Seher diline gelen tüm kelimeleri gidecekleri yere saklıyordu. Bora ara ara yanında oturmuş yolu izleyen kıza bakışlarını değdirse de dinmiş gibi görünen öfkesini körüklemek istemiyordu. Bir süre sessizlik içinde seyahat ettikten sonra “Nereye gidiyoruz.” diye sordu Seher. Gittikleri yol tanıdık gelmeye başlamıştı. “Tepeye çıkalım demiştim.” dedi Bora gözlerini yoldan çevirmeden. Dalga geçer gibi bir gülüşle karşılık verdi Seher. “Nostalji mi yapacağız?”
“Yeni anılar yaratacağız.” dedi Bora yüzünü Seher’e çevirip. “Seninle o kadar konuşmak istemiyorum ki. Sadece şu söz meselesini çözüp gitmek istiyorum.”diye yanıtladı Seher de.
“Söz meselesinin çözülecek bir tarafı kalmadı. Sözlendik. Şimdi de nişanı ne zaman ve nasıl yapacağımızı konuşabiliriz istersen.”
“Sen benimle dalga mı geçiyorsun?” diye bağırdı Seher. Onun bağırmasıyla Bora arabayı manzaranın karşısında durdurmuştu. İkisi de kemerlerini çıkarıp arabadan indi. Boğazın mavisiyle etrafın yeşili huzurlu bir ortam yaratırken ikisinin hakim olmaya bile çalışmadıkları sinirleri o huzuru bir kenara fırlatıyor gibiydi.
Arabanın önüne gelip arabaya yaslanan Bora’nın kolundan tuttu Seher. Bora’nın siniri sadece mimiklerine yansırken Seher tüm hareketleriyle belli ediyordu. “Dalga mı geçiyorsun benimle?” diye bağırdı tekrar. “Ben seninle sözlenmem! O kadar insanın içinde bir şey demedim ama bu nişan olmayacak. Gideceksin babana söyleyeceksin. Biz anlaşamıyoruz olmaz bu iş diyeceksin.”
Dudağının bir kenarı kıvrıldı Bora’nın ama gözlerindeki sinir pırıltıları yerinde duruyordu. “Neden böyle bir şey söyleyeyim?”
“Ne demek neden?! Ne demek neden?! Biz seninle eski sevgiliyiz sen bunun farkındasın değil mi? Sen beni terk ettin! 3 yıl önce! Arkanda bir not bıraktın. Çektin gittin. Bana bir hiç kimse gibi hissettirdin. Şimdi gelmişsin hiçbir şey olmamış gibi nişanlanacağız evleneceğiz falan diyorsun.”
“Ben seninle evleneceğim Seher. Eğer ki istemiyorsan bunu belirtmekte özgürsün. İster halama söyle istersen babama söyle. İstersen nişanımıza katılacak olan tüm aile dostlarımıza söyle. Babana söyleyebilecek misin? Eminim baban biricik kızının istemediği bir evlilikte ısrar edecek bir adam değildir.” Seher’e doğru attığı adımlarla aralarında kısa bir mesafe bıraktı Bora. Gözlerini Seher’in gözlerinden çekmiyor tam anlamıyla meydan okuyordu.
“Biliyorsun.” dedi Seher dişlerinin arasından. “Babama söyleyemeyeceğimi biliyorsun.”
Dişlerini göstererek güldü Bora. Yüzünde gülüş olsa da her geçen saniye sinirlerinin bozulduğu anlaşılıyordu. “Söyleyemezsin tabi. Karşı gelemezsin babana. Ne zaman karşı gelebildin ki zaten? Karşındaki ben olmasam baban yüzünden şu an hiç tanımadığın bir adamla evlilik yoluna girmiş olacaktın biliyorsun değil mi? Ve babana hayır diyemeyeceğin için nasıl bir insan olduğunu bilmediğin bir adamla evlenecektin. Sen ‘bu nişan olmasın’ dediğinde o adamın sana ayak uyduracağını mı düşünüyordun?”
“Sen de ayak uydurmuyorsun!” dedi Seher diklenerek. “Beni sen terk ettin sen! Ne değişti? Kıymete mi bindim, neden geldin? Aşık mı oldun bana ne oldu?!” Seher tüm sinirini bağırarak dışa vuruyordu.
“Ben sana her zaman aşıktım Seher. Seni ilk gördüğüm anda da aşıktım. Buradan giderken de. Sen de her zaman aynıydın ama biliyor musun? Babasının sözünden çıkamayan küçük bir kız çocuğuydun.”
Seher’in Bora’nın yanağına inmek üzere kalkan sağ elini Bora sağ eliyle tuttu ve Seher’i kendine çekti. Yüzleri arasında kalan bir karış mesafede gözleri gözlerinde kaldı. Seher’in öfkeyle dolu bakışları Bora’nın gözlerindeki özlem denizinde eriyip gidiyordu sanki.
“Sen bana bir aşk borçlusun Seher Soyluhan. Borcunu ödeme zamanın geldi.”
Seher’in Bora’nın gözlerine bakarken yumuşamaya başlayan kalbi duyduğu cümleyle tekrardan taş kesti. “Ben sana hiçbir şey borçlu değilim. Sen beni kandırdın ve yarı yolda bıraktın. Şimdi zamanında yaptığın ayıp affedilsin istiyorsan bu nişandan vazgeçeceksin.”
“Yarı yolda bırakmayı sen daha iyi bilirsin aslında. Babanın sözünden çıkamadığın için vazgeçtiğin şeyleri bir düşün istersen.” Seher hiçbir şey söylemedi. Birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı. Seher’in bileği hala Bora’nın avucunun içindeydi. “Babana beni istemediğini söyleyebilirsin. Hatta utanman gereken geçmişinmiş gibi bahsettiği adamın ben olduğumu da söyleyebilirsin. Ama baban bu evlilikten vazgeçmeyecek. Seni de vazgeçirmeyecek. Hal böyleyken babana olduğun gibi bana da uyumlu olursan seni mutlu etmekten başka bir şey yapmam. Sen de o sırada geçmişte yaşananları sakin kafayla tekrar düşünürsün. Sadece kendi açından değil de benim açımdan da bakmaya başladığında bir problemimizin kalacağını düşünmüyorum.”
“Bırak kolumu.” dedi Seher sanki Bora’nın biraz önce söylediği hiçbir şeyi duymamış gibi. Anında tuttuğu bileği bıraktı Bora. Seher kendini geri çekti ve arabaya yaslanarak yüzünü manzaraya döndü. İkisi de sessizce manzarayı izledi bir süre. Sonra Seher sessizliği bozdu. “Ne olacak yani? Hiçbir şey olmamış gibi her şeye devam mı edeceğiz. Nişanlanacağız sonra evleneceğiz. Bayağı bildiğin normal bir evli çift mi olacağız?”
Bu sefer içten gelerek güldü Bora. “Bunun anormali mi var?”
Omuzlarını silkti Seher, Bora’nın yüzüne bakmamaya çalışarak cevap verdi. “Ne bileyim anlaşmalı evlilik falan oluyor ya hani. İki tarafın da işine yarar bir durum oluyor evlilik. Onlar da gerçek bir evlilik olmayacak diye anlaşma yapıyorlar falan.”
Gözleri kısıldı Bora’nın, Seher’in nereye varmak istediğini anlamıştı ama öyle kolay cevabını vermeyecekti. “Benim işime yarar durum seni seviyor olmam. Senin işine yarar durum ne bu evlilikte? Babanın sözünü dinlemiş olmak mı? Yoksa bir çıkarın mı var?”
En başından bu anlaşmalı evliliğe sıcak bakma nedenini Bora’ya söyleyemezdi Seher. Eline daha büyük bir koz vermiş olurdu. Defileyi organize eden ekibe de sponsorla ilgili bir hafta içinde haber vermesi gerekiyordu. Geleceğinin Bora’nın elinde bir tehdit haline gelmesini istemiyordu. Eğer Bora onunla oyun oynuyorsa o da oynardı. “Çıkar demeyelim de umudunun kalmaması diyelim. Hiç tanımadığım bir adamla evlenmeyi kabul etmemin sebebi buydu. İyi biriyse dedim en azından, yanımda kalacak, benimle aynı yolda yürümeye cesareti olan biriyse zaman içinde sevgi hissedebilirim belki. Karşıma sen değil de hiç tanımadığım bir adam çıksaydı bunu diyecektim ona. Evlensek bile birbirimizi tanımak için zaman isteyecektim. Gerçek bir evlilik olmayacaktı yani en başında. Sonra belki işler değişirdi.” Seher’in anlattığı, hiç yaşanmamış gerçek bile Bora’nın çenesinin seğirmesine yol açıyordu. “Ben sevmediğim ama benimle birlikte yürümeye cesareti olan bir adamla karşılaşırım diye ummuştum ama tam tersi oldu.”
Seher sözünü bitirmişti ama Bora’nın gözleri onda takılı kalmıştı. Tam tersi oldu derken ne demek istiyordu? “Sen beni sevdiğini mi söylüyorsun şu an?” dedi sesinin titremesini gizlemeye çalışarak.
“Nasıl da kabul ediyorsun yanımda yürümeye cesaretinin olmadığını.” dedi Seher Bora’yı şaşırtarak.
Bu konu açıldığında Bora sinirine hakim olmakta zorlanıyor gibiydi. Derin bir nefes aldı. “Bana cesaretle ilgili ahkam kesecek son insan sensin. Sen cesur muydun da karşındakinden bunu bekliyorsun?”
“Artık cesurum.”
“Ne güzel! Ben de cesurum. O zaman daha fazla tartışmanın bir anlamı yok. İki cesur insan olarak bu yolda yürüyeceğiz.”
Bir süre konuşmadan sadece Bora’nın yüzüne baktı Seher. Bora da gözlerini çekmedi üstünden. Kim daha cesur savaşını gözleriyle veriyorlardı sanki. “Tamam, yürüyeceğiz. Madem beni ‘çok seviyorsun’ o zaman yolda bir şeylere de katlanırsın değil mi ‘Boracığım’.” Kelimelerini vurgulayarak konuşması Bora’yı siniri bozulmuş bir şekilde güldürmüştü.
“Bir de adını değiştirmiş pislik.” diye mırıldandı peşinden Seher de.
“Değiştirmedim. Bora’yı kullanmıyordum sadece. Sana kendimi Bora diye tanıtmam saçma olurdu o yüzden.”
“Sana Brandon diye seslenmemek için Birand dedim haftalarca. Türkçe bir ismin varsa söyleseydin ya.”
İçten bir şekilde güldü Bora tekrardan “Brandon demen de Birand’a döndürmen de hoşuma gidiyordu ama ismimin senin için bu kadar problem olduğunu bilmiyordum. Sonuçta adımla seslenmezdin pek.”
Bora’nın sözleri ve kıvrılan dudağı Seher’in sinirini bozmak için yeterliydi ama karşısındaki adam bağırıp çağırmadan ya da sinirden anlayan birisi değildi. O da yüzüne şuh bir gülüş yerleştirdi. Yaklaştı Bora’ya doğru. Bir eli Bora’nın koluna gitti. Yukarıdan aşağıya okşadı sonra pazısında durdurdu elini. Hafifçe sıkıyordu da. “Doğru, isminle hitap etmezdim pek. Hatırlıyor musun ne dediğimi?” Yüzünü iyice Bora’nın yüzüne yaklaştırdı. Eli biraz daha sıkmıştı tuttuğu kolu. Bora, bakışlarını dibine giren kadından bir an bile olsun çekemiyordu. Burnuna gelen gardenya kokusu tüm geçmişi de beraberinde getirmişti. Seher’le geçen günlerini, gülüşlerini, gecelerini, teninde kayboluşlarını, bu kokunun karıştığı bedenlerini, güne kokunun hapsolduğu boynunda uyanışlarını…
Ergen gibi kolunda dolaşan bir el yüzünden sertleştiğine inanamıyordu ama gözünün önündeki görüntüler de hiç yardımcı olmuyordu.
“Sevgilim, derdim.” Bora’nın kulağına fısıldadı. “Aşkım… Bir tanem…” Gözlerini kapattı Bora. Duyduğu kelimelerle birkaç yıl geriye gitmişti sanki. O anlara dönmek istedi. O kadar çok istedi ki şu anı o anlara bile döndürebilirdi. Kendine hâkim olamadı, eli Seher’in beline gitti. Kendine daha çok çekti Seher’in bedenini. Yapboz parçaları gibi bütünleşmiş görünüyorlardı. Seher Bora’nın kulağına fısıldamak için kaldırdığı başını, burnunu yavaşça boynuna sürterek indirdi.
“Artık sadece Bora’sın.” diye fısıldayıp kendini geri çekti. “Benim tanıdığım kişi Bora değildi. Yabancısın şimdi. Madem iki yabancı birlikte bir yolda yürüyeceğiz o zaman önce birbirimizi tanımamız lazım. Zor bir kadınımdır ve istekleri çok olan bir kadın… Haberin olsun. Şimdilik birbirini tanımayan iki insan için fazla yakın olmayalım.”