Firuze... Demir kapı, ardımdaki hayatın üzerine bir giyotin gibi kapandı. O gıcırtı, on dokuz yıllık çocukluğumun kemik sesleri gibiydi. Ayaklarımın altındaki toprak yanıyordu sanki; hıçkırıklarım boğazımı parçalarcasına dışarı çıkmak istiyor ama nefesim kesiliyordu... Kaçıyordum. Babamın o pazarlık kokan ellerinden, annemin suskunluğuna sinmiş o ağır tokat izinden, en çok da o yabancının, o satın alıcının üzerime çöken karanlık gölgesinden... "FİRUZE!" Adım, gecenin sessizliğini bir bıçak gibi yardı. O ses... o yabancının sesiydi. Öyle otoriter, öyle mülkiyet sahibi bir tondaydı ki, sanki beni çoktan tapulu malı ilan etmişti. Durmadım. arakama bile bakmadan Can havliyle avlunun dışındaki saman çadırlarının arasına daldım. Saman tozları genzimi yakıyor, gözyaşlarıma karışıp yüzüme y

