Halit Bey ‘verdim gitti.’ dedikten sonra iki aile de birbirlerine gülücükler saçıyordu. Lerzan Hanım lafa girip ‘Yüzükleri takalım.’ dediğinde herkes ayaklandı. Bora ve Seher de ayağa kalkmış yan yana duruyorlardı. Bora’nın tebessümlerinin aksine Seher biraz da olsa tedirgindi. Birazdan parmağına takılan yüzük çok şeyi değiştirecekti.
Bora’nın halası Asude, Lerzan’dan yüzükleri aldı ve genç çiftin parmaklarına taktı. Bora’nın gözü Seher’in üstündeydi ama Seher parmaklarına takılan yüzüklere bakıyordu. Çok çirkindi. Kim seçtiyse korkunç bir zevki vardı. Bu yüzüğü hayatta takmazdı.
Asude Hanım yüzükleri taktığında Halit Bey de ceketinin iç cebinden çıkardığı makasla yüzüklerin arasındaki kurdeleye doğru yaklaştı. Asya’nın “Yuh babama bak hazırlıklı gelmiş.” Mırıldanışını sadece Arda duyabilmişti. Halit Bey kurdeleyi kesmeden önce durdu ve karşısındaki iki gence baktı. “Çocuklarının mutluluğu anne babaların mutluluğudur. Diğer çocuklarımı kayırmak gibi anlaşılmasın ama Seher benim için çok kıymetli. Benim hazinem, mücevherim. Umarım sen de bu kıymetli hazineye hak ettiği değeri verirsin Bora.” Duygulanabilirdi bu sözlere Seher. İnanabilirdi de. Kendini kandırabilirdi. Yine. Sadece tebessüm etmeyi seçti. Gözlerini babasını yüzünden çekip tekrar çirkin yüzüğüne indirdi. “Gözünüz arkada kalmasın. Seher benim için sizin tahmin edebileceğinizden daha değerli.” Boranı cümlesiyle kafasını yüzükten kaldırdı Seher. Bora’ya baktı. Bu cümle gerçekti işte. Babasınınkiler gibi yalan kokmuyordu. “Bu kadar kısa sürede birbirinize ısınmış olmanız çok güzel. Allah mutluluğunuzu daim etsin.” deyip kurdeleyi kesti Halit Bey.
Odadan alkış sesleri yükseldi. Bora ve Seher tebessümle onları alkışlayan ailelerine bakıyordu. Alara’nın “Bora abi! Tebrik etsene sözlünü.” deyişiyle ikisinin de gözleri birbirini buldu. “Tokalaşmak yeterli olur abi!” diye Arda’nın gergin sesi herkesi güldürmüştü.
Bora tüm bedeniyle ona dönünce Seher de Bora’ya döndü. Seher’e doğru küçük bir adım atıp aralarındaki mesafeyi sıfırlayan Bora’nın elleri doğrudan Seher’in yanaklarını buldu. Gözleri Seher’in gözlerindeydi ama anlık olarak dudaklarına kaydı. Bunu Seher’de fark etmişti ve yapmaması gerektiğini anlatmak için gözlerini büyütüp kaşlarını yukarı doğru kaldırdı. Seher’in panik ani Bora’yı güldürmüştü. Bu geceki en sahici gülüşüyle, omuzları hareket ederek gülmüştü. Gülünce kısılan gözleri gülüşünün gerçek olduğunu anlatıyordu. Dudaklarındaki gülüşü silmeden Seher’in alnına uzandı. Derin bir öpücük kondurdu. Seher, Bora’nın içine çektiği nefesi hissetmişti. Hissettiği nefesle gözlerini kapattı o da. Bora’nın dudakları alnından çekilince yavaşça açtı gözlerini. Herkesin onlara baktığını görünce yanakları kızarmıştı biraz. Soğuk ellerinin arkasıyla yanaklarına dokunup ısıyı dengelemeye çalıştı.
“Yüzüklerimiz de taktığımıza göre buyurun sofraya oturalım.” Dedi ve yemek odasına doğru ilerlemeye başladı. Misafirler de onu takip ediyordu. Asya ile Arda ablalarına baktı. Yemek odasına doğru gelmediğini görünce Bora ile konuşacağını düşündüler. Arda’nın ablasını geride ‘eniştesiyle’ bırakmaya hiç niyeti yoktu ama Asya’nın kulağından tutup çekiştirmesiyle yemek odasına girmek zorunda kaldı.
Herkesin odadan çıkmasıyla derin bir nefes verdi Seher. “Ne oldu? Heyecanlandın mı?” diye sordu Bora yüzünde gülümsemeyle. Onun pişkinliğine kaşları çatıldı Seher’in. “Ne heyecanlanacağım be!” diye çıkıştı Bora’ya sesini kısık tutmaya çalışarak. “Bence de. Heyecanlanmaman lazım. Sonuçta az önceki öpücük bizim için hiçbir şeydi. Çok daha ateşli öpücüklerimiz olmuştu.” dedi Bora. Sonra da gözünü kırptı. Seher’in açık kalan ağzıyla onu odada bırakıp yemek odasına geçti.
Seher de kendini toparlayıp birkaç adım arkasından yemek odasına girdi. Bora henüz oturmamış, boş olan iki sandalyenin arkasında bekliyordu. Seher’in içeri girdiğini görünce sandalyelerden birini geriye çekti ve oturması için Seher’e baktı. Bora’ya mırıldanarak teşekkür edip onun için çekilen sandalyeye oturdu Seher. Bora da yanındaki yerini aldı.
Emel’in yaptığı yemekler herkes tarafından övüldü. Bora tüm yemek boyu sadece Emel’e ‘ellerinize sağlık’ demişti. Onun dışında sesi çıkmamıştı ama konuşulanları dikkatle dinliyordu. Seher ise az önceki gerginliğini geride bırakmış önündeki enfes yemeklerin tadını çıkarıyordu. Yemek yerken hayatındaki tüm dertleri görmezden gelebilirdi.
“Lerzan Hanım, Asude Hanım, yemeklerimizi de yediğimize göre şu nişan işini konuşalım ne dersiniz?” diyerek masada konuşulan konuyu değiştirdi Halit Bey. “Aman Halit Bey, daha az önce söz yüzüklerini taktık çocuklarımızın. Ne bu acele. Bırakalım da gençler biraz birbirini tanısın. Herkese duyurmadan önce birbirlerinden emin olsunlar.” diye nazikçe kendi düşüncesi paylaştı Asude Hanım. “Tabi şimdi ne demişler? Hayırlı işi uzatmayın demişler. Ama sizinki de fazla hızlı sanki Halit Bey. Eskiden olsa kızın bir kusuru mu var da böyle aceleye getiriyorlar derlerdi.” Lerzan’ın patavatsız konuşması ve kahkahasına çatal bıçak sesleri bile eşlik etmiyordu. Herkes olduğu yerde donmuş Lerzan’ın suratına bakıyordu ama o bunu henüz fark etmemişti. Seher bile önünde yemeği olmasına rağmen çatalını bırakıp, kollarını birbirine bağlayıp arkasına yaslanmıştı.
Halit Bey sakince sordu. “Ne demek istiyorsunuz Lerzan Hanım?” Lerzan o zaman herkesin gözünün üstünde olduğunu ve söylediklerinin ne anlama gelebileceğini fark etmişti. “Ay ben öyle bir anlamda söylemedim. Öyle derler diye. Şaka mahiyetinde. Yoksa biz modern bir aileyiz. Kimin mazisi tertemiz ki. Hiç kınamamak lazım böyle şeyleri. Başımıza gelir sonra.” Konuştukça daha da batıyordu. “Ben kızıma da mazisine de kefilim Lerzan Hanım siz hiç merak etmeyin. Siz oğlunuzunkine kefil olamazsınız ama. Yıllarca babasından uzakta el memleketlerinde büyüdü bu çocuk ama ne yaşandıysa yaşanmıştır. Sonuçta erkeğin geçmişi değil geleceği önemli değil mi?”
“Değil.” dedi Bora. Masada ilk kez sohbete katılmıştı. “Kişi neyi önemsiyorsa önemli olan odur. Bu da çiftlerin konuşacağı bir şeydir. Özeldir. Yemek sofrasına meze olacak bir konu değildir. Kızınıza güveniyor olmanız çok güzel ama her anında onunla birlikteymiş gibi emin konuşmanız da mantıksız. Gençlerin hayatlarında ebeveynlerinin bilmediği çok şey olur.”
“Benim kızımla aramda öyle bir şey olmaz. Seninle görüştüğüm ilk gün sana da söylemiştim. Geçmişte bazı hatalar yapılmış olabilir ama bunlar geri dönülmeyecek şeyler değildi. Eminim siz de konuşmuşsunuzdur bu konuyu. Bunu bir problem haline getirmemen çok olgunca.”
“Seher’in eski sevgilisi benim için bir problem değil. Benim eski sevgilim de onun için bir problem değil. Biz bunları aşmış insanlarız. Önümüze bakıyoruz çünkü geleceğimizde yalnızca birbirimiz varız.” Seher yanında oturan ve kendisini kendisinden kıskanmadığını anlatan adama bakıyordu. Nasıl da moderndi öyle. Kendisinden değil de başka birinden bahsetse yine böyle rahat olabilir miydi acaba?
“Ne güzel. Birbirini anlayan çok mutlu bir çift olacaksınız.” deyip ortamı yumuşatan Asude Hanımdı. “Öyle olacağız.” Dedi Bora kendinden emin bir halde. “Ve nişan konusunda da katılıyorum.” Kimin görüşüne katıldığını merak eden herkesin gözü Bora’daydı. “Hayırlı işler çok bekletmeye gelmez. Ben babamla da Seher’le de görüşüp yakın bir tarih için hazırlıkların başlamasını sağlarım.” Bora’nın cümlesiyle Halit Bey’in keyfi yerine gelirken Asude Hanım düşünceli duruyordu. “Şimdi eğer sizin de izniniz olursa sözlümle nişan işlerini baş başa konuşabileceğimiz bir yere gitmek istiyorum.” İzin istemiş gibi görünüyordu ama elini tuttuğu Seher’le sofradan ayaklanması bu cümlenin sadece bir formaliteden ibaret olduğunu gösteriyordu.
Cümle formalite de olsa izin alınması Halit Bey’i mutlu etmişti. “Tabi, çıkın. Siz gençlerin konuşacak şeyleri vardır.”
“Siz şoförle dönersiniz hala.” dedi Bora Asude’ye bakarak. “Hepinize afiyet olsun.” Elinden tuttuğu Seher’i peşi sıra çıkardı yemek odasından. Doğruca kapıya yöneldiklerinde Seher, Bora’nın kolunu çekiştirerek durdurdu onu. “Çantam, montum. Hiçbir şey almadım.”
Bora Emel’in hızla getirdiği kendi paltosunu Seher’in omuzlarına bıraktı. “Hiçbirine ihtiyacın yok. Ben varım yanında.” dedi. Gözleri kendisinde takılı kalmış Seher’in çenesinden tutup kendine çekti. Yanağına uzanıp sert bir öpücük bıraktı. Az önce paltoyu giydirmek için bıraktığı eli tekrar tuttu. “Hadi.” deyip peşi sıra Seher’i de kapıdan çıkardı. Arabaya doğru ilerlediler. Bora, arabanın sağ kapısını açıp Seher’in elinden tutarak biraz yüksekte kalan arabaya binmesine yardımcı oldu. Vakit kaybetmeden kendisi de şoför koltuğuna geçti.
Tam yanındaki Seher’e dönüp emniyet kemerine uzanacaktı ki Seher’in çoktan kemerini takıyor olduğunu fark etti. Eli havada kalan Bora’yı gören Seher güldü. “Emniyet kemerini artık kendim takabiliyorum merak etme. Üç yıl uzun bir süre. İnsan her şeyi öğreniyor.” Bora, Seher’e cevap vermeden önüne döndü ve arabayı çalıştırdı. “Nereye gidiyoruz?” diye sordu Seher.
“Kış bahçesinde, bana rahatça bağırabileceğin bir yere götüreceğime söz vermiştim. Oraya gidiyoruz. Üç yılın kinini tek seferde dökebilirsin umarım.”