Kafa Karışıklığı...

2418 Words
Defne' den... Çocukluğumdan beri değişmeyen bir şey vardı: Ne zaman içim çok acısa, ne zaman öfkem boğazıma düğümlense, ateşim yükselirdi. Nadirdi belki ama geldi mi kendini hissettirirdi; Annem hep bu huyunu babamndan aldın derdi.Babam da üzülünce ateşlenirmiş. Hatta annemi istemeye gittiklerinde dedem “Ben uzağa kız vermem.” deyince babam günlerce ateşler içinde yatmış. Sonra babamın durumunu dedeme haber vermişler. Dedemin gönlü yumuşamış ve “Gelsin, tekrar istesin.” demiş. Ama bu kez farklıydı… Sanki başka bir evrene geçmiştim. Başka bir dünyaya gitmiş ve orada yaşamış gibiydim. Gördüğüm yerler tanıdıktı. Ama hayat bambaşkaydı. Rüya o kadar gerçekti ki, önümde büyüyen ateşi bedenimde hissettim. Üzerime örtülen örtünün ağırlığı bile gerçeğin ta kendisiydi.Hani derler ya, hastanelerde bilinci kapalı olanlar için “O sizi duyar.” diye… Belki gerçekten duyuyorlardır. Ama ben hiçbir şey duymadım. Ne bir ses, ne bir fısıltı. Sanki dünyayla aramdaki bütün bağ kesilmişti. Her “bitti” dediğim yerde, aynı rüya yeniden başladı. Aynı korku Aynı ateş Aynı karanlık Hastanedeki dördüncü günümdü. Asilhan hoca dosyama baktı, sonra gözlerini bana çevirdi. “Psikiyatriyle de görüşmen gerekiyor,” dedi sakin bir sesle. Cümle kısa sürdü ama içimde uzun bir yankı bıraktı.Demek ki aklımın susturamadıklarına bedenim tepki veriyor. Başımı hafifçe sallayıp. “Tamam hocam,” dedim. Asilhan hoca , “Geçmiş olsun,” diyip dışarı çıktığında içeriye Melis ve Cihan baba girdi. “Kızım, nasılsın?” diye sordu. Adamın o “kızım” diyişi o kadar içtendi ki, insanın içi ısınıyordu resmen. Gülümseyerek, “İyiyim, Cihan baba,” dedim.Hani böyle tonton dedeler yüzünü asar ya , öyle bi bakış attı. “Güzel kızım,” dedi gülümseyerek, “bak, artık Melis bana sadece ‘baba’ diyor. Sen de Cihan’ı atıp sadece ‘baba’ mı desen?” dedi beklentiyle. Melis’le göz göze geldiğimizde, küçük bir omuz silkme hareketiyle "evet" dercesine cevap verdi.Bizim birbirimize baktığımızı fark eden Cihan baba, “Neyse, acelesi yok. Sen de alışınca dersin, ben bir doktorunla görüşeyim, ne zaman taburcu olursun onu öğreneyim,” diyerek odadan çıktı. Ben bir an öylece kaldım , ne söyleyeceğimi bilemedim. Sonra Melis’e dönüp; “N’oluyo kızım yaa, Allah’tan üç gün uyudum, bilmediğim daha neler var, hımm?” dedim, mahalle ağzıyla, “Yaa kızım,” dedi Melis, “adam sen burada yatarken ‘oy benim kızım’ deyip yedi bitirdi kendini.” Sonra bana döndü bir anda: “Madem benim küçük it’le görüşüyorsun, ağzını alıştır, ‘baba’ de bana.” Bir an böyle şaşkınlıkla baktım. “Ama Ozan amca diyo…” dedim. “O iti boşver, sen bana ‘baba’ de,” dedi. O an, anın verdiği şaşkınlıkla, başımı salladım “Tamam… baba,” dedim.Hem Aybars bey de , biz bizeyken, bana ‘abi ’ diyebilirsin dedi. “Oho, sen iyice aileyi benimsemişsin,” “Bilmiyorum Defnem yaa…" dedi " İnsan böyle aile ortamına girip, bazı kelimeleri telaffuz etmeye başlayınca ne kadar eksik olduğunu fark ediyor. Bakıyorum, şu son bir haftada sevgilim oldu, babam oldu, abim oldu… Tarif edilemez bir his. Ama bir yandan da korkuyorum. Ya bir şey olur da yine sevdiklerimi kaybedersem?” dedi gözleri dolu dolu. Mutluydu ama bir parça korku da vardı içinde. Üzerimizdeki duygusallığın dağılması için hemen konu değiştirdim: “Hanım, hanımmm… O zaman babanı benimle paylaşmayı öğreneceksin,” dedim, biraz şaka biraz da imayla. Hemen yanıma ilişip bana sarıldı. “Oooldu" dedi uzatarak, "oyuncak bebeklerimide vereyimmi?” demesiyle aramızda kahkaha koptu.Melis yaramaz çocuklar gibi saçlarımı karıştırıp cekiştirirken içeriye Ozan ve Aybars bey girdi. Bizim halimizi görünce, ikisinin de yüzünde gülümseme belirdi. Ama Ozan, Melis’e sarıldığımı görünce hemen şikayet etmeye başladı: “Ama olmaz ki, daha ben sarılmadım sevgilime! Gülümseyerek cevap verdim: Senden önce ben vardım! “Bence alış bunlara, Ozan,” dedim. Aybars bey tam bir şey söyleyecekti ki içeri Cihan baba girdi. “Defne, kızım, taburcu oluyorsun. Asiye ablan da aradı, odan hazır, seni bekliyor evde,” dedi. Ben biraz mahçup bi şekilde cevap verdim: “Cihan baba, ben zahmet vermeseydim eve geçerdim. Hem iyiyim, yarın iş başı da yapabilirim.” diyince, Aybars bey hemen araya girdi: “Haftaya pazartesi gününe kadar raporlusun." Sonrasında Ozan girdi araya: “Sizin evi su basmış maviş, elektrik anahtarını açınca avizeden su geliyormuş,” dedi. Hepimiz aynı anda Ozan'a baktık. Cihan amca hafifçe gülerek, “Sen ona bakma kızım, küçükken beşikten düşürmüşüz, hasarı var,” dedi. “Kendi evinize geçerseniz aklım sizde kalır, iyice kendini toparlayınca istediğin yere geçebilirsin. Ben işlemleri bitirdim; hazır olduğunda çıkarız,” diyerek konuyu kapattı. Ozan'nın " bu kadar mı, amca? toprak atsaydın üstüme" demesiyle Cihan baba bir anda ciddileşti: “Siz hâlâ duruyomusunuz burada sizin işiniz yok mu? Herkes işinin başına!” diyerek Ozan'ı ve Aybars beyi odadan kovaladı. Aybars bey “Sen nereye, baba?” diye sorduğunda... Umursamaz bir tavırla, “Ben kızlarımla eve gideceğim,” dedi. Ozan hemen, “Evde ne yapacaksın amca sen kızlarla?” diye sordu. Cihan baba ise omuz silkerek, “Hint dizisi izleriz, nolmuş yani? Biz yapacak bişey buluruz ,” diyerek adeta Ozan’ın üzerine yürüdü. Odadan çıkarken, “İyi bari, akşama yemek yaparsınız,” demesiyle, Cihan baba alaycı bir şekilde, “Uşak tut kendine, it herif! Hem siz dışarda yersiniz,” diyerek odada bir kahkaha daha kopardı. Ozan da sitemle, “Abi, imayı anladın mı resmen eve gelmeyin dedi farkında mısın?,” Aybars bey ise biraz sessiz kalıp sonrasında, “Oğlum, babam ne derse o,” diyip, ardından, “Görüşürüz, bir şey lazım olursa haber verin,” diyerek odadan çıktı. Eve geçtiğimizde, Asiye ablanın samimi karşılaması içimizi ısıttı. “Kızlarım, hoşgeldiniz,” diyerek sarılması, anne şefkatiyle sarmalaması bizi mutlu etti.Oturup sohbet ederken, hiç evlenmediğini öğrendik. “Ozan ve Aybars’ı evlat yerine koydum, onlar da beni bu zamana kadar hiç üzmediler, kırmadılar,” diye anlattı. Öğlen saati olmuştu. Melis’in de dört gündür yanımda olduğunu bilen Asiye abla, “Yavrularım, hastane yemeklerinden sıkılmışsınızdır, ben size şöyle güzel bir sofra hazırlayayım,” diyerek mutfağa geçecekti ki biz de, “Abla, biz de yardım edelim,” diyip hemen arkasından gittik. Aslında her şeyi hazırlamıştı; biz sadece Melis’le birlikte masayı kuruyor, tabakları yerleştiriyorduk. Tam