaklarından kurtulan adam boynuna ıslak ıslak izlerini diziyordu. “Kahve” dedi ama soluğunu zor alıyor gibiydi kadın. “Siktir et.” “Masa?” “Hallederiz.” “Dans edelim mi?” “Ne?” Dağhan başını kadının boynundan kaldırdığında kadına anlamaz halde baktı. Ceylan ise istediğinin saçma olduğunu fark ettiği için omuz silkip “Hiç, yok bir şey saçmaladım işte boşver. Hadi sen geç içeri kahveni yapayım.” Diyerek bakışlarını kaçırdı. Adamın kafesinden çıkmak isterken buna izin verilmesi ile gerçekten de saçmaladığına emin oldu. Yanından geçip masa da kalan son eşyaları getirdi. Genç adam hiç tepki vermeden ellerini cebine sokup gidince kahveyi hazır etti. Tabi kendine de kızmadı değildi. Belki de adamı sık boğaz etti. Kafasındaki düşüncelerle kahveyi içeri götürdüğünde masa kaldırılmış sandalyelerle duvar kıyısına konmuştu. Orta yer açıktı. Elinde telefon ona arkası dönük adama “Kahveni getirdim” dediğinde ona dönen Dağhan fincanı aldı ve sehpanın üzerine bıraktı. Telefondan bir şeye tıkladığında odaya müzik sesi doldu. Kaşlarını kaldıran kadın Mabel Matiz’in gel şarkısını işitirken ona dönen adam elini uzattı. “Benimle dans eder misin güzel bayan?” “Ne?” “Dans et benimle. Özgürce. Kimseyi umursamadan.” Yutkunan kadın “Bak ben istiyorum diye yapıyorsan sa-“ dedi ama lafını yarıda kesen şey uzanıp elini tutan ve onu kendine çekip beline sarılarak ayaklarının üzerine basmasını sağlayan adam oldu. Nefesini dudaklarına verirken “Fazla konuşuyorsun. Anı yaşa” diye fısıldadı. Dakikalarca şarkı tekrar etti. Onlar göz göze dans etti. Dağhan’ın içini yakan şey dudaklarında tebessüm gözlerinde dolu yaş olan kadının hissettikleri yaşadıkları yaşamak zorunda kaldıklarıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD