bc

Ansızın Gelen

book_age16+
371
FOLLOW
1.3K
READ
second chance
playboy
goodgirl
independent
drama
comedy
first love
twink
love at the first sight
naive
like
intro-logo
Blurb

Dik başlı, sözünü sakınmayan güzelleri güzeli bir kızdı. Aynı annesi gibi. Genelde sivri dili, sert bakışları ve bir kadının ağzına yakışmayacak kadar ettiği kaba küfürlerle tanınırdı çevresinde. Fakat o kimin ne dediğini bile umursamayacak kadar gamsızdı. Düşündüğü tek şey hayali olan ve bu uğurda mesleğini bile bir kenara fırlattığı butik otelini işletmekti. Evet... Yanlış duymadınız. Hayatta her şeye sahip Diyarbakır'ın en büyük aşiretlerinden Ateşoğlu aşiretinin çiçeği Nazlı'nın tek hayali işini en iyi şekilde yapmaktı.

Peki ya aşk? Aslında aşkın nasıl boktan bir şey olduğunu ve bu uğurda yapılan hataları Üniversite yıllarında görmüş ve Allah'a şükür olsun hiç yaşamamıştı. Peki ya geçmişten çıkıp ansızın gelen bir adam için kalbi çarpmaya başladığında sözünü geçirebilecek miydi?

chap-preview
Free preview
1Bölüm
Hafta sonu... Allah aşkına hafta sonunda kıçımı devirip ossura ossura uyumanın keyfi başka ne de var? İş, güç derken uymaya bile fırsatım kalmıyordu hiç. Özlemiştim deliksiz horul horul, ağzımın salyaları aka aka uyumayı. Nasıl olduysa Mirza basmamıştı odayı. Mirhan olsaydı çoktan öküz gibi dalmış, kavga dövüş, terlik, süpürge sapı, maşrapa... evde ne varsa çoktan havada uçmaya başlamıştı bile. Neyse ki işi sebebi ile senede iki sefer anca gelebiliyordu... Düşüncelerimden çıkıp mis gibi yumuşatıcı kokan yatağımdan kalktım ve bir güzel gerindim. Sonra da meshanemi boşaltmak için lavaboya doğru ilerledim. Rutin işlemleri halledip ılık su ile bir güzel elimi yüzümü yıkadım. Kasım ayındaydık ve Diyarbakır buz kesiyordu. Oysa İstanbul'da hava bu kadar sert değildi. Daha bir hafta önce oradayken şimdi burada donmak içler acısıydı. Ama her ne kadar dört yılımı İstanbul'da geçirsem memleketim bir başkaydı. Okulumu bitirip diplomamı alır almaz evime gelmiştim. Tandırda pişen ekmeği, sokakta eli yüzü çamur içinde top oynayan çocukları, bembeyaz yazmaları ile sokakta oturup muhabbet eden kadınlarıyla bambaşkaydı toprak kokan memleketim. İyiliğin, merhametin olduğu gibi acımasızlığın da olduğu güzel memleketim. Kafamdakileri kenara fırlatıp dolabımın karşısına geçtim ve içinden krem bir sweet ile bol paça bir pantolon, altına ise kahverengi topuklu botlarımı çıkardım. Moda ile pek aram yoktu, hele marka takıntım hiç yoktu. Kendime neyi yakıştırırsam onu giyerdim. Genelde annemden otlanırdım ve sonucunda babamın azarlarını işitmek zorunda kalırdım. Neymiş efendim anneme özeniyormuşum. Anneme özenmeyi bırak annemin sıçtığı bok bile olamazdım ben. Kadın kadın değil maşallah doğa üstü bir varlık. Beş dakikanın içinde hazırlanmış, hatta suratıma fondöteni bile sıvamıştım. Dudaklarıma da açık kahve rengi bir ruj sürüp aynada kendimi süzdüm. İdare ederdim, Allah'ın verdiğine çok şükür. Odada daha fazla oyalanmayıp aşağı kattaki yemek odasına ilerlediğim sırada yıllardır konakta çalışan Rukiye ablayı gördüm. "Günaydın Rukiye sultan." dedim gülümseyerek. "Günaydını mı kaldı Nazlı? Millet seni beklemekten ikinci uykuya geçti kızım." dediğinde yanaklarını sıktım ve odaya geçtim. "Günaydın Ateşoğlu kabilesi." dedim bu sefer ve yaşlılıktan buruş buruş olmuş dedemin elini öptüm, tabii yanından hiç ayırmadığı Dila Sultanın'da. "Günaydın mı? Hangi günaydın kızım? Kafan yerinde değil herhalde." diyen anneme gözlerimi belertip hemen babamın yanına geçtim. "Anne bana söyleniyorsun ama Mirza Efendi hâlâ yok!" dedim ağzıma bir tane zeytin atarak. "Bakıyorum da yokluğumda ahkam kesmeye başlamışsın hemen." diyen sese döndüm. Mirza Ateşoğlu. Tüm yakışıklılığı ile kapıya yaslanmış fıldır fıldır dönen gözleri ile bana bakıyordu. "Olur mu öyle şey paşam. Yokluğunuz yüreğimi dağladığı için sürekli size takılıyorum." "Belli,belli, yüreğin pek dağlanmış " "İkinizde kesin zırvalamayı, sofraya oturun." diyen anneme bir omuz silkip, sofrada ne var ne yoksa mideye indirmeye başlamıştım. "Meleğim...Yavaş ye güzel kuzum, arkandan atlı kovalamıyor ya." diyen babaanneme gülümseyip konuşmaya başladım. "Alışkanlık Dila Sultan, malum otel de yemek yemeye fırsat bile bulamıyoruz." dedim ve devam ettim. "Annemm... Ellerine sağlık börekler harika olmuş. Keşke dayımda burada olsaydı." dedim hüzünlenerek. Oysa bir hafta önce İstanbul’daki otelde birkaç sorun çıktığı için oradaydım. Ama doyamamıştım işte onlara. En çok da küçük çakalları özlemiştim. "Afiyet olsun meleğim ama yavaş ye." "Alışkınım anne merak etme sen." deyip yemeye devam ettim. Tek bir günüm boştu, onu da yemek yerken kaybedemezdim. İçimden bunları geçirirken sehpanın üzerine bıraktığım telefonum çalmaya başlamıştı. Derin bir nefes aldım ve Cansu olmaması için dua ettim. Lanet olsun hangi gün ettiğim dualar kabul olmuştu ki. "Efendim Cansu." Cansu benim her şeyimdi, üniversiteyi beraber okumuştuk. Kültürlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz ayrı bile olsa o benim canımdı. İkimizde on sekiz yaşında okulu kazanmıştık ve tanışmamızdan sonra hiç ayrılmamıştık. Cansu Mersin'liydi. Babası yoktu ama pamuk gibi bir annesi vardı. Temizlik, kapıcılık, günlük işler derken ne zorluklarla kızını okuttuğunu çok iyi biliyordum. "Nazlı kusura bakma canım rahatsız ettim fakat acil bir konu var." Umarım çatlak aşçı yine sorun çıkarmamıştır. "Saçmalama Cansu olur mu öyle şey, sorun ne? Emine cadısı mı sorun çıkardı yine?" "Yok yok. Emine hanım ile alakalı değil. Az önce bir telefon geldi. Üç oda istediler salı günü için. Bir tane çift kişilik, ikisi tek, anladığım kadarıyla önemli kişiler." diyen sesle yavaşça oturduğum yerden kalktım. "Tamam canım. Merak etme akşam geleceğim zaten." dedim ve telefonu kapadım. "Ne oldu kızım "diyen babamın sakallı yanağını sıkarak konuşmaya başladım. "Yok bir şey Cihan Ağam. Salı günü için boş oda var mı diye soruyor?" "Bu işten hiç hoşlanmıyorum bebeğim. Sana yanımda çalışman için çok baskı yaptım ama maalesef. Aynı annen gibisin inatçı ve asi!" deyip anneme göz kırpan babama dik dik bakmaya başladım. "Yani sen annemi beğenmiyorsun? Bak anne sonra diyorsun ki ben senin yaşındayken üç çocuk doğurdum. Doğurdun da ne oldu bak Cihan Ağa senden şikayetçi." dedim dudaklarımı büzerek. "İstersen sus Nazlı. Yani tabii beni ilgilendirmez ama ağzının ortasına beş kardeşin gelmesine az kaldı." diyen Mirza'ya alttan bir orta parmak gösterdim ve dedemin yanına tekrardan oturdum. Zaten bundan sonra zaman su gibi akmış ve akşam yemeğinden sonra babamın başıma diktiği izbandutlarla yola koyulmuştum. Aslında ikisi de çok iyi adamlardı. Ama babamla yaptığım anlaşma için bunlara da katlanmak zorundaydım. Adam resmen bu işi yapmamam için ümüğüme yapışmıştı. Neyse ki Mirza ve Mirhan araya girmiş ve zar zor ikna etmişti tabii bu durum da şartları kabul etmek zorunda kalmıştım. Aslında ne kadar inatlaşsam da it gibi dalaşsam da onlar benim her şeyimdi. Onlar benim yakışıklı sekiz dakikaliklarımdı yahu var mı daha ötesi. Gözlerimi kapayıp başımı lüks arabanın deri koltuğuna yasladım ve iki sene öncesine gittim. Derslerim de başarılı olsam da aklım hep otel işindeydi. Hayalimdi o benim. İnsan hayallerinin peşinden koşmadıktan sonra hayattan zevk alır mıydı hiç? Ben de hayallerime sımsıkı sarılıp asla bırakmamıştım onları. Derslerde hep hayalim olan taş evlerden çizmiş, bahçesine, balkonuna her yerine rengarenk çiçekler kondurmuştum. İç tasarımını zaten hayal etmeye gerek yoktu çünkü iç mimarlık okuyordum. Yaşıtlarım gezip, eğlenirken ben ve Cansu sadece hayal kuruyorduk. İşte bu yüzdendi titiz olmam, işte bu yüzdendi hayatımda aşka yer vermemem. "Geldik Nazlı Hanımım.” Diyen sesle kendime gelip hafifçe gülümsedim. "Emre abi ne hanımı Allah aşkına ya ben senin kız kardeşinim, geçelim hanım ayaklarını." dedim gülerek ve aşağı indim. Zaten Cansu da kapıda bekliyordu. "Hoş geldin canım." demişti gülümseyerek. "Hoş buldum ateşli kızılım benim. Anlat bakalım şimdi neler oluyor?" dedim otelden içeri girerken. "Dediğim gibi üç oda istediler. Çift kişilik oda için temiz ve düzenli olması için ısrar ettiler. Güneşi görmesi lazımmış, ayrıca çok kaliteli bir şarap istendi. Banyo içinde kesinlikle bornoz." "Zıkkımın dibini içesice. Bir prezervatif istemediği kalmış.” deyip resepsiyondaki bilgisayarın başına geçtim. Yakın gözlüğümü takıp salı günü için hangi odalar boş ona baktım ve Cansu'ya döndüm. "Tamam. Balayı çiftimiz salı sabahı ayrılıyor zaten. Şerife ablaya söyledik mi iş tamamdır. Neyse bunları boş ver de kimmiş seni bu kadar telaşa sokan önemli misafirler." Ondan gelecek cevabı beklerken gözlüğümü çıkarıp kabına yerleştirdim. "Ay ne bileyim Nazlı? Ben yardımcısı ile görüştüm. Asaf… Evet evet, Asaf Çavuşoğlu." dediğinde kaşlarımı çattım. Bu ismi duymuştum ama kim olduğunu hatırlayamıyorum. "İyide bildiğim kadarı ile bu adamın burada da oteli var. Ne alaka bizim otel?" dedim kafamda kırk tilki dönerken. "Bilmiyorum Nazlı. Benim de aklıma gelmedi değil hani. Aman her neyse. Bu arada bir hafta kalacaklarmış." "Oha... Bir hafta mı?" Bir hafta demek çalışanlarımın bol bahşiş kazanması demekti ve bu da bizim için harika bir haber demekti. "O zaman bize de saygıdeğer Asaf Bey’e saygıda kusur etmemek düşer değil mi kızıl." **** ASAF   Sırtımı bembeyaz yastığa dayamış karşımda sadece külotu ile dolanan nişanlıma bakıyordum. Silikonlu göğüslerini kapatan herhangi bir şey yoktu üstünde, gayet rahattı sanki be yokmuşum gibi... Bir yetmişe yakın boyu, sarı saçları, uzun bacakları ve mavi gözleri ile güzel hatta çok güzel bir kadındı. Ama benim için ne ifade ediyordu tam emin değildim... "Neden çıplak dolanıyorsun?" dedim en son merakıma yenik düşüp. Aslında neden dolandığını az çok tahmin ediyordum ama yine de onun ağzından duymak istemiştim. "Giyinmem için bir sebep göremiyorum sevgilim. Sonuçta benim kocam olacak adamsın. Göreceğin kadar da gördün zaten..." dediğinde derin bir nefes aldım ve yataktan kalktım. Ben bile bu kadından daha edepliydim ki altımda hala iç çamaşırım vardı. "Ben duşa giriyorum Ebru. Birkaç oteli gezip çalışanlarla konuşmam lazım."deyip banyoya yöneldiğim sırada çıplak göğüsleri sırtıma dayanmıştı. "Seni istiyorum anlamıyor musun? Sana doyamıyorum." Sözlerini tamamladıktan sonra sırtıma ufak ufak öpücükler kondurmaya başlamıştı... "Zamanımın her dakikasını seninle sevişerek geçiremem Ebru anla artık." Banyoya girdim ve daha kabini kapatmaya fırsatım olmadan o da içeri girmişti. "Beni geri çeviremezsin Asaf!" Ben daha ne olduğunu anlamadan göğüs ucumu ağzına almış ve ısırmaya başlamıştı. Gözlerimi kapayıp bir kez daha nişanlandığım güne lanet ettim. En çok da altı sene önce gördüğüm sarı saçlı kız çocuğuna. Lanet olsun deyip bir anda kafasından tuttum ve dizlerinin üstüne çökmesine izin verdim. Ağzının kenarını yalamasından, gözlerinin parlamasından ne istediğimi anladığını adım gibi biliyordum... Ve bingo... Dediğim gibi de olmuş avına yaklaşan bir panter edası ile aletimi ağzına almıştı... Ama aklımda hala altı sene önceki görüntü vardı... Yarım saat sonra duştan çıktığımda elinde telefonla bana bakan kadına döndüm. "Baban sürekli arıyor." dediğinde ona bakmadan telefonu elime aldım ve hemen babama döndüm. "Efendim baba." dedim sakince... Normalde hafta sonu rahatsız etmezdi beni. Acaba bir sorun mu çıkmıştı? "Evlat kusura bakma rahatsız ettim, nasılsın?" "İyiyim baba teşekkür ederim. Bir sorun mu var?" diye sordum karşımdaki kadının kaşlarını kaldırmış bakmasına aldırmadan. "Oğlum biliyorsun salı günü Diyarbakır'daki oteli kontrol etmeye gidecektim. Tamam normalde hiçbir sorun yok ama biliyorsun işte ben böyleyim ve baskın yapmayı severim." dediğinde derin bir nefes aldım ve devam etmesini bekledim. "Ama hesapta olmayan bir açılış çıktı ve buna katılmam gerek. Acaba diyorum benim yerime sen gitsen. Hem Ebru ile tatil yapmış olursunuz.” Hay sikeyim bu işi. "Tamam baba gerisini ben hallederim."dedim sinirlendiğimi belli etmeyerek. "Sağol evlat, Annenin selamı var. Görüşürüz." "Görüşürüz Baba!" deyip telefonu kapadım ve hiç zaman kaybetmeden yardımcım Cem'i aradım. "Diyarbakır için üç kişilik bilet al Cem. Salı günü orada olmam gerekiyor. Ayrıca küçük bir otel ayarla ve geldiğimden kimsenin haberi olmasın. Son bir şey daha kalacağım odanın temiz olmasına dikkat et, diğerlerini söylememe gerek yok zaten” deyip karşı taraftan tamam onayı aldıktan sonra telefonu kapadım ve yatağın üstüne fırlattım. "Nereye gidiyoruz Aşkım?" diyen kadına aldırmadan üzerimi giyinmeye başladım. Kısa süre içinde ıslak saçlarımı umursamadan ona döndüm ve dudaklarına baştan savma bir öpücük bırakarak konuşmaya başladım. "İşlerim var. Eğer Diyarbakır'a gelmek istiyorsan pazartesi hazır ol ve adam akıllı kıyafetler al yanına.” Arkamdan bağırmasına aldırmadan asansöre binip, etraftaki insanların bakışlarını umursamadan arabama atlayıp gaza bastım... Ve yolculuk boyunca gözlerimin önüne gelen tek şey yine yıllar öncesine ait o maviler olmuştu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
63.9K
bc

AŞKLA BERDEL

read
81.4K
bc

HÜKÜM

read
226.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
531.3K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
46.1K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
24.5K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook