Tehlike.

1048 Words
"N'apıyorsun?" diyerek kucağında çırpınıp, onu iterek kalkmaya çalıştım, ancak belime doladığı kolları kalkmama engel oluyordu. "Bana bak," dedi sert bir sesle, korkuyla çırpınmayı durdurup ona baktım, "burada benim gibi bir adamla başbaşasın, denizin ortasındayız. Şu durumda fazla cesaretlisin." Küçük dilimi yuttum. Birbirimize bu kadar yakınken bir şey yapamazdım, onun kadar gücüm yoktu. Âni bir hareketle beni koltuğun üzerine yatırıp, kalkmama fırsat vermeden bileklerimi koltuğa bastırdı ve üzerime eğildi. Korkudan titreyen bedenim altında kıvranıyordu. "Lütfen! Lütfen yapma! Ben kötü biri değilim!" diye yalvardım. Dolan gözlerimi bile silemiyordum. Galiba sarhoştu, bu beni daha da korkutuyordu. Bir anda, "Seni kim gönderdi?" diye sorduğunda, çok şaşırdım. "Neden bahsediyorsun? Ne göndermesi?" dedim korkuyla. "Lütfen bırak beni!" Çatık kaşlarının altından bir süre bana öylece baktı. Ne dediğini, neden bahsettiğini anlamıyordum bile. Belli ki, çok büyük bir yanlış anlaşılma vardı. "İtiraf etmeliyim ki, güzel numara!" diyerek beni bırakıp üzerimden kalktığında, hemen doğrulup oturdum ve üzerimdeki gömleğin etekleriyle bacaklarımı kapatmaya çalıştım. Bedenim onun etkisiyle tir tir titriyordu. Zaten denizin ortasındaydık, kaçacak bir yerim yoktu ve burada bu deli adamla masur kalıverdim. "Neden bahsediyorsun? Ben... Ben hiç bir şey anlamıyorum!" Bana arkasını dönmüştü. Sırtına bakıyor, ne hissettiğini anlamaya, ne yapacağını ön görmeye çalışıyordum ama fazla geçmeden arkasını dönüp, yeniden keskin gözleriyle bana baktı. "Seni kim gönderdi? Kime çalışıyorsun?" "Sen ne saçmalıyorsun ya?" diyerek ayağa kalktım ve ona yaklaştım, "Niye biri beni sana göndersin? Sen geldin bana, sen çıkardın beni o sudan! Sana gel diyen olmadı!" "Yani benim teknemin yanında denize atlaman bir tesadüftü öyle mi?" dedi kuşku dolu gözlerle. "Evet!" diye bağırdım, "Bravo, bunu nasıl akıl edebildin? Elbette tesadüftü! Sen kimsin ki? Ağız tadıyla bir intihar edeyim dedim, niye müdahale ettin?" "Ağız tadıyla intihar mı?" Diyerek yaklaşıp burnumun dibine kadar girdi. "Neden öldürmeye çalıştın kendini? Üstelik o kadar boş tekne varken, tam benim teknemin yanında." "Çok özür dilerim ya! O an, o hâldeyken bir de bunu düşünecektim! Evet ya, çok haklısın, bir de bunu düşünmem gerekiyordu acaba hangi teknenin yanından suya atlasam? Hah! Noyan Bey'in teknesi, e ben de burda intihar edeyim o zaman! Hepiniz aynısınız! Dünya sizin etrafınızda dönmüyor!" "Zaten çekip gideceksin, ben yemem bu numaraları." Diyince, daha da delirdim. "Ya sen kim oluyorsun? Ne sanıyorsun kendini? Paşama bak hele!" "Doğru konuş," diyerek işaret parmağını yüzüme salladı. "Yapma ya! Doğru konuşmazsam n'aparsın?" "Sabır..." diyerek bana göz süzüp arkasını döndüğünde, "Asıl bana sabır!" diye bağırdım. "Hemen beni karaya götür, yoksa yine denize atlarım!" Arkasını dönüp yüzüme baktı ve başını hafifçe yana yatırdı. "Atla o zaman." Şaşırdım ama bozuntuya vermedim. Yan dönüp teknenin burnuna kadar hızlıca yürüdüm ve demirlere tutunarak tırmandım. Tam aşağıya atlayacakken belime dolanan bir el beni tutup, bir çocuk gibi aşağıya indirdi. Göz göze geldiğimizde, yavaşça üzerime yürümesiyle beraber geriye doğru adımlamaya başladım, o da durmadan bana doğru adımladı. "Sinirimi bozuyorsun," dedi çekik gözleriyle bana öldürecekmiş gibi bakarak, "sabah olmadan karaya yanaşmayacağımı söyledim." Dizlerimin arkası koltuğa değdi ve dengemi yitirip koltuğun üzerine oturdum. Eğilip çenemi parmaklarının arasına kıstırdı ve yüzümü yukarıya doğru kaldırdı. "Benimle burada bir gece geçirmekten korkuyorsan, sana zorla dokunacak kadar açgözlü biri olmadığımı bil ve öyle davran." Sadece öylece gözlerine baktım. Ne hareket ede, ne de ona bir yanıt verebildim. Aferin, der gibi başını salladı ve çenemi bırakıp önümden çekildi. Kamaraya girmeden önce, "Dışarıda fazla kalma," dedi. Ne yani, aynı yerde mi uyuyacaktık? Dalga mı geçiyordu? Hemen ayağa kalkıp peşinden gittim. Kamaranın kapısını biraz zorladıktan sonra içeriye adım attım ve gözlerim onu aradı ancak içeride yoktu. Nereye gitti diye düşünürken, az sonra banyodan su sesi duydum. Banyo yapıyordu. Telefonumu ve ince bir pikeyi alıp, yatağın karşısındaki uzun koltuğa geçtim. Bir sürü yastık vardı. Onları koltuğun tepesine topladıktan sonra pikeyle bacaklarımı örttüm ve tam bu an, kamaranın penceresinden görünen manzaraya takılıp kaldım. İstanbul'un gecesi, özellikle denizin ortasındayken çok güzeldi. Öyle ki, izlerken bir yandan da düşünerek dalıp gittim. Ancak banyodan gelen su sesi kesildiğinde, hemen koltuğa yatıp battaniyeyle üzerimi örttüm ve çoktan uyumuşum gibi gözlerimi kapadım. Çok geçmeden banyonun kapısını açıp dışarıya çıktı, ıslak adım seslerini duymaya başladım. Bir süre duraksadı, galiba bana baktı. Burası onun teknesiydi yani yatak onun hakkıydı, üstelik bu gece hayatımı kurtarmıştı, sabaha kadar bekleyebilirdim. Zaten ne söylersem söyleyeyim onun fikri değişmeyecekti. Odanın içerisinde yürüyordu, duyduğum kadarıyla yatağın yanından geçip dolabı açtı. Merak duygusu zihnimi ele geçirdi ve kirpiklerimi hafifçe aralayıp ona baktım. Onu belinde havluyla, ıslak saçları alnına yapışmış, vücudundan su damlaları akarken görünce, hemen kirpiklerimi birbirine bastırdım ve ona arkamı dönüp, pikeyi başıma kadar çektim. Allah'ım sen ne güzel şeyler yaratıyorsun böyle? Yaratıyorsun da, neden uzaklara atıyorsun? Bize yazık değil mi? Derin bir iç çektim. Gerçekten, bu erkekse Mesut ne? Dünyada böyleleri varken, ben Mesut'un nesine bakmışım acaba? Geçici körlük yaşadım herhalde. Bu gece de sadece iç çekip uyuyacağım. Beni aldattığın için teşekkürler Mesut, haklısın. Senden çok daha iyilerine layığım. Bir anda sırtımda bir el hissettiğimde, hemen doğrulup ona baktım. Altında siyah bir şort vardı ve üzerime eğilmişti. "N'apıyorsun ya sen?" diye bağırdım. Tuttuğu pikeyi yukarı doğru çekti. "Sırtını örtmüyorsun," dedi, çekik badem gözleriyle gözlerime bakarak, "hep böyle misin sen?" "Sana ne?" diyip arkamı döndüm ve başımı yastığa koydum. Anlayamazdı beni. Neden bu kadar korktuğumu bilmiyordu, o halde anlayamazdı. Söyleyemezdim de. Biraz sonra yanımdan uzaklaşıp yatağa yattığında, tuttuğum nefesimi saldım ve rahatça gözlerimi kapadım. Sadece buradan ayrılana kadar hiçbir şey olmaması için dua ettim, bir daha böyle bir hata yapmayacağıma dair de kendime söz verdim. Neredeyse yarım saat geçmişti ve beni hâlâ uyku tutmamıştı. Birden bir ses duydum, bu ses dışarıdan geliyordu. Doğrulup oturdum ve önce yatağa baktım. Gece lambasının loş ışığı odayı aydınlatıyordu. Noyan'ın yatakta rahat rahat yattığını gördüm ve hemen dizlerimin üzerinde sürünerek pencereye yaklaşıp dışarıya baktım. Tam bu an pencerenin önünden birilerinin geçtiğini gördüm ve sıçrayarak koltuktan kalkıp, kamaranın kapısına koştum. Üzerindeki kilitleri taktıktan sonra Noyan'a yaklaşıp koluna dokundum. "Noyan! Noyan uyan!" Gözlerini bir robot gibi açtı ve hemem doğrulup oturdu. Uykulu yüzü ve sesiyle, "N'oldu?" diye sordu. "Dışarıda birileri var! Teknede siyah giyimli birkaç yabancı var!" dedim dehşete düşmüş gibi. Hemen elini yastığın altına geçirdi ve siyah kaplama bir silah çıkardı. Korkuyla geriye çekildim ama o, kolumdan tutup banyoya doğru koşunca, eşlik etmek zorunda kaldım. Beni banyonun içine itti ve kapıyı üzerime kapattı. Hemen kilitledim. "Allah'ım n'oluyor? Ne biçim bir işe bulaştım ben böyle? İnanamıyorum." Bahtsız bedevi gibiyim. Kutuplara gitsem ejderha kovalar, çölde kutup ayısı kovalar beni! Gergin, korkmuş hâlde bekliyorken, dışarıdan gelen silah sesleriyle beraber ellerimle ağzımı kapadım ve kapıdan uzaklaştım. "Noyan..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD