✍ ✍ ✍
Gece hiç uyuyamadım o bakış her zaman beni korkuturdu ve gece boyu Allah’a beni koruması için hep dua ettim. Uyuyamadığım için duş için banyoya gittim. Aklım o kadar doluydu ki korku beni içine almıştı ve ne ara suyu açıp duşa kabinin içine girdim bilmiyorum ama birden soğuk suyu tenimde hissederek kendime geldim.
Soğuk su hep beni kendime getirirdi ha burada yaz kış fark etmez ben hep soğuk suyla duş alırım. Bu yüzden bağışıklığım zayıftı ve hasta olduğumda hastalığı atlatmam çok zor olurdu. Anneannem nasıl başardıysa asla odama sıcak su gelmezdi ve benimde diğer banyo da yıkanmama izin yoktu sanki sensör var da ben girdiğim an orada bitiyordu.
Bu yüzden herhangi bir banyoda yıkanamıyorum. Evde olmadığı gün doğalgazı keser ve açılmaması içinde kombiyi özel olarak kilitli bir dolap yaptırmıştı. Evde olduğunda açamadığım şeyi evde değilken de açamazdım ve her zamanda kilitlidir. Bulaşıkları yıkadığımda sıcak suyun tenimde bıraktığı o hissi sevdiğim için bulaşıkları yıkarken oyalanırdım.
Bazen dirseklerime ve bileğime sıcak suya tutardım yoksa senelerce vücuduma sıcak su değmezdi. Alıştım da zaten bu duruma artık soğuk yüzünden saçımı hep kısa kestirirdim. O buz gibi su uzun saçları da bıçak kesiği etkisi yaratıyordu ve en önemlisi o uzun saçı soğuk su da yıkayamadığım için hep saçlarım çabuk bitlenirdi.
Okuldan anneanneme bu söylendiğinde anneannem “Çocuk işte sürekli toprakla uğraşıyor. Sokak hayvanlarını sevdiği için bit kapmıştır aman kimseye deme öğretmen bey” dediğinde bana da kızgın bakışları atıyordu.
Hemen beni alıp eve götürdü banyoda saçlarımı erkek saçı gibi kesmişti tabi o makasın bedenimi yaraladığı kısımlarını da bir ömür taşıyacağım izlere yenisi olarak eklendi.
Üstümü giyinip yatağa oturup ayağıma baktığımda soymuş, su toplamış ve kıpkırmızı bir ayak karşımdaydı. Acı hissetmiyordum ama sızlama vardı. Sürekli acı maruz kaldığım için bu acıyı hissetmiyordum oyalanmadan hemen ayağıma krem sürüp sardığım gibi odadan çıktım.
Hızlıca mutfağa gidip hemen kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Masayı güzelce hazırladığımda anneannemi kapının orada gördüm gülüyordu. Masaya oturup kahvaltısını yapıp kalktığında iyice şaşırdım. Bir şey demişti ya da bir şey yapmamıştı daha ne istiyorsun diyen iç sesimle titremiştim. Büyük bir şey olacaktı anneannemin bana karışmadığı gün yoktu ve böyle olmasının ardından büyük bir şeyin geleceğini haber ediyordu ve bu beni korkutmaya yetmişti.
Allah’ım sen beni koru diye içimden dua ediyordum.
Bir olay daha kaldırabileceğimi düşünmüyordum. Dün geceden beri korkudan iştahım kesilmişti bir şey yemeden mutfağı toparladım. Zil çaldığında hemen kapıya bakmaya gitmeden anneannem kapıyı açmıştı. Gelenin sevil yenge olduğunu duyunca yine şaşırmıştım. Hiç bu saatte gelmezdi bir de anneannemin kapıyı açması bende ayrı bir şaşkın yarattı.
Sevil yengenin “Anne sonunda o beslemeden kurtulacağız” dediğinde anneannem hemen “Kızım sus sakın duymasın” diye Sevil yengeyi uyarmıştı. Artık iyice emin olmuştum kesin bir şey planlanıyordu. Sevil yengenin içeriden “Kız çay getir uyuşuk” diye bağırmasıyla daldığım düşüncelerden çıkıp hemen çay sıcak çaydan iki bardak doldurup götürdüm.
Sehpayı önlerine koyup çaylarını koyarken Sevil yengenin yüzüme doğru sinsi sırıtmasıyla ürperdim. Sevil yenge “Ne bakıyorsun kız git öğle yemeği yap kocam ve kızım gelecek et sote, pilav ve salata yap şimdilik birde börek yap iki tepsi peynirli olsun, kocam işyerine götürecek gelmeden hazır olsun yoksa sana ne yapacağımı biliyorsun.” Dediğinde başımı sallayıp hemen mutfağa gittim.
Hemen dediklerini hazırlamazsam ne yapacağını iyi biliyordum. Ellerimi yıkayıp ilk önce böreği yapmaya başladım. Ne olursa olsun yemek yapmak çok hoşuma giderdi zor öğrendim hep ellerimi yakar ya da keserdim ama benim yine de çok hoşuma giderdi. Bütün şeyleri hazırladığımda saatte baktım. Dayımların gelmesine daha vardı ama çok da güzel olmuştu.
Börekleri fırında bırakıp tam mutfaktan çıkarken “Merak etme anne çok acı çekecek sende huzurlu olacaksın onun acısından bunu sana garanti ediyorum. Anlattım ya sana zaten nasıl biri olduğunu gönlünü rahat tut. O kız evlendikten sonra sen rahat bir nefes alacaksın.” Duyduğumda bir adım daha atamadım. Benim hakkımda nasıl bir planları vardı. İçimden Allah’ım sen beni korudu, kimsenin daha fazla acı çektirmesine izin verme diye dua ediyordum.
Ayak sesleri duyduğum gibi kendimi mutfağa attım. Sevil yenge mutfağa gelip bana küçümseyerek bakıp kendine çay koydu. “Yaptın değil mi? Yoksa cezasını çekersin.” Dediğinde başımı aşağı yukarı sallayarak ona yanıt verdim. Hiçbir şey demeyerek mutfaktan çıkıp gitti. Sandalyeyi çekip oturdum, ellerimi çenemin altına koyup yine düşüncelere esir olmuştum.
Artık bu hayatta yaşamaktan bıktım, Allah’ın canımı alması için dua etmeye başladım. Benim için yaşamak hatta nefes almak bile artık çok acı çekmeme neden oluyor. Dayanamıyorum, çektiğim her nefes ciğerlerimi yakıyor. Sanki artık acı nefeslerime hatta vücuduma bile karışmıştı. Bu dünyaya acı çekmek için mi geldim acaba? Diye düşünmeye başlıyordum. Bir insanın bu kadar kötü olacağı ya da bu kadar acı çekeceğini hiç düşünemezdim.
Ben zaten artık neden yaşıyorum ki…
Ben neden hala nefes almak için çabalıyorum ki…
Benim bu hayattan ne gibi bir beklentim var ki…
Ben zaten ölüme kucak açmamış mıydım?
Peki, neden hala HAYATTAYIM… NEDEN?
Cevaplandıramadığım sorular beynimi işgal ediyor ve ben bu durumdan artık çok yoruldum.
YORULDUM.
TÜKENDİM.
BİTTİM.
Benden geriye ne kaldı ki…
Neden ölmüyorum da bu hayatı yaşıyorum?
Daha fazla acı için mi?
İyi de benim soluğumda bile acı hakimken daha fazla acı çekmem bu hayatta adaletsizliği oluşturmuyor mu?
Her gün ölmek için dua etmem ve ölmemem bana aslında nasıl bir gelecek sunuyor.
22 yaşındaki bir genç kız olarak görülüyorken ruhumun daha da yaşlı olması sanki artık her şeyi görmüş ve yaşamış bir yaşlı gibi ölümü dilemem nasıl bir ikilemi bünyesinde barındırıyor.
Bu hayatta artık her şeyi görmüş biri gibi hissediyorum fakat bir şeyi unutuyorum ben bu hayatta sadece acı gördüm.
Sevgi, aile, mutluluk gibi şeyleri görmedim ki…
Çok acı değil mi hayatında kahkaha bile atamamak? Ben hiç kahkaha atarak gülmedim ki…
Daha doğrusu ben hiç hayatımda gülümsemedim ki…
Ben bu hayattan hiç tat almadım, alamadım ki…
Şimdi dönüp arkama baktığımda gördüğüm sadece saf bir acı var. Katran karası bir acı zift gibi her yerime bulaşmış çıkmayan pis bir şey, ne kadar çıkartmaya çalışsam da hatta derimi söksem bile çıkmıyor.
Peki, ben ne yapacaktım?
Hayır, hayır artık ölme vaktim geldi.
Ben evlenemem ki...
Ben o adamın bana dokunmasına dayanamam ki...
İllaki çocuk isterdi...
Ben başkasına can olamam ki…
Ben bundan anlamam ki…
Hayır, hayır yapamam nasıl olacak…
Evlensem bir aile ortamı kuramam ki…
Daha doğrusu evlilik ne ki…
Ben daha onu bile bilmiyordum. Bir insan evli olunca ne olur ki…
Ben altı yaşımdaki durumdan çıkamadım ki bana dokunmasına nasıl izin veririm ki...
Hele ki bebek senin doğuracağın canından can katacağın bir melek dünyaya gelecek.
Ben bir bebeğe anne nasıl olunur bilmiyorum ki?
Bu düşünceler nefesimi kesiyor. Bir çıkış yol olmalı yapamam bilmediğim bir şeyi yapamam. Ben acıdan başka bir şey bilmeyen bir kızım başkasına sevgi veremem ki…
Ben sevgiyi bile bilmem, hayatı boyunca fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmış ben ne yapabilirim ki…
Ben ancak acıdan, şiddetten anlarım. Allah’ım yardım et, dayanmama yardım et.
Bir an önce canımı al da beni kimsenin günahına sokma Yarabbi. Sen mazlum birinin günahına girmemdense al canımı ya da benim burada kalma mı sağla. Ben acı çekerim ama günahsız bir meleğin acısı olmama sağlama rabbim.
Kalbim sanki yerinden çıkacak gibi derin soluklar alsam da fayda etmiyor. Sanki astım hastası bir kişinin koşmaktan nefessiz kalması gibiyim.
Korkudan bu durum biliyorum saf korkudan ama ne yapacağımı bilmiyorum. Bu işi için nasıl çıkacağımı bilmiyorum. Hissediyorum bu evlilik olursa çok kötü şeyler olacak. Ama bu kötülük benim için değil karşı taraf için olacak.
Biliyorum anneannem beni iyi bir kişiye vermez. Hep daha kötü olmamı ister. Hatta Sevil yengenin dediği gibi rahat bir nefes alması ancak benim acı çekmemle oluyordu. Ben ne zaman acı çeksem yüzünde öyle güzel bir gülümseme oluyor ki anlatamam.
Öyle huzurlu bir gülümseme ki küçükken o gülümsemesini hep çok severdim. Çünkü daha az korkutucu olurdu. Ama daha sonra anladım ki o gülümseme hep benim canım acırken ortaya çıkıyordu. Bu yüzden o kişinin kötü olacağın şüphem bile yok.
Benim tek endişem bana tanıdığım erkeklerin bile dokunmasına dayanamıyorken, tanımadığım birisinin dokunması ama en acısı bir melek dünyaya gelse ona bakamam. Ona sevgi veremem, ona ben ancak acı verirdim.
Yoksa o adam beni öldürse bile kurtuluş olarak görürüm. Bundan daha çok acı çekemem ki bana dokunmasını bile zorla kabul etsem anneannem ve Sevil yengenin söylediği gibi bana yapmadığını bırakmayan bir kişi o meleğe neler yapmazdı ki...
Peki, o meleğe bir şey olsa ne yaparım. Onu nasıl korurum, en önemlisi ona nasıl anne sevgisi verebilirim ki…
Anne…
Hiç bilmediğim bir kavram ve hiç görmediğim bir kavram. Bir meleğe nasıl anne olunur ki…
En önemlisi bende annelik duygusu var mıydı ki…
Yok, yok olmaz ne olursa olsun bu acı dünyaya bir melek gelmeyecek. Oda acı çekecek ve ben onun acı ekmesini hiç istemiyorum. Bu dünyaya benim gibi acı çekecek birinin gelmesindense hiç olmasın daha iyi değil mi?
Çok kötü değil mi anne sevgisizliği ya da onunda benim gibi acılar çekmesi?
Yapamam olmaz evlensem bile bir bebek dünyaya getiremem. Bir şeyler bulmalıyım bir yolu olmalı ama ne?
Düşün, düşün, düşün....
Evlenmek istemesem de verirler zorla bu konuda bir şey yapmam çok güç ama bu evlilik benim kurtuluşum olabilir.
Hayır, mutlu bir hayattan bahsetmiyorum tam tersine biliyorum ki sonum ölüm olacak. Ama bu benim kurtuluşum olacak.
Ölüm benim acı çekmemi sonlandıracak bir olay zaten bu dünyaya bile Hz. Havva ve Hz. Adem zaten buraya bir günah sonucu gelmediler mi? Bu dünya onların ceza çekeceği yer değil mi? O zaman bu dünya sevgisi ne ki…
Bende bu dünyada acı çekmek için geldim ve şu anda artık bu dünyadan ayrılmam gerekiyor. Bence fazlaca bunun bedelini ödedim yaptığım şeyin bedeli ödedim. Artık ayrılmak istiyorum daha fazla bu dünya da kalmak istemiyorum ki…
Daha fazla acı çekmek istemiyorum bu yüzden evlilik hemen olurda bende artık kurtulurum bu dünyadan ama yine de bu bebek için kesin bir çözüm yapmalıyım.
Her şeyin bir çaresi vardır. Peki bunun çaresi ne düşün, düşün salak elbet bir yol olmalıdır.
Bebeğim olmaması için kesin bir sonuç olmalı ki bende bir meleği dünyaya getirmeyeyim. Onun yeri benim yanım olamaz, ona daha iyi bakacak bir aile gerek bu yüzden böyle bir şeyi engellemeliyim.
Doğum kontrol hapı desen nasıl alacağım ya da nasıl gizlice kullanmalıyım...
Yok yok daha kalıcı bir şey olmalı ama ne Rabbim yardım et ne yapamalıyım.
Aklıma geçenlerde okuduğum dergi geldi. Evet, evet teşekkürler Allah'ım çok teşekkür ederim.
O dergideki okuduğum yazı bir meleğin kurtulmasını sağlayacaktı. Kendimi kısırlaştıracaktım. Evet, bunu yapacaktım ama fiyatı biraz pahalıydı 100 ya da 800 Euro gibi belki daha fazla yapılıyor.
Bu parayı bulmalıyım. Ve bu işlemi yaptırmalıyım. Yoksa çok büyük bir günahın altına gireceğim. Belki de şu an en büyük kul hakkının altına gireceğim çünkü ben bir daha anne olamayacağım.
Ama zaten anne olma gibi bir düşüncem de yok ki hem o meleği dünyaya getirmek aslında ölsem bile boynumda çok büyük günah olarak kalacak.
İlk önce şu iş bir netleşsin sonra hastaneleri araştırıp para bulmaya çalışacağım. Bu işlem için şu anda o kadar rahatladım ki bu karar doğru bir karardı. Peki, kalbimdeki bu ince bir sızı neden var? Evet, rahatladım bu kararla ama önemli değil ben zaten o sızıyı hep hissetmiyor muyum?
Derin bir nefes alıp kendime gelmeye çalıştım. Ne olursa olsun bu işlemi yaptırmalıyım bu yüzden ilk önce bu işin olması lazım sonra da para bulup yaptırmalıyım.
Dayımın sesiyle kendime geldim. Hemen masayı hazırlamaya başladım. Dayım ve Sude hemen masaya gelip yemeye başladı bende onların bir ihtiyacı olur diye ayakta bekledim. Aslında alışığım buna o yüzden artık eskisi kadar zor gelmiyor.
Sevil yenge de bir yandan konuşuyordu. “Hayatım börekler hazır çok güzel oldu çok senin için ellerimle hazırladım.” Dediğinde bu kadar riyakâr bir insan ancak benim midemi bulandırıyordu. Dayımda ona gülümseyerek karşılık verdi.
“Bu hiçbir şey yapmadı mı?” diye sorduğunda “Ah ah nerde? Aman neyse sen kafaya takma elime yapışmadı sonuç da biraz belim ağırdı ama onu sende ev de bir mesaj yaparsan ödeşiriz kocam.” Dediğinde nerdeyse kusacaktım.
İğrenç insanlardı hepsi bende artık laf anlatmaktan bıkmıştım. Dinlenmiyordum da o yüzden kendimi anlatmaya çalışmayacaktım. Dayımın homurdanma sesiyle yine dövecekti anlamıştım ama zaten dayaklara alışmamış mıydım? Zaten ben onları Allah’a havale etmiştim. Biliyorum o bir yetimin, öksüzün ahını yerde bırakmaz. Dayım yemeğini yiyip hemen ayağa kalkıp elini mutfağın lavabosunda yıkayıp kolumda tuttuğu gibi mutfaktan çıkarttı.
Hızlı adımlarla beni odama götürüp kapıyı kapatırken Sevil yengenin “Kocacığım çok kötü dövme sonra iyice asileşiyor.” Dediğinde dayım yüzüme vurmasıyla sert bir şekilde yere düştüm.
“LAN ben sana ne diyorum ha anneme, yengene saygılı olacaksın demedim mi? Her işi yapacaksın demedim. Sen asileşip başımıza oruspu mu kesileceksin ha” derken bir yandan da vuruyordu.
En sonunda dayım dayak atmaktan yorulduğu için bırakırken yavaşça ayağa kalkmaya çalıştım. Diğerleri de odaya gelmişti. Zorlukla ayağa kalkmaya çalıştığımda dayımın gözlerinin içine bakıp “Gözlerini kör ettin her şeye dilerim ki rabbimden buna göz yuman ve bunu bana yaşatan herkesin iki yakası bir araya gelmesin. Sizde hayatınız boyunca acılar çekin ve her acınızda bana yaşattığınız şeyler gözünüzün önüne gelsin. Hakkım iki dünyada da sorulsun.” Dediğimde hepsinin yüzünde şaşkın vardı.
Yavaşça banyoya gidip lavabonun önünde suyu açıp yüzümü yıkamaya başladım. İlk defa sesli bir şekilde bunu söylemiştim. İlk defa acımı sesli dile getirmiştim, nasıl söyledim bilmiyorum ama iyi ki de demiştim. İçeriden hala ses geliyordu.
Sanırım dayım yine sinirlenmişti. Hah çok önemliymiş gibi banyodan çıktığımda kimse yoktu. Dolaptan yeni bir elbise alıp banyoya geçtim. Her yerim ağrıyordu zorlukta vücuduma ve yüzüme krem sürüp ayağıma baktım. Ona da yanık kremi sürüp sardım sonra üstümü giyinip yatağa geçip uzandım. Biliyordum rabbim asla ahımı yerde bırakmaz. Özellikle bir yetimin hakkını asla yerde bırakmaz. Er ya da geç ahlarım, gözyaşlarım onları perişan edecekti.
Kendimi derin bir karanlığa bıraktım.