Güm güm güm güm…
Gözlerimi açtığımda kafamın yanında bir davul çalıyor gibiydi. Güm güm güm….
‘’Uyan artık Leila tüm sabah burada seni bekleyemem.’’
Ne olduğunu yeni idrak edebilmeye başlamıştım. Natalie beni uyandırmak için kapımı davul gibi çalıyordu. Yataktan kalıp kapıyı açtığımda onu karşımda plaja gitmeye hazır bir şekilde bikinisi, pareosu ve güneş gözlükleriyle buldum.
‘’ Saat sabahın yedisi seni kendini bilmez şey. Bu saatte deniz bile daha uyanmamıştır.’’ İçeri girmesi için kenara çekildim.
‘’Denizin en güzel olduğu saatleri kaçıramayız. Şimdi çok sakin, dalgasız ve sıcak. Çabuk hazırlan.’’
Güneş gözlüklerini çıkarıp beni ve siyah geceliğimi baştan aşağı süzdü. ‘’Biliyordum kızım, bu geceliğin içinde tam bir afetsin. Tanrım iyi ki erkek değilim yoksa şu anda çadırı kurmuştum.’’ Deyip güçlü bir kahkaha attı.
Ya hu sabah sabah bu enerji nereden geliyordu? ‘’Senin pilin hiç bitmez mi?’’ deyip az önce söylediklerini duymazdan geldim.
‘’Hmmm şöyle düşün…’’ yüzü utanmaz bir sırıtışla aydınlandı ‘’beni bir cep telefonu gibi düşünürsen benim de şarja ihtiyacım oluyor. Hem de sık sık.’’ Yüzündeki sırıtış daha da genişledi ‘’Benim sarj aletim de Robert.’’
Söylediği şeyin betimlemesi zihnimde canlanırken küçük bir çığlık attım. ‘’Nereye kusabilirim? Söylediklerin mideme biraz ağır geldi de…’’
Sözlerimi duymazdan gelerek bana bir bikini çıkardı ve kırmızı bikini üstünü havada sallamaya başladı. ‘’Hazırlan da senin hayat enerjini yükseltecek bir şarj aleti bulmak için vakit kaybetmeyelim.’’
Kahkahalar arasında benim için çıkardığı bikiniyi giydim. Bu benim için çok fazlaydı. İki gün önce giydiğim iç çamaşırları bile bundan daha fazla kumaşa sahipti. Aynadaki görüntüme baktığımda bembeyaz yüzümde utangaçlığın tatlı kırmızısını gördüm. Ama Natalie’yle dün yaptığımız konuşmadan sonra sınırlarımı zorlamaya karar vermiştim, bu sözümden dönmeyecektim. İnce plaj elbisesini üzerimi geçirdikten sonra hasır bir şapka ve güneş gözlüğüyle Natalie’nin yanına döndüğümde yüzü neşeyle parlıyordu.
Saçlarımdan başlayıp ayak parmaklarıma kadar beni süzdükten sonra ‘’Tanrı bu güzelliği sakladığın için senden hesap soracak. Hadi gidelim Robert bizi bekliyor’’ dedi. Sessizce onu takip etmeye başladım.
Plaja geldiğimizde Robert bizim için üç tane şezlonga havlu sermiş gittiğimizde buzlu kahvelerle bizi karşılamıştı. Kahvaltı yapmadan kahve içmek sağlıklı beslenme anlayışıma ters düşse de ses çıkarmadan kahvemi yudumlamaya başladım. Karşımda dümdüz uzanan denize bakarken manzara karşısında nutkum tutuldu. Altın sarısı kumlar suyun içinde mücevher gibi parlıyordu. Arkadaşlarımı şezlongda bırakıp sakin suya doğru ilerlemeye başladım. Ilık su parmaklarıma değdiğinde omurgamda bir titreşim hissederek, suya daha yoğun bir istekle ilerledim. Su belime kadar geldiğinde kenarda beni izleyen Nat ve Rob’a el sallayarak onları buraya çağırdım.
‘’Ne oldu yoksa yüzmeyi mi unuttun?’’ Robert samimi bir gülümsemeyle bana baktı.
‘’Şey, aslında hiç öğrenemedim.’’ Gülümseyişine karşılık verdim ama buna inanmış gibi değildi.
‘’Sen ciddi olamazsın, kim 27 yaşına kadar yüzmeyi öğrenemez ki?’’ göğsü gülerken hafifçe titriyordu.
‘’Hayatın zevklerini ertelemek zorunda kalmış biri’’ Natalie yardımıma yetişti ve söylediklerimde ciddi olduğum konusunda sevgilisini ikna etti.
‘’Özür dilerim Leila ben şaka yapıyorsun sanmıştım. Hem istersen Natalie ve ben sana yüzmeyi öğretebiliriz. Ya da istemezsen bir tane yüzme makarnamız var onunla yüzmeye çalışabilirsin.’’
Robert’a gerçekten çok ısınmıştım. Natalie’nin şimdiye kadar yaptığı tercihler arasında en favorim bu çocuk olmuştu.
‘’Makarna gayet işimi görür. Sizin çocuğunuz gibi sizden yüzme dersleri almayacağım. Gururumla boğulurum daha iyi.’’ Onu rahatlatmak içine bir kahkahayla yüzüne su attım.
‘’Hey, benim sevgilime bu yaptığın savaş sayılır. Ama bunun rövanşını suyun dışında şartlarımız adilken alacağım.’’ Uzun zamandır hiç bu kadar kahkaha sesi duymamıştım. Natalie haklıydı burası bana iyi gelecekti.
‘’Şimdiiiiii, şöyle bir etrafına bak ve sana uygun şarj aleti olup olmadığına dikkat et.’’
Robert neden bahsettiğimizi anlamaya çalışıyormuş gibi kafasını yana eğdi. ‘’Şarj aletin mi kayboldu?’’
‘’Hahah.. hayır hayatım söylediğimiz şey aslında bir metafor. O yüzden sen çok kafa yorma. Sadece etrafta hoş bir erkek görürsen Leila’ya göster yeter.’’
Natalie gözleriyle etrafı taramaya başladı. Sonunda gözleri bir define bulmuş gibi parladı. Gözleriyle arkamı işaret edip ‘’Bak Leila bence tam sana uygun biri. Esmer, yakışıklı, fit bir vücudu var, bence şarj etme kapasitesi de oldukça yüksek duruyor. Ben çok beğe…’’
Sözleri Robert’ın çatık kaşı ve öksürüğüyle yarıda kesildi. Natalie mahcup bir şekilde sevgilisine baktı. ‘’Bebeğim ben kendi şarj aletimi zaten buldum.’’ Eli Robert’ın karnından aşağı doğdu kaydı.’’ Şu an sadece arkadaşım için bir sarj aleti arayışındayım.’’
Siktir, çocuk neden bahsettiğimizi ilk başta anlamadıysa bile artık kesinlikle anlamıştı. Utançla yüzümü başka yöne döndüm.
‘’Hahahahh demek şarj aleti… Peki şimdi anladım.. Ama o bir Niskhasian. Bu Leila için bir sorun olur mu?’’
Nasıl yani. Bu çocuk insandan farksızdı. ‘’Ama o bir insan gibi. Senden hiçbir farkı yok.’’ Şaşkınlıkla Robert’a baktım.
‘’Zaten az önce suyu parmağının etrafında dans ettirmeseydi bende bunu anlayamazdım.’’ Robert dikkatini arkamdaki adamdan bana kaydırdı. Merak dolu bakışlarla yüzümü incelemeye başladı. ‘’Sen daha farklı olmasını mı bekliyordun?’’
‘’Evet. Iııı… Ben onlar hakkında tehlikeli olduklarını ve kadınları çocuk sahibi olabilmek için kaçırdıklarını duymuştum.’’ Kahretsin bunları söylerken kendimi 5 yaşında canavarları gerçek sana bir kız çocuğu gibi hissetmiştim. Çünkü bunlar bana babamın söylediği şeylerdi.
‘’Tıpkı insanlar gibi Niskhasian’ların da tehlikelileri vardır ama onlar genelde Eastfire’da yaşarlar burada daha çok ılımlı ve insanlarla iç içe yaşamayı sevenler vardır. Şöyle düşün senin geldiğin yerde de tehlikeli insanlar var, muhafazakarlar Niskhasian’ları hiç sevmez ve onlar için birer tehdittir. Ama hiçbir muhafazalar aynı zamanda buraya gelipte Goldriver’da yaşamaz. Burada olan insanlar da Niskhasian’larda çok büyük oranda birbiri için oldukça zararsız ve dost canlısıdır.’’ Durumu çok iyi açıklamıştı. ‘’Diğer konuya gelirsek de sence o adamın çocuk yapması için bir kadını kaçırması mı gerekiyor? Bir çok kadın onunla birlikte olmak ve çocuklarını doğurmak için can atabilir gibi.’’ Robert sözlerinin ardından büyük bir ciddiyetle gözlerini yüzüme dikmiş tepkimi bekliyordu.
‘’Zıt kutupların birbirini çektiğini söylediklerinde mantıksız geliyordu. Ama Natalie gibi mantıksızlık abidesi birisinin senin kadar mantıklı biriyle birlikte olması buna bir kanıt sanırım.’’
Natalie bu sohbetin ardından gözlerini sevgilisine dikmiş ona bir lokmada yiyeceği bir çikolatalı kekmiş gibi bakıyordu. İkisinin bakışları birbirini bulduğunda aralarındaki cinsel arzuyu hissedip yaşadıkları anı bölmemek için ‘’Ben biraz güneşleneceğim, siz ikiniz belki daha ilerilerde yüzmek istersiniz.’’ Deyip sudan yavaş yavaş çıktım.
Yaklaşık bir saat sonra onlar sudan çıktıktan sonra önce güzel bir kahvaltı yapıp ardından da odama çekilip biraz şekerleme yaptım.
***
Akşam yemeği için onların yanına giderken Natalie’nin benim için seçtiği uçuş uçuş tülden mavi küçük bir elbise tercih etmiştim. Uzaktan oturdukları masaya dikkatimi vererek yürümeye başladım. Natalie giydiği siyah elbisenin içinde dudaklarına sürdüğü kırmızı ruj kadar parlıyordu. Robert gözünü sevgilisinden ayıramıyordu. İkisi koyu bir sohbetin içindeydi. Yanlarına yaklaştığımda boğazımı temizleyip geldiğimi belli ettim.
‘’Altın kızımız da gelmiş! Bu elbisenin de sana çok yakışacağını biliyordum. Tercihlerimden her zaman emin olmuşumdur.’’ Robert’a çapkın bir şekilde göz kırptı.
‘’Yüce kraliçemiz Natalie, seçimlerinizi sorgulamak ne haddimize’’ biraz espri yaparak Natalie’nin yanına oturduğum sırada karşımda açılmış olan bir kişilik servis tabağını daha görüp merakla sordum. ‘’Bugün yemekte bir misafiriniz daha mı olacak?’’ Eh yeni bir arkadaşa hayır demezdim, böylelikle vıcık vıcık aşk kokan bu çiftlerin yakasından biraz olsun düşebilirdim.
Robert bakışlarını bana çevirip ‘’Aslında evet, olacaktı ama az önce beni arayıp acil bir işinin çıktığını bu yüzden katılamayacağını söyledi.’’ Üzülmüş gibiydi.
‘’Tüh yazık olmuş. Bende bu vesileyle yeni bir arkadaş edinip yakanızdan düşerim diye heyecanlanmıştım.’’ Burnumun üzerini kırıştıracak bir mimik yaparak onlardan sıkıldığımı ima ettim.
‘’En yakın zamanda bize katılacağını söyledi. Biraz yoğun çalışıyor bu yüzden en yakın zamanın ne zaman olacağını hiç kestiremiyorum ama sözünden asla dönmez.’’
Yemeklerimiz geldiğinde yanında çok pahalı duran bir şişe şarapta geldi. Garson Robert’ın kulağına bir şeyler fısıldadığında Robert’ın yüzü memnuniyetle aydınlandı.
‘’Arkadaşım aramıza katılamadığı için özür mahiyetinde bize bir şarap göndermiş.’’
Natalie’de sevgilisiyle aynı memnuniyeti paylaştığını belli ederek ‘’Ah, ne centilmence bir hareket. Zaten senin dostunun da senin gibi olmasını beklerdim.’’ Diyerek ona kur yapmaya başladı. Garson şaraplarımızı doldurduktan sonra kalan şişeyi masada bırakıp yanımızdan ayrıldı.
‘’Ben içmesem olur mu?’’ diye gayriihtiyari sordum. Hayatım boyunca Natalie’yle gizlice gittiğimiz barların dışında hiç alkol kullanmamıştım. Onların da sonu pek iyi şekilde bitmemişti.
‘’Leila kendini sınırlama lütfen, bunu senin yeni hayatın için küçük bir kutlama olarak düşün ve anı yaşa.’’
Bu ‘anı yaşa’ mottosu beni nasıl bu kadar etkiliyordu bilmiyorum ama bu kız bunu her söylediğinde ‘aman yap gitsin’ moduna giriyordum.
‘’Tamam sadece bir kadeh içeceğim sonra da odama döneceğim. Kabul mü?’’
‘’Senin isteğin buysa kabul. Ama bugün sahilde harika bir parti var. Katılmak istersen biz orada olacağız.’’ Kendimi yanlarında fazlalıkmış gibi hissetmemem için elinden geleni yapıyordu. İşe yarıyordu da doğrusu. Her tekliflerinde kendimi daha rahat ve kabul görülmüş hissediyordum.
‘’Tamam bunu düşünürüm.’’ Onlara gülümsedim.
Küçkü bir et parçasını ağzıma atıp çiğnemeye başladım, tanrım gerçekten çok lezzetliydi. Şarabımdan bir yudum aldığımda ise gözlerim istemsiz bir şekilde sonuna kadar açıldı. Bu bambaşka bir şeydi. Tadı ilk ilk yudumda dahi damağımda saniyelerce kalmış, kokusuysa burnuma yuva yapmıştı.
Heyecanla yüzümü onlara döndüm.
‘’Bu şey çok iyiymiş be!’’
İkisi de küçük bir kahkahayla bana döndü.
‘’Şaraplar konusunda oldukça usta bir seçimi vardır. Beğenmene sevindim. İstersen kalanını odana götürüp gece bir kez daha tadım yapabilirsin.’’ Robert eğleniyormuş gibi yüzüme bakıyordu.
‘’Başka bir şey olsa bu teklifi bir hanımefendi gibi reddedebilirdim ama şu an o kadın ben değilim. Ben bunu kesinlikle götüreceğim.’’ Şaraptan bir yudum daha alıp Natalie’ye döndüm ‘’Bu seninle barlarda kusana kadar içtiğimiz tadı sidik gibi olan biralara benzemiyor. Arkadaşına içiriyorsan böyle şeyler içireceksin. Umarım Robert sana bir nezaket dersi verir.’’
Artık üçümüzde birbirimize bakıp kahkaha atıyorduk. Kadehimden yavaş ama büyük bir yudum daha aldım.
‘’Leila sana daha önce çok nankör olduğunu söylemiş miydim? Öğrenciyken sidik gibi bira içmezsen iş kadını olduğunda kaliteli şarabın tadına asla varamazsın. Ben sana bir hayat dersi verdim!’’
‘’Hatırlatın da yakın zamanda bira içmeyeyim’’ Robert gülümsemekten kısılmış gözleriyle Natalie’ye aşk dolu bir bakış attı. Tanrım, sanırım arkadaşımı gerçekten seviyordu. Onun için çok mutluydum.
Eğlenceli sohbetler eşliğinde yemeğimizi tamamladık. Şarap şişesini bir hazine gibi kollarıma sararak arkadaşlarımla vedalaştım.
Robert arkamdan seslendi. ‘’Gelmek istersen bizi aramayı unutma kıvırcık.’’
Ona başparmağımı havaya kaldırıp tamam anlamına gelen bir işaret verdikten sonra arkamı dönüp odama doğru yürüdüm.
Odam temizlenmişti. Yatağım düzeltilmişti. Şarap şişesini makyaj aynasının üzerine bırakıp balkon kapısını açtım. Rüzgar serin esintilerle saçlarımı dalgalandırıyordu. Hava o kadar güzeldi ki içeriye girmek istemedim. Bunun yerine içimdeki dürtüye kulak verip jakuzinin tuşuna bastım. Su köpürerek jakuziyi doldurmaya başladı. Suyun dolma sesinin içimde oluşturduğu kıpırtılarla ayaklandım, odadaki banyoya gittim. Hızlıca üstümdeki elbiseden kurtulup havlulardan birini vücuduma doladım, banyo malzemelerinin olduğu dolaptan çilekli bir banyo topu alıp balkona doğru yürümeye başladım.
Gözüm makyaj masasında duran şarap şişesine takıldı. Eh, bir şeyi yapıyorsam tam yapacaktım. Annesinden izinsiz şeker aşıran bir çocuk gibi şişeyi de diğer elime alıp çıplak ayaklarla balkonun mermer zeminine adım attım. Kendimi jakuzinin içine bıraktığımda çilekli banyo topu çoktan köpürmeye başlamıştı. Şarabımdan ufak yudumlar alırken sahildeki partinin sesi de git gide yükseliyordu.
Şu an eşsiz bir deneyim yaşadığımı hissediyordum. Andaydım, yaşıyordum, mutluydum, çok uzun zamandır ilk kez huzurluydum. Bir yandan da hayatım boyunca bu hisleri yaşayamadığım için içimde öfkenin kabardığını hissediyordum. Benden çalınan bir hayat yaşamıştım. Tüm yaşamımı babamı memnun etmeye çalışarak, bana biçilen rolleri yerine getirmeye odaklanarak, kendimin farkında olmayarak geçmişti. Asıl içime oturan ağırlığın sebebiyse bu zamanı geri döndüremeyecek olmamdı. Küçük bir kız çocuğuyken ve henüz şarkı söylemenin ailem için hafifmeşrep bir davranış olduğuyla yüzleşmek zorunda kalmadığım zamanlarda geleceğe dair daha umutluydum. Bir piyanom olsun, piyano çalarken şarkı söyleyeyim istiyordum. Hatta onuncu yaş günümde babamdan hediye olarak bir piyano istemeyi bile kafama koymuştum. Bir gün odamda televizyonda yeni duyup ezberlediğim bir şarkıyı söylerken babamın hışımla odama girdiği ana dair her şeyi canlı bir şekilde hatırlıyordum.
‘’Duy sesimi,
Bak sana sesleniyorum,
Tut elimi,
Senin için ölüyorum…’’
Elimde saç fırçamdan yaptığım mikrofonum babamın aniden odaya girmesiyle korkuyla yere düşmüş, şarkım dudaklarımda yarım kalmıştı.
‘’Ne yaptığını sanıyorsun sen?’’
O an ne hata yaptığımı anlayamadığım için kekeleyerek babama sadece ‘’Şa.. şarkı söylüyorum baba.’’ Diyebilmiştim.
Bu cevabımdan sonra babamın yüzüme inen tokadının acısı hala tazeydi. İki gün önce yediğim tokattan çok daha tazeydi.
‘’Seni hafif bir kadın şarkı söyleyesin diye beslemiyorum. Bir daha duyacak olursam cezan bu tokattan daha büyük olur.’’
O tokat hayallerime, benliğime ve kendiliğime atılan ilk tokat olmuştu. Bende o günden sonra çaresiz bir şekilde hayal kurmayı bırakmıştım. İlk pes edişimin nişanesiydi o tokat. O günden sonra da mücadele edecek cesareti kendimde hiç bulamamıştım.
Şarabımdan büyük yudumlar almaya devam ederken gözlerimdeki yaşların sessizce yanaklarımdan süzülmesine izin veriyordum. Bugünden sonra mutsuzlukta olsa yaşamak için kendime alan tanıyacağıma sessizce yemin ediyordum. Bu an kendimden çalınmasına izin verdiğim yıllar için bir ağıttı. İçten içe bir gün beyaz atlı prensimin gelip beni o evden kurtaracağına inanan aptal kıza vedamdı. Bu gece kendi isteklerimi, hayatımı her şeyin önüne koyacağıma dair kendime verdiğim bir sözdü. Tüm bunlar sahilde patlayan rengarenk, umut dolu havai fişeklerle imzalanmıştı.
Şarabımdan bir yudum daha alırken hala sağ el parmağımda olan zümrüt yüzük gözüme takıldı. O kadar kendimin farkında değildim ki günlerdir bu aptal yüzükten kurtulmadığımı bile şimdi fark ediyordum. Bundan bu gece kurtulacaktım çünkü kendime verdiğim sözlerin bir kısmı da özgürlüğümü yeniden kazanmaktı.
Vücudumdan sular damlarken jakuziden çıktım. Şarabın verdiği baş dönmesiyle mücadele ederek mermer zeminde kaymadan ilerlemeye başladım. İçeriye adım attığımda tamamen çıplaktım. Tüylerimin ürpermesine sebep olan ani hava değişimi biraz kafamın açılmasına yardımcı olmuştu ama yine de sarhoşluğumu hafifçe hissediyordum. Bacaklarım yalpalayarak yatağa doğru ilerledim. Elime ilk gelen şeyi giyip odadan çıktım.
Kırmızı halı kaplı koridorlar sessizdi. Sahildeki parti bitmiş herkes odalarına çekilmiş gibi görünüyordu. Sessiz adımlarla koridoru aşıp merdivenlere ulaştım. Kahretsin, merdiven basamaklarını inmek için yeteri kadar ayık değildim. Her bastığım basamak önce iki sonra üç tane oluyordu. Ama görüşüm ve vücudumun uyuşukluğu dışında hiçbir sorun yaşamıyordum. Şarap o kadar kaliteliydi ki birazcık bile midemi bulandırmamıştı. Bu iyi bir şeydi çünkü eğer buraya kussaydım sabaha kadar bu kusmuğun içinde kalıp yüzüğü yok etme planını ertelemem gerekebilirdi. Önceki bir avuç deneyimimden hareketle bildiğim kadarıyla kustuktan sonra vücudumun kontrolü benden tamamen çıkıyordu.
Merdivenleri inme işini başarıyla tamamlamıştım. Ayaklarımın beni götürdüğü yere doğru çekiliyordum ama nereye gittiğimi kendim bile bilmiyordum. Otelin bahçesinde elimde şarap şişesiyle yürürken birkaç personelin biraz endişeli ama bir o kadar da meraklı bakışlarıyla karşılaştım.
‘’Hanımefendi iyi misiniz?’’ Sevimli bir adam şezlongları topluyordu.
‘’Hiç bu kadar iyi olmamıştım dostum. Bugün benim en iyi günüm!’’ Abartılı bir şekilde okey işaret yapıp yoluma devam ettim. Ayaklarım ılık kumla buluşunca sahile geldiğimi fark ettim. Kumların içinde zorlanarak ama düşmeyecek kadar da kendimden emin yürüyordum. Sahilde hala ellerinde biralarıyla oturan birkaç küçük grup vardı. Önceden olsa bu beni korkutup odama kaçmama sebep olurdu. Fakat şu anda bunları önemsemeyecek kadar kendime ve amacıma odaklanmıştım. Ve kesinlikle bundan sonra da böyle yapacaktım.
Yürürken ayağım kutu gibi bir şeye takılınca biraz dengemi kaybettim. ‘’Kahretsin, sende nereden çıktın be kutu…’’ Eğilip yerdeki kutuyu aldım ne olduğunu anlamaya çalıştım. Gözlerim yeniden odağını kaybetmişti. Üzerindeki renkli yazıları okumak için gözlerimi biraz kısmam gerekti. ‘’Haf.. Havai.. Fiii – şek. Havai fişeekk!’’
Sevinçle yerimde sıçrayıp kutuyu şarabı tuttuğum kolumun altına sıkıştırdım. Şimdi ihtiyacım olan son malzemeleri bulmam gerekiyordu.
Sahilde yavaş yavaş yürümeye başladım. Sigaram da çakmağım da odada kalmıştı. Çok nadir zamanlarda sigara içmek istediğim için her zaman yanımda taşımayı unutuyordum. Bir an yerimde durup sahilde oturan grupları taradım. Bana en yakındaki grubun yanına gidip tepelerinde dikildim.
‘’Şeeeyy, merhaba.’’
Üç çift göz birden beni süzmeye başladı. Önce yüzüme, sonra elimdeki şarap şişesine baktılar. En sonda da üzerimdeki kıyafete göz gezdirdiler. O an üzerimde sadece Natalie’nin bana aldığı siyah ipek gecelikten başka bir şey olmadığını fark ettim. Hava karanlık olmasa tüm vücudumu en ince ayrıntısına kadar gözler önüne serecek transparanlıklaydı. Birden utandığımı hissettim sonra kendimi toparladım. Siktir et, hiç mi kadın vücudu görmemişlerdi.
‘’Merhaba, sana nasıl yardımcı olabiliriz?’’ Gözlerim yumuşak sesin sahibine döndü. Tam olarak seçemiyordum ama bu adam sahildeki potansiyel şarj aletine oldukça benziyordu.
‘’Bana sigara lazım, bir de çakmak. Sizde var mı?’’ Şükür ki kelimeleri ağzımdan düzgünce çıkarmayı başarmıştım.
Yakışıklı adam yavaşça ayağa kalkıp cebinden bir paket sigara ve gümüş bir çakmak çıkardı. ‘’Bunlar işini görür mü?’’
Avcuna baktım, kafamı salladım. Çakmak özel bir şeye benziyordu. ‘’Bence bu gece için işimi görür. Ama bunları sana geri getirebileceğimi sanmıyorum. Eğer senin için sorun olacaksa başkasına da sorabilirim.’’ Adama daha da dikkatli baktım. Evet, kesinlikle oydu.
Boğuk bir kahkaha duydum. Ardından ‘’Hayır benim için sorun olmaz. Eğer yarın gece için de çakmağa ve sigaraya ihtiyacın olursa yine benden alabilirsin.’’
Hali keyfimi yerine getirmişti. Elindeki çakmak ve sigarayı aldım. ‘’Teşekkür ederim. Planlarım sadece bu geceyi kapsıyor, sağ ol.’’ Tanrım benim bu aptal kafam neler saçmalıyordu.
Adamı arkamda ayakta dikilirken bırakıp sahilde dümdüz ilerlemeye başladım. Geçtiğim her yerde en az birkaç grup oturuyordu. Benim için uygun yeri bulana kadar yürümem lazımdı. Sessiz, sakin bir yere ihtiyacım vardı. Bunun için bir saat daha yürümem gerekse bile yürümeye devam edecektim.
Tam olarak ne kadar yürüdüğümü bilmiyordum ama tam hayal ettiğim gibi bir yer bulmuştum sonunda. Kumlar burada sarıdan ziyade elmas gibi beyazdı. Burası hilal şeklinde küçük bir kumsala sahipti. Sanki tanrı tarafından özel oluşturulmuş harikalar diyarına ait bir koydu. Kumlar pürüzsüz bir şekilde parmaklarıma dolaşıyordu. Burasının doğru yer olduğunu anlayıp kendimi yere bıraktım. Şarap şişesinin poposunu dökülmemesi için kuma gömdüm. Ağzıma bir sigara yerleştirdim ardından kumu kazmaya başladım.
Kumu bir karış kazdıktan sonra fitili çıkarıp havai fişek kutusunu kuma gömdüm. İşte olmuştu.
Sağ elimdeki devasa zümrüt yüzüğü söküp havai fişeklerin silindirik bacalarından birine attım. Dikkatle ayağa kalkıp şarap şişesini avuçladım.
Çakmakla önce fitili sonra da dudaklarımın arasında yakılmayı bekleyen sigarayı yakıp koşar adımlarla kenara çekildim. Fitilin yılanı andıran sesi eşliğinde beklemeye başladım. Birkaç saniyelik bekleyişin ardından sonunda başarmıştım.
Ssss.. GÜM!
Ssss.. GÜM!
Ssss.. GÜM!
Her gümleme de gökyüzü rengarenk yıldızlara bürünüyor bu yıldızlar da gözlerimden yeni yaşların süzülmesine neden oluyordu. Bu sefer mutluluktan ağlıyordum. Yeni ben artık kafasına koyduğu şeyi yapabiliyordu. Gururla göğsüm kabardı, sırtım dikleşti. Gözlerimi gökyüzünden ayıramıyordum.
Yeşil bir havai fişek patladığında histerik bir kahkahayla bağırmaya başladım.
‘’Siktiğimin Elliot Mikeson’u, yüzüğün götüne girsin! Piç herif. Artık özgürüm!’’
Bir yandan şarabımı yudumluyor bir yandan sigaramı içiyordum. Göz yaşlarımsa yüzümü süslüyordu.
Gökyüzündeki renk karnavalı içimin çocuksu bir neşeyle, umutla ve adını koyamadığım pek çok güzel duyguyla dolup taşmasına sebep oluyordu. Bu o kadar keyifliydi ki bunu her gün yapabilirdim.
Kahkahalarım daha yüksek çıkmaya başladığında arkamda birinin homurdandığını duyar gibi oldum.
‘’Bu siktiğimin curcunası da ne böyle?’’ Güçlü bir ses beni yerimden sıçrattı. Son havai fişekte patlarken telaş içinde sesin geldiği yöne döndüm. O anda benim neredeyse iki katım cüsseli bir adamla yüz yüze geldim. Uykulu bakışları ne olduğunu anlamaya çalışır gibi üzerimde dolanıyordu.
‘’Şey, ben kutlama yapıyorum. Bugün özel bir gün! Sen de bana katılmak ister misin?’’ Neşeyle şakıdım.
Adam gözlerini kısarak ıslak yanaklarıma ve kızarmış gözlerime baktı. Köşeli çenesi ve pürüzsüz yüzünde merak ve kızgınlık arası bir ifadeyle beni baştan aşağı süzdü.
‘’Sen kutlamalarını böyle mi yaparsın genelde?’’
‘’Ne varmış ki bende? Terbiyesizlik etmen gerekmiyor. Beğenmiyorsan defol git!’’ Şarabımdan büyük bir yudum daha aldım. Artık özgürdüm ve istersem onu yapabilirdim. Ağzımdan en olamadığım bir kahkaha daha kaçtı.
Adam sözlerim karşısında şaşkınlıkla gözlerini açtı. Elini lacivert eşofman altının cebinden çıkarıp ensesine götürdü, dağınık olan siyah saçlarının arasına parmaklarını geçirdi. Derin bir nefes alıp verdi.
‘’Bunu benim sana söylemem daha yerinde olurdu canım. Gecenin bir vakti tam uykuya yeni dalmışken havai fişeklerin gürültüsüyle uyanıyorum. Dışarı çıktığımdaysa bahçemde bir elinde sigara bir elinde şarap olan, aynı zamanda hem ağlayan hem de gülen gecelikli bir kadın görüyorum.’’ Bakışları üzerimde gezindi. ‘’Kabalık ettiysem affedersin ama sen burada tam bir kaçık gibi ne halt ediyorsun?’’
Bana bakmaya daha fazla tahammül edemiyormuş gibi mavi gözlerini havaya dikip derin bir nefes daha aldı.
İçtiğim şarap kanımı yeniden ısıtmaya başlamıştı. Yalpalayan adımlarla adamın arkasına geçip çevreyi incelemeye başladım. Gerçekten de burası bir özel mülke benziyordu. Harikulade bir evin özel bir plajındaydım. Bunu fark edemeyecek kadar sarhoş muydum acaba?
‘’Ben aslında buranın özel bir yer olduğunu fark etmemiştim. Seni uyandırdığım için üzgünüm.’’ Şaraptan bir yudum daha aldım. ‘’Ama fena mı oldu yeni arkadaş edinmiş oldun.’’ Neşeyle yüzüne gülümsedim.
‘’Bir arkadaşa ihtiyacım olduğunu nereden çıkardın? Oradan bakınca yalnızlık yaşayan biri gibi mi duruyorum?’’ İşaret parmağıyla kendini gösterip kaşlarını havaya kaldırdı.
Adını bile bilmediğim bir adamın bu sözleri kalbimi gerçekten kırmıştı. Ben yeni bir arkadaş edinmek için hevesliysem bu benim yalnızlık çektiğimi mi gösterirdi? Evet, gösterirdi. Bir başkası için değil belki ama benim için durum tam olarak buydu. Aniden gelen bir duygu dalgalanmasıyla gözlerim yeniden dolmaya başladı.
‘’Bak, her şey için ö.. özür di-lerim.’’ Dilim yeniden sürçmeye başlamıştı. Hay lanet şarap. ‘’Ben şimmdi adi yalnızzzlığımı da alıp buradan s.. siktir olup gide.. ceğim.’’ Hızlı adımlarla kumda dengede durarak yürümeye çalıştım ama kum artık ayaklarımı yere çiviliyormuş gibi ağır geliyordu. Bir adım, iki adım… en sonunda başımın dönmesine ve ayaklarımın iflasına yenik düşüp dizlerimin üzerine kapaklandım. Sanki hep bu anı bekliyormuşum gibi hüngür hüngür ağlamaya başladım. Arkamdan gelen yumuşak ayak seslerine bile aldırış etmedim.
Güçlü bir kol beni belimden kaldırıp destekledi. Vücudum ağırlığını onun vücuduna verirken sessizce anlamadığım bir şeyler mırıldanıyordu. Bense göğsüm bir iş makinası gibi sarsılırken ağlamaya hiç ara vermiyordum. Adam beni yavaş adımlarla taşırken kafamı beyaz tişörtüne gömdüm. Elimdeki aptal şarap şişesini tek kurtuluşummuş gibi parmaklarımın arasında iyice sıkıyordum.
Bir süre yavaş adımlarla beni taşıdıktan sonra havuzun yanındaki bir şezlonga nazikçe yatırdı. O da yanımdaki şezlonga oturdu. Şarabımdan bir yudum daha alırken ağlamalarım biraz sakinleşmiş gibiydi. Şişeyi dudaklarımdan ayırdığım sırada hafifçe üzerime eğildi, sıcacık elleriyle parmaklarımı sarıp gevşemesini sağladı. Şişe benim parmaklarımdan onun parmaklarının arasına geçtiğinde kısa bir süre elindeki şaraba baktı. Bir şeylere karar vermek istiyormuş gibi kafasını anlık bir şekilde yana eğdi ve sonra şişeyi kafasına dikti. Büyük yudumlar alırken boğazındaki zarif harekete esir olmuş gibi gözlerimi ondan ayıramadım. Yeteri kadar içtiğini düşünmüş olacak ki şişeyi dolgun dudaklarından ayırdı ve gözlerimin içine baktı.
‘’Bir Glare, oldukça iyi tercih. Şimdi şartları eşitlediysek anlat bakalım neyin var?’’
Gözlerimi mavi gözlerinden ayırıp yüzümü yavaşça yıldızlara döndüm. Bana gerçekten neyim olduğunu mu soruyordu?
‘’Neden soruyorsun? Geceni mahvettim, uykunu böldüm, seni öfkelendirdim…’’ Nefes almak için biraz duraksadım.
‘’Evet, bahçemde bir kaçık gibi davrandın.’’ Sesi yumuşacıktı.
‘’Bahçende bir kaçık bir davrandım. Ama sen, tüm bunlara rağmen bana nazik davranıyorsun. Neden?’’ Sesim git gide alçalmıştı. Bakışlarım yeniden ona odaklandı.
‘’Çünkü yardıma ihtiyacın varmış gibi görünüyorsun. Anlatmak istersen seni dinleyebilirim çünkü zaten yatağıma dönsem de artık uyuyabileceğimi sanmıyorum.’’ Çok da önemli değilmiş gibi omuz silkti.
Bu sözlerinden sonra yutkundum. ‘’Yardıma ihtiyacım vardı evet, ben bu gece kendime en büyük yardımı yaptım.’’ Gözlerini gözlerime dikti. Konuşmaya devam etmem için beni adeta cesaretlendiriyordu. Bende devam ettim. ‘’Kötü birkaç gün yaşadım, aslında bakarsan kötü bir hayat yaşadım. Bugün omzumdaki tüm yüklerden kurtuldum.’’
‘’Yaşadığın kötü şeyleri biraz açmak ister misin? Belki anlatmak iyi gelir.’’
Hangisinden başlayayım ki? Babam, annem, Paul, Elliot… Ailemi hiç tanımadığım bir yabancıya anlatma fikri birden gözüme iyi görünmemeye başladı. Ama alkolde iyice çenemi düşürmüştü. O yüzden Elliot’u anlatmaya karar verdim.
‘’Nişanlıydım, iki ay sonra düğünüm vardı. Nişanlıma sürpriz yapmak ofisine gittiğimde onu sekreterini masada becerirken yakaladım.’’ Şimdi böyle anlatmak ne kadar kolaydı. Derin bir nefes aldım.
Kafasını anlayışla salladı. ‘’Tam bir aptalmış.’’
Aldatıldığım için üzüldüğümü düşünüyordu. Aslında ona da üzülmüştüm ama konunun bu olmadığına emindim. Sadece ne hissettiğimi anlamakta zorluk yaşıyordum. Gücümü toplayıp konuşmaya devam ettim.
‘’Onu aslında sevmiyordum. Beni üzen şey onu kaybetmek değildi daha farklı bir şeydi.’’ Ne olduğunu bende yeni keşfediyordum.
‘’Peki seni üzen şey neydi?’’ Mavi gözleri merakla parlıyordu.
‘’Sekreteri Sarah’yı o halde görünce onun yaşadığı şeyi anlamaya biraz bile yakın olamadığım gerçeğiyle yüzleştim.’’ Ya hu ben yine ne saçmalıyordum.
Ani bir kahkaha sesi yükseldi. ‘’Yani onun sekreteri yerine seni o masaya yatırmasını mı isterdin?’’ Gülerken gözleri parlıyor göğsü hafifçe sarsılıyordu. ‘’Eğlenceli seks fantezilerin varmış gibi.’’ Yüzü muzip bir ifadeyle aydınlandı.
‘’Hayır seni ahmak. Tam olarak öyle bir şey değil.’’ Nedenini anlamadığım bir şekilde sinirlenmiştim. Birden doğruldum. ‘’Hem ben neden burada yatmış seninle konuşuyorum ki? Sanki terapistsin.’’ Aniden ayağa kalkmaya çalışınca başımın dönmesiyle dengemi kaybettim.
Beni omzumdan destekledi. ‘’Ama anlatacakların henüz bitmedi. Bahçemde ne yapıyordun asıl o kısmı merak ediyorum.’’
Sesi hipnotize ediciydi, kadife bir kumaşın üstünde çırılçıplak yatmak gibi bir şeydi. Bu adam benden bu sesle ne isterse yapabilirdim. Hiç düşünmeden yerime yeniden uzandım ve gecenin can alıcı noktalarını anlatmaya başladım.
‘’Jakuzimde şarap içiyordum. Onun bana verdiği yüzüğü hala taktığımı fark ettim. Kendimi ani bir farkındalıkla odadan atıp otelde bu yüzüğü yok etmenin yollarını aramaya başladım. Sahilde dolaşırken bir kutu ayağıma takıldı. Ta daa! Aradığım şeyi bulmuş oldum. Sonra sahilde bir grubun yanına gidip onlardan sigara ve çakmak istedim.’’ Meraklı sesi anlatımımı böldü.
‘’Sen tüm oteli ve sahili bu şekilde mi dolaştın?’’ Eliyle üstümdeki geceliği işaret ediyordu.
‘’Buraya da bu gecelikle geldiğime göre?’’ Kaşlarımı çatım. Ciddi bir ifadeyle sorduğum bu soru karşısında biraz afallamıştı. ‘’Bırakta hikayemi anlatayım.’’ Kendini toparladı yüzüne yerleştirdiği sevimli bir sırıtışla kafasını salladı. ‘’Sahilde dolaşıp kafamdaki şey için doğru yeri arıyordum. Çünkü her yerde insanlar vardı. Ne kadar dolaştığımı bilmiyorum ama sonra bu eşsiz koyu buldum. Görür görmez büyülendim.’’ Gözlerimi yeniden koya çevirdim. ‘’Yüzüğü havai fişeklerin içine koydum ve güümm! Sonrasını zaten biliyorsun.’’
Hafif kahkaha sesleri dikkatimi yeniden ona çekti. Oldukça eğlenmişe benziyordu. ‘’Sen gerçekten tam bir kaçıksın. Seni gördüğümde yanılmamışım.’’ Kahkahası içten bir gülümsemeye dönüştü. Söylediği şeyin üstüne ona tatlı bir gülücük gönderip yavaşça gözlerimi yumdum.
Birkaç dakika sonra yumuşacık sesi zihnimi doldurdu. ‘’Otele geri dönmek ister misin?’’
Beni kibarca kovmaya mı çalışıyordu? ‘’Aslında iyi olurdu ama oradan ne kadar uzaktayım bilmiyorum, nasıl geri döneceğime dair de herhangi bir fikrim yok. Ve bu bacaklar beni artık taşıyamıyor.’’ Alkolün etkisiyle sesim gittikçe zayıflamış, gözlerim iyice ağırlaşmaya başlamıştı. Tek görebildiğim merakla beni inceleyen bir çift mavi göz ve yanağının tek tarafında kendini belli eden minik bir gamzeydi…
— — — — — — — — — — —
Merhaba çiçeklerim! 🌸
Geçmişin yüklerinden kurtulmak kadar iyi bir arınma olabilir mi? Bazen ufak sandığımız değişimler, büyük dönüşümlerin başlangıcı olabilir. 😉♥️
Hikayenin devamını okumanız için sabırsızlanıyorum! 🥳
📖
💚