o sırada Asiye abla birden durdu, gözleri doldu ve “Allah’ım, şu günleridemi görecektim,” diyerek ağlamaya başladı. Melis hemen yanına eğildi, “Abla, ne oldu, hayırdır?” diye sordu; ben ise endişeyle baktım. Abla hafifçe gülümseyip gözlerini sildi ve, “Şu evde böyle güzel kızların masayı hazırlamasını görmek… sanırım beni duygulandırdı,” dedi.Peşine ekledi: “Gelin olup geldiğiniz günleri de görürüm inşallah.” Melis gülümseyerek, “İnşallah abla,” dedi; ben ise şaşkın şaşkın, “ben ne alaka?” diye baktım. Sonra Asiye ablaya, “Sizin gelin adayınız Melis,”deme gereği duydum. O ise gülümseyerek , “Her şey nasip kızım, bu evin bir bekar oğlu daha var,” diyince yüzüm kızardı. İçimden, " Asiye abla bir şeyleri yanlış anladı galiba,” diye geçirdim; bir şeyde diyemedim.Ama Melis’in içten içe gülümsemesi de beni ayrıca utandırmıştı. Cihan baba da masaya gelince, uzun sohbet eşliğinde yemeğimizi yedik. Yine Asiye ablayla birlikte masayı kaldırdık. Ben izin isteyip, benim için hazırlanan odaya çıktım; Melis de hemen arkamdan geldi. Amacını biliyordum, benimle dalga geçmek için gelmişti. Gözlerimi kısıp biraz baktım, “Söyle söyle, içinde kalmasın,” dedim. “Yaa Defne, sence Allah mı söyletti dersin? Asiye ablaya düşünsene, sen de Aybars abimle evleniyorsun, sonra şapşik sevgilim ve ben sana yenge diyoruz,” deyip kahkaha attı. “Bence kadın yanlış anladı,” diye mırıldandım. Melis’in ciddi tavrıyla verdiği cevap ise kafamı daha da karıştırdı: “Defne, sen hastanede yatarken Aybars abim sürekli seni görmeye geldi. Hele ambulanstan inerken yüzünün halini anlatamam bile… Ya sen bir şeyleri anlamıyorsan?” diye sordu. Gerçekten benden hoşlanıyor olabilir miydi? Ya da gerçekten öyleyse, ben bunu hissetmez miydim ? Birde hastanedeki "ben sana yardım ederim" mevzusu var. Acaba konunun ne olduğunu biliyor muydu? Sorarsa ne cevap verecektim? "Hafta sonunu benim nişanlım olarak geçirirsiniz mi? Ya adamın iyi niyetini yanlış anlıyorsak? Kafamın içinde dönen sorularla Melise döndüm; Adamın çalışanıyım ve evinde rahatsızlandım, endişelenip merak etmesi normal değil mi?” Melis ise ciddi bakışlarla karşılık verdi: “Bizim evin önünde ne işi vardı? Ya da tesadüftü diyelim… Bu zamana kadar bu eve, hastanede çalışan hiç kimse gelmemiş, neden seni getirdi? Evde kalmak istemediğini söylediğinde seni bi otele bırakabilirdi. ” “Sen nereden biliyorsun gelmediğini?” diye sordum. Melis hiç duraksamadı. " Sen hastaneye getirildiğinde ambulanstan seninle birlikte indi. Bunu gören meraklılar da sorgulayınca, ‘Ozan, Cihan Bey’in misafiriydi,’ dedi. Sonra daha çok konuşan oldu. Bu zamana kadar Karacalar’ın evine kimse gitmemişti; ‘Daha dün geldi, bugün orada ne işi vardı?’ diye söylentiler çıktı. Bu sefer Aybars abi devreye girdi.” Kalbim hızlanmıştı ama Melis durmadı. “Kimseyi ilgilendiren bir durum yok. Defne Hanım benim misafirimdi. Bu konuyla ilgili tek kelime duymak istemiyorum,” deyip herkesi susturdu,” dedi. Derin bir nefes alıp verdim; öyle ki aldığım nefes bile ciğerlerime yetmedi sanki. “Sence susacaklar mı Melis? Ben söyleyeyim, daha çok konuşacaklar. Bu hiç iyi olmamış… hatta yanlış üstüne yanlış olmuş,” dedim.Melis kaşlarını çatarak, “Yanlış olan ne? Yanlış üstüne yanlış dediğin ne?” diye sordu. Derin bir nefes aldım. “Yanlış olan… o akşam senin yanına acile gelmek istedim. ‘Olmaz, bize gidelim,’ dediğinde gitmemeliydim. Asıl yanlış buydu. Aybars Bey’in ‘Defne Hanım benim misafirimdi’ demesi ise yanlışın daha büyüğü oldu. O kadar açık bir cümle ki… herkes istediği yere çeker bu konuyu. Adam belki gerçekten sadece yardım etmek istedi, yada o an halime acıdı bilemiyorum ama ben başına resmen bela oldum,” dedim. Söylerken içim sıkıştı; sanki ne yaparsam yapayım birilerine yük oluyormuşum gibi hissediyordum.Tam o sırada aklıma telefonum geldi. Hastalanmadan önce komodinin üzerine koyup yatmıştım. Baktığımda yoktu. “Melis' ten telefonunu alıp kendi numaramı aradım. Uzunca bir süre çalıp, sonunda açıldı. “Efendim Melis?” Aybars Bey’in sesi. “Aybars Bey, telefonumun sizde ne işi var?” dedim. Kısa bir sessizlik oldu. “Defne… akşama gelince konuşalım mı? Ben şu an müsait değilim,” dedi ve telefonu yüzüme kapattı. Elimde telefonla öylece kaldım. “Biraz dinlensem iyi olacak galiba,” deyip yatağa uzandım. Melis usulca , “Tamam, sen dinlen. Ben aşağıdayım,” diyerek çıktı odadan. Gözlerimi tavana diktim. Offf… Birşeyler var ama ne....? Aybars tan... Defne bugün taburcu oldu. Babamın da ısrarıyla yeniden bizim eve geçtiler. Onlar gittikten sonra Ozan’la birlikte odama çıktık. Ozan kapıyı kapatır kapatmaz, “Abi, bir şeyler var… ne oluyor?” dedi. Başımı geriye sandalyeme yasladım. “Babamın her şeyden haberi var,” “Her şey derken?” “Her şey işte oğlum…” dedim derin bir nefes alarak. “Senin eskiler yüzünden Melis’in üzüldüğünü biliyor. Benim Sanem’le olan mevzuyu biliyor. Üstümden geçti, ama hırsını tam almış değil. Devamı gelecektir.” Ozan sustu. Bir an durup ona baktım. “Ama şimdi sıra sende galiba,” dedim.“Çok kızdı mı?” diye sordu temkinli bir sesle. Acı bir şekilde gülümsedim. “Kızmak ne demek oğlum?” “Ayağının altına alıp tekmeleseydi bu kadar zoruma gitmezdi herhalde.” Ozan kaşlarını çattı. Ben devam ettim: “Bağırmadı. Çağırmadı. Sakin sakin konuştu… ama insanı en çok o sakinliği yakıyor zaten. Her kelimesi yerini buldu. Sustukça daha çok ezildim.” Sonra konuyu kapatmak için ; “Boş ver,” dedim . “Biraz işle ilgilenelim. Kafamız dağılsın.” Direkt konuya girdim. “Masa karışmış. Babam müdahale etmiş.” Ozan’ın yüzü ciddileşti. “Görünmüyor olman masadakileri tedirgin ediyor abi. Normal,” dedi. Önümdeki dosyaları açtım. “Normal değil,” dedim sertçe. “Bir hafta,sadece bir hafta yoktum. Ben yokken kim kime yanaşmış, kim güç göstermeye kalkmış, hepsini öğren .” Ozan yaklaşarak sesini düşürdü. “Cihan amca masada eski isimleri çağırmış. Mesaj net abi… ‘Ben hâlâ buradayım’ demiş.” Çenem kasıldı. Bu ara işlerim her anlamda rayından çıkmış gibi. Masayı tam toparlıyorum başka yer dağılıyor. Ev ayrı, iş ayrı… hiçbirini tam kontrol edemiyorum gibi geliyor. Ve bu beni sinirlendiriyor. Ozan tedirgin bir sesle, “Abi, Defne mevzusunu ne yapacaksın? Hastanede konuşmalar başlamış. ‘O gece neden sen getirmişsin?’ diyorlar. Bir de Cihan amcam alıp tekrar eve götürdü. İşe başladığında bu söylemler onun da kulağına gidecek. Ben Defne’yi azıcık tanıdıysam… gitmeyi bile düşünebilir,” dedi. Haklıydı. Defne işe başlamadan önce onunla konuşmam gerekiyordu. Ona karşı ne hissettiğimi açıkça söylemem gerekiyordu. Ama kızın kafası çok karışık. Bunu her hâlinden anlayabiliyorum. Korkum şu… ya ters teperse? Ama kararımı vermiştim. Yarın akşam onunla baş başa dışarı çıkacak, açık açık konuşacaktım. İçimde ne varsa söyleyecektim. Eğer o da kabul ederse… gerekirse herkese duyururdum. Zamana ihtiyacım var derse de , istediği kadar beklerdim. Ama ya bana karşı hiçbir şey hissetmiyorsa… İşte o zaman gerçekten yıkılırdım galiba. Ozan’a dönüp net bir sesle, “Yarın akşam,” dedim. Kaşlarını kaldırdı. “Yarın akşam konuşacağım.” Bir süre daha dosyalarla oyalandıktan sonra cebimde bir şeyin titrediğini hissettim. Elimi attığımda Defne’nin telefonuydu. Arayan Melis’ti. Geçen gün duyduklarımdan sonra telefonu alıp bütün arama geçmişine bakmıştım. Hastanedeki mesai arkadaşları dışında sadece Melis ve kuzeninin numarası vardı. Mesajlarına, hatta sosyal medyadaki arkadaş listesine kadar bakmıştım. “Naber, nasılsın, nerelerdesin?” dışında hiçbir şey yoktu.Hatta galerideki fotoğraflarına bile bakmıştım. Çoğu annesiyle çekilmiş karelerdi. Annesine o kadar benziyordu ki… Aynı bakış, aynı gülüş. Bir de deniz kenarında çekilmiş bir fotoğrafı vardı… Turuncu tonlarda bir bikini, üzerinde krem rengi dantel bir pareo. Rüzgâr saçlarını hafif savurmuş. O kareye takılı kaldım. Nefesim bir anlığına kesildi. Gördüğüm rüyayı hatırlattı bana.Sonra kendimi toparlayıp diğer mesajlarına baktım. Sadece kuzeniyle olan mesajları biraz daha yoğundu. Sonra öğrendim ki Antalya’ya geldiğinde numarasını değiştirmiş, yeni numarasını da sadece akrabalarından kuzenine vermiş. Ozan’ın dediği gibi normal kuzen mesajlaşmasıydı. Hatta Melis’in dediği gibi bazı konularda onu uyarmış bile. Yani ortada şüphelenecek şey yoktu.Ama diğer numarasınında arama ve mesaj geçmişini Ozan'dan istedim. Telefonu açtığımda arayanın Defne olduğunu bildiğim hâlde, “Efendim Melis?” dedim. Karşıdan Defne’nin sesi geldi: “ Aybars Bey, telefonumun sizde ne işi var?” Bir an ne diyeceğimi bilemedim. “Akşama gelince konuşalım. Ben şu an müsait değilim,” deyip telefonu resmen yüzüne kapattım. Ne diyecektim ki? Kıskançlıktan kendi kendimi yedim. Söylenenlere inanmadım yine de telefonunu kurcaladım mı ? Ne kadar utanç verici bir durum. Bu zamana kadar herkesin hamlesini önceden hesaplayan ben… Konu Defne olunca ne yapacağını bilemeyen birine dönmüştüm. Bu hâlim bana yabancıydı. Akşama doğru kapı çaldı, Ozan yine odanın kapısında belirdi. “Abi, eve gidecek miyiz?” diye sordu. Babamın sabah verdiği ültimatom aklıma geldi. “Bence bugün erken gitmeyelim,” dedim hafifçe gülerek. “Biraz daha ortalarda görünmeyelim" dedim "Siniri daha çok yeni " Ozan başını iki yana salladı. “Ama abi kızlar evde." Omuz silktim. “Hele hele yiğidim… Sen kimlerdensin bakayım? Nereden bu cesaret?” dedim kaşımı kaldırarak. Bu sefer Ozan dayanamadı, güldü. “Abi cesaret senden bulaşıyor galiba,” dedi. İt herif bana bulaşmasa olmaz. Bakalım yarın akşam abim o cesareti nasıl toplayacak ?.....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD