5. BÖLÜM
YAVUZ HAN
Dakikalardır önümde duran tabldotdaki kuru fasulyeyle bakıştığımı Görkem puştunun lafa girmesiyle fark etmiştim.
" Komutanım, operasyonun yorgunluğunu atamadıysanız hâlâ, bu akşam sizde katılın bizim tayfaya. "
Ekmekten kopardığım ufak parçayı ağzıma atıp ağır ağır çevirirken yan bir bakış attım.
" Ulan üç günlük operasyondan döndünüz, şurada on tane barfiks çekin desem oturur ağlarsınız. Ama iş gecelere akmaya gelince... Hepiniz sıraya girersiniz tabii. Amına kodumun alemcileri sizi. " Bakışlarım Damla ve Gece'ye kaydığında göz kırptım. " Kızlar hariç. "
" Valla komutanım, zaten Damla'yla ben bir daha imkanı yok bu hıyar takımıyla aynı mekana gitmek gibi bir aptallık yapmayız. Herifler geçen sefer bizi de zorla peşlerine takıp sözde kafa dağıtmaya diye gittiler, gecenin sonunda götü başı dağıtmış hâlde zor çıkardık mekandan adamları. Hayır olan Damla'yla bana oldu. Eğlenmeye mi gittik, bunlara bakıcılık yapmaya mı belli değil. "
Mete çatık bir ifadeyle masaya eğildiğinde bakışları Gece'nin üzerindeydi.
" Kusura bakmayın Gece hanım. İki eğlenin diye çağırmış bulunduk sizi ama, belli ki sizin eğlence anlayışınızla bizimki pek uymuyor. "
" Öyle komutanım, " derken o da sert ifadesini Mete'nin yüzüne çevirdi. " O yüzden mümkünse o boktan eğlence gecelerinize bir daha Damla ve beni dahil etmeyin.
Yiğit ortamdaki havayı dağıtmak ister gibi girdi araya.
" Aşkolsun ama komutanım. Azıcık kafa dağıtalım dedik, kötü mü ettik? "
Tabldotu ittirip geriye yaslandım. " Ulan Yiğit... Hele sen hiç konuşma. Göko'ya yancı çıktığına göre ortak bahis yapacağın adam kalmadı karargâhta, kendine yeni kurban arıyorsundur kesin. Malımı bilmez miyim ben? "
" Aaa, ama komutanım valla kalbimi kırıyorsunuz şu an. Ne olmuş son birkaç kuponum yattıysa ve azıcık beş kuruşsuz kaldıysam yani? " Etrafa bakınıp masaya doğru eğildiğinde sesini alçalttı. " O değil de, bu sefer harbi sağlam bahis var komutanım. İstihbaratı aldım ben. "
" İstihbaratı aldın? "
Onaylarcasına başını eğdi. " Aynen komutanım. Benim bir arkadaş var, çocuk bu işin piri. Taktiği ondan aldım. Bu kez kesin yani. Net bizde bu kupon. Ne diyorsunuz, beraber mi şey yapsak bu sefer? "
" Lan alın şunu gözümün önünden, elimden bir kaza çıkacak şimdi. Siktirin gidin nereye gidiyorsanız da. Beni bulaştırmayın. "
Nöbetçi askerin masaya yanaşmasıyla ortamdaki gırgır bölünmüştü anında.
" Komutanım, Kartal Binbaşı sizi ve timinizi acil toplantı odasına bekliyor. "
Sandalyeyi kaydırıp hızla ayaklandım.
" Komutanım, yalnız... sizi değil. Caner Üsteğmen ve timini çağırmam emredildi. "
Anlamsız bakışlarım hemen yan tarafımda oturan Caner'in meraklı bakışlarıyla anlık kesiştikten sonra yeniden nöbetçiye döndüm.
" Caner ve Şafak timini mi çağırdı binbaşı? "
" Evet komutanım. "
Bizimkilerin meraklı mırıltıları arasında Caner, timini hızlıca toparlayıp toplantı odasına geçerken, yeniden sandalyeme çöküp tepsideki yemekle bitmek bilmeyen bir harbe girişmiştim tekrar. Ama tabii ki benim ayaklı dedikodu kazanı kardeşim çoktan sandalyesini dibime kadar sokmuştu.
" Şafak timi ne alaka aga? "
" Bilmiyorum, " dedim bakışlarımı tepsimden ayırmadan. " Bilmiyorum, ama öğreniriz. "
" Lan sakın bizsiz operasyona falan gitmesin bunlar? "
" Onlar destek timi oğlum. Biz buradayken bir yere gönderirler mi sence? Başka bir mevzu vardır. Dur bakalım, çıkar kokusu yakında. "
Dakikalar sonra bizimkilerin muhabbet baydığında sıkıntıyla ayaklandım.
" Ben eve geçiyorum. Merkeze inecekler de fazla geç dönmesin. Sabaha ayık istiyorum hepinizi. "
" Anlaşıldı komutanım. "
Kirlileri yerine bırakıp üzerimi değişmek için odama yöneldiğimde, son hız mühimmat odasına koşturan Şafak timini gördüm. Yanımdan geçen askerlerden birini yakaladım hızla.
" Durum nedir? Bu koşuşturma niye? "
" Komutanım, acil bir operasyon emri geldi. On dakikaya hazırlanıp çıkıyoruz. "
Hızlıca yanımdan geçip giden time baktım. Ben buradayken Caner'i mi gönderiyordu gerçekten? Daha konuşalı birkaç saat olmuşken... Bu kadar çabuk mu gözden çıkarmıştı yani beni?
" Yavuz? Bir şey mi... "
Ateş'i es geçip hızlı adımlarla binbaşının odasına vardığımda kapıyı tıklatıp içeri girdim.
" Komutanım... "
" Dingonun ahırı mı lan burası? Gir diyen oldu mu sana? "
" Komutanım, Caner ve timini operasyona gönderiyormuşsunuz. "
"Evet, " dedi geriye yaslanıp. " Bir itirazın mı var? "
" Onlar destek timi, öyle değil mi komutanım? Yani ben ve ekibim buradayken neden bizim değil de... "
" Sizin değil, Yavuz. Senin. Senin gitmeni istemiyorum. "
" Ne? "
Sıkıntıyla nefeslendi. " Sana söyledim. RDM'den uygundur raporu gelmeden seni daha fazla sahaya çıkaramam. Bu şekilde olmaz. "
Gergin bir gülümsemeyle dudaklarımı ıslattım.
" Komutanım, bakın. Sizinle konuştuk, kabul de ettim. Doktor geldiğinde terapi ise terapi, her ne haltsa hepsi kabulüm. Ama beni öylece bir anda sahadan çekip alamazsınız. "
" Alamam, öyle mi? "
" Komutanım, sanırım ben dışarıda beklesem... "
" Otur Caner, " dedi bakışlarını benim üzerimden çekmeden. " Bu konu seni de ilgilendiriyor, o yüzden kalıyorsun. Şimdi beni iyi dinle Yavuz. Şu an, şu hâlinle seni aktif saha görevine göndermem demek, seni açık açık ölümün kollarına atmam demek ve ben böyle bir riski alamam. Ucu açık bir süre, sınır ötesi denilen cehennemde, çatışmaların ortasına seni ve ekibini göndermemi nasıl beklersin? Üstelik sen bu hâldeyken! "
" Neden anlamıyorsunuz, iyiyim diyorum! Ben, iyiyim! " Ellerimi havaya kaldırıp uzattım. " Bu eller o orospu çocuklarının gırtlağını sıkmak için dünden hazır! Bu gözler, onları saklandıkları o fare deliklerinde, tek tek yerlerini tespit etmek için dört dönüyor! Bu bacaklar dağ bayır, sınır ötesi demeden her bir cehennemde onları yerin yedi kat dibine gömene dek peşlerinden koşmak için sabırsız! Ve siz, komutanım! Siz benden bunu öylece alamazsınız! "
Öfkeyle sandalyesini devirip ayaklandığında, birkaç adımda önümde bitmişti.
" Haddini aşıyorsun Yavuz. "
" Yasımı bahane edip beni görevimden bu şekilde uzak tutamazsınız! Benim aklım gayet başımda ve nerede olursa olsun görevimi yapmaya da sonuna kadar hazırım! "
" Bok aklın başında! Ben farkında değil miyim sanıyorsun lan sen, ha?! Her çıktığın operasyonda bir parçanı daha bırakıp dönüyorsun lan sen buraya! "
Elini sertçe göğsüme çarptı.
" En iyi askerim günden güne kendini tüketiyor! Bunun farkında olup, onu daha fazla mahvetmeden korumaya çalışmak ne demek bir fikrin var mı lan senin?! "
Bir kez daha...
" Kardeşinin, Asım'ın, Efe'nin yasını sadece sen mi tutuyorsun lan, cevap ver! Her göreve ne olur bu kez bitsin diyerek gittiğinin farkında değil miyim ben? Her operasyonda lan! Her operasyonda en öne kendini atıyorsun! Göz göre göre kendini namlunun önüne koyuyorsun! Aldığın yaraların haddi hesabı yok! Şu karargâhın kapısından al bayrağa sarılı tabutun getirilse ailene ne hesap vereceğim ben, hiç düşündün mü bunu, söyle! Bir kez daha nasıl çalarım onların kapısını, bunları o kalın kafandan bir kez olsun geçirdin mi?! "
Hırsla nefeslenip işaret parmağını göğsüme bastırdı.
" Şimdi sen söyle, bütün bunları bile bile hâlâ seni ateşe atar mıyım sanıyorsun?! "
Dudaklarım titrekçe kıpırdandığında susturdu.
" Şehitlik hepimizin tek gayesi, ama sen... Sen sadece kendini cezalandırmaya çalışıyorsun. Tam da bu yüzden... " Caner'i işaret etti. " Doktorla görüşmelere başlayana dek sahada değilsin. Burada, gözümün önünde olacaksın ve o zamana kadar da Caner aktif olacak. "
" K... "
" Bitmedi. Olur da acil bir durum olur ve onlara destek gerekirse Ateş'le birlikte senin timi de gönderirim. Ama sen, burada kalıyorsun. Şimdi bitti. Çıkabilirsin. "
Cevap vermemi beklemeden yeniden koltuğuna yerleştiğinde kükredi.
" Han, siktir git lan evine! "
Sıkıntıyla nefeslendim. " Anlaşıldı. "
Kendimi odadan koridora atabildiğimde, dakikalardır düşmemek için kirpiklerime tutunmuş damlaları yok sayıp derin bir nefes aldım.
O kadar kolay değil. Hayatım yalnızca görevimden ibaret olmuşken; tutunduğum, güç bulduğum yegâne şey vazifemken, bunu benden kimsenin almasına izin vermeyecektim.
Ve sen doktor...
Görevime dönmeme senin o sikimsonik raporların bile engel olamayacak. İhtiyacım olanı bana vermen içinse ne gerekiyorsa yapacağım ve bu yolda benim için artık her şey mübah.