KISKANÇ

1840 Words
ZÜHRE Gülce'yle aynı kanepenin iki ucuna yayılmıştık. Gülce battaniyeyi dizlerine kadar çekmişti. Bense kupamı iki elimle tutuyordum. Televizyon sessizde akıyordu, ekrandan gelen renkler duvara vuruyor, salonu yumuşatıyordu. Mutfakta demlenen çayın kokusu ara ara esip geliyordu. Gecenin ağırlığı değil de, rahatlığı vardı üstümüzde. Konu önce okuldan açıldı. Hangi hocanın nasıl yoklama aldığı, kütüphanenin yeni düzeni, hocaların şimdiden sınav diye korkutmaları. Ben gülümsüyor, kısa cevaplar veriyordum. Aklım başka yerdeydi. Kulüpteki o loş çizginin arkasında duran gözlerde, Asil’in bakışında. Zihnim bir anda oraya gidince, geri dönmek için laf aradım. Çok meraklı görünmeden, sanki aklıma yeni gelmiş gibi. “Geçen gece kulüpte” dedim, kupanın kenarını parmağımla yoklayarak. “Hani senin abi dediğin adam vardı ya Asil. İnsanın aklında kalıyor.” Gülce başını kaldırdı. Gözleri hemen aydınlandı. Bu konuyu sevdiği belliydi. “Kalır tabii, Asil abi kolay unutulan biri değildir.” “Öyle. Hemen kendini belli ediyor.” Çaydan küçük bir yudum aldım. Sesimi hafifleterek, sanki kendime soruyormuşum gibi devam ettim. “İlginç biri.” Gülce’nin dudakları bir anda kıvrıldı. Hafif bir kahkaha attı. “İlginç mi?" Büyük bir dikkatle yüzümü inceledi. "Dur yoksa, abimden mi hoşlandın sen? Ciddi misin, Zühre?” Omuz silktim. “Ciddi miyim bilmem. Ama etkileyici bir tipi var. Duruşu, bakışı, konuşmadan konuşuyor sanki.” “Doğru tespit. Öyledir benim abim. Kızlar peşinden ayrılmaz. Ama kimselere yüz vermez.” Gülümsedim. İçimdeki asıl niyetim ise sakince yerini koruyordu. Bilgi. Ne varsa al. Ama bunu merak gibi göster. Gülce’ye dikkat ettim. Omuzları gevşemişti. Konu onu eğlendiriyor. Bu iyi. “Peki” dedim, sanki bunu yeni merak etmişim gibi. “Asil’in neyini seviyorsun en çok. Abin değil sonuçta. Böyle bir adamla birlikte olmak istemez miydin?” Gülce düşünmeden cevap verdi. "Onun Ateş abimden ya da Erdem abiden bir farkı yok benim için. Biraz sert görünür. Aslında birazdan daha fazla sert biridir. Onu ilk gördüğümde korkmuştum. İfadesi yoktur mesela. Hep ciddi görünür." Birden gülümsemeye başladı. "Ama çok iyi biridir. Tanıdan bayılırsın. Mesela birine değer veriyorsa canı pahasına korur. Gözü hiçbir şey görmez. Nasıl desem annem her zaman babam için evimin çatısı der. O olmasa olamam der. Hahh, işte Asil abi de öyle biri. Bak onu tanıyalı 2 sene olmadı. Ama doğduğumdan beri yanımdaymış gibi hissederim. Ateş abim neyse o da odur benim için." “Güven veriyor yani.” “Abimle hâlâ birbirlerine sataşırlar. Ama severler birbirlerini de. Nerden mi biliyorum? Gelmeden abim iyice tembihledi. Orada yanında değiliz. Ama Asil' le Emir var. Bir sorun oldu mu hemen onları ara. Yardımına koşarlar demişti." İşaret parmağını dudaklarına götürdü. "Sakın duymasınlar. Abim anında inkâr eder. Asil abiye bu kadar güvendiğini belli etmeyi sevmez." "Niye ki? Yani karısının abisi sonuçta. Yoksa Asil, kardeşini kaptırdığı için kızgın mı?" Yalandan bir kahkaha patlattım. Ama çokta merak ediyordum. Nasıl oldu da Asil gibi bir adamın kardeşiyle evlendi abisi. Hem Baron'un tek çocuğu vardı. Anka ne alaka, anlamış değilim doğrusu. "Çok karışık bir mesele bizimkisi. Şimdi kafanı şişirmeyeyim." "Sende haklısın. 10 dakika sonra uluslararası bir davam var." Yanındaki yastığı fırlattı. Tamam sen kaşındın diye bir başladı. Ne varsa anlattı. Anka'nın kaçırılmasından Nergis'in diye bir kızın düğününe kadar. Resmen bir saat boyunca konuştu. Ben olsam çenem ağrımıştı. Şimdi de başım ağrıdı ama neyse. Bayağı bir şey öğrendim. Öncelikle Baron, Anka' nın öz babasıymış. Sırf hayatta kalmak için kendi kızının kalbini almaya çalışmış. Üstelik ikizlere hamileyken. Ama en çok Asil'e yıllarca baba gibi davranıp asıl ailesini öldürmüş olması oldu. Yani öz babasının kendisi olması da ayrı bir çelişki. Amma karışıktı. Eve gidince tüm detayları iyice bir not etsem iyi olacak. "Yani anlayacağın karışık bir durum. Hayırdır sen niye bu kadar sorup duruyorsun? Yoksa ciddi ciddi hoşlandın mı?" Tuvalet bahanesiyle hemen oradan uzaklaştım. Bir şekilde bu meseleyi kapatmam gerek. Yoksa ya arkadaşımdan olacağım? Ya da o manyaktan hoşlanıyormuş gibi davranacağım. Gülce' yi biraz olsun tanıyorsam, kesin aramızı yapmaya kalkar. Bu olmadan kurtulmalıyım. Eğer babam duyarsa, Asil masil demez ümüğüne çöker valla. Salona döndüğümde Gülce çayları tazeliyordu. Bende yerime geçtim. Yanıma gelip oturdu. Bir süre dikkatle yüzümü inceledi. "Ciddi miydin?" "Hangi konuda?" "Abimden hoşlandığından." "Hoşlandım demedim. Sadece beğendim, ilginç geldi açıkçası." "Sen de haklısın. Hoşlanman için tanıman gerekir. Tanışmak için şimdilik beğenmek yeterli bence. Ne dersin?" "Neye ne derim?" "Ne diyorum ben deminden beri Zühre? Seni abimle tanıştırayım." "Saçmalama." "Niye, beğendiğini sen söyledin." Söyledim de ağzından laf alabilmek içindi o. Şimdi reddetsem, huylanır mı acaba? Yok olmaz öyle. Tanışalım desem ne olur ki? Ne mi olur? Babam başta olmak üzere koca bir tim ensesine çöker. Aslında bunu izlemek eğlenceli olur. "Ne gülüyorsun kendi kendine?" Kendi kendime söylenirken, güldüğümün farkına varmadım. "Tamam, tanışalım. Belki de haklısın. Gerçekten hoşlanırım." Sevinçle ellerini çırptı. Buluşmadan sonra beğenmedim, itici geldi derim olur biter. Bu kadar basit. “Ciddi mi? Bak gerçekten ayarlarım. Sonra vazgeçersen geri dönmem.” Gülümseyip kaşlarımı kaldırdım. “Ayarlamazsan arkadaşım değilsin.” Hevesle telefonu eline aldı. Birini aradı ve sesi hoparlöre verdi. "Dünya'nın en yakışıklı abisi nasılsın?" "İyiyim güzelim. Sorun yok değil mi?" "Aşk olsun abi, ben seni sadece sorunda mı arıyorum? Haa, sen beni hal hatır sormak için aramadığından normal tabii." "Ettiği lafa bak. Kapına adam yığayım da hal hatır sormak neymiş gör." "Valla birşey demedim yakışıklı abim benim. Hem ben seni ne için aradım biliyor musun?" "Söyle bakalım karın ağrını." "Yemeğe çıkarsana beni." Gözlerim kocaman oldu. Ellerimle "hayır" diye bağırıyorum resmen. Yine de oralı olmadı hanımefendi. "Ne zaman istersen." "Bu cumaya ne dersin?" "Ben mekanı ayarlarım. Şöyle abi kardeş bir yemek yeriz." "Abi kardeşten fazlası olsa." Bana bakıp göz kırptı haspa. "Fazlası derken. Ne karıştırıyorsun sen bakalım?" Yalvarır gibi ellerimi birleştirdim. "Geçen gece klüpte tanıştırmıştım ya hani. Arkadaşım." "Zühre mi?" Bak bak, nasıl da unutmamış der gibi başını salladı. "Evet, evet o. Beraber yemeğe çıkalım demiştik de. Seninle beraber yesek daha güzel olur dedim bende. Lütfen." "Cuma 7 de alırım sizi." Yumruğuyla oley çekti. "Biz gerliriz. Sen mekanı at yeter." "Tamam güzellik." Kısa bir vedaşmadan sonra telefonu kapatmasıyla yastığı yüzüne yapıştırmam bir oldu. "Ne yaptığını sanıyorsun? Ne yemeği ya?" "Sen demedin mi ayarla diye. Ben de ayarladım." Attığı yastıktan sıyrılıp diğer yastığa yapıştım. "Ayarlamadın, rezil ettin." "Rezil etmişim. Adını unutmamış ama. Hem adını söylediğinde ellerinin titrediğini fark etmediğimi mi sanıyorsun?" Ellerim titremiş. Yok canım. Ben açık vermekten korkuma... Yüzüme yediğim yastıkla daldığım düşüncelerden çıktım. "Boşuna tepinme. Cuma buluşacağız. Bakalım abimin yanında da böyle çemkirebilecek misin?" "Senin abini var ya..." "Eee, ne yaparsın abimi?" Birden kahkaha atmaya başladı. Delirdi herhalde, yoksa bunun başka açıklaması olamaz. Kaş göz yaparak etrafı gösterdi. Dikkatli bakınca bendr gülmeye başladım. Hani hep filmlerde izlediğimiz bir sahne vardı. Kızlar kavga edip yastık savaşı yaparlar. Sonra da etrafda tüylet uçuşurdu ya. İşte tam da o sahnenin içindeyiz. Elimizde yastıklar, etraf tüy içinde. Sanki hiçbir şey olmamış gibi kahkahaya boğulduk. Gülmemiz bittiğinde ne onun hâli kalmıştı ne de benim. "Yemeğe nereye gideceğiz?" "Bilmem. Abimin mekanlarından birine gideriz herhalde. Ne oldu birden merak mı ettin?" "Ne merak edeceğim ya? Sadece uygun bir şeyler giyelim." Başıma ne işler açtım ya. Sadece adam hakkında bilgi almak istemiştim. Şimdi bildiğin randevuya çıkıyorum. Neyse beğenmedim der kurtulurum. Sabah mutfaktan gelen seslerle gözlerimi araladım. Burnuma gelen tost kokusunu içime çeke çeke mutfağa gittim. Resmen kedi gibi atladım tosta. Nasıl açıkmışsam artık. Ellerim yansa da umursamadan koca bir ısırık aldım. "Annem olsa yaygarayı koparmıştı. El yüz yıkamadan yemek yenir mi?" "Affedersin annecim." Bir ısırık daha aldım. "Kime diyorum ben?" diyerek kovdu beni. "Bir de arkadaş olacak. İki lokmayı çok gördü bana. Ahh, Zühre ahh! Sen bu hâllere düşecek kız mıydın?" diye dalga geçerek banyoya koştum. Yoksa valla terlik fırlayacaktı arkamdan. O potansiyel var benim Gül Bahçem de. Hızlı bir kahvaltı sonrasında hemen çıktık. Ne kahvaltı da ne de yolda giderken dün geceden bahsetmedik. Meraklı görünmemek için soramıyorum da. Kampüs kapısından girerken kalabalık dalgalar halinde akıyordu. Kütüphane önünde birileri afiş asıyor, kafe tarafında her masadan farklı bir uğultu yükseliyordu. Gülce’yle her zamanki masamıza geçtik. Sırtımı cam duvara verdim. Geçen gece klübe gittiğimiz arkadaşlar yanımıza geldi. Aslında yakın değilizdir. Ama parti gecesi gaza gelip beraber gitmiştik. "Bizde seni bekliyorduk." "Birşey mi oldu?" "Daha ne olsun kızım? Klüpteki adam aklımdan çıkmıyor. İnanılmaz bir aurası vardı. Resmen film karesinden çıkmış gibiydi. Neden tanıştırmadın bizi?" Melis'in konuşması ile sohbete dahil oldum. "Kuzenimdi." "Bekar mı?" Sana ne lan. "Fazlasıyla." "Yanındaki de çok fenaydı ama. Tehlikeliyim diye bas bas bağırıyorlardı. Neydi adı?" Biri Asil'e kancayı taktı, diğeri de Emir'e. Kim olduklarını bilseler, popolarına vura vura kaçarlar. "Senin bahsettiğin Emir'di. Asil abimin en yakın dostudur." "Adı da karizma yani. ASİL." "Bir ara tanıştırsana bizi. Bu hafta sonuna ne dersin. Evde çok güzel bir masa hazırlarım istersen?" Oha, istersen doğrudan yatağa geçelim de bari. Ne meraklılarmış. Adam mafya lan mafya. "Boşuna uğraşmayın, meşkul." "Ne o, sekreterliğine mi başladı yoksa?" Bardağı elimde çevirip sandalyeme iyice yayıldım. Yüzüme de haylaz bir tebessüm koydum. "Benimle randevusu var canım." "Seninle mi?" "Yalan söylüyorsun, klüpte gördüm. O gece yeni tanıştınız." "Doğru söylüyorsun. Klübe girdiğimizde Gülce'ye başıyla selam verdiğinde karşılaştık. Bütün gece de bakışlarını da üzerimden alamadı. Dün akşam da yemeğe için Gülce'yi araya soktu. Ne yapalım, arkadaşım için bir tanışayım dedim bende. Ama haklısın, fazlasıyla yakışıklı biri. Belki de bir şans veririm ne dersin?" Dudağımı yalayıp, hafiften ısırdım. "Bir yemek sonuçta. Kimbilir kaç kadın geçmiştir yatağından." Sakin ol Albatros. Duygularını kontrol etmek gerek. Açık veremezsin. "Sen Deren'e bakma canım. Biraz fazla kapıldı da." "Madem öyle diyorsun, çantada keklik olmalı senin için. 3 hafta sonra ki, yemeğe onunla gelirsin artık. Yok ben beğenmedim dersen, yerine ben memnuniyetle eşlik ederim Asil'e." Adının üzerine basarak konuştu. "Aslında biraz düşünecektim. Ama öyle güzel anlattınız ki, gidip nikahı basasım geldi. Endişe etme, kesinlikle orada olacağız." Deren sinirden sandalyeden öyle bir hızla kalktı ki, sandalye yere devrildi. Ayça ve Melis'te peşinden gittiler. "Aslında biraz düşünecektim. Ama öyle güzel anlattınız ki, gidip nikahı basasım geldi. Endişe etme, kesinlikle orada olacağız." Duyduğum sesle Gülce'ye baktım. Elindeki telefondan sesim geliyordu. Ağzından bunları da mı duyacaktım Çoban yıldızım. Abim duysa heyecandan dizleri titrer valla. "Çabuk sil onu." diye elindeki telefonu almaya çalıştım. Ama inadıma depar atarak kafeden kaçtı. İçimden kendime söve söve çantalarımızı alıp peşinden gittim. Bok vardı değil mi Zühre? Ne diye merak ediyorsun? Hadi merak ettin diyelim Niye hoşlanıyorum dedin. Onu da geçtim, neden beraber geleceğim dedin? Şimdi beğenmedim desem Deren kesin rezil eder beni. Ne yani şimdi o mafyadan hoşlanıyormuş gibi davranmaya devam mı edeceğim? İçimden çığlık atsam da dışım olması gerektiği gibi sessizdi. Klübe giden aklıma sıçayım. O değilde babam duyarsa, buyrun cenaze namazına. Bir de işim yokmuş gibi elin mafyasını etkilemeye çalışacağım. Ya sulanırsa, kesin sulanır. Yok ya sulanmaz. Yani her ne kadar mafyanın en karanlık tonu olsa da hiç bir kadına isteği dışında dokunmadı. Kendine gel Zühre. Sen Albatros' sun. Hele bir dokunmaya kalksın, kafasını eline verirsin olur biter. Bu düşünceyle içim biraz olsun rahatladı. Gülce, sınıfta bekliyordu. Deren tüm öfkesiyle bana bakıyordu. Tatlı bir gülümsemeyle göz kırptım. İyice kudurdu. Gülce'nin yanına oturdum. "Hesabı okuldan sonra soracağım, endişen olmasın." Adeta yılan gibi tıslayarak konuştum. "Şaka yaptım canım. Bak çoktan sildim bile." "Kelime kelime, hesap soracağım." Sert bir şekilde yutkundu. Okuldan sonra güzelce hesabını kestim. Sonra da kendimi eve attım. Başım çatlıyor. İlk defa biriyle yalandan randevuya çıkmıyorum ya. Daha önce defalarca görev için yaptım. Şimdi de aynısı geçerli. Görev, Asil Vardar hakkında bilgi toplama. Ohh, rahatladım. Görev, görev tabii ki.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD