Sen

1464 Words
Seher’in sözleriyle dumura uğramıştı Bora. Bu kadar çabuk yelkenleri suya indireceğini tabi ki beklemiyordu ama yıllar sonra bu tende bu kokuyu soluyunca geride kalan her şeyi silmişti sanki. Böyle yapmamalıydı. Bu kadar kolay Seher’in avucunun içine girmemeliydi. Eskiden de elinde kolaylıkla oyuncak olurdu ama şimdi olmamalıydı. İçindeki tüm aşkına rağmen kırık kalbine ihanet edip Seher’e kendini kaptırmamalıydı. Yüz ifadesini kolaylıkla toparladı. Aşık olunası şuh gülüşüyle ona bakan Seher’e bir şey çaktırmamak istiyordu ama artık çok geçti. Seher’in gözleri Bora’nın bedenini süzerken durduğu nokta her şeyi açık ediyordu. Seher’in gözlerinin orada olması ise Bora’nın işini daha da zorlaştırıyordu. Konuyu dağıtmaya karar verdi. “Nişan mevzusunu konuşalım.” dedi Seher’in gözlerini takılı kaldığı yerden çekmesini umarak. “Babanın da dediği gibi, babamın katılabilmesi için bizim evde olacak. İstemezsen çok büyük bir şey olmaz ama ikimizin ailesinin de aile dostları var. Onları çağırmamak ilerisi için başımızı ağrıtabilir.” “Çağıralım tabi. Neden çağırmayalım ki? Sonuçta bu nişanı babalarımız için yapıyoruz. Onlar kimi isterse çağırabilirler. Bizim fikrimizin pek bir önemi yok bu konuda.” “Hayır, bu bizim nişanımız. Benimle büyük bir istekle evlenmiyor olabilirsin ama her şey istediğin gibi olacak.” Yüzüne sahte bir gülümseme takındı Seher. “Çok sağ ol. İstemediğim nişanımı istediğim gibi yapabiliyor olmak beni çok mutlu etti.” Sonra sahte gülüşünü de sildi ve ifadesiz bir yüzle konuşmaya devam etti. “Kimi çağırmak istiyorlarsa çağırsınlar, ne kadar büyük yapmak istiyorlarsa o kadar büyük yapsınlar. Şu süreçte babamın ağzından olumsuz hiçbir şey duymak istemiyorum. Senden tek isteğim bu. Lütfen babamı konuşturma.” Başını sallayarak onayladı Seher’i. “Tamam. Sen merak etme. O zaman nişan işi bende. Sen hiçbir şeyi kafana takma. Babalarla da ben konuşurum. Sonuçta seni de tanıyorum. İstemediğin şeyler olmayacak merak etme.” Dalga geçer gibi gülümsedi Seher. “Doğru tanıyorsun. Nasıl bir nişan istediğimi biliyorsun. Nasıl bir düğün istediğimi de biliyorsun. Nasıl bir balayı istediğimi de biliyorsun. Anlatmıştım zamanında hepsini. Hatırlıyorsan eğer tabi, senin için bu düğün işleri kolay olur.” Yüzünü manzaraya çevirerek konuşmuştu Seher. Bora ise hala Seher’in yüzüne bakmakta ısrar ediyordu. “Hatırlıyorum. Unutmadım hiçbirini. Seninle ilgili hiçbir şeyi unutmadım.” Anlık gözlerini çevirdi Bora’ya Seher. Tüm içtenliğiyle ona bakan adamı görünce bir an gözleri titredi. İçinde Bora’ya kayıp gitmek için duvarları zorlayan duygular vardı ama bunu yapamazdı. Ona güvenmiyordu. “Sen kırımızı elbisen ve her zamanki güzelliğinle nişanımıza katıl. Bana yeter.” “Ha elbisemin rengine de karar veriyorsun öyle mi?” diye sordu Seher. Tartışma yaratmak için çırpınıyordu. Tartışma yaratmasa Bora’ya kapılıp gitmekten korkuyordu. “Nişan elbisenin kırmızı olmasını istediğini hatırlıyorum.” diye cevap verdi Bora. Seher’in tavrına karşılık o gayet sakindi. “Bana kırmızıyı çok yakıştırdığın içindi o. Artık kırmızı tercih etmiyorum.” “Görüyorum.” dedi Seher’in giydiği siyah elbisede gözlerini dolaştırarak. “Yazık olmuş. Kırmızı gerçekten çok yakışıyordu sana. Ama dudaklarında hala vazgeçememişsin.” Seher’in dudaklarındaki kırmızı ruju dağıtmak dışında başka bir şey geçmiyordu Bora’nın aklından. “Neyse benim için hava hoş. Onlarca insan seni kırmızı elbisenin içinde o kadar güzelken görmemiş olur. Nasılsa evlendiğimizde ben seni kırmızılar içinde çok göreceğim.” Bora’nın sözleri Seher’i daha da sinirlendirmişti. “Rüyanda göreceksin o kırmızıları!” dedi dişlerinin arasından. Sesli bir kahkaha attı Bora. Seher’e yaklaştı ve o engel olamadan yanağına kocaman bir öpücük bıraktı. “Orada da görürüm hiç problem değil.” dedi gülümseyerek. Seher kaşlarını çatıp tam lafa girecekti ki diğer yanağına da büyük bir öpücük kondurdu Bora. “Sinirliyken daha bir çekici oluyorsun. Hayır uyarıyorum çünkü bana bu çatık kaşlarla bakmaya devam edersen bir sonraki öpücüğü dudaklarındaki kırmızıyı dağıtmak için kullanacağım.” Seher ağzını açtı açtı kapattı. Hiçbir şey demeden çatık kaşlarını düzeltip arabaya ilerleyip kendini hızla arabanın içine attı. Bora’nın sesli kahkahasını arabanın içinden bile duymuştu. Seher’i bekletmeden Bora da arabaya bindi. “Başka konuşacağımız bir konu yoksa eve geri gidiyorum?” dedi sorar gibi. “Gidelim.” diyerek Seher de onu onayladı. “Ben seni bırakmazdım da ilk günden baban beyin gözünde imajımızı zedelemeyelim. Nişandan sonra senin yüzünü görürse dua etsin.” “Sen nişana kadar benim yüzümü görürsen dua et.” diye mırıldandı Seher. “Efendim? Ne dedin?” dedi Bora da karşılık vererek. “Nişana diyorum. Var daha.” “Yoo, şimdi gidip babana söyleyeceğim. Önümüzdeki hafta pazar günü yapalım. Nişanı yapalım ki düğün için daha çok vaktimiz kalsın değil mi?” Bora’nın hızına şaşırmaktan başka bir şey yapamıyordu Seher. Bu evlilikten kurtulmanın bir yolu olmadığı için bu evliliği çıkarları için kullanma fikri her geçen saat daha da mantıklı gelmeye başlıyordu. “Peki, söylersin babama.” Seher’in hiçbir şey dememesine şaşırdı Bora. Onun bu kadar sessiz kalmasına ve boyun eğmesine alışkın değildi. “Ne oldu ya senin içindeki o asi kıza. Hadi babana olamıyorsun onu anladık. Eskiden beri babana asi olamıyorsun zaten de şimdi bana bile iki bağırıp çağırdıktan sonra susup oturuyorsun.” “Bazı şeyler için değmeyeceğini zamanında çok iyi öğrenmişsem demek ki. Artık susup oturmak çok da canımı acıtmıyor.” Bakışları bir yolda bir Seher’in üzerinde dolaştı Bora’nın. Bu konuyu daha sonra konuşmak üzere aklının bir köşesine not aldı. Şu an sırası değildi. Eve vardıklarında ikisi de içeri geçti. Salonda sadece Halit oturuyordu. Elindeki tablette çatılmış kaşlarıyla bir şeyler inceliyordu. Bora ve Seher’in içeri girdiğini geç de olsa fark etti. Tableti kapatıp yanına koydu ve gülerek ayağa kalktı. “Geldiniz mi çocuklar? Hoş geldiniz.” dedi sanki kırk yıldır görüşmüyorlar gibi. Bora ve Seher Halit‘in karşısındaki kanepeye oturdular. “Halit amca biz Seher’le konuştuk anlaştık. Nişanı bir hafta sonra bizim evde yapmaya karar verdik. Dediğiniz gibi babam için daha iyi olur. Tüm organizasyonla ben ilgileneceğim. Siz sadece gerçekten çağırmak istediğiniz 10 aileyi bana bildirirseniz ona göre davetiye iletilmesini sağlarım. Yorulmadan, güzelce atlatalım bu süreci. Sizin ekstradan hiçbir şey düşünmenize gerek yok. Biz Seher’le her şeyi halledeceğiz.” Bakışlarını yanına çevirdiğinde elini uzatıp Seher’in elini tuttu. Seher karşı koymadı. Kendini Bora’ya bıraktı. “Ne güzel!” dedi Halit de sevinçle. “Erken bir tarihe karar vermeniz çok iyi olmuş çocuklar. Ben de çok memnun oldum. Ama hiçbir işe el atmadan da olmaz Boracım. Yedi kat el değilim ben. Kızımı evlendiriyorum. Tabi ki biz de bir şeyler yapac…” “Bize iyilik yapmak istiyorsanız lütfen bu organizasyon işinde bizi sıkıştırmayın Halit amca. İçinizde kalan şeyleri düğün zamanı konuşur tartışırız. Şimdi nişana bu kadar kısa bir süre varken hiçbirimiz strese girmeyelim.” Bora Seher’in elini bırakmadan konuşmasına devam etmişti. “İyi diyorsunuz da Boracım. Siz gençsiniz. Bu işlerden anlamazsınız. Bir büyük gözü lazım.” Halit Bey’in yüzüne bakarak güldü Bora. “Halit amca, ben koca bir şirket yönetiyorum. Sizin de bildiğiniz gibi gayet başarılıyım. Bir nişan organizasyonunu da yaptırabilirim diye düşünüyorum. Haksız mıyım?” Damadının bu burnu havada tavrı hoşuna gitmiyordu Halit’in ama söyledikleri de yalan değildi. Bu daha da sinirini bozsa da yakında Bora’nın o çok övündüğü başarısının paydaşı olacağı için sesini çıkarmadı. “Haklısın Boracım. Senin dediğin gibi olsun. Siz ilgilenin. Babanın da benim de size güvenimiz tam.” “Başka bir çareniz yok çünkü.” dedi Bora. Seher şaşkınlıkla yüzünü Bora’ya dönmüştü. “Efendim?” dedi Halit Bey. “Babalar çocuklarına, çocuklar babalarına güvenmezlerse ne halde oluruz Halit amca değil mi? Mecburuz güvenmeye. Tabi biz sadece mecbur olduğumuz için yapmıyoruz bunu o ayrı.” “Tabi tabi.” dedi Halit de. Bora’nın ne demek istediğini anlamamıştı ama bu konuyu uzatmaya gerek yoktu. 1 hafta sonra nişan olacaktı. Yarın da şirketini küçük kıyametten kurtaracak imzaları Musa’ya attıracaktı. Nikahtan sonra ise bir daha bu sıkıntıları düşünmeyecekti bile. “Bana söylemek istediğiniz bir şey yoksa ben müsaadenizi isteyeyim.” dedi Bora saygıyla. “Tabi müsaade senin.” diye karşılık verdi Halit de. Bora ayağa kalktığında elini bırakmadığı Seher de onunla birlikte kalktı. Birlikte hareket ettiklerinde. Halit, “Hayırdır delikanlı şimdiden alıp götürecek misin kızımı?” dedi şakayla karışık. Bora da gülerek karşılık verdi Halit’e. “Bu akşam ‘verdim gitti’ demediniz mi? Alıp götüremez miyim?” dedi. Halit hala şakalaştıklarını düşünerek devam ediyordu. “Öyle kolay değil. Önce nişanınızı yapalım sonra nikah. Yuvanızı kurduktan sonra alır götürürsün.” dedi. “Çok bir vakit kalmamış o zaman.” diye karşılık verdi Bora da gülerek. “Merak etmeyin. Kapıya kadar geçirmek için benimle geliyor. O vakit geldiğinde herkes anlar zaten Seher’i alıp götürmek için burada olduğumu. Korkmanıza gerek yok.” Halit anlamayan bakışlarla arkalarından bakarken ikisi çoktan kapıya gelmişti bile. Bora Seher’in elini bırakmadan ona doğru döndü. “Hoşça kal öpücüğü yok mu sözlüne?” dedi içten bir gülümsemeyle. “Evlenmeden olmaz.” dedi Seher de burnunu havaya dikerek. “Bakıyorum da evlenmeye çok meraklısın. Öyle diyorsan ben 2 hafta sonraya da düğün tarihi alırım o zaman.” dedi Bora gözünü kırparak. “Meraklı değilim evlenmeye. Sana meraklı olan lazım gibi ama. Tanıdığım çok iyi kızlar var düşünür müsün?” dedi bir kaşını kaldırıp. Dilini damağına vurarak ‘cık’ dedi Bora. “Senden başkasını düşünmem.” Seher’in yüzünün her zerresinde dolaştı bakışları. “Bana sen lazımsın. Sadece sen.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD