“Seni ben istedim.” diyen Bora’yla kaşları daha da çatıldı Seher’in.
“Öyle mi? Seçtin yani beni. Neden? Diğer adaylar çok mu kötüydü de 3 yıl önce yüzüstü bıraktığım sevgilime geri döneyim dedin.” Bu sefer sesi daha kısıktı Seher’in ama her bir harfte siniri hissediliyordu. Bu sinir Bora’yı korkutmadı aksine Seher’e daha da yaklaştı.
“Sen varken diğerleri diye bir seçenek asla olmadı. Olmaz da. Benim bir geleceğim varsa bu seninle olacak.”
“Hani ben senin hayallerinde yoktum.” Gözlerinden ne kadar kırgın olduğu anlaşılıyordu. 3 yıl önce, Bora’nın bıraktığı mektupta bu cümleyi okurken hissettiği kalp ağrısı hala yerli yerindeydi.
Bora iki elini de Seher’in yanaklarına çıkardı. Sol elinin baş parmağıyla da yanağını okşuyordu. Yüzleri birbirlerine daha yakındı artık. “Sen benim tek hayalimsin.”
Bu itirafla anlık gözleri dalgalandı Seher’in ama kendini çabuk toparladı. Yüzündeki elleri kendinden uzaklaştırdı. “Git başka birini bul.”
Dudağının bir kenarı havalandı Bora’nın. Gözleriyse yumuşacık bakıyordu. “Bana sen lazımsın.”
Seher bu cümlenin etkisindeyken Bora biraz daha yaklaştı Seher’e. Saçlarına çıktı bir eli. Önündeki bir tutam saçı kulağının arkasına sıkıştırdı. Parmakları Seher’in kulağından boynuna doğru tüy gibi hareket etti ardından Seher’in boynundaki yerini aldı. Tam biraz kendine doğru çekmişti ki evin bahçeye açılan tarafından seslenen Asya ile kendini durdurdu.
“Abla! Sizi çağırıyorlar!” Kardeşinin sesini duyan Seher kendine geldi ve Bora’dan uzaklaştı. “Geliyoruz!” diye bağırıp arkasına bile bakmadan kış bahçesinden çıktı ve eve doğru yürümeye başladı. İkisi de eve girdiğinde onları ilk fark eden Halit Bey olmuştu.
“Nerede kaldınız çocuklar? Üç beş çiçeğe bakmak bu kadar uzun sürer mi?” Babasının küçümseyici sözlerine alışık olduğu için artık onun kurduğu cümleler Seher’e batmıyordu bile. Tepki vermeden yerine oturdu. Arkasından gelen Bora da Seher’in yanında yerini almıştı.
“Birbirinden farklı bir sürü çeşit çiçek vardı. Seher onlar hakkında bilgi verdi bana.”
“Çocuğun kafasını boş yere meşgul etme Seher. Düşünmesi gereken çok önemli işleri var Bora oğlumun.” Babasına sadece dümdüz bakmakla yetinmişti Seher. Bu, Bora’yı şaşırttı. Onun tanıdığı Seher kimsenin lafı altında kalmazdı.
“Boş değil. Çiçekler çok güzel. Seher de çok seviyor. Bu yeterli onlarla ilgili bilgi sahibi olmam için.” Seher’in babasına karşı tavrını fark ettiğinde Bora da tutumunu yumuşatmanın gereksiz olduğunu düşünmüştü.
“Görüyor musunuz Halit Bey? Böyledir işte bizim oğlumuz. Aynı babasına çekmiş. Ne kadar düşünceli.” Babasının eşi Lerzan’dı konuşan. Cümleleri Bora’yı rahatsız etmişti. Baş parmağını işaret parmağına sürterek sinirini belli etmemeye çalışıyordu ama Seher parmaklarıyla oynayan adamı gördüğünde rahatsız olduğunu anlamıştı. Gözleriyle dikkat çekmeden yüzüne baktı Bora’nın. Tebessüm ediyordu. Bu odadaki hiç kimse şu an Bora’nın yüzüne bakıp sinirli olduğunu fark edemezdi. Etrafındaki insanlara oynuyordu ama Seher’e oynayamazdı. Seher onu tanıyordu.
Hafifçe yanına yaklaşarak fısıldadı. “Sinirlenme.” Aniden yanından gelen sesle irkildi Bora. Sonra hiç istifini bozmamış gibi Seher’in yüzüne bakmadan mırıldandı. “Sinirlenmiyorum. Onu nereden çıkardın?”
“Baş parmağınla işaret parmağının arasında alev çıkacak birazdan. Sinirliyken öyle yaparsın.”
“Seni çok iyi tanıyorum diyorsun yani?” Yüzünde çapkın bir gülüşle sormuştu bu soruyu Bora. Aynı şekilde karşılık verdi Seher. “Çok iyi tanıyorum. Sinirlendiğinde, sevindiğinde, üzüldüğünde, korktuğunda. Her yerde ve her durumda. Ben seni çok iyi tanıyorum. O yüzden güvenmiyorum sana. 3 yıl sonra hiçbir şey olmamış gibi bana gelişinin arkasında bir neden olduğunu çok iyi biliyorum. O yüzden yol yakınken vazgeç. Git söyle babana ‘Seher olmaz.’ de. Sana başka kız bulsun.”
“Az önce kendimi gayet açık ve net bir şekilde anlattığıma emindim oysaki. Sen varsan bir başkasının ihtimali bile yok. Ama evet haklısın. Sana gelişimin arkasında bir neden var.” Seher’in gözleri Bora’nın üzerinde, cümlesinin devamını dikkatle bekler bir haldeydi. Bakışıyla Seher’e biraz yaklaşması için işaret etti Bora. Seher biraz yaklaştığındaysa kulağına doğru eğildi. “Çünkü seni çok seviyorum.” Bora’nın bir an için gerçekten sinsi planlarını ortaya dökeceğini düşünen Seher uzaklaşarak tip tip baktı karşısındaki adamın suratına. “Ben ciddiyim Seher. Yıllar önce olan şeyleri düşünmek yerine yeni beyaz bir sayfa açmaya ihtiyacımız var. Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini biliyorum. Ailelerimiz de bunu istiyor. Durum böyleyken ikinci bir şansı hak etmiyor muyuz?”
“Ne güzel de yakıştılar birbirlerine Halit Bey görüyor musunuz?” Konunun onlara geldiğini fark eden Seher ve Bora birbirlerinin yüzleri yerine karşılarında oturan aile büyüklerine bakmaları gerektiğini hatırlamıştı.
“Görmez olur muyum Lerzan Hanım. Zaten ilk gören biziz. Musa ile konuşup karar verirken her şeyiyle ölçtük biçtik. Boyları boylarına, huyları huylarına. E bizim Musa ile tanışıklığımız eskiye dayanır zaten. Ailelerimiz de birbirine denk. Daha ne isteyelim.” Bora tekrardan parmaklarını birbirine sürtmeye başladığında Seher’in bakışlarını ellerinde hissettiği an kendini durdurmuştu. Pek erken davranamamıştı ama. Seher Bora’nın, babasının sözlerine sinirlendiğini fark etmişti. Ama neden sinirlendiğini anlamlandırmıyordu. Babasının söyledikleri yanlış şeyler değildi. Hele Bora için sinirlenecek bir durum yoktu ortada. Babası Bora’yı gördüğü andan itibaren onu övmekten başka bir şey yapmamıştı.
“Gerçekten çok iyi düşünmüşsünüz. Ailelerimiz arasındaki bu dostluğu böyle bir akrabalıkla daha da sağlamlaştırmak hepimize çok iyi gelecek.”
“Ne güzel konuştunuz Lerzan Hanım. E o zaman Seher kızım. Sen kahvelerimizi yap bakalım.”
Babasının cümlesinin ardından ayaklanan Seher’in peşine ördek yavrusu gibi Asya ve Arda da takıldı. Evin hizmetlisi Emel çoktan kahve makinesini çalıştırmıştı bile. Seher’e sadece adetten kahveleri içeri taşımak kalmıştı.
“Abla sayıyorum aklında tut. Tuz, karabiber, pul biber, nane, zerdeçal, kimyon…”
“Ne sayıyon guzum sen eksik baharatları mı sayıyon. Herbi şeycik var evde. Eksik değil hiçbi şey.”
“Ya yok Emel abla. Ablama damat kahvesine hangi baharatları katması gerektiğini söylüyorum.” Çok normalmiş gibi kendini açıkladı Arda.
“Ula deli dana! Öldürecen mi enişteni? Dur bi ablanın mürüvvetini göreydik.” Arda’nın omzuna şamarı yapıştırmıştı Emel.
“Bizden kız almak kolay değil Emel abla. Zaten babam yeterince kolaymış gibi davranıyor. Bari burada insaflı olmayalım.”
“Bak ilk defa sana katılıyorum ikiz. Babamın bu dünden meraklı halleri sinirimi bozuyor. Elinden gelse giderlerken alın kızı da götürün diyecek ya.” Ablasına dönerek konuşmasını sürdürdü Asya. “O yüzden abla yok acımakmış yok kıyamamakmış yok! Hiçbiri yok. Atıyoruz o tuzu.” Asya da Arda da savaş tulumlarını giymiş gibiydiler. Ters ters baktı onların bu hallerine Seher.
“Benim ağzımdan tuz atmayacağım diye bir şey çıktı mı? Atacağım tabi.”
İkisi de ablalarından bu tavrı beklemiyorlardı ama şaşkınlığını ilk atlatan Arda oldu. “Aslan ablam benim be. Atacağız di mi kız? Atalım. Şu Urfa’dan gelen pul biberden de atalım.”
“O, olmaz.” Seher anında reddetti Arda’nın teklifini.
“Niye olmuyormuş?”
“Midesi hassas.” Seher ne dediğinin farkına maalesef ki geç varmıştı.
“Yuh siz bahçede ne ara ne konuştunuz da sen bu bilgiye hakimsin?” Arda tatlı küçük kardeş modundan koruyucu abi moduna geçmişti bile.
“Çıkarma hemen tırnaklarını. Ne konuşacağız? ‘Kahveye tuz koymak istiyorsan koy ama başka bir şeyler koymasan olmaz mı, midem hassas’ dedi.”
“Paşama bak bir de sipariş verseymiş!” Emel’in şamarını ağzında hissedince susması gerektiğini anlamıştı Arda.
“Hade siz içeri geçin. Bır bır bır ablanızın tepesinde. Kafa bırakmadınız kızda.”
“Ben de mi Emoş?” diye masumca sordu Asya. “Evet canım sen de hadi naş. Gelecek zaten ablanız şimdi.”
“Ben ne yaptım ya.” diye mırıldanarak kendisi önde Arda arkasında içeriye geçti Asya. Çok geçmeden de kahveler hazır olmuştu. Seher fincanlardan farklı olana tuzu tam anlamıyla bocaladı. Tepsiyi alıp içeriye geçtiğinde odadaki herkesin gözü üstündeydi. Tek tek herkese kahvelerini dağıttı. Sona Bora’yı bırakmıştı.
Bora’nın önüne tepsiyle eğildi. Karşısında ona kahve veren kızı etrafta kimse yokmuş gibi süzdü Bora. İki eli de dolu olduğu için ağzına bir tane yapıştırmak istese de sinirlerine hâkim olmaktan başka bir şey yapamamıştı Seher de. Bora kahvesini alınca Seher de Bora’nın yanındaki yerine oturdu. Herkes damadın kahvesinden ilk yudumu almasını bekliyordu. Bora üzerindeki bakışları fark ettiğinde bir an önce istemeye geçilmesi için bir yudum aldı kahveden. Yüzünde mimik oynamamıştı. Seher şokla Bora’nın tepki vermesini bekliyordu. Arda ile Asya da ablalarının kıyamadığını düşünmüş olacaklar ki heyecanla bekleyen yüzleri dumura uğramıştı.
“Kızımız da hiç kıyamamış maşallah.” Seher hala daha Bora’nın suratına bakıyordu. O kadar tuza bir tepki vermesi gerekiyordu çünkü.
“Efendim sebebi ziyaretimiz malum.” Diyerek söze girdi Bora’nın halası. “Aileler birbirini görmüş beğenmiş. Gençlerimiz de uygun görmüş. Bize de işi tatlıya bağlamak düşer.” Cümlenin absürtlüğüyle kendine geldi Seher. “Kızınız Seher ile oğlumuz Bora’nın mutlu bir yuva kurması için biz kızınıza talibiz. Siz ne düşünürsünüz?”
Kısa bir sessizliğin ardından Halit Bey sanki çok zorlanıyormuş gibi konuşmaya başlamıştı. “Çocuklarımızın mutluluğu bizim için en mühim konu. Onlar mutluysa bize de söz düşmez. Verdim gitti.” Sanki bu evliliği planlayan o değilmiş gibi çocukların mutluluğu diye sahte cümleler kurması Seher’i içten içe delirtse de sessiz kaldı.
Bu son sessiz kalışlarıydı. Babası bu evliliği çok mu istiyordu? O zaman bu evliliği ona verecekti. Bu evlilikten kazanacağı her şeyi ise tek tek elinden alacaktı.