GECE KLUBÜ

1709 Words
ZÜHRE Asil Vardar. Nam-ı diğer “EX”. Yeraltı dünyasının en soğukkanlı isimlerinden biri. Hakkında duyduğum hikâyeler, gecelerce uyumamama yetmişti. Ama onun benim kim olduğumu bildiğini sanmıyordum. Şirketimizin yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda paralı askerlik yaptığını bilenler azdır, o listenin içinde olan herkesin kimlikleri hafızamdadır. Bir an, göz göze geldik. Çelik grisi gözleri, loş ışıkta bile keskinliğini koruyordu. O bakış, insanın içine işleyen, hareketlerini tartan, seni çözmeye çalışan bir bakıştı. Birkaç saniye sürdü ama bana saatler gibi geldi. Gözlerimi hemen Gülce’ye çevirdim. Onunla birlikte yeniden locamıza yöneldik. Locamız cam kenarındaydı. Hem pist hem de üst kat rahatça görünüyordu. Yine de Asil’in olduğu tarafa bakmamaya çalışıyordum. Ama insan bazen kendi beynine söz geçiremiyor. Arada göz ucuyla baktığımda, onun hâlâ bize doğru baktığını fark ettim. Bu kadar dikkatli bakması hoşuma gitmiyordu. O bakış, bir insanın üstündeki tüm zırhı tek tek söküp atacak türdendi. Gülce, menüden bir içecek seçerken ben etrafı süzüyordum. Arkadaşlarımızdan ikisi masaya uğradı, biraz sohbet edip piste çıktılar. Kalabalık dalga dalga hareket ediyor, müzik gittikçe hızlanıyordu. Gülce’nin “Hadi dans edelim!” demesine fazla direnemedim. Piste çıktığımızda, bas titreşimleri ayak tabanımdan dizlerime kadar yayıldı. Müzik, kalabalığın uğultusunu bastırmıştı. Gülce’yle birlikte ritme uyduk, arada kahkaha attık. Uzun süre sonra kendimi gerçekten hafiflemiş hissetmiştim. Bir süre dans ettikten sonra, nefeslenmek için locaya döndük. Diğerleri hâlâ pistteydi. Tam oturmuş, suyu yudumluyordum ki iki adam yanımıza geldi. Üzerlerinden ucuz alkol kokusu yayılıyordu. “Hanımlar, bu geceyi bizimle daha güzel hale getirmeye ne dersiniz?” dedi biri, ağzının kenarında alaycı bir gülümseme. “Teşekkürler, biz yalnız eğleniyoruz." Gülce’nin yüzü gerildi, ben de soğuk bir ifadeyle cevap verdim. “Bence biraz daha samimi olmalıyız.” Adamlar sözümü umursamadı, koltuğa yayılarak yanımıza oturdular. Diğeri hafifçe bana doğru eğildi. Tüm bedenim tetikteydi. Ellerim refleksle dizlerimin üzerinde duruyordu ama saniyeler içinde harekete hazırdı. O sırada, biri Gülce’ye dokunmaya çalıştı. Gülce daha tepki veremeden, elim adamın bileğine yapıştı. Bir hamlede kolunu arkaya kıvırdım. Adam acı içinde bağırdı, sandalyeden neredeyse düşüyordu. “Defol buradan,” dedim dişlerimin arasından. Bu, kısa sürede bir tartışmaya dönüştü. Diğer adam ayağa kalktı, sesini yükseltti. “Ne yapıyorsun sen be?!” Kalabalığın bakışları üzerimize toplanmaya başlamıştı. Adamın bağırtısı pistin gürültüsünü bile delip geçti. Gülce korkuyla bana baktı, ama gözlerindeki o tanıdık güven kıvılcığı hâlâ oradaydı. “Zühre…” diye mırıldandı, ama ben çoktan ikinci adama dönmüştüm. Ayağa kalktım, ilk adam hâlâ bileğini tutarak kıvranıyordu. Diğeri bana hamle yapmaya yeltendiğinde, omzumla göğsüne sertçe yüklendim. Geriye sendeledi, masanın kenarına çarptı. Bir adım atıp yakasına yapıştım, hızla dizimi karnına geçirdim. Hava almak için öne eğildiğinde, dirseğimi ensesine indirdim. İki adam da ya yere ya da koltuk kenarına yığılmıştı. Tam uzaklaşmalarını söyleyecektim ki, kalabalığın arasından iki kişi daha belirdi. Bunlar ilk ikisinin arkadaşlarıydı ve belli ki daha cüsseli tiplerdi. Biri arkamdan yaklaşıp iki kolumu birden kavradı, bileklerimi sertçe tutup bedenimi koltuğa bastırdı. Omuzlarım koltuğa sıkıştı, hareket alanım daraldı. Diğeri Gülce’nin önüne dikilmiş, tehditkâr bir şekilde bakıyordu. Gözlerim hızla mekânı taradı. Arkadaşlarımız pistin diğer ucundaydı, olan biteni görseler de yaklaşmaya cesaret edemiyorlardı. Tam o anda, yan taraftan bir hareket gördüm. Saniyeler içinde, Gülce’ye uzanan adama sert bir kafa darbesi geldi. Adam sendeleyip yere düştü. Bu müdahale eden Emir’den başkası değildi. Beni koltuğa bastıran adamın tutuşu bir anda gevşedi. Çünkü Asil, onu ensesinden yakalamış, tek hamlede piste doğru fırlatmıştı. Adam, dans eden kalabalığın arasına savruldu. Bir anlık duraksamanın ardından, diğer sarhoş arkadaşları da hamle yaptı. Ama bu onların yapacağı son hataydı. Asil’in yumruğu, havayı yararak isabet ettiğinde, adamın yüzünde kan sıçradı. Emir, diğerine tekme üstüne tekme indiriyordu. İkisi de ağır, hızlı ve acımasız hareket ediyorlardı. Bu tür bir dövüşte, kimin eğitimli, kimin sıradan olduğu hemen belli olurdu. Kısa sürede tüm saldırganlar ya yerde kıvranıyor ya da geri çekilmeye çalışıyordu. Adamların pes etmesiyle ortam kısa bir anlığına sessizleşti. Ama bu sessizlik, kulübün güvenlik görevlilerinin temkinli adımlarıyla bozuldu. Gözleri Asil’e kayıyor, adımlarını yavaşlatıyorlardı. Onu tanımayan yoktu, tanısalar da tanımasalar da, o bakışın anlamını herkes bilirdi, karışma. Yerde inleyen dört adamı kollarından tutup sürüklediler. Kapıya doğru götürülürken hâlâ küfür savuranlar vardı ama sesleri güçsüzdü. Bir kapı kapanma sesi geldi, ardından içeride yeniden müzik hâkim oldu. Ben derin bir nefes aldım, hâlâ yüksek nabızla. Gülce yanımda, yüzünde rahatlama ve minnet karışımı bir ifade vardı. Ama sonra hiç beklemediğim bir şey oldu. Gülce, adımlarını hızlandırarak Asil’e gitti. Gözlerimin önünde ona kocaman sarıldı ve dudaklarından şu kelimeler döküldü. "Abi" O an, beynim kısa süreliğine dondu. Abi mi diye geçirdim içimden. O kelime, bu sahnenin bütün dengesini değiştirmişti. Asil, kısa bir gülümsemeyle Gülce’nin sırtına hafifçe vurdu. Aralarında belli ki bir tanışıklık vardı, hem de öyle basit bir tanışıklık değil. Beni yanlarına çağırmadılar ama ben yavaşça yaklaştım. Gülce bana döndü ve sanki bu anı bekliyormuş gibi açıkladı. “Zühre, tanıştırayım. Asil abi, Anka yengemin abisi.” Cümle beynimde yankılandı. Anka ismini duymuştum, ama onun Asil Vardar’la akrabalığını bilmiyordum. Mantığım bu bağlantıyı reddediyordu. Ama sorularımı o an sormamaya karar verdim. Bunu yalnız kaldığımızda Gülce’ye soracaktım. Saat epey ilerlemişti, gece kulübünün kalabalığı hâlâ diri olsa da bizim enerjimiz tükenmişti. Gülce, eve dönmemizi önerdi. Asil ve Emir’le kısa bir vedalaşma yaşandı. Asil sadece başını salladı, Emir hafif gülerek elini kaldırdı. Kulübün ağır kapısından çıkarken, içerde yaşanan her şeyin ardından gece havası serin ve keskin geldi yüzüme. Ama aklım, Asil’in bakışlarında ve Gülce’nin söylediği o tek kelimede takılı kalmıştı. Abi. ■■■■■■■■■ ASİL Loş ışığın her vurduğu yüz, başka bir hikâye fısıldıyordu. Kulüplerin bana öğrettiği ilk şey şu oldu. Gürültü, insanların maskesini düşürür. Yüksek bas, karanlıkla işbirliği yapar. Kimliğin, reflekslerin, niyetini açığa çıkarır. O yüzden loşta daha iyi görürüm. Üst kattaki locayı da bu yüzden seçtim. Aşağıdaki kalabalığı, merdiven başlarını, acil çıkışları, güvenliğin bekleme açılarını tek bakışta tarayabildiğim bir yer. Emir, sağ omuz hizamda, bardağın ayak kısmını çeviriyor, kalabalığın ritmini benim gibi sessizce ölçüyordu. Onları görmem zor olmadı. Gülce'yi gördüğüm an bakışlarım yanındaki kıza takıldı. Zühre Eryıldız'dı. Albatros olarak bilinen paralı askerdi. Göz göze geldiğimiz ilk an gri bir temas oldu. Kalabalıkta bir çizgi gibi uzayan o kısa bakışta iki şey gördüm. Mesafe ve uyanıklık. Onu tanımadığımı sanıyor olmalı. Ben herkesi tanırım. Ama kimse kendilerinin tanındığını bilmez. Locaya geçtiler. Oturuşu bile düşündürücüydü. Vücut ağırlığını tek tarafa vermeyen, dizleri hareket için açık, çantası kolay erişimde şıklığın içinde saklı hareket kabiliyeti. Az içti, bardağın camındaki izine bakınca, tek yudumluk bir sınır çizgisi gördüm. Gülce’ye gelen iki züppeyi daha o sırada fark etmiştim. Adımlarındaki belirsizlik, konuşurken dudak kenarında biriken salyayı saklamaya çalışan gereksiz özgüven. Hedef seçimi yöntemleri de basitti. Daha izole bir loca, daha az erkek refakatçi, daha yumuşak bir yüz. Klasik taktikti. İkili Zühre ve Gülce’nin yanına yaklaştığında Emir refleksle ayaklandı. “Dur,” dedim. Elimi kaldırmam yetti. Beklemek istiyordum. Karşı tarafın angajman eşiklerini görmek için yapılan kontrollü bir gecikme diye not düşebilirsiniz. Bazen bir insanı tanımanın en kısa yolu, onu kıyıya kadar izlemektir. Boğulur mu, yüzer mi, kıyıdan mı geri döner? İlk züppe, Gülce’ye fazlasıyla yaklaştı. Zühre’nin vücudu o an değişti. Çenenin açısı düştü, omuzları gerildi, bileklerin üzerindeki deri, tendonların altında gerildi. Tetiklenip sabitlenen bir beden. İşte o anda emin oldum. Bu kız masa başı operatörü değil. Sahada aktif görev alan biri. Çünkü o kol kilidi, bir kendini savunma kursu mimik seti değildi. Pronasyon ve ağrı eşikli bir kıvırma ile hem mesafeyi hem hakimiyeti aynı anda alan bir hamleydi. Bileği alıp geriye kıvırdı, sandalyeyi kullandı, avantajı kapattı. Sürprizle çığlık atan züppe, bir anda masum müşteri rolünü oynayacak zaman bulamadan geri çekildi. Kalabalık bir anlık sessizlikle ürperdi, ama müzik yüksekti. Gürültü de her şeyi örtmekte uzmandı. İkinci adam ileri atıldı, Zühre omzunu kullanıp onun dengesini bozdu, dizini karnına vurdu, hemen akabinde enseye dirsek. Fazla değil, ama etkili. “Temas süresi kısa, hasar yeterli.” Bu tip cümleler başımın içinde otomatik dolaşır. Ben de işimi böyle yaparım. Kısa ve soğuk. İki züppenin, iki destekçi çakalı da olaya dahil oldular. Kalabalık içinde hiyerarşi ararsanız görürsünüz. Onların içinde sözü geçen adam, bir gölge gibi en sonda kalanıydı. O sırada geldi. Tam beklediğim hata, arkadan sarılıp iki bilekten kilitleyip gövdeyi koltuğa bastırdı. Statik baskı ile alan daraltma. Klasik. Nefesin kadar düşünce de sıkışır. Benim beklemem bitti. Emir, Gülce’ye hamle yapan adama temiz bir kafa attı. Yakından, kısa mesafeden, burun köküne. Ben de Zühre’yi kilitleyen adamın ensesine girdim, göğüs kafesine atımla denge merkezini aldım üst, yan hareketle piste doğru savurdum. Devamı kısa sürdü. Kalan arkadaşları saldırıya kalktı. Biri hamle yaparken vücudunu ön diz ile kapattım, sağa aldatıp sol çene çizgisine dirseği koydum. Emir, diğerinin fibula hattına tekmeyi verdi, dizi boşalan adam yerde kaldı. Kibar şiddet dediğimiz çizgi budur. Fazlası yoktur. Güvenlik gecikti. Bu tür kavgalar onlar için iki risk taşır. Yanlış tarafa müdahale edip mekânın gerçek patronunu karşına almak, veya hiç müdahale etmeyip mekânın ritmini kaybetmek. İkisini de istemezler. Biz bitirince geldiler. Yerdekileri kapı dışına süpürdüler. İtiraz edenin ağzına hava, diğerinin bileğine kelepçe. Kapı kapandığında içerideki ritim yeniden kendi kendini duydu. Gülce hızla bana geldi. “Asil abi,” dedi ve boynuma sarıldı. Emir, bir adım geri çekildi. O an, Zühre’nin yüzündeki mikro mimikleri izledim. Kaş ucunda yarım milim kalkış, sol gözde kısa süreli büyüme, nefes alma ritminde minik bir sapma. Şaşkınlık. Onu asıl şaşırtan, kavganın bittiği hız değil, Gülce’nin bana “abi” demesiydi. Haklıydı, dünya, bir anda farklı bir akrabalık düzenine bağlandı. Gülce, zaten anlatılması gerekeni bir cümlede özetledi. “Asil, Anka yengemin abisi.” Bu cümle, soy sop meraklısı biri için sıradan, benim için güven zincirinin hangi halkaya bağlandığını söyleyen bir protokol cümlesiydi. Zühre konuşmadı. Konuşmamayı seçti. Bu da bir mesajdır. Soru işaretlerini cebine koydu, oradan okuyacak. Kafasında dosya açıldığını gördüm. “Asil Vardar – aile bağı – Gülce – olası risk.” İçinden geçeni okumak kolaydı, çünkü akıllı insanın suskunluğu düz bir aynadır. Yanımıza gelen kalabalık korku, hayranlık ve çekingenlik karışımıyla baktılar bize. “İyisiniz değil mi?” “İyiyiz abi. Biz çıkalım, eve geç kalmayalım.” Doğru karar. Emir’in gözleriyle “eşlik edelim mi?” diye sorduğunda başımı iki milim sağa çevirip gerek yok dedim. Zühre, çıkışta bir kez bile dönüp bakmadı. Aslında baktı, ama bakmamak kadar kısa bir bakıştı. Yine de yakaladım. Kızlar kapıdan dışarı çıktığında mekân yeniden gürültüsüne kavuştu. Bardak tıngırtısı, DJ’in set değiştirme sesi, güvenliğin telsizinden taşan cızırtı. Ben loşun içine biraz daha gömüldüm. Bu gece almak istediğim cevapları almıştım. Ama bu, yeni sorular açtı. Hakkında bildiklerim bilmediklerimin yanında toz zerresi kalır. “Zühre Eryıldız’ı dikkatle araştır. Özellikle paralı asker olarak yaptığı işleri, sahadaki tercihlerini, angajman eşiklerini. Hepsini getir.” Emir'e doğrudan emir verdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD