16.Bölüm

2514 Words
Rüzgar gittikten sonra kendi kendi mi yemekle meşguldüm. Odanın kapısı aralandı o zannettim ama içeri giren Ece'ydi. "Yengoş." Gözümden akan yaşları sildim. Yatakta oturur pozisyona geçtim. "Ne oldu neden kavga etiniz?" Omuz silktim. "Bebek mevzusu mu yoksa?" "Boşver sen bunları düşünme." "Anlat lütfen." Ona açık açık her şeyi anlatamazdım olayı biraz değiştirerek anlatmak en iyisiydi. "Ben regliyim Rüzgar gebelik testinin pozitif çıkmasından şüphelendi soru yağmuruna tuttu neden böyle bir şey yaptığımı filan. Korunuyorduk biz birde yani hamile kalmam imkansız gibiydi Rüzgar ters bir şeyler olduğunu anlayınca olanlar oldu hastaneye gittik zaten bebek yok testi neden yaptın cevap yok." "Özür dilerim benim yüzümden böyle büyük kavga ettiniz." "Boşver edeceğimiz varmış demek ki." Bana sarıldı. "Bebeği aldıracağım." "Emin misin?" "Yengoş ben bu çocuğu doğurursam beni evlatlıktan reddederler." "Ece çok küçüksün daha bak eğer öğrenirlerse belki sana destek olurlar." "Olmazlar. Yengoşum olmaz söyleyemem. Kendi başıma halletmek istiyorum." "Anladım." Ne diyebilirdim ki cahilliğinin verdiği yaşının küçüklüğünden dolayı yaptığı hatayı daha dünyaya gelmemiş bir bebek ödüyordu yaşamak için ona tutunmuş ve doğacağı günü bekleyen o minik bebek parçalara ayrılarak içinden alınacaktı. Küçücük olabilirdi ama o canlıydı annesi ve babası ile tanışmak için sabırsızlanan minicik bir bebekti o. Gözümden bir damla yaş aktı. Ama kürtaj olmak da onun hakkıydı yaşı küçüktü hayalleri ve yaşayacak bir sürü şeyi vardı belki de yapması gereken buydu bu kadar küçük yaşta anne olmak o sorumluluk çok kolay değil onu zorlardı hayat ile savaşını erkek başlatırdı "Bir daha sakın böyle bir hata yapma. Rüzgar en azından ona söylesek." "Olmaz söyleyemem o benim sahip olamadığım abim gibi eğer öğrenirse hayal kırıklığına uğrar utanır benden kızar bana." "Abiler kardeşlerinden utanmazlar madem abin gibi." "Yengoş abin var mı senin? Yok değil mi inan olsa bilirdin onun gözlerindeki o kederi göreceğime öleyim daha iyi." "Peki Ece tamam." Kafasını salladı yüzüme bir öpücük kondurup "Teşekkür ederim yengoş beni korudun. İyi geceler." "İyi geceler canım." Odadan çıktı o çıkınca pijamalarımı giyip yüzümü temizleyip yatağın içine girdim. Yaşadıklarım film senaryosu gibiydi. Ah senaryo demişken daha çalışmam gereken senaryo var ve ben hiç bakmadım. Hemen yataktan geri çıktım çekmecenin içine koyduğum senaryoyu aldım. Kapağını açıp göz attım evet karakterlerimiz Seda ile Ozan. Ozan belalı bir iş adamı karanlık, kötü, acımasız Seda ise onun yanında masum bir asistanı oynayan ajan kız. Bütün bilgileri topluyor onun güçlü, zayıf her huyunu öğreniyor. Bunları öğrenirken ona aşık olacağından haberi yok tabi. Eğlenceli ve akıcı bir hikayeydi. Dram, romantizm, acı, komedi hepsinden biraz var. Bir süre okumaya devam ettikten sonra gözlerim yoruldu ve kenara koydum senaryoyu. Işıkları söndürüp yeniden yatağa girdim. Saat 2'ye geliyordu baya çalışmışım. Lanet Rüzgar ortalıklarda yoktu benden intikam almak adına kesin başka kadınların koynunda umarım magazinlere yakalanmaz. Aradan beş dakika geçmişti ki odanın kapısı açıldı. Refleks ile gözlerimi kapadım. Tıkırtılar duyuyordum sanırım üzerini değiştiriyordu ışığı yakmamıştı. Yatağın diğer tarafında ağırlığı hissedince gözlerimi minicik aralayıp ona baktım. Gömleğini çıkarmış üstü çıplaktı altında siyah boxerı vardı. O her zaman beni cezbeden kokusuna alkol ve ter karışmış. Üzerine yorganı iyice çekti Rüzgar sırt üstü yatıyordu. Oda karanlıktı ama belli oluyordu yüzünün her ayrıntısını seçemesem de gözleri açıktı. Bense uyuyor gibi davranıyordum benim olduğum tarafa hiç bakmadığı için gözlerimi açtığımı görmemişti ama daha sonra yorgunluğa dayanamayarak gözlerimi kapadım. Uykum ağırdır aslında ama koridordaki ayak sesine uyandım. Gözlerimi açtım Rüzgar yanımda yoktu yatakta doğrulduğum an saate baktım 10'a geliyordu. O sıra banyonun kapısı açıldı beline sardığı siyah havlu ile Rüzgar çıktı banyodan. Elindeki başka havluyla saçlarını kuruluyordu. Biran kafasını kaldırıp bana baktı yem yeşil gözlerinde bana karşı mesafe vardı bunu anlayabilmek zor değildi peki ben neden evsiz kalmış sokak kedisi gibi hissediyorum bana mesafe olan gözlerinde sevgi kırıntısı arar gibiyim neden yapıyorum bunu kendime. O yasak, o tehlikeli. Dokunursam dağılırım, istersem yok olurum, seversem ölürüm. O cehennem, o masalın kötü kahramanı. O şirinler köyünün gargameli. Asla ve asla beni sevmeyecek benimde onu sevmemem gerek. Bakışlarını benden çekip dolaba çevirdi kıyafetlerini alıp üzerini değiştirmek için gitti. Tek kelime bile etmiyor benimle bu kadar kızgın ve nefret dolu. Üzerini değiştirip odadan çıktı onun ardından ben girdim duşa kafam bedenime ağır geliyordu vücudumu taşımakta zorlanıyordum sanki sıcak su tenime değdikçe rahatlamış hissediyordum. Saçlarımı iyice köpürtüp duruladıktan sonra vücudumu sabunladım durulandım ve çıktım. Mor kısa bornozumu hemen üzerime geçirip saçlarımı havlu ile sardım. Odada kimse yoktu dolaptan çamaşırlarımı alıp hemen üzerime geçirdim altıma bir kot ve tişört geçirip saçlarımı kuruttum. Uzun oldukları için zaman alıyordu bende nemini alıyordum genelde yoksa bir saat uğraş uğraş bitmez. Saçlarımı hafif kurutup bakım yağını sürdüm.Pembe bir ruj ve rimel sürüp aşağı indim. Kahvaltı masasındaydılar beni bekliyorlar. "Günaydın." Dedim Nebahat Anne ve Ekrem Baba gülümseyerek "Günaydın." Dedi dün gece yüzünden biraz çekiniyordum onlardan gözlerinin önünde hoş olmayan bir şey yaşadık. Rüzgar'da bende tek kelime etmiyorduk sessizliği kimse bozmayacak gibiyken "Eviniz tamamlanmak üzere kızım biraz uzadı farkındayım ama bir hafta içinde yeni evinizde olursunuz." "Tamam ne zaman olursa sorun yok." "Biliyorum siz yeni evlisiniz kızım böyle bir yaşamak sizi zorladı belki ondan böyle sorunlar oluyor ama en kısa zamanda kendi evinize geçersiniz." Kafamı kaldırıp Nebahat Anneye baktım. Gülümsedim. "Yoo önemli değil ben burada kalmaktan memnunum. Alakası yok siz aksine yardımcı oluyorsunuz bize." Bu sözüm üzerine gülümsedi Nebahat Anne. Kahvaltıyı bitirmek üzereydik ki Ece geldi. "Günaydın güzel ailem." "Günaydın kızım kahvaltıya inmeyeceğini söylemişsin hasta mısın?" "Yoo işim var dışarıya çıkmam gerek." Ne işi vardı bu kızın. Ayağa kalktım. "Bende çıkıyorum işim var." Nebahat Anne "Nereye kızım bugün alışverişe gidelim diyecektim." "Şey olmaz benim Şeyma ile buluşmam gerek işlerim uzun sürer başka zamana inşallah." Hemen çantamı alıp Ece'nin arkasından gittim. "Ece." Ece durdu. Yanına koştum. "Nereye?" "Hastaneye gidiyorum." "Neden?" "Bugün aldıracağım." "Bende geliyorum. Neden haber vermedin?" "Hayır yengoş başını daha fazla belaya sokmak istemiyorum." Kolundan tutup benim arabama bindirdim. Arabayı çalıştırdım. "Kendi başına halledemezsin." Çok küçüktü bedenen ve ruhen bunu tek başına yapamazdı buna izin veremezdim. Zor bir karardı bu yaşın kaç olursa olsun bebeğinden ayrılmayı seçmek zordu işte bence öyleydi en azından aynısını yaşasaydım ben katlanamazdım sanırım. "Bu gece çıkamazmışım zaten hastanede kalacağım kendim hallederim." "Tamam bende yanında kalırım." "Evdekilere ne diyeceksin." "Deriz bir şeyler." Hastanenin önüne geldik. Güneş gözlüğümü taktım ve içeri girdik. Ece randevu almış zaten içeriye girdi operasyon için hazırlıklara başladılar. Telaşlıydım korkuyordum ya bir şey olursa Ece'ye Rüzgar beni öldürür. Zaten tek kelime etmiyor benimle. Telefonum çaldı o anda arayan Şeyma'ydı açtım "Canım." "Beste aramadın beni tekrar neler oluyor?" "Hastanedeyiz." "Kiminle ne oldu?" "Ece bebeği aldırmaya geldi." "Ne. Rüzgar ne dedi hala seni mi hamile zannediyor?" "Kolumdan tutup zorla hastaneye götürdü haberlere çoktan çıkmışızdır dedim ama baksana haberin yok. Hamile olmadığım anlaşıldı ama onu aldattığımı düşünüyor küsüz şuanda." "İnanamıyorum neler olmuş öyle." "Sorma. Bu arada bugün evdekilere sende kalağımı söyleyeceğim olurda Rüzgar filan ararsa çaktırma." "Tamam hastanede mi kalacaksınız siz?" "Evet." "Tamam canım haber verirsin bana görüşürüz." Hasta önlüğü ile odadan Ece çıktı. Sedyede götürüyorlar elini tuttum. "Yengoş çok korkuyorum." "Sakin ol canım bak ben seni burada bekliyorum." Ece'yi götürdüler. O gittikten sonra benim için telaşlı bekleyiş başladı öyle tedirginim ki sanırsın beyin ameliyatına girdi kız. Bir saat kadar bekledim sonra Ece sedyeyle geri getirildi baygındı. Canım benim nasılda kendinden geçmiş solgun gözüküyor. "Nasıl iyi değil mi bir sorun oldu mu?" "Evet iyi yaşı küçük ileri ki hamileliklerinde büyük oranda sıkıntı yaşamaz ama bir daha bu şekilde bir operasyon geçirmesini tavsiye etmiyoruz." Kafa salladım. Haklıydı. "Ne zaman uyanır?" "Birazdan kendine gelir bugün burada kalın yarın taburcu ederiz." "Peki." Elime telefonu aldım Rüzgar'ı aradım uzun bir çalıştan sonra açtı. Soğuk sesi telefonun ucundan bile belliydi mesafeli bir hitapla. "Efendim" dedi "Nasılsın?" "İyi. Halimi hatırımı sormak için mi aradın?" "Şey ben bugün eve gelmeyeceğim." Derin bir sessizlik oldu başta tepki bekledim ama sessiz kaldı. Kesin onu aldattığıma daha emin olmuştur artık. Laf sokar bana, kızar belki de... "Tamam." Tamam mı? Sadece tamam bu kadarcık yani. Kahretsin. Sonra sesi yeniden duyuldu. "Annemler sorarlar ne dememi istersin?" "Şeyma'da kalacağım bu yeni film için çalışmam gerekiyor." "Tamam." "Tamam." İkimizde derin bir suskunluğa büründük sonra ben. "Kapatıyorum kolay gelsin." "Sağ ol. Size de." Telefonu kapatıp Ece'nin odasına girdim. Hala uyuyordu ah deli kız ne hallerdesin bak. Eve gözlerini açmaya başlamıştı fısıltı gibi çıkan sesiyle "Yengoş." Yanına gidip elini tuttum. "Buradayım." Gözünden bir damla yaş aktı canı yanıyor gibiydi. "Bebeğim gitti." "Şişt tamam düşünme artık bir faydası olmaz." "Rüzgar'la konuştun mu?" "Evet hallettim merak etme." "Benim telefondan mesaj atar mısın bugün arkadaşımda kalacağım filan yaz Rüzgar'a yolla ama." Telefonunu aldım dediği şekilde Rüzgar'a mesaj attım. Aradan beş dakika geçti Rüzgar arıyor. "Ece ne yapacağız?" Ece kendini toparladı. Derin bir nefes aldı ve telefonu açtı "Evet buyurun Rüzgar Bey." Gülümsedi. "Kız arkadaşım merak etme adı mı? Berna adı merak etmeyin yarın geç olmadan gelirim. Tamam selam söyle evdekilere." Telefonu kapadı. İyi idare etti gerçekten. Zoraki bir gülümseme yerleştirdi yüzüne canı yanıyordu belliydi ama o aksine belli etmemek için uğraşıyordu. RÜZGAR. Önümdeki dosyalarla uğraşıyordum. Yeni çizim yapmam gerekti ve öncesinde yoğun bir çalışma gerekiyordu. Beste yüzünden dikkatimi veremiyordum tüm enerjimi sömürmüştü. Bugün Şeyma'da kalacakmış benimle karşılaşmamak için gelmiyordu eminim. Saatlerce zorda olsa odaklanmaya çalıştım bir şekilde. Dosyaları incelemeye devam ederken odamın kapısı açıldı. Buğra gelmiş. Gülümsedim. "Dostum seni buraya hangi rüzgar attı." Sırıttı. "Soykan Rüzgar'ı." Kahkaha attım. Serseri espiri yapıyor aklınca. Bunu ben yapardım oysa ki. "Geçiyordum öyle yanına uğrayım dedim. Kolay gelsin." "Sağ ol sen nereden?" "Bizim çocuklarla takılıyorduk öyle bizim mekanda kimi gördüm tahmin et?" "Kim?" Yüzündeki gülümsemeyle "Şeyma arkadaşları ile oradaydı ayaküstü sohbet ettik belki bir gün akşam yemeği yeriz." "Bak bak kızı kafaya koydun yani." "Beğeniyorum hoş kız." Gülümsedim. "Beste'de yanında mıydı gerçi Şeyma'yla buluşacaktı zaten." "Yok valla abicim Beste orada değildi." "Emin misin?" "Evet iki tane başka kız vardı yanında." "Belki lavaboya gitmiştir o esnada." "Aynı anda çıktık mekandan Beste yoktu ama başka yere geçeceklermiş belki orada buluşurlar Beste'yle." "Olabilir." Buğra öyle söyleyince içime bir kuşku düştü bu kız ne haltlar karıştırıyordu. Buğra ile biraz daha sohbet ettik sonra kahvelerimizi içtik. Yoğunluğun arasında kafamı dağıtmıştım iyi olmuştu benim için bir saatten fazla yanımda kaldı ve sonrasında gitti aklım hala Beste'deydi saat 6'ya geliyordu aradım üçüncü çalışta. "Efendim." "Naber?" "İyi senden?" "İyi bende ne yapıyorsunuz?" "İyi evdeyiz senaryo çalışıyoruz." "Şeyma'ylasın yani." "Hıhı kiminle olacağım başka." Neden yalan söylüyorsun desene sevgilimleyim diye. Kendin özgürüz demiştin oysa sende özgürsün. "Hiç çıkmadınız mı dışarıya?" "Yok neden çıkalım evdeyiz hep evdeydik." "Tamam, selam söyle." "Olur söylerim." Telefonu kapadım. Yalan söylüyordu bana kesin sevgilisinin yanındaydı. Dürüst olsaydı en azından dünden sonra zaten aramızdaki ipler tamamen kopmuştu. Beste nasıl bu kadar sıradan olabilmişti. Odanın kapısı çaldı. "Gel." İçeriye süper minisi ile Leyla girdi. Gülümseyerek yanıma yaklaşıp. "Bunlar imzalanacak Rüzgar Bey." Kağıtları önüme koydu imzaladım parmaklarını ellerime değdirerek kağıtları aldı arkasını döndüğü an elinden tutup kendime çektim. Kucağıma oturtturdum yüzü gülümsedi. "Seni özledim." Eliyle yüzümü kavrayıp dudağıma minik bir öpücük kondurdu. "Ben daha çok. Uzaktan sana bakmak ne kadar zor. Beni onun yanında odadan kovdun o günden beri görmezden geliyorsun." Dudaklarımız yeniden birleşti. Tutkuyla öpüşmeye devam ederken kalçalarını avuçladım. Sessiz bir inlemeyle dudaklarımı daha ateşli öpmeye başladı. Birbirimizden ayrıldığımızda nefes alış verişlerimiz düzensizdi. "Bu gece bana gel. Özlemişsin belli." Gülümsedim. Yüzüne dokundum. "Sendeyim." Leyla odadan çıktı. O gittikten sonra çalışmaya kaldığım yerden devam ettim. Bir saat kadar çalıştıktan sonra odamın kapısı açıldı. "Ben çıkıyorum çok bekletme." Göz kırptım. "Merak etme sen." Leyla gittikten beş dakika sonra bende şirketten çıktım ve eve gittim önce duşa filan girip üzerimi değiştirmem gerekti. Annem kapıda yakaladı beni. "Oğlum hoş geldin karın nerede?" "O bugün gelmeyecek Şeyma'da kalacak." "Aa nereden çıkmış o bak dün bir kavga ettiniz görüyor musun olanları." "Çalışacaklarmış anne." Annem merakından asla ödün vermez didiklerde didiklerdi. "Siz niye kavga ettiniz evladım barıştınız mı de bakayım bana?" "Anne biz karı kocayız kavga ederiz barışırız sen takılma." "Ece'de gelmedi telefonlarımı da açmıyor." "Oda arkadaşında kalacak ben konuştum haber verdi." "Öyle şey olur mu canım kafasına göre." Annemin kontrol manyaklığı beni deli ediyordu. İnsanları asla rahat bırakmıyor sal bi bizi anne. "Anne kız takılsın biraz çocuk değil." "İyi tamam hadi gel yemek yiyelim madem kimse yok." "Bende çıkacağım bizim çocuklarla buluşacağım." "Hayda ev ev değil otel herkes kafasına göre girip çıkıyor" Annemin çatılan kaşları ile yüzü öfkeden çok sevimli bir ifadeye bürünmüştü yanağına öpücük kondurdum. "Sultanım siz bugün kocanla baş başa yiyin aşk tazeleyin hadi ben kaçtım." Merdivenlerden çıkarken arkamdan "Edepsiz neler diyor öyle." Odaya çıkıp hızla duşa girip çıktım üzerime spor şeyler giydim. Parfüm sıkarken komidinin üstünde Beste'nin parfümünü fark ettim. Elime aldım onu kokladım portakal çiçeği. Onun teninde ne kadar zarif duran bir kokuydu. Sevgilisinin yanında olduğu ve bana yalan söylediği aklıma gelince hızla bıraktım. Evden çıktım yol boyunca Beste ile ilgili düşünmemeye çalıştım o sevgilisiyle mutluysa hayatını yaşıyorsa bende yaşarım. Leyla'nın evinin önüne geldim. Arabayı park edip hızla indim. Zili çaldım saniyeler içinde kapı açıldı. Üzerinde tek parça siyah mini elbisesi vardı. Kızıl saçlarını toplamış ve yüksek topuk bir ayakkabı giymişti. Ellerimden tutarak içeriye soktu beni kapıyı örttü ellerini belime sardı ve dudaklarıma ateşli bir öpücük kondurdu. Bir erkeği nasıl baştan çıkaracağını biliyordu bu kadın. İçeriye geçtik. "Aç mısın?" "Hayır." "Şarap içelim o zaman?" Kafa salladım. Koltuğa geçtik şarapları kadehlere doldurdu. İşaret parmağını yüzümde gezdiriyordu. "Karına ne dedin?" "Efendim?" "Yanıma gelirken karına ne yalan uydurdun." "Boşver sen şimdi onu." Yüzüne bir öpücük kondurdum. "Aranız bozuk galiba." Cevap vermedim. "Seninle sevişmiyor mu yoksa?" Sırıttım. "Senin kadar güzel sevişen bir kadın olmadığı için yerini kimse tutmuyor." Sırıttı hoşuna gitmişti bu söz ve bunu duymanın verdiği mutlulukla daha ateşli bir öpücük kondurdum. Bacaklarını iki yana atarak kucağıma oturdu. Kasıklarımdaki baskı onun oturması ile çoğaldı, daha sıkı tuttum onu. Yüzüme ve dudaklarıma öpücük kondurmaya devam ederken. "Zavallı kız daha önce bizi odada da gördü ama kandırmayı başarmışsın onu." Cevap vermeden dudaklarına yumuldum. Kalçalarını bana daha çok bastırdıkça öpüşüm derinleşiyordu. Yüzüne ve boynuna giden öpücüklerimden zevk alırken biran durdu. "Onu da böyle öpüyor musun?" "Kimi?" "Karını işte." Gözlerimi devirdim. Kucağımdan yan tarafa attım. "Bu gece Beste'den konuşmaya gelmedim buraya." "Ne yani sadece seviş ve git bu mu?" "Başka ne umuyorsun seni nikahlı karım yapacak halim yok ya. Ne zaman seninle sohbet ettik. Uyuduk?" "Evet benimle hiç uyumadın bile. İşin görlünce gidiyorsun." Öfkelenmişti. Cevap vermedim. "Sadece sevişmek öyle mi iki çift laf etmeyelim." "Sohbetin konusunun Beste olması hoşuma gitmedi." "Neden aldattığın için üzülüyor musun yoksa minik karını." Gülümsedim. Leyla beni kışkırtıyorsun ama güzelim ben insanlara üzülmem. Beste'ye hiç üzülmem kendisi söyledi herkesin kendi hayatı kendi tercihi dedi ben kendi tercihimi yaşıyordum ne demeye üzüleceğim. O sevgilisinin koynundaysa bende burada seni altıma alırdım. "Ben hiçbir şey için üzülmem." Kendime doğru çektim ve dudaklarına ardı ardına öpücükler kondurdum öpüşüme karşılık verirken. "Eğer anlarsa beni işten attırır." Umurunda olacağını zannetmem zaten biliyordu Leyla ile pek işi yoktu. Yakalanmadığın sürece kimle yatıp kalkarsan kalk dedi. "Korkma anlamaz." Kıkırdadı. Dudağıma ısırma ile karışık öpücük kondurdu. Yüzüne dokundum. Kafasını kaldırıp bana baktı. "O kadar saf yani" Ayağa kalktım. Beste ile alakalı konuşmak kafamı dağıtmak yerine allak bullak ediyordu. Onu unutmaya gelmiştim şimdi ise daha çok ihaneti beynime dolmuştu. "Ben gidiyorum Leyla." "Nasıl yani?" "Gidiyorum işte bugün baydın biraz görüşürüz." "Rüzgar dur." Elimi tuttu geri çektim. Ayağa kalkıp kollarını sardı öpmek istedi izin vermedim. "Sevgilim özür dilerim hadi ama gitmeyeceksin gerçekten değil mi?" "Sonra görüşürüz Leyla." Evden çıktım arabaya binip bir bara sürdüm.Kafamdan Beste'nin yalanını atamıyordum. Canını acıtmak istiyordum onunağlatmak, delirtmek. Kimse bana bunu yapamaz. Kimse benim gururumu zedeleyemez.Ona güvenmiştim onun masum olabileceğini düşünmüştüm. Aptalmışım oysa. İçmeyebaşladım. Beste'yi yaptıklarına ve söylediklerine pişman edecektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD