CEYLAN-12

2028 Words
Bazı anlar ölmekle yaşamak arasında kalmakla eş değerdir ya. Dakikalardır kucağındaki kadını öpen ona dokunan kıvranmasına sebep olan ve zevk veren Dağhan bu kıskacın içindeydi. Biliyordu. bedeninin verdiği tepkilere bakarsa az sonra boşalacaktı. Elbette o da isterdi şu an içinde olup onu hissetmeyi deli gibi sevişip her zerresini içine akıtmayı ama o an şimdi değildi. Pişmanlık duysun istemiyordu. Ya da kendinden nefret etsin. Ceylan, kollarını adamın boynuna dolayıp titreyerek gözlerini kaparken tüm bedeninde feci bir patlama yaşanmıştı. Kadınlığı açılıp kapanıyor kasları kasılıyor ve göz bebekleri bile titriyordu. Yüzünü gömdüğü boyundan yayılan koku ciğerlerini açarken saniyeler resmen tenine tatlı işkenceler yapa yapa geçiyordu. İkisi de biraz sakinleştiğinde o hava dağıldı. Pembe bulutlar bir anda kayboldu ve Karadeniz’in sisi çöküverdi. Yüzünün yaslı olduğu bedenden başını çekmeye korkan Ceylan ne diyeceğini nasıl davranacağını bilmiyordu. Az önce yaşadıkları hayatında ilk defa başına geliyordu. Şöyle bir pozisyonda evli olduğu zamanlar kocası ile bile seks yapmamıştı. Kaldı ki buna seks denirse tabi. Sonra düşüncelerinden kendi midesi bulandı. Serkan başkaydı. Onu biriyle kıyaslamak hele de eski kocası ile karşı karşıya getirmek ucuz hissettirmişti. Yutkundu. Dağhan ise kadının bedenindeki gerginliği anladığında onu zora sokmamak adına kucağındayken kalktı ve sandık üzerindeki eşyaların en üstünde olan yastığı aldı ve kanepenin üzerine koydu. kadını hiç incitmeden “Yat Ceylan.” Dediğinde bacaklarını çözen kadın geri çekildi. Lacivert gözlerin berraklığı ona olan bakışları ve nefesinin sıcaklığı ile aldığı nefesin göğsünde sıkıştığını hissetti. Kollarını çözüp öylece yatar hale geldiğinde bu defa geri uzanan adam battaniyeyi aldı ve üzerini örttü. geri çekilmeden önce alnını öperken “Uyu sen” dediğinde gözleri dolan genç kadın yutkunup anında sırtını döndü ve battaniyeyi kafasına kadar çekti. Dağhan aklından neler geçirdiğini düşünüp tahmin yürütmeye çalıştığında ise sinirleniyordu. Ara koridora elinde pantolonu ile çıktığında telefonla hemen Serkan’a mesaj attı. On dakika içinde temiz çamaşır ve eşofman takımı getirmesini söyledi. Bu arada küçük banyoya girdiğinde tuhaf tuhaf baksa da hızlıca yıkandı. Genelde soğuğa yakın suyla yıkandığı için su ısınana kadar işi bitmişti. Kapıyı kapadığı için de Ceylan onu gitti sanıyor kendi gürültülü kafa sesi yüzünden hiçbir şey işitmiyordu. Dışarı çıktığında el mahkum kızın yeni yıkandığı mis gibi kokusundan belli olan bornozu ile kurulanmıştı. Telefonu titrediğinde ise kapıyı araladı. Serkan ona bakıyordu. Belindeki pembe havluyu görünce kaşlarını kaldırmadan edemeyen adam çantayı uzattı. Dağhan ise “Dikkatli olun. Buradayız diye rahat davranmayın” diye uyarıda bulundu. Kapıyı kapadığında hemen üzerini giyindi. Havluyu banyoya sepete atıp odaya geri döndü. Hala battaniye altında olan kadının omuzlarının sarsıldığını ve dudaklarından kaçan boğuk hıçkırığı duyduğunda sinirlendi. “Ceylan” diye seslendiğinde boş bulunup çığlık atan kadınla nefesini bıraktı. Eli göğsüne giden ve anlık titredi. “Sakin ol benim.” “Sen, şey yani gitmedin mi? Ben seni gittin sandım.” “Neden gideyim?” Ceylan bakışlarını kaçırdı. Eli kucağında otururken iç çekip mırıldanır gibi “İşin bitti ya” dedi ama gözlerini bu sözlerle sımsıkı kapadı. Dağhan ise kaşları çatık vaziyette kanepenin kenarına oturdu ve “Anlamadım? Bir daha söylesene.” Deyip bekledi. Aslında çok iyi duymuştu ama kadının bunu yeniden dile getirip getirmeyeceğini merak ediyordu. Nasıl bunu söylerdi aklı almıyordu. Ceylan sert sesi işittikten sonra bir daha tekrar etmedi ama “Gittiğini düşündüm” diyerek lafı çevirdi. “Gitmedim. Sadece üzerimi değiştirdim. Araba da spor için kullandığım temiz giysi çantam vardı onu aldım. seni bırakıp gitmeyi de düşünmedim.” “Neden?” Ceylan kahvelerini adama diktiğinde gerçekten de üzerindeki siyah eşofman takımını fark etti. “Neden gideyim?” Omuz silken kadın “Bilmem. Kalman için neden yoktu” dedi. “Gitmem için de neden yoktu.” “Ne olacak şimdi?” Gerinen adam “Benim uykum var. Senin de gözlerin balık gibi bakıyor. Bence uyusak iyi olur. Sabah daha salim kafayla konuşuruz.” Derken sağa sola bakınan kadın şaşkındı. “Nerede uyuyacaksın ki?” Gözleriyle kanepeyi işaret eden adam “Burada” dediğinde dudakları aralanan kadın “Tamam o zaman ben yere yorgan sererim battaniye sende kalsın rahatsız olma” derken kalkmaya yeltendiğinde göz deviren adam bir anda yanına uzandı ve onu da göğsüne çekip sarıldı. Sıcak göğse başını koyan kadın şaşkındı. Hala sadece sütyenleydi ve teni ürpermişti. Başını kaldırıp “Ama” dese de “Sus ve uyu.” Diyen adamla boşta kalan elini nereye koyacağını bilemeden öylece kalınca bu defa adam elini tutup göğsüne koyup battaniyenin köşesini tutup üstlerine çekti. Bir eli kadının sırtındaydı. Oradaki izleri hafif hafif okşarken “İyi geceler” dedi. Sertçe yutkunan kadın “İyi geceler” derken asla uyuyamayacağını düşünüyordu ama adamın sıcaklığı kokusu ve onda bıraktığı bu garip hisle gözleri kapandı. Güzel ve derin uyumuştu. Elbette biraz da olsa içkinin etkisi de vardı. Gözlerini araladığında telefonu çalıyordu. Gözlerini ovarken duvardan tarafa dönmüştü ve birisi onu sıkıca sarmıştı. Anlık kalp krizi geçirebilirdi lakin “Korkma benim” diyen sesle soluk almaya başladı. “Telefonum çalıyor.” “Biliyorum.” “Bakmam gerekiyor.” “Hayır gerekmiyor.” “Nasıl yani?” “Uyu Ceylan. Biraz daha kendine izin ver. Arayan kim biliyorum.” “Kim?” “Arkadaşın. Son bir saat içinde dört kez aradı iki kez de mesaj attı. Galiba seni öldürüp öldürmediğimi kontrol ediyor.” Ceylan bunu duyunca istemsiz uyku mahmuru bir şekilde kıkırdadığında ensesine yaslanan yüz tenine değen burun ılık nefesler ağzını kurutuyordu. “Öldürmediğini söylememiz gerekmez mi?” “Bence gerekmez.” “Cansu, az sonra evi basacak ama.” “Bassın.” “Serkan. Kalkmam lazım.” Sanki defalarca kez böyle bir pozisyonda kalmış sevgili hatta karı kocalardı da konuşmaları sakin tek düze ve normaldi. “Dedim sana kalkman lazım değil.” Bunu söylerken dişlerini sıkan adam ona Serkan diye seslenmesine sinir olmuştu. Lanet olsun bunu kendi söylemişti ama şimdi düzeltse ne olurdu diye düşünüyordu. Başka bir adamın adıyla seslenilmesi hele de böyle bir gecenin sabahında bunun olması kafasına mermi sıkılması gibi bir şeydi. Sonra aklına gelenle dudaklarını yaladı. Kadının ensesine öpücük bırakırken “Tüm arkadaş ve aile çevrem bana Murat der. İki ismim var yani. Sende Murat der misin?” deyip bekledi. En azından Dağhan değilse bile Murat’ı kullanmasını sağlayabilirdi. Gerçeği ise en kısa zamanda anlatmalıydı. “Ama ben Serkan demeye alıştım.” “Olsun sen de Murat de. Artık o kadar yakınımdasın.” Ceylan iç çekti. “Tamam” derken sesi kısıktı. O sırada odanın kapısı açıldığında Cansu’nun “O telefonu götüne sokmamam için umarım gerçekli bir nedenin vardır yavrum” sesi içeriyi doldurdu. Dağhan kaşlarını çatıp omuzunun üzerinden geri bakarken genç kadın ellerini yüzüne kapayıp “Aha basıldık” diyerek boğukça inledi. Cansu mu? İkiliyi kanepe de sarmaş dolaş görünce gözleri önce kocaman açıldı. Ardından ellerini arkadaşı gibi yüzüne kapayıp arkasını dönerken “Lan! Bu ne hal? Ben seni bastım mı şimdi? Ceylan tependen bak emi. Dur ben çıkıyorum. Bu durumu yalnızken konuşacağız.” Dediğinde çıkmaya çalıştı ama kapı pervazına çarptı. Ardından “Bu kapıyı buraya koyanı sikim” diye bağırıp parmak arasından bakarak küçük koridora çıktı ama “Kahvaltı hazırlıyorum sizi de bekliyorum. Kesin” diyerek talimatı da verdi. Kapı kapandığında hala eli yüzünden olan kadının ellerini tutan Dağhan aşağıya çekti ve kızarmış hatta domates gibi olmuş yanaklarını gördü. Bu dudaklarını iki yana kıvırmasına yetmişti. “Çok güzelsin.” Ceylan sanki gözüne far tutulmuş tavşan gibiydi. Sadece anlamak ister gibi kendini işaret edip “Ben mi?” dedi. Başını sallayan adam “Sen tabi” değip üzerine çektiğinde göğsüne düşen kadın kuş kadardı. Göz göze geldiklerinde elini kaldırıp önüne düşen saçlarını kulağının arkasına itti. Ardından yanağını okşayıp dudaklarına dokundu. Karşısındaki kırmızı yanaklı ve bakışlarında şaşkınlık korku heyecan olan kadın sol yanını yakıyordu. Ensesinden tutup kendine çektiğinde öpmeye başladı. Öpüşü aceleciydi. Onu her defasında kendine daha çok katmak istiyordu. Nefes nefese geri çekildiklerinde kapalı olan göz kapakları da adamın dudaklarından nasibini aldı. Acemi karşılık verişler aslında onun birçok şeye aç bir kadın olduğunu gösteriyordu. Her şeyi kendinde öğrensin istedi. Genç kadın ise sanki freni tutmayan bir kamyonun yan koltuğundaydı ve yokuş aşağı alabildiğinde hızlı gidiyorlardı. Bu nedenle kendi az da olsa frene basmak istedi. “Serk-“demişti ki “Murat” diye uyaran adamla hemen değiştirdi. “Murat.” “Efendim.” “Çok fazla hızlıyız.” “Hız iyidir. Hayat yavaş yaşanmayacak kadar kısa.” “Ama biz ne bileyim haddinden fazla hızlı gibiyiz.” Lacivertleri yüzünü tarayıp gözlerinde durduğunda “Pişman mısın?” diye sordu. Bu soruya evet derse her şey bozulacakmış gibiydi. Göze alamadı. Belki de yine farkında olmadan kedi gibi başını okşayanın peşine düşmüştü. Başını sağa sola salladı. “Söyle.” Buyurgan ses tonu yutkunmasına yeterken “Değilim” dediğinde adam kendine çekip yine öptü. “Olma.” “Etme.” “Etmem.” Soluk soluğa kaldıklarında oturur pozisyona geldiler. “Ben kalkıyorum sen de giyin arkadaşın kahvaltıya bekliyor. Mutfaktayım gitmeden kahve içmem lazım.” “Ben yapayım mı?” “Sen önce duşa gir çünkü farkında değilsin ama içkinin etkisi ile rahatsız hissediyorsun kendini. Üstelik geceki olanlardan sonra iyi gelecektir. Bu arada ben bornozunu ve biraz şampuanını kullandım.” Ceylan adamın kokusundan anlamıştı zaten ama bir şey demedi. “Sorun değil” derken adamın kalkmasını izledi. Ardından o da kalkıyordu ki geri dönen Dağhan eğildi ve alnını alnına yaslayıp “Biz seninle kusurlu bedenlere sıkışmış ruhlarız Ceylan. Benden korkma. Kendinden utanma.” Derken sesi fısıltı gibi çıkmıştı ama öyle hoş ve içe işleyen bir tınısı vardı ki sanki ruhunun en derinlerindeki hapis kalmış kadına ulaşıyordu. Sonra mutfağa geçti ve “Kahveleri buldum.” Diye bağırdı. Alt dudağını dişleyen kadın hemen kalktı ama anlık başı dönünce sendeledi. Kendine birkaç saniye verip kafası düzeldiğinde ise kanepenin baş ucundaki çekmeceli komodinin gözünden iç çamaşırlarından aldı. Kanepeyi kaldırıp krem renk eşofman takımını alırken elleri titriyordu. Kanepeyi düzeltip oturulacak şekle getirdiğinde hızla kapıdan çıktı ve banyoya girdi. Evi topluydu. Öyle kirli bir yeri yoktu ama yine de öyle lüks bir yer değildi. Umarım kötü hissetmemiştir diye düşünüp üzerindekilerden kurtuldu ve dula girdi. Birkaç gün önce yaptığı mıntıka temizliği işe yaramış gibiydi. Zaten pek fazla kıl çıkmıyordu artık kullandığı ilaçlardan ötürü galiba rahattı. Hemen yıkandı ve çıktı. Onun kullandığı bornozu üzerine geçirirken küçük lavabo aynasında kendi ile göz göze geldi. O öylece duruyordu ama karşıdaki aksi ona kaşlarını çatmış bakıyordu. “Sen ne yaptığını sanıyorsun? Orospu mu olacaksın? Oğlun yanında değil. Annenlere resti çektin. Yeni düzen kurdun ve bu mücadele de yaptığın ilk şey eve erkek atmak mı oldu? Hiç utanmıyor musun? Sen ne biçim annesin? Masanın üzerine para da bıraksın istersen. Milletin diline düşünce daha mı iyi olacak. Kendinden tiksinmelisin. Elin herifi ile seviştin uyudun ve hala evinde sende duş alıyorsun. Tam genelev kadınlarına döndün.” Aksi konuştukça dudakları titredi. Ellerini kulaklarına kapayıp gözlerini yumdu ama ses susmadı. Bir süre sonra o ses annesinin sesine döndü. Ona lanetler yağdırmaya başlamasını dinledi. Babasının hayal kırıklığı dolu sesi sağır olmasına yetiyor gibiydi. Kardeşi “Karım seni istememekte haklıydı. Sen onu da başkalarının koynuna sokardın” derken acımasızdı. Başını eğdi soğuk suyu açıp yüzüne avuç avuç su çarptı. Kendine gelmeye çalıştı. kafayı yiyordu. Duyduğu her şey toplumun ona dayatmasıydı. En başından beri büyürken ailenin ona empoze ettikleriydi. Namus sadece kadında var olan bir şeydi. Bu yaptığı başkalarına göre namussuzluktu ama kimse komşusu onu taciz ederken ses çıkarmamış görmemişti. Daha ortaokul öğrencisiydi. Küçücüktü. On bir on iki on üç yaşları hep korku ile geçmişti. Korku arkadaşı olmuş çoğu zaman okul yolunu ormanların dikenli yerlerinden geçerek arşınlardı. Kimse anlamazdı neden? Kimseye anlatamazdı. Yine de biri ile bu yaşında bir şey yaşadı diye namussuz ilan edilirdi. Başını sağa sola salladı. Başı ağrımaya başladığında yüzü buruştu. Üzerini giyinip saçlarını kuruladı. Duştan çıktığında kanepeye oturmuş olan adam onun en sevdiği kupasında kahvesini içiyordu. Elindeki telefona dikkatle bakarken içeri girmesiyle bakışı kaldırdı. Baştan aşağı süzen adam başını yana eğip “Sıhhatler olsun” dediğinde “Teşekkür ederim” dedi. “Çıkalım mı?” “Olur. Bu arada kahven tükendi. Çıkınca alalım. Ayrıca kupaya bayıldım. Zevklisin.” Ceylan, iç çekip “Teşekkür ederim.” Demekle yetindi. Evden çıktıklarında diğer eve geçtiler. Zili çalan kadın hemen arkasında adamın varlığı ile resmen titriyor boğazı kuruyor ve şaşkınlık yaşıyordu. Cansu ise kapıyı açtığında gülümsedi. İçeri davet ettiğinde masa neredeyse hazırdı. Genç kadın arkadaşına “Ben sana yardım edeyim” diyerek mutfağa kaçtığında Dağhan ile yalnız kalan Cansu kısık sesle “Dağhan Bey umarım onu üzmezsiniz” deyip masayı işaret etti. “Size layık değil ama.” “Sorun değil. Ayrıca onu üzmeyeceğimi söyledim.” “Kim olduğunuzu söylediniz mi?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD