BÖLÜM 2

4419 Words
Neyse ki yetişmişti polisler... Biraz hırpalanmıştım ve olayın şoku yüzünden de sarsak adımlar atıyordum ama yine de iyiydim, yaşıyordum. Ablam daha fazla başıma bela olamaz derken hep daha fazlasıyla karşıma geliyordu ve bu beni daha çok şaşırtıyordu. Ama neyse ki iyiydim. Polisler gelip adamı benden uzaklaştırdıktan sonra şikayet ve ifade alınması için karakola gitmiştim onlarla. Üzerimde öylece bir hırka, cüzdan ve evin anahtarlarını alıp polislerin peşine takılmıştım. Neyse ki iyi insanlar hala vardı ve polisler benim o halimi görünce sakinleşmem için su vermişlerdi. Karakola vardığımızda önce benim ifadem alınmıştı ve o sırada adamın nerede olduğuna dair bir fikrim yoktu. Şikayetçi olup olmayacağımı sorduklarında ise ablamın bir tanıdığı olmasına rağmen şikayetçi olacağımı söylemiştim. Saat 1'i geçtiğinde ise karakolda işim bitmişti ve adamın anahtarı ablamdan aldığını öğrenmiş oldum. Ablam gideceği son gün adamı eve çağırmış ve anahtarı ona vermişti. Nasıl böyle bir düşüncesizlik yaptığını kendi kendime düşünürken polis memuru bana adamın ifadesini anlatmaya devam ediyordu. Ablam ve arkadaşı birlikte olduktan sonra ablam kısa süreliğine şehir dışında olacağını söyleyip anahtarı vermiş ve ne zaman isterse onu görmeye geleceğini söylemişti. Ardından bir kaç sefer telefonda konuşmuşlar ve ablam telefonu açmayı bırakınca adam da ablamı görmek için evime gelmişti. Her ne kadar ablam öyle bir şey yapmaz demek istesem de ablamın yüzünden daha önce de başımın belaya girdiğini hatırladıkça karnıma ağrılar giriyordu. Adamın aslında suçsuz olduğunu anlayabiliyordum bu yüzden şikayetimi geri çekmek zorunda hissettim kendimi ve şikayetimden vazgeçtim. Ama adam benden özür dilemek istediğini belirtmiş polislere ve onlar da ne yapmak istediğimi sorunca özrünü kabul edeceğimi söyleyince adamı getirdiler karşıma. Adını bilmiyordum ve öğrenmek de istemiyordum ama benim evde ki halinden daha ayık duruyordu. Bu yüzden ne diyeceğini dinlemeye karar verdim. "Ben öncelikle özür dilerim, Yıldız bana orada tek başına yaşadığını söylemişti bu yüzden içeride olanın o olduğunu ve beni başından savmaya çalıştığını sandım. Tekrar özür dilerim." dediğinde "Öncelikle o ev benim evim ve ablamla birlikte yaşamıyoruz, kısa süreliğine beni ziyarete gelmişti ve eve geri döndü. Bu yüzden tekrar evime falan gelmeyi düşünme eğer seni oralarda görecek olursam bu sefer şikayetimi geri almam." diyerek konuşmanın bittiğini anlamasını sağladım. Polis memurlarına dönüp yapılacak bir şeyler kalmadıysa artık eve gitmek istediğimi belirtince beni ekip otosuyla bırakacaklarını söylediler ve eve kadar güvende olacağım düşüncesiyle gerginliğim azalmaya başladı. Ekip otosuna binipte eve yaklaştığımızda ise beni sahil kenarında bırakmalarını istemiştim. Hemen eve dönemeyecek kadar stres altındaydım ve sahil havasının iyi geleceğini düşünüyordum. Cebimde ki anahtarın varlığını hissettikçe güven duymak yerine bu saatte nereden çilingir bulacağım diye düşünmeye başlamıştım. Hiç yoktan başıma bir bela açıldığı için içimden lanetler okuyordum. Sahilde inip eve doğru yürümeye başladığımdaysa takip ediliyormuşum hissi içimde büyümeye başlamıştı. O adamında çıktığını ve benim peşimden geldiğini düşünen bir yanıma karşın diğer yanım İstanbul 7/24 yaşayan bir şehir kendi kendine kuruntu yapma diyordu ama yine de korkan yanım daha baskın geliyordu. Bu yüzden sahilde daha fazla dolanmayı bırakıp evime çıkan sokağa dönmüştüm ve arkamda ki kimse o da beni takip etmeye devam ediyordu. Bir kaç adım daha atıp ne yaptığına baktıktan sonra aniden arkamı dönmüş ve telefonumu tutarak "Eğer beni takip etmeye devam edersen polisi tekrar arayacağım." demiştim. Beni takip edenin ablamın arkadaşı olduğunu sanırken karşımda bambaşka bir adam görünce şaşırmış ve ağzımdan çıkan "Sen de kimsin?" sorusunu tutamamıştım. Bu saate karşın biraz dağılmış olmasına rağmen üzerinde takım elbise olan birini görünce şaşırmıştım. Karşımda ki kişinin bakışlarından da bir anlık şaşkınlık geçtiğini görmüştüm ama yine de saniyelik bir görüş olduğu için emin olamamıştım. "Polis aracından indiğini gördüm de yardımcı olabileceğim bir durum var mı diye merak ettim." demişti. Kaşlarımı çatarak adama bakmış ve "Birbirimizi tanıdığımızı sanmıyorum ama emin olmak için yine de sorayım, tanışıyor muyuz?" demiştim. "Aslında pek tanıştığımız söylenemez geçen akşam sahilde karşılaşmıştık." deyince sahile gittiğim günleri düşünmeye başlamıştım ve bu adamla karşılaştığımı hiç hatırlamıyordum. O da onu hatırlamadığımı fark etmiş olacak ki "Hani bankta oturan bir adama meyve suyu uzatmıştınız." diyerek kendini hatırlatmaya çalışıyordu. O adamı hatırlıyordum daha sonra da o bankta onu görmüştüm ama bu adam ve o adam birbirine benzemiyorlardı bile. Bu yüzden "O adamı hatırlıyorum ve sizin olmadığınıza eminim ama siz bunu nasıl bilebilirsiniz?" diye sorup merakımı gidermeye çalışıyordum. "Ah aslında o meyve suyu uzattığınız kişi değilim arkasında ayakta duran kişiyim hani sizin bileğinizi tutmuştum." diye kendini hatırlatmaya devam ediyordu ve o an kim olduğunu hatırladım. Şu kaba adamdı hatta meyve suyu ikram ettiğim adam onun adına benden özür bile dilemişti ama hafızamı ne kadar zorlasam da adamı doğru düzgün hatırlayamıyordum. Kaşlarımın çatıldığını hissediyordum ama bir yandan da bu adamın kim olduğunu çözmeye çalıştığım için "Sen niye onun arkasında bekliyorsun ki?" diye sordum. Belli ki bu soruyu beklemiyordu ki onun da kaşları çatıldı ama yine de "Kendisi benim patronum." deme nezaketinde bulundu. Bir çalışan neden patronunun yanında ayakta bekler ki diye düşünüp kaşlarımı mümkünmüş gibi daha fazla çatmaya başlayınca "Yani aslında ben onun koruma-şoför karışımı bir şeyiyim o yüzden çoğu zaman yanında olurum." diyerek aklımda ki soru işaretlerini gidermişti. Tam olarak tanımadığım birisi olsa da evde yaşadığım olaydan sonra birileriyle konuşmak aklımı dağıtmıştı ve birinin korumalığını yaptığına göre güvenilir birisi olmalı diye düşündüğüm içinde öncesi kadar stres altında hissetmiyordum kendimi. Yine de ona bu saatte burada ne yaptığını sormaktan kendimi alamamıştım. Yakınlarda oturduğunu ve buradan geçerken beni polis aracından inerken görünce belki yardıma ihtiyacım olabilir diye düşünerek peşime düştüğünü söylemişti. Ona yardıma ihtiyacım olmadığını ama yine de sorduğu için teşekkür ettiğimi söyleyerek tekrar eve doğru yürümeye başladığımda korkum da gün yüzüne çıkmıştı. Arkamda artık adım sesleri yoktu, takip edilmiyordum ama yine de korkumdan daha fazla ileriye gidemeyeceğimi anlayınca durup adama baktım ve onunda tersi yönde ilerlediğini görünce "Birinin korumalığını yaptığına göre güvenilir biri olmalısın, değil mi?" diye sordum. "Ne kadar güvenilir birisi olduğum tartışılır ama yine de güvenilir biriyim diyebilirim." demişti. Daha fazla başıma ne gelebilir ki diye düşünerek bende ona güvenmeye karar verdim ve "Aslında vaktin varsa beni evime kadar bırakabilir misin?" diye sordum alacağım cevaptan korkarak. Evet bırakırım dese evimi öğreneceği korkusu varken hayır derse eve nasıl gideceğim diye korkuyordum. "O halde önce tanışalım mı? Ben Salih." diyerek elini uzatınca bende elimi uzattım ve "Memnun oldum bende Yasemin." dedim gülümseyerek. Ne kadar güvenilir olduğunu bilmiyordum ama konuşması sayesinde kafamın dağıldığının farkındaydım. Bu yüzden ona fazlasıyla minnettar hissediyordum kendimi... Birkaç adımla yanıma gelip evime doğru yürümeye başladığımızda sessizliği kırmak için "Çok genç görünüyorsun nasıl bu yaşta böyle korumalık işine falan başladın?" diye sordum. Biraz bekledikten sonra "33 yaş ne kadar gençse bende o kadar gencim bence. Hem yaşlı, hantal biri yerine genç ve çabuk hareket eden birinin koruma olması daha mantıklı değil mi?" diye sordu. Soruma soruyla karşılık vermişti ama yine de mantıklı bir cevap olduğu aşikardı. Ama yine de "Haklısın tanımadığım birinin uzattığı meyve suyunu yakalaması için genç bir koruma daha çok işe yarar." diyerek takıldım. Sağ elini boynunun arkasına götürüp "O davranışım içinde özür dilerim. Normalde o kadar kaba biri değilimdir ama bir anda reflekslerim devreye girdi." diyerek durumu açıklamaya başladığında gülerek sorun olmadığını söyledim. Apartmanı gördüğümde şurası benim evim diye gösterecekken telefonum çalmaya başlayınca Selvi'nin aradığını gördüm ve izin isteyerek saatlerdir benden haber beklediği için çıldırmış olacağını hesaba katarak en acınası sesimle telefonu açtım. Ne olduğunu sorduğunda yanımda Salih abi olduğu için durumu fazla açıklamadan ablamın bir arkadaşıymış ve anahtarı ona vermiş o da istediği gibi eve geleceğini düşünmüş ama sorun yok şu an eve dönüyorum diyerek fazla konuşma yapmadan telefonu kapatmak istiyordum ama Selvi ablamın adını duyduğu an köpürdüğü için sesi telefondan dışarıya taşmaya başlamıştı. Mecburen Selvi'yi sakinleştirmek için "Şu anda yanımda bir arkadaşım var beni eve bırakıyor seni daha sonra arayayım mı?" diyerek konuyu kapatmasını sağlamaya çalışırken "Senin, benim tanımadığım bir arkadaşın yok Yasemin. Kim o yanında ki?" diye sorunca gözümün ucuyla Salih abiye bakarak "Pek fazla olmadı tanışalı o yüzden sen hala tanımıyorsun Salih abiyi. Ama beni eve bırakacak yani merak etme ben eve geçince seni ararım." diyerek telefonu yüzüne kapatmıştım. Ardından biraz tereddüt ederek "Abi diye tanıttım ama abi dememde bir sakınca yoktur değil mi?" dediğimde "Benim için bir sorun yok nasıl istiyorsan öyle hitap edebilirsin." diyerek omzunu silkti. Apartmanın önüne gelince ona doğru dönerek "Seni de meşgul ettim ama teşekkür ederim bıraktığın için evim burası." dedim. Dönüp apartmana baktı ve "Zamanım var benim meşgul falan etmeden beni yani istersen yukarıya kadar gelebilirim." dedi. O şokla evden çıkarken evin ne durumda olduğunu pek hatırlamıyordum bu yüzden yukarıya gelmesi konusunda biraz tereddüt içindeydim ama zaten kapının önüne kadar geldiği için yukarıya çıkmasında da bir sakınca yok diye onu onayladım. Ayrıca tek başıma o eve girmeyi ne kadar geciktirirsem benim için daha iyi olacak diye düşünüyordum. Anahtarla apartmanın kapısını açtıktan sonra arkamdan girmesi için kapıyı tuttum. Teşekkür ettikten sonra merdivenlere bakınca asansörü gösterip çağırma tuşuna bastım. Asansör gelene kadar çilingir numarası var mı diye mektup kutusunu karıştırırken Salih abi dış kapının üstünde ki numarayı gösterdi. Dalgınlığımdan dolayı biraz mahcup olarak numarayı telefonuma yazdım ve gelen asansöre binip evimin olduğu beşinci kata çıktık. Asansörden çıkınca elimi cebime atıp anahtarı çıkardım ve kapıyı açıp içeriye buyur ettim Salih abiyi. İçeriye girince gözleriyle etrafı taradıktan sonra bana dönüp "Küçük bir hortum geçmiş gibi evden." dedi. Söylediği şeye hafiften gülümseyerek "Eh bundan daha iyi bir tanım olamazdı galiba. Sen otur ben bir kahve yapayım nasıl içersin?" diye sordum. Cüzdanımı ve anahtarları çıkarıp mutfak masasına bırakırken sade içtiğini söyledi. Cezveyi ve kahveyi çıkarırken bir yandan da çilingiri arıyordum. İkimiz içinde sade kahve yaparken çilingire ulaşmış ve evimin adresini vermiştim. Elimde fincanlarla salona döndüğümde Salih abinin kırılan vazonun parçalarını yerden topladığını gördüm ve kahveleri sehpaya bırakırken "Kahveleri bitirelim ben daha sonra toplarım orayı." dedim. Başıyla beni onayladı ama yine de büyük vazo parçalarını yerden alıp mutfakta ki çöpe attı ve elini mutfak lavabosunda yıkadıktan sonra orta sehpadan kahvesini alıp koltuğa oturdu. Bende onun karşısında olan tekli koltuğa oturunca Salih abiyi incelemeye başladım. Tam olarak emin olamasam da 185 boylarında olduğunu düşünüyordum. 33 yaşına rağmen gözleri hala canlı ve güldüğünde oluşan kırışıklar hariç hiç kırışığı olmayan biriydi. Esmer değildi ama hafif güