Damdan Düşer Gibi...

1463 Words
Eğer nereye gideceğini bilmediği için bir insan kaybolmuş olduğunu düşünüyorsa; her yere gidebileceği gerçeği ile yüzleşip özgürlüğün farkına da varmalıdır. Kaybolmak bazen kendini bulmaktır. Ancak avuç içi gibi bilinen bir mahallenin sokaklarında kaybolmak, insana bazen endişenin en alasaını yaşatabilir. Kesik kesik hatırıma düşen görüntülere henüz anlam yükleyebilmiş değilim. Şimdi ise yumuşak bir zeminin üzerinde göz kapaklarımı delip geçmek isteyen güneş ışığına direnir vaziyetteyim. Her sabah uyandığım gürültü duyulmuyor bu kez. Aksine öyle bir sessizlik hakim ki; iç organlarımın devinimini bile hissedebiliyorum. Mesela kalbim; ürkek bir orman sakininin av olmaktan korktuğu anlardaki gibi çırpınıyor. Gözlerimi açınca ne göreceğimi bilememenin korkusu ve aynı zamanda bu bilinmezliği gidermek için devleşen merakım kıyasıya yarışırken; sessizliği bir kapının usulca kıvrılmaya çalışılan kulpu bozuyor. Bir beden odanın içerisine süzülüp güneşle arama girince ister istemez gözlerimi açmam gerektiğinin de farkına varıyorum. Önce ellerini bedenini saran pantolonunun içine sokmuş bir erkek cüssesi giriyor görüş alanıma, sonra da gözlerim koyu yeşil gözlerle kesişiyor. Kaya Soner... Onun kendinden emin duruşu karşısında, benim olduğum hali sorgulayacak cesaretim bile yok üstelik. "Atıştırman için bir şeyler hazırlattım. Banyoda da senin için bir kaç parça kıyafet ve temiz havlu var. İşlerini hallet ve aşağı gel. Konuşmamız gereken şeyler var." Ağzından çıkan sözler sonucunda nihayet uyanan zihnim, buradaki saçma varlığımı sorguluyor. "Ben burada sıradan bir misafir değilim. Rızam dışında getirildim. O yüzden derdiniz neyse bir an önce söyleyin. Evime gitmek istiyorum, ailem merak etmiş olmalı." Gerçekten mi Dülrüba? Seni kaçıran adam için ailenin ne düşündüğü önemli mi? "Ailen konusunda endişelenme. Onlar seni sınıf arkadaşlarında sınavların için sabahladığını sanıyor. Annen biraz üsteledi ama neyse ki sonunda ikna oldu. O Hakan denilen herif, kendi elleri ile seni arkadaşına bıraktığını söyleyince, daha fazla kurcalamadı Fatma hanım. Ne kadar da güveniyor şu herife. Bu devirde böyle güvenilir insanlar bulmak çok zor oysaki." Ne saçmalıyordu bu adam? Hakan hangi ara annemi arayıp böyle saçma bir yalan söylemişti? "Bakın beyfendi, söyledikleriniz gerçekten de mantık dışı. Hem ben en son baygınlık geçirdiğimi hatırlıyorum. Etrafta birilerinin bağrışları duyuluyordu. Dün gece tam olarak ne oldu, neden buradayım ben? Bu yaptığınızın adam kaçırmak olduğunu biliyorsunuz değil mi?" Histerik bir gülüş döküldü dudaklarından. "Bir avukat ordusuna sahibim küçük hanım. Hukuki terimlerle pek aram olmasa da neyin suç olup olmadığını biliyorum. Hem seninle konuştuktan sonra neden burada olduğunu daha iyi anlayacaksın. Üstelik duyacağın şeyler senin de işine yarayacak. Bana güven." Etrafıma bakınmak ancak aklıma geldiğinde oldukça zevkli bir şekilde döşenmiş bir yatak odasında olduğumu gördüm. İçgüdüsel olarak üzerimdekileri kontrol edince derin bir nefes almıştım. Elbette bu halim odadaki adamın dikkatinden kaçmadı ve alaylı bir gülüş kondurdu dudaklarına. Bakışlarımı kaçırıp ayaklandığımda başım şiddetli bir şekilde döndü. Saat kaçtı bilmiyorum ama ben dün sabah hastanede yediğim sandwichten başka bir şey koymamıştım ağzıma. Yatağın ayak ucundaki topuza düşememek için tutunduğumda o aniden yanıma adımladı ve kolumdan tuttu. "Yavaş ol. Dün bizimkiler ilacın dozunu biraz abartmışlar. O yüzden bu saate kadar uyanamadın." Beyninden vurulmuşa dönmek bu olsa gerekti. "Ne ilacından bahsediyorsun sen, bana ne verdiniz siz?" Sesim cılız çıkıyordu ama korkumun kokusu dahi duyulacak kadar kuvvetliydi. "Korkmana gerek yok. Basit bir anestezik. Seni başka türlü buraya getiremezdim. Üstelik o adama yaptıklarımı görmeni istemedim." Artık dizlerimin titremesinin sebebi bana verdikleri ilaç değil, bariz korkuydu. "Ona ne yaptınızı? Neden?" Hakan abiden hoşlanmıyordum ama yine de benim yüzümden kimsenin canının yanmasını istemezdim. "Merak etme sadece biraz hırpaladım. Sana yaptıklarının yanında az bile. Bir daha seni kolay kolay rahatsız edemez merak etme. Öyle korktu ki ödlek herif, iş birliği yapmaya bile razı oldu baksana." Başımı sağ tarafa çeviediğimde gördüğüm kapının bir banyoya açıldığını umarak oraya doğru adımladım. Bana dokunmuyor ama her an düşebilecekmişim gibi yarım adımlık mesafeden takip ediyordu. Banyoya girip kapıyı kapatınca midemde biriken bütün safrayı boşalttım. Belki bana verdiklerinden belki de vücudumun artan adrenaline verdiği tepkiden bilmiyorum ancak; kuvvetli bir mide bulantısı hissediyordum. Endişeli olduğu belli olan bir sesle "iyi misin?" diye sordu ama ses vermek gelmedi içimden. Bir kere daha kapıya vurmasına izin vermeden çıktım. "Evime gitmek istiyorum" diyebildiğim şeyler sadece bunlardı. - Bak! Biliyorum korkuyorsun ama beni dinlemen lazım. Aslında dün o sokağa seninle düzgün bir şekilde konuşmak için gelmiştim. Ama o itin sana yaptığı muameleyi görünce iş çığrından çıktı. Çevredeki merklı gözleri üzerimize, daha doğrusu senin üzerine çekmemek için aceleci davrandım. Bütün bu yaşadıkların için senden gerçekten özür diliyorum. - Ne kadar güzel. Özür dilemek de bir meziyet sonuçta öyle değil mi? Ama ben neyi anlamadım biliyor musunuz, neden bana ilaç vermek gibi yasa dışı bir yola başvurdunuz? - Söyledim ya. O adama yaptıklarımı görme diye. Yani övünmüyorum elbette. Neticede hoş şeyler değildi. Aslında şiddete başvurmak tarzım değil ama o adamı sana öyle davranırken görünce çileden çıktım diyelim. - Her neyse bakın, boşuna konuşuyoruz. Benim burada bu şekilde bulunmam çok saçma. Ne söyleyecekseniz söyleyin de bir an önce gideyim. - Tamam, ben de konuşmak istiyorum zaten. Ama önce bir şeyler yemelisin. Lütfen! Aşağıda bekliyorum seni. Merdivenden inince sağdaki ilk kapıdan gireceksin. Orası mutfak. Gerçekten de komik bir rüyanın içerisinde gibi hissediyordum kendimi. O odadan çıkar çıkmaz saçlarımıdaki tokayı sökercesine çıkardım ve acıyan saç diplerimi ovaladım. Dün sabahtan beri bağlı olduğu için saç diplerim epey acımıştı. Bir an önce bu evden kurtulmak için sanırım söylediklerini yapmam gerekiyordu. Yatağın kenarında duran ayakkabılarımı ayağıma geçirip çıktım odadan. Gördüğüm kadarıyla o da bu evde ayakkabıyla geziyordu. Merdivenlerden inip sağa döndüğümde bahsettiği kapının arkasaında bir kadınla konuştuğunu duydum. Anladığım kadarıyla evde yalnız değildik. Sanırım bu durumun beni rahatlatması gerekiyordu. Fakat; yabancı biriyle karşılaşacak olmak her zaman olduğu gibi yine gerilmeme neden oldu . Hafif aralıkm olan kapıdan girince hafifçe öksürdüm. Geldiğimi fark eden ikili konuşmasına ara verdi. Sesini duyduğum kadın orta yaşlı, kısa boylu güleç biri gibi duruyordu. Evin çalışanı olduğunu "Siz masaya buyurun ben hemen çayınızı koyuyorum." deyişinden anladım. "Teşekkür ederim ama fazla vaktim yok." diyebildim sadece. Bana ne kadar iyi davranılırsa davranılsın burada daha fazla durmak istemiyordum. - Gülten hanım bize biraz müsaade eder misiniz? - Tabii Kaya bey. Bir ihtiyacınız olursa seslenin lütfen. Çalışanını ona içtenlikle baktığını görmesem; Soner ailesinden hiç kimsenin insanca tepkiler vereceğine ihtimal vermezdim. Gerçi bugün benimle konuşurken, hastanedeki karşılaşmalarımıza göre daha kibardı ama yine de tam olarak bu soyadında birine güvenmek gelmiyordu içimden.. - Hadi bir iki lokma bir şeyler ye. Yüzün kireç gibi. - Konumuz benim yüzümün rengi değil anladığım kadarıyla Kaya bey. Rica etsem artık sadede gelebilir misiniz? - Peki. Ne yapsam direncini kıramayacağım, anlaşıldı. Bak Dilrüba; bundan iki yıl önce babanın da yaralandığı bir kaza meydana geldi. Ben o sırada İngilterede kendi işimin başındaydım. Şirketimin Soner grup ile uzaktan yakından bir ilişkisi yok. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. İstiyorum çünkü kendi başıma var olmak istememin sebebi de burada karşılaştığım usulsüzlükler. 22 Ekim 2017 yılında Soner inşaat Zafer inşaat ile bir ortaklık kurdu. Bu ortaklığı onaylamadığım halde, babam ve kardeşim bu konuda ısrarcı oldular ve haliyle oy çokluğu ile ortaklık kuruldu. Zafer İnşaat piyasada pek iyi bir üne sahip değil. İhalelere fesat karıştırmak, mafya ile iş birliği ve bakanlıktaki üst düzey bazı bürokratlarla kirli ilişkiler kurmak gibi yasa dışı meziyetlere sahip bir oluşum. Biz o ortaklığı kurmadan önce kendi halinde kavrulan ve kısa sürede oldukça iyi işler yapan bir inşaat şirketi iken; son zamanlarda ihalelerde önümüz kesilmeye ve ruhsat sıkıntıları yaşamaya başladık. Babam ve Bora, güçlü bir ortaklığın bu sorunları gidereceğine inandılar. Aslında Zafer İnşaata bulaşmalarının sebebi de bu. Ama ben bir takım araştırmalar yaptım ve gördüm ki; önümüze zamanında bu engelleri çıkaran da onlarmış. Anlayacağın usta bir şekilde bizi kendilerine mecbur etmişler. - Peki bu ortaklığın babamın yaralandığı kaza ile ne ilgisi var? - Geldik can alıcı soruya. O gün asansörde bulunup hayatını kaybeden Hakkı Kuru bir cinayetin görgü şahidiydi. Aslında asansöre tek başına bineceği düşünülüyordu ama baban ve Ömer abi de binince kaza boyut değiştirdi. Hakkı bey ölünce zaten emellerine ulaştılar ama ihmal soruşturması geçirmemek ve inşatın mühürlenmemesi içinde çirkin yollara başvurdular. Ne yazık ki kardeşim de buna alet oldu. Yaptığını asla tasvip etmiyorum. Hatta buraya dönüş sebebim de onu bu kirli ortaklıktan kurtarmak. Babam kendini kızağa çekti, bütün işi Bora'ya bıraktı. Kendince ona sorumluluk vererek tecrübe kazanmasını sağladığını düşünüyor ama arka planda dönenlerden haberi olsa kalpten gider. - Peki bunları bana neden anlatıyorsunuz? Bakın Kaya bey, sizinle açık konuşacağım. Ben bu okulu bitirir bitirmez, o kazazedelerin hakkını aramak için elimden geleni yapacağım. Yani bu anlattıklarınız aslında benim elime büyük kozlar veriyor. - Ben sana koz vermekte bir behis görmüyorum Dilrüba. Senden yardım istiyorum. - Ben size nasıl yardım edebilirim ki Kaya bey? - İsteyeceğim kolay bir şey değil. Ama senden başka kimseye güvenemem. Buraya döndüm, şirketin yönetimini elime aldım ve bu sebeple beni de onlarla iş birliği yapacak sanıyorlar. Başta niyetim bütün ortaklığı feshedip işin içinden çıkmaktı ama sonra düşününce aklıma daha farklı bir fikir geldi. Ben onlar gibi gözükeceğim ama benim yanımda olan biri de onlar hakkında kuvvetli deliller bulacak. Ve bu yanımdaki kişinin soyadı Soner olursa onların dikkatini çekmeyecek. - Bir dakika, bir dakika anlamadım? Tam olarak ne demek istiyorsunuz? - Evlenmemiz gerekiyor diyorum Dilrüba...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD