Heyecan ve korkudan elim ayağım titriyordu. Silah sesleri art arda yükseliyor ve bu sesler gelmeye devam ediyordu. Daha fazla dayanamadım ve banyonun kapısını aralayıp kamaranın içerisine baktım. Elbette dışarıya çıkacak cesaretim yoktu, tanımadığım biri için kendi canımı riske atacak kadar aptal değildim. Ama o da benim hayatımı kurtarmıştı.
Kamaranın içerisi boştu, ancak kapısı açıktı. Ben tam bir adım dışarıya atmışken, kapının önünden birinin uçtuğunu gördüm ve hemen geri adım attım. O gelen adamlardan biriydi, suya düştüğünde çıkan o gürültüyü duydum. Silahlar susmuştu, sanırım artık yumruklar konuşuyordu.
Ne biçim bir ortama düştüm ben böyle? Bir daha asla, asla yalnız başıma böyle bir yere gelmeyeceğim. Bu bana büyük ders oldu Allah'ım!
Yaklaşık on dakika sonra sesler tamamen kesildi. Kamaranın içerisinde attığım her adımda yüreğim hopluyordu. Her an kapıdan biri içeriye girip de üzerime kurşun yağdıracak gibi hissediyordum. Sonra farkettim ki, tekne hareket ediyor. Bulunduğum durumda bu beni daha da korkuttu. Tekneyi kullanan kimdi?
Şimdi dışarıya çıkıp bakmam gerekiyordu. Yüzme de bilkiyordum ki, denize atlayıp kurtulmaya çalışayım. Bu teknede kalmak zorundaydım. Ya saklanacaktım, ya da çıkıp dümendeki kişinin kim olduğuna bakacaktım. Başka çarem yoktu.
Parmak uçlarında ilerleyerek kamaranın kapısına yaklaştım ve etrafa baktım. Gözlerim yerdeki kanlara ilişti ve midem kalktı. Savaş çıkmış gibiydi, hatta gibisi fazla. Ben içerideyken burada büyük bir savaş olmuştu.
Teknenin etrafında dolanıyordum, ancak kimseyi göremiyordum. Sadece kan izleri vardı, bir de çatışmanın izleri. Güverteye çıktığımda, yavaşça arkamı dönüp yukarıya baktım. Dümende biri vardı, sahile doğru gidiyorduk. Teknede ikimizden başka hiç kimse yoktu. Bir süre Noyan Rejepov ile göz göze kaldık. Camın ardından görünen o ciddi yüzüne baktım, korktum, çok daha fazla korktum ama bir şey demedim.
Ona arkamı dönüp demirlere tutunarak, sahile ulaşmayı bekledim. Soğuk rüzgâr bacaklarımı, boynumu yalayarak tenimi ürpertiyordu. Ancak hiçbir şey, tehlikeli bir adamla bu teknede baş başa olmaktan daha fazla ürpertemezdi.
Tek bir kez bile arkamı dönüp ona bakmadım. Sadece dua ettim, bu geceyi sağ salim atlatmak için dua ettim. Ben bu geceyi atlatmak, ölmemek istiyorsam, bir anlık sinir ve üzüntüyle yaptığım o intihar denemesinin de ne kadar saçma olduğu belli. Hiçbir şey ve hiç kimse için buna değmez ki... Canıma kıymaya değmez.
Belki de bu gecenin böyle olması gerekiyordu. Bunu anlamam gerekiyordu. Hem boşuna dememişler, bir müsubet, bin nasihattan iyidir, diye.
Sahile yanaştığımızda kamaraya döndüm. Kuruyan kıyafetlerimi alıp, kendimi banyoya kilitledim. Onun gömleğini üzerimden çıkarıp, kendi kıyafetlerimi giydim ve aynada son bir kez kendime bakıp, gücümü toparladıktan sonra banyodan çıktım. Onun kamaranın içerisinde olduğunu görünce duraksadım. Üzerindeki eşofman altını değiştirmiş, beyaz keten bir gömlek ve siyah, bol bir pantolon giymişti. Bir eli cebinde, diğer elinde telefonuyla öylece durmuş bana bakıyordu. O bakışlarıyla beni ayaklarımdan itibaren, gözlerime ulaşana dek süzdü ve dolgun dudaklarını araladı. "Hazırsan, gidelim."
"Evet," dedim hemen harekete geçerek, "gidiyorum."
Yatağın üzerinden çanta ve telefonumu da aldıktan sonra kamaradan çıktım. Onun da peşimden geldiğini hissettim ama hiç ehemiyet vermeden yoluma devam ettim. Karaya ayak bastığım an adımlarımı hızlandırıp, âdeta kaçarcasına uzaklaşmaya başladım. Ancak bu özgürlüğüm pek uzun sürmedi. Koluma sarılan bir el ve önüme geçen bir beden, buna engel oldu.
Şaşkın ve korku dolu gözlerle başımı kaldırıp onun gözlerine baktım. O ise çatık kaşlarının altından, ciddi bir ifadeyle bana bakıyordu. "N'apıyorsun?" diyerek kolumu çekip onun elinden kurtardım. Fazla zorlamadan bıraktı. "Gitmek istiyorum, çekil önümden!"
"Gecenin bu saatinde eve nasıl döneceksin? Yakın mı evin?"
"Seni ilgilendirmez."
"O zaman seni bırakmıyorum."
"Senin ne haddine beni bırakmamak? Çekil önümden!"
"Bu saatte taksi de bulamazsın, inat etme de gel benimle. Bak arabam şurada."
Ne oldu bu adama? Bir anda kedi oldu.
"Seninle gelmek istemiyorum, zarar görmek istemiyorum. Anlıyor musun? Do you understand me?"
"Yes, but you do not understand me."
Sinirle gülerek yüzümü başka tarafa çevirdim. "Bak, teknede olanları gördüm ama gördüklerimi sileceğim. Sadece beni rahat bırak. Anlıyorum, evimi bulmak istiyorsun filan ama ben istemiyorum. Neticede bir daha birbirimizin yüzünü bile görmeyeceğiz!"
"Öyle bir niyetim yok, sen kendi kendine konuşuyor gibisin." Baskın aksanı, onu dinlerken ciddi kalmama engel oluyordu ama bu gerildiğim gerçeğini de değişmiyordu. "Bu saatte eve tek başına dönmene izin veremem, ya arabaya binersin, ya da hiçbir yere gitmiyorsun."
Bu sefer bir hayli ciddiydi ve bu görüntüsü, ses tonuna bakılırsa, ne dersem diyeyim bu fikrinden dönmeyecekti. Çaresizce kabullenip arkamı döndüm ve onun arabasına doğru ilerledim. Önümüzde siyah bir Jeep'in kapıları açıldı ve farları kısa süreliğine yanıp söndü. Noyan benden önce davranarak ön kapıyı açıp oturmamı bekledi. Ona ters bir bakış attıktan sonra geçip oturdum. Belki diyaloga girmezsek bu gece daha erken biterdi, şimdilik tek dileğim buydu.
Kapıyı kapatıp ön taraftan dolanırken, ona şöyle bir baktım. Gerçekten de tehlikeli birine benziyordu. Eve sağ salim gidip çatma fikri bana çok uzaktı. Ya kafasına eser de bırakmazsa beni, diye düşünmeden edemedim.
Arabaya yerleşip çalıştırdı ve bana, "Evin adresini buraya yaz," diyerek telefonunu uzattı. Telefonu elinden alıp ekrana baktım ve ona yandan bir bakış attım. "Doğru adresi yaz," dedi kesin bir dille, "yoksa gidemezsin."
"Tamam ya, sürekli tehdit edip durmasana!"
"O zaman uslu ol."
"Baş üştüne paşam ya, başka arzun?"
"Şimdilik yok ama olursa söylerim." diyince ona daha da gıcık oldum.
Oflayarak telefona konumu yazıp ona uzattım. Telefonu tutacağın üzerine yerleştirip, yol haritasını açtı ve direksiyonu profesyonel hareketlerle çevirerek yolu değişti. İçimden bir ses, bu adam başıma bela olacak diyordu ama elimden başka bir şey de gelmiyordu.
Yol boyunca dönüp birbirimize baktı. Ben baktım, o önüne döndü. O baktı, ben önüme döndüm. Dayanamayıp sordum, çünkü meraktan çatlamak üzereydim.
"Ne iş yapıyorsun?"
"Hakimim."
"Hangi konuya?"
"Efendim?"
"Yok bir şey."
Üzgünüm ama bunu yapmazsam duramazdım. Evet, canıma susadım.
"Söyle."
"Hâkim olduğuna emin misin? Yani o silahlı adamlar filan..."
"Gördüklerini unutmalısın. Yaşanmadı say."
"Bu mümkün değil ama bu konuda başka birine konuşmam. Bu konuda emin olabilirsin."
Sonuçta canımdan bezmedim öyle değil mi? Bana ne sonuçta.
"Zaten öyle bir aptallık yapmayacağını biliyorum. Zeki bir kıza benziyorsun."
"Bu bir iltifat mı?" dediğimde, yüzünde anlık yaranıp kaybolan o gülümsemeyi gördüm. "Yani tehlikeli biri değilsin."
"Tehlikeli değilim Sena, tehlikenin ta kendisiyim." diyerek bana öyle bir bakış attı ki, tüm hayatım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti.
Hemen önüme dönüp, kirpiklerimi hızla kırpıştırdım. Boncuk terler döküyordum ve onun korktuğumu hissetmesini istemiyordum. Ancak düşündüğüm kadar zeki biriyse, zaten biliyordur.
Şansımı daha fazla zorlamamak adına fazla konuşmadım. Zira o cümleden sonra konuşmaya benim bile cesaretim yetmezdi. Şimdi tek isteğim bu arabadan sağ salim inmek ve evimde, güvenli alanımda derin bir uyku çekmekti.
Mahalleye girdiğimizde, "Burada durabilirsin," dedim. Arabayı sağa çekip durdurdu. "Biri görür şimdi, ayıp olur."
"Neden ayıp olsun ki?" diye sordu.
Ona yandan bir bakış attım ve sonra turist olduğunu hatırladım. "Bizde bu saatte bir erkeğin, bir kızı eve bırakması hoş karşılanmaz." diye açıkladım.
Garipseyen bir bakış attı ancak bir şey demedi. Kapıyı açıp inmek istedim ancak duraksadım ve ona baktım. "Teşekkür ederim."
"Ne için?"
"Hayatımı kurtardığın için olabilir mi? Diğer olanları katmak istemiyorum. Zaten bir daha birbirimizi görmeyeceğiz, öyle değil mi?"
"Belli olmaz," dedi, bu sefer garipseyen taraf bendim. Ancak sonrasında daha da garip bir soru sordu. "Sevdiğin biri var mı?"
"Var," dedim, duraksadım, "yani vardı ama bu geceden itibaren yok."
"Neden?"
"Çünkü ihaneti affetmek, insanın kendisine yaptığı en büyük saygısızlıktır."
"Sanırım anladım," dedi aksanlı sesiyle. Sesi, bana karşı ilk defa bu kadar nahifti. Sanki hoşuna giden bir şeyler vardı. "Okuyor musun?" diye sordu, bu sefer de.
"Neden sordun?"
"Hiç, merak ettim."
"Şu an mı? Tam arabadan inerken?"
"Evet Sena, okuyor musun?"
"Hayır, üniversiteye gitmedim. Evdeyim. Beni gelip alacak bir koca bekliyorum." diye dalga geçtim. "Boşver. Kendine dikkat et, hoşça kal."
"Hoşça kal," dedi ve ben arabadan inip kapıyı kapattım.
Hoşça kal, denizden gelen adam.
Beni neden bu kadar heyecanlandırdığını sanırım hiç anlamayacağım. Bir daha birbirimizi görmeyeceğiz. Bir gece olsun farklı bir hayat yaşadım. Garipti, hatta korkutucu yanları da oldu ama farklıydı işte. Benim gibi kendini eve kapatmış, depresif biri için bir heyecan fırtınasıydı. Tehlikelisin biliyorum ama gitme istiyorum. Bunu neden istediğimi de bilmiyorum.
Camları indirdi ve gözlerime baktı.
"Belki yine buluşuruz," dedi ve arabayı gazlayıp gitti.
Gülümseyerek önüme dönüp saksının içindeki yedek anahtarı alıp kapıyı açtım ve geri bırakıp, eve olabildiğince sessiz şekilde girip, kapıyı kapattım. Evde ses seda yoktu. Hızlıca merdivenleri tırmanıp odamın önüne geldiğimde kapıyı içerden kilitlediğimi hatırlayıp, elimi alnıma vurdum ancak tam bu an odamdan ışık geldiğini fark edip, kapıya yaklaştım. Kapı aralıktı. Yavaşça yaklaşıp kapıyı korkarak açtım, içeride oturan kişiyi görünce gözlerime inanamadım. İşte şimdi gerçekten mahvoldum...