Sabah uyandığında sanki hiç birşey olmamış gibi amcaları ve yengelerinin kahvaltı masasında oturup sohbet etmeleri kanına dokunmustu. Tamam hayat devam ediyordu ama en azından acısına saygı duymalarını beklerdi. Kısık bi sesle günaydın diyebildi sadece. Amcası "akşam konuştuğumuz konuyu düşündün mü Defne"
"Düşündüm amca izniniz olursa eğer mezuniyete kadar burda kalmak istiyorum hem taziyeye gelenler var hemen kapıyı kitleyip gitmek olmaz"
"İyi düşünmüşsün kızım" dedi Hasan amcası. Onlar Defnenin bu sakın hallerini acısına verdi ama aslında içinde fırtınalar kopuyor kafasında türlü türlü planlar geçiyordu. Çünkü biliyordu ki yüzüne gülüp iyi niyetli gibi davranan akrabaları aslında onu istemiyordu ve buldukları ilk fırsatta ondan kurtulmak için biriyle evlendirmeye çalışacaklardı.
Defne masadakilere "ben annemin yanına geçiyorum" dedi. Yakındı çünkü aile mezarlıkları yavaş adımlarla gitti annesine...
Defne dizlerinin üzerine çöktü. Mezar taşındaki ismi parmaklarıyla okşadı; sanki annesinin saçlarını okşar gibiydi. Boğazına oturan düğüm konuşmasına engel olamadı.
“Anne…” dedi fısıltıyla. “Biliyor musun, ev çok sessiz. Senin tabak sesin yok, mutfaktan gelen çay kokun yok."
Bir nefes aldı, gözlerinden yaşlar süzüldü.
Başını mezar taşına yasladı.
“Ben sadece seni özledim anne. Güçlü olmam gerektiğini biliyorum ama bazen… sadece kızın olmak istiyorum. Senin dizine başımı koyup ağlamak istiyorum"
Günler hep aynıydı sonrasında taziyeye gelenler, nasihat verenler, bir başına ne yapacaksın diye acır gözle bakanlar derken günler geçip gitti...
Mezuniyet Günü
Salon kalabalıktı, aileler çocuklarını alkışlıyor, flaşlar arka arkaya patlıyordu. Ama Defne için tüm sesler uzaktan geliyordu sanki. Dünya camın arkasındaydı, o ise sessiz bir boşlukta duruyordu.Sahnedeki sunucu "mezun olan öğrencilerimiz alkışlar eşliğinde huzurlarınıza davet ediyorum" dediğinde Defne ve mezun olan arkadaşları alkışlarla onlara ayrılan bölüme geçtiler.
Sunucu tekrardan söze girdi Ulu Önder Atatürk, Silah arkadaşları,Şehitlerimiz, Görevi başında Şehit edilen Hekimler ve Sağlık personelleri için bir dakikalık saygı duruşu ve ardından coşkuyla İstiklal Marşımızı okumaya davet ediyorum" dedi
Saygı duruşu ve İstiklal Marşının akabinde Sunucu; "Değerli kalılımcılar törenimizin en anlamlı anına gelmiş bulunuyoruz Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi 2025 yılı mezunlarımıza Hekimlik Andını yaptırmak üzere Tıp Fakültesi ögretim üyelerimizden Profesör Doktor Levent Karaca hocamızı kürsüye davet ediyorum. "
"Sizleri mezunlarımızın Hekimlik Andına tanık olmak üzere ayağa kalkmaya davet ediyorum " dedi
Bütün katılımcıların ve mezunların ayağa kalkmasıyla birlikte Sahneye çıkan Profesörün tok sesiyle
“Şimdi, hekimlik mesleğine adım atarken edeceğiniz andı benimle birlikte tekrar ediniz…”
"Mesleğimi vicdanım ve onurum üzerine yerine getireceğime,
insan hayatına en üst düzeyde saygı göstereceğime,
din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi görüş, sosyal durum ayrımı gözetmeksizin hastalarıma hizmet edeceğime,
hasta sırlarını ölümden sonra bile saklayacağıma,
tıp mesleğinin onurunu ve yüce geleneklerini koruyacağıma,
meslektaşlarıma kardeşlerim gibi saygı göstereceğime,
öğretmenlerime minnet ve saygı duyacağıma,
bilgimi insanlığın yararı için kullanacağıma
namusum ve vicdanım üzerine ant içerim.”
Profesör bütün öğrencilerine;"Teşekkür ediyorum hepinize meslek hayatınızda başarılar diliyorum yolunuz açık olsun "diyerek güzel dileklerini dile getirdi
Sunucu; "Genç hekimlerimizi kutluyor meslektaşlarımız olarak aramıza katıldıkları şu anda hoşgeldiniz diyorum"
Şimdi dönem birincisi Dr Defne Yalçın'nı birincilik plaketini fakültemiz şeref kütüğüne çakmak üzere sahneye davet diyoruz"
Arkadaşlarının alkışlarıyla sahneye yürüdü Defne. Üzerinde mezuniyeti için annesiyle aldığı siyah kalın askılı vücudunu tam anlamıyla saran kalem elbisesi omuzlarına dağıttığı koyu kahve saçları ve üzerine giydiği cübbe ile bakanları bir daha baktırıyordu.
Defne sahneye çıktığında gözleri salonun arka sıralarını taradı.
Kimse yoktu.
Ne amcaları…
Ne uzaktan da olsa bir akraba…
Sadece boş koltuklar.
Sadece arkadaşı Melis vardı gözünün gördüğü.
Ama en arka taraflardan onu hayranlıkla izleyen biri vardı aslında ama onun haberi yoktu.
Defne mikrofonun başına geçti, derin bir nefes aldı.
“Bugün burada olmak benim için büyük bir onur.
Bu yolculukta bana inanan, yol gösteren hocalarıma, birlikte bu yolda yürüdüğüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.
Tıp, yalnızca bir meslek değil; insan hayatına dokunma sorumluluğudur.
Bu sorumluluğu taşımayı bugün hepimiz kabul ediyoruz.
Bundan sonra bilgimizi, vicdanımızla birleştirerek insanlığa hizmet edeceğimize, gönüllere deva olacağımıza inanıyorum.
Hepimize beyaz önlüğümüz kutlu olsun.
Teşekkür ederim.”
diyerek sahneden aşağıya indi. Aslında uzun bı konuşma metni hazırlamıştı. Hatta annesi bile yardım etmişti ama o konuşmayı yapamadı..
Diğer öğretim görevlilerinin de konuşmalarının ardından sıra diplomaların verilmesine gelmişti
Sunucunun tekrardan dönem birincisinin diplomasını verecek olan Dekanı sahneye davet etmesiyle Defne tekrardan sahneye davet edildi. Birincilik plaketini ve diplomasını eline aldığında boğazında bir yumru oluştu çünkü o diplomayı alırken annesinin de görmesini çok istemişti.
Diğer arkadaşları da diplomalarını aldıktan sonra hocalarının geri sayımıyla ondan geriye sayıp coşkuyla keplerini havaya attılar. Müzik ve konfetiler eşliğinde arkadaşlarının coşkulu halleri, ailelerinin gururlu bakışları ve alkışlarıyla birlikte yakın arkadaşların birbirlerine sarılması herşey aslında rüya gibiydi ama Defne nin bi tarafı hüzünlüydü.
Tören bittiğinde herkes sevdiklerine koştu. Sarılmalar, kahkahalar, fotoğraflar…
Defne ise doğruca mezarlığa gitti.
Annesinin mezar taşına diplomasını dayadı.
“Başardım anne… Hayatta en çok ne istiyorsun deseler bugün yanımda olmanı isterdim"...
Rüzgâr hafifçe esti.
Sanki Deva’nın sesi kulağına değdi:
“Ben hep buradayım kızım…”
Defne gözlerini kapattı.
Ve ilk kez, cenazeden beri derin bir nefes aldı.
Ne kadar oturdu annesinin yanında kaç saat geçti bilmiyordu telefonunun sesiyle irkildi. Ekrana baktığında arayanın Hasan amcası olduğunu gördü. Gözlerini devirerek bıkkın bı sesle cevap verdi.
" Efendim amca"
" Nerdesin Defne"
"Annemin mezarındayım amca"
"Tamam akşama bize gelirsin yengen mezuniyetin için yemek hazırlamış işler yoğundu törene gelemedik bari kendi aramızda yemek yer mezuniyetini kutlarız "
" Tamam amca şimdiden teşekkür ederim" diyip telefonu kapattı.
Annesinin mezarında dönüp " anne acaba değişmişler midir ? diye sordu sonra annesinin ona hediye ettiği içi açılır kolyesinin içine toprağından küçük bi parca koydu "Hep yanımda ol anne "
Vedalaştı tam mezarlıktan çıkacaktı ki yol kenarında onu bekleyen Halilcan ı gördü. İlk tedirgin oldu olduğu yerde kaldı onu görmeyi beklemiyordu ama sonra yavaş adımlarla ilerledi. Çekindiğini belli etmemek için yanına kadar gitti.
Halilcanın;
" Cenazeden sonra konuşamadık hiç Defne nasılsın " sorusuyla.
" Hem yetim hem öksüz biri nasılsa öyleyim" diyebildi.
"Akşama amcamda toplanıyomuşuz seni almaya geldim"
"Eve geçip üzerimi değiştirsem beklermisin alacaklarımda var"
" Olur"
Eve gidene kadar tek kelime etmediler daha evin önüne gelince Halilcan;
" Sen geç alacaklarını al ben seni arabada bekliyorum"
Defne sadece tamam anlamında başını salladı ama içten içede tedirgindi.
Eve girip üzerini değiştirdi sanki birşeyler içine doğmuş gibi ihtiyacı olan eşyalardan küçük bı valiz hazırladı kendine. Annesi vefat etmeden önce evdeki birikimini kızının adına bankaya yatırmıştı zaten. Valizini eline alıp son kez baktı evine yattığı yatağına, annesiyle sohbet ederek yemek yediği masasına camın önünde oturdukları koltuğuna her köşesinde anıları olan o küçük evine ....
Kapısını kilitlerken gözlerinden yaşlar süzüldü...
Onu bekleyen Halilcan ile birlikte arabaya bindiler Defnenin tedirgin olduğunu hisseden Halilcan;
"Bugün törende gurur duydum seninle" dedi
Defne bi an şaşırdı ne diyeceğini bilemedi sonra kendini toparlayıp
" Orada mıydın ? neden gelmedin yanıma"?
"Gelseydin ailem için ayrılan kısımdan izlerdin"
Defne bı anda konuşmaya başlayınca Halilcanın yüzünde ufak bi tebessüm belirdi.
"Olduğum yerden de seni rahatça izleyebildim" dedi
Eve kadar başka bişey konuşmadılar.
Halilcanın anlatımından ;
Sabah kahvaltıya oturduğumuz da babam ve anneme Defne nin mezuniyet töreni olduğunu hatırlattım. Babam işinin yoğun olduğunu annem ise türlü türlü hastalık bahanesiyle evden dışarı çıkacak halde olmadığını söyledi. Ablam ise Defneyi kıskandığı için " ne yapalım mezun olduysa bana ne faydası var sende sakın gidipte şımartma " diye akıl vermeye çalışınca " hayırdır abla kıskançlık tavan yapmış gene " dediğimde ablamla tartışmaya başlamıştık ki annem babama dönüp " görüyorsun dimi adı geçtiğinde bile kavga ediyorlar sen birde tutmuş eve getirelim diyorsun evdeki huzuruda kacıracaksın" demesiyle
Babam bıkkınlıkla "afiyet olsun" diyip masadan kalktı, kapı kapanma sesini duyduktan sonra annem tekrar başladı " zaten sevimsiz bişeydi şimdi hepten suratsız oldu soru bile sorsan cevap vermiyo ayy Allah'tan Hasan amcanlarda kalacakmış..
Ablamda konuya dahil olunca akşamki yemeğin asıl sebebi ortaya çıktı. Meğerse mezuniyet kutlaması adı altında Defneye münasip birini bulmuşlar onu söyleyeceklermiş bunu duyunca kan beynine sıçradı..
"Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyomu ulan ayıp bee kaç gün oldu daha yengemi toprağa vereli hiç mi merhametiniz kalmadı onuda geçtim hiç mi utanmanız yok niye bukadar kurtulma çabasındasınız..lan ailede üniversite bitiren tek çocuk gurur duyup taktir edeceğinize şu yaptığınıza bakın "
Bir anlık sessizlikten sonra annem tekrar söze girdi..
" Öyle deme oğlum annesinin kaybından sonra görmüyomusun halini o dik başlı kız gitti yerine meczup gibi bişey geldi güzel kız biri aklına girer kötülük eder kızıda perişan eder bizde rezil oluruz"
O lafları da duyduktan sonra damarlarımda kan yerine sanki ateş dolaşmaya başladı en son hırsımı alamayınca bı hışımla ayağa kalktım.
"Anne bak annemsin saygıda kusur etmek istemem ama yanlış sınız elinden tutup sahip çıkacağınıza düşündüğünüz şeye bak aynısı bizim başımıza gelseydi Deva yengem ne beni nede ablamı yüz üstü bırakmazdı sizin düşündüğünüz gibi iğrenç bi düşünceye hiç kapılmazdı" diyip bende evden çıkmaya hazırlandım. Arkamdan ablamın " Defne aşkı kabardı gene" demesiyle kapıda olduğum yerde öylece kalakaldım son anda kendimi toplayıp çıkabildim. Yol boyunca düşündüm ben gerçekten de aşık mıydım Defneye ? Küçükken annem büyüyünce Defneyi sana alıcam derdi çocukluk aklı işte aklımda kalmış Defne benim olacak diye hatta bı cahillik edip askere gitmeden önce açılmışlığım bile var "sen benim abim gibisi" diyince kafama dank etmişti. O günden sonrada beni her gördüğünde tedirgin olup mesafesini korumuştu.. Evet içten içe hayrandım Defneye. İnatçı oluşuna, başarma isteğine en çokta baktığımda boğulduğum mavi gözlerine. Evet hayrandım ama bu aşk değildi onada emindim. Bu düşüncelere dalmış mahalleden aşaya inerken amcam aradı oğlum akşama Defneyi sen alır mısın? bizde toplanıcaz dedi. "Tamam amca" diyip kapattım...
Akşama neler olacak artık bende bilmiyordum