Kötü bir sürpriz.

1545 Words
Vücudum bir anda kaskatı kesilirken, inanamaz değil de inanmak istemez gibi bir süre ona bakmaya devam ettim. Gerçekten dönmüş müydü? Sahi ya, dönecekti. Nasıl da unutmuşum... Yatağımın ortasına oturmuş, siyah büyük çantasını yatağımın üzerine koymuştu. Üstelik atletim de ellerindeydi. Kalbim hiç olmadığı kadar hızlı çarpmaya başladı. "Hoş geldin bebeğim," dedi yavaşça ayağa kalkarak. Şeytani bakışları üzerimdeyken, bir elimle kapı kulpuna, diğer elimle ise dış duvara tutunarak refleks olarak geri çekildim. "Senin burada ne işin var?" dedim kaşlarımı çatarak. Neden ya, neden?! Elindeki atletimi yukarıya kaldırdı ve gözlerini kapatarak kokladı. Gerçek bir manyak gibi. Gibisi fazla. Öyle. Tırnaklarımı istemsizce duvara geçirdim. Dizlerimin iç tarafında hissettiğim o boşalma hissi, bana tüm olanları yeniden hatırlattı. Göğsüm sıkışıyordu. Kaçmak ve kalıp direnmek arasında gidip geliyordum. Hatırlama. Unutma ama hatırlama da. "Seni özlemiş olamaz mıyım?" diye sordu, yeniden ela gözlerini gözlerime dikerek. Ben onun yüzünden ela gözlü herkesten korktum, nefret ettim. Öfkeyle dişlerimi birbirine sıkarak, "Artık eski Sena yok," dedim. Başımı dikleştirip, kapıyı sonuna kadar açtım ve yana doğru çekilip yol açtım. "Çık odamdan! Hemen!" Bana doğru yaklaştığında, içim ona karşı her ne kadar zayıf olsa da, yıkılmaz bir duruşla beklemeye devam ettim. Dibime kadar girip durdu. Başımı yukarıya kaldırmadan, sadece gözlerimi gözlerine doğru çıkardım ve sertçe soludum. O güzel bakamazdı, o güzel gülemezdi. Her şeyiyle kötü biriydi. Ona baktıkça, o günler yeniden gözlerimde can buluyordu. Elini sağ tarafımdan sertçe kapıya vurduğunda, gözlerimi bile kırpmadan durmaya devam ettim. "Bir zamanlar burası ikimizin odasıydı," dedi yüzüme doğru eğilerek. "Bak sen de diyorsun, o bir zamanlardı. Geçmişte kaldı..." dedim. Sakın korkma, o, bu korkundan zevk alıyor. Artık çocuk değilsin. "Artık buradayım," dedi beni umursamayarak. "Aynı odada olmasak bile, aynı evin içinde olacağız..." İşte bu bilgi tüylerimi ürpertmeye yetti. Kesinlikle istemiyorum. Olmamalı. O, burada benimle aynı evde yaşamamalı. Yoksa ben yaşayamam. "Çık dışarı!" diyerek sol elimle dışarıyı işaret ettim. Yine beni umursamayarak beni baştan aşağı süzdükten sonra, yeniden gözlerime baktığında, yüzümü iğrentiyle buruşturdum. "Bana böyle bakmayı kes!" "Nereden geliyorsun sen bu saatte?" "Seni ilgilendirmez!" dedim dişlerimi birbirine sıkarak. Artık sinirden çenem titriyordu. Göz bebeklerim de öyle. "Çık diyorum! Yoksa bağıracağım!" Bir anda diğer elini boynuma doladığında, iki elimi birden bileğinin etrafına sardım. "Bağır bakalım. Eve bu saatte üzerinde bu kıyafetlerle dönmenin hesabını nasıl vereceksin merak ediyorum doğrusu!" Gözlerim bir anda doldu ve kaşlarım üzgün bir ifadeyle kıvrıldı. "Okan, canımı yakıyorsun..." diye fısıldadım. Bu an yüzündeki sinirli ifade yavaş yavaş silindi ve elini gevşetti. Bu boşluktan faydalanarak sağ dizimi hızla kıvırıp erkekliğine vurdum ve onu dışarıya itip, hemen kapıyı kapatıp kilitledim. Sırtımı kapıya yaslayıp gözlerimi kapattım. Parmaklarımı saçlarımın arasından geçirerek yavaşça aşağıya çöktüm ve olan biteni gözden geçirdim. Gerçekten harika bir gündü. Sanırım hayatımda bundan daha berbat bir gün yaşamadım. Neden iyi olan her şey benden kaçıyor ve de kötü olan her şeyi çekiyorum? İçimde yaranan tüm yıkımlara inat ayağa kalkıp, dolan gözlerimi birkaç kez kırparak etrafıma baktım. Bu odada, bu evde geçirdiğim ve bittiğini düşündüğüm günlerimi, yaşadığım acılarımı ve de attığım sessiz çığlıklarımı yine hatırlayınca, dolan gözlerimi devirerek gülümsedim. Bağırmak istedim, tüm gerçekleri haykırmak istedim ama yine sustum. Ellerimle yüzümü kapatıp, sessizce birkaç kez hıçkırarak ağlarken, yine ellerimi dudaklarıma bastırarak kimse duymasın istedim. Benim gözyaşımı kimse görmemeli, ağladığımı kimse duymamalıydı. Hiç yapmadım. Kimsenin önünde ağlamadım. Kimseye hiçbir konuda şikâyet etmedim. Hep kendim üstesinden gelmeye çalıştım. Ve ben bugün anladım ki, susarak, dayanmaya çalışarak hiçbir acının üstesinden gelemiyorum. Sanki benim görevim ona dayanmakmış gibi davranıyor. Sanki susmak zorundaymışım gibi. Ben onunmuşum gibi. Ellerimi yüzümden çekip yatağımın üzerinde unuttuğu siyah çantayı gördüm. Öfkeyle ellerimin tersiyle yanaklarımı silip, boğazımı temizledim ve hızlı adımlarla yatağa yaklaşıp, çantayı iki elimle kaldırdım. Penceremin önüne gelip, pervazı yukarıya doğru hırsla kaldırdım ve çantayı sokağın ortasına fırlattım. İkinci kattan düşen çanta, kaldırımın ortasına çakıldı ve içindeki bir şeyin kırılma sesini duydum. Umursamadım. Pervazı indirip yine hızlı adımlarla dolabıma yaklaştım. Dolabın üzerindeki oval şeklinde aynadan üzerimdeki şorta ve gömleğe baktıktan sonra dolap kapaklarını açtım. Kot pantolon alıp giyindikten sonra üzerine gri renk eşofmanımı giyindim ve belindeki iplere sıkıca düğümler attım. Benim bile uğraşsam zarzor çözebileceğim cinsten düğümler. Üzerimdeki gömleğin üzerine bir de tişört giyindikten sonra, gömleği de onunla beraber karnımı içeriye çekip pantolonun içine soktum. Her taraftan içeriye topladıktan sonra, siyah ince bir lastik alıp, saçlarımı tepeden dağınık bir topuz yaptım. Dolap kapaklarını kapatıp son bir kez kendime baktıktan sonra dolu gözlerle gülümsedim. "Yarın annem gelecek, bu geceyi de atlatabilirim..." diye fısıldadım. Arkamı dönüp çalışma masamın yanına yaklaştım ve üzerindeki küçük çanı alıp, kapımın yanına geldim. Çanın arka tarafındaki yeşil renkli kurdaleleri kapının kulpunun uç kısmına bağlayıp, iki düğüm attım. Bu çan benim hayat çanımdı, o, benim hep hayatımı kurtarırdı. Onu bana Asu'm almıştı. Bir gün beraber çarşıda dolanırken, konu konuyu açtı. Asu'm benim her şeyimi bilen tek kişiydi. Bir an dalıp gitti. Nereye baktığına baktım ama neye odaklandığını seçemedim. Elimi tuttu ve beni tezgâhlardan birine götürdü. Yeşil kurdaleli çanlardan birini eline alıp, "Üzerinde gözlerinin rengi var," dedi. Sesi boğuk çıkınca, çenesini avuçlayıp yüzünü bana doğru çevirdim. Gözleri dolmuştu ama belli etmek istemiyordu. Avucumu açtı ve dudaklarını kemirerek çanı avucumun içine bıraktı. "Bu çan sen uyurken senin gözün, kulağın olsun..." dedi. Ardından ise bana sıkıca sarıldı. "Gerekirse öldür, varsın sana dünyayı bir pislikten kurtardığın için günahkâr desinler." Sırtımı sıvazladı ve omzumu öptü. Sonra ise ağlamaklı sesiyle devam etti. "Ben sana her zaman inanacağım ve hayat boyu iyi gününde çağırınca, kötü gününde sen demeden yanında bulunup, güldüğünde gülecek, ağlarsan ağlayacağım. Varsın ben sana hasret kalayım, sen dik durdun diye ben hep seninle gurur duyacağım..." Yine hatırlayınca, tıpkı o günkü gibi dolu gözlerle gülümsedim. Baş parmaklarımın üstüyle gözlerimi silip, burnumu çekerek yatağıma doğru yürüdüm. Komodinin üzerindeki su dolu bardağı elime alıp dudaklarıma götürdüm. Son anda durup bardakla bakıştım. O, biraz evvel bu odadaydı ve bu suyun içine bir şey atma ihtimali vardı. Boğazım her ne kadar kupkuru olsa da bardağı yerine bırakıp, arkamı dönerek yatağa uzandım ve dizlerimi kendime çekip, cenin pozisyonu aldım. Acıyan gözlerimi kapadım ve kendimi uyku mahzeninin karanlığına bıraktım. * * * Duyduğum çan sesiyle beraber gözlerimi bir robot gibi hemen aralayıp, arkamı dönerek kapıya baktım. Kapı kulpu önce yavaşça, daha sonra sertçe aşağı yukarı yapmaya başladı. Yataktan fırlayıp kapının yanına geldim ve kulpu tuttum. "Aç şu kapıyı bebeğim, ne kadar kaçabileceksin ki? Bu kadar aptal mısın? Elbet yanına geleceğim. O zaman sana yapacaklarımdan kork!" Sol omzumu kapıya yaslayıp, kulpu sıkıca tutmaya devam ederken, "Bana bebeğim demeyi kes tamam mı? Ben büyüdüm, dedim ya artık o Sena değilim. Ben bu kapıyı sen bana zarar verirsin diye korktuğumdan değil, sana zarar verip de hayatımı karartırım diye kilitledim. Yine bana inanmazlar diye korktuğumdan kilitledim. Senden korktuğum yok. Sana duyduğum tek duygu tiksinti, iğrenti. Şimdi defol git. Yoksa polisi arayacağım. Yemin ederim artık susmayacağım. Duydun mu beni?" Ses gelmedi. Dakikalarca bekleyip kapıyı dinledim ama o konuşmadı. Ne de farklı bir ses gelmedi. Sanırım gitti. Sırtımı kapıya yaslayıp, yumruk yaptığım sol elimi ısırarak gözlerimi sıkıca kapattım. Önce sol, daha sonra sağ gözümden birer damla süzüldü. Elimi dişlerimin arasından çıkarıp gözlerimi araladım ve elime baktım. Değer miydi böyle vicdansız insanlar için her öfkelendiğimde ellerimi ısırıp morartmaya ve sonra sorulduğunda sakarım, hep bir yerlere çarpıyorum demeye? Değer mi Sena? Elimi tekrar yumruk yapıp, bakışlarımı odada gezdirdim ve bu an yine pencereye takılıp kaldım. Evimiz çok büyük, antika denecek derecede eskiydi ve pencerelerim bana hep, annemin uyumadan önce anlattığı masallardaki evlerin pencerelerini andırıyordu. Tahtadan, koyu kahverengi ahşap. O pencere iki değil de, dördüncü kattan dışarıya açılsaydı, belki de ben o aşinası olduğum pencereden çoktan kendimi boşluğun koynuna bırakmış olurdum. Rüzgâra sığınıp, betonla buluşurdum. Adımladım. Pencerenin yanında durdum. Hava aydınlanmıştı. Komodinimin üzerindeki çalar saate baktım. Saat sabahın altı buçuğu olmuş. Gece uyumuş ve sabah kalkar kalkmaz yanıma gelmiş. Annem de yok. Ne yapacağım ki? Ne yapabilirim ki? Yine kapının kulpuna bağladığım çanın sesini duyduğumda, omzumun üzerinden geriye dönüp baktım. Annem veya baba olsa seslenirdi ama o hep sessiz geldiği için, o olduğunu bilirdim. Baba odama hiç girmez zaten. Annem ise kapıyı çalar, seslenir; ki şimdi o burada değil. O evde olunca Okan çekiniyor, suç üstü yakalanmaktan korkuyor ama şimdi, tamamen rahat. O kapı kulpunu yerinden sökmek ister gibi çevirip, bir yandan da omuz atmaya başladığında, ben pencerenin pervazını yukarıya doğru çekip, bir bacağımı dışarıya sarkıtarak oturdum. Yukarıya tutunarak dışarıya çıkıp, can havliyle hızlıca yan taraftaki demir basamaklara tutundum. Önce bir elimle sıkıca tutunduktan sonra sağ bacağımı attım. Hiç aşağıya bakmadan diğer elimi de pervazdan çekip oraya tutundum ve diğer bacağımı da çektim. Hemen hızlıca yukarıya tırmanıp, basamakların bittiği yerden tutunup, kendimi yukarıya çektim. Bir bacağımı çatının üstüne attıktan sonra diğer ayağımı da son basamaktan çekip, çatının üzerinde iki kez yuvarlandıktan sonra dizlerimin ve ellerimin üzerine yükseldim. Burası çok yüksekti doğru ama ben yükseklikten hiç korkmazdım. Çünkü, hayatta yükseklikten, karanlıktan, gök gürültüsünden daha kötü insanlar tanıdım. Kötü şeyler yaparken, iyi şeylere neden olan insanlara minnettarım. Biraz sonra kapının kırılma sesini duydum. Dizlerimin üzerinde emekleyerek çatının ucuna kadar yürüyüp uzandım ve aşağıya baktım. O, pencereden başını dışarıya çıkarıp aşağıya ve etrafa baktı. Gözümden süzülen bir damla aşağıya doğru süzüldü. Rüzgâr o damlayı, Okan'ın üzerine mi yolladı bilemedim ama o, varlığımı fark etmiş gibi biraz daha dışarıya sarkarak bana baktı. Gözlerim dehşet içinde aralandı. "Buldum seni..." dedi, gözlerime bakarak. Ardından ise tıpkı benim gibi bir bacağını dışarıya attığında, yanıma geldiğini fark edip hemen ayaklandım. Korku bir anda vücudumu ele geçirdi ve tüm uzuvlarım titremeye başlarken, aceleyle ondan kaçmaya, oradan uzaklaşmaya çalıştım. Bunu artık cismen yapamasam da, ruhen yapabilirdim. Ruhumu onun pençelerinden kurtarabilirdim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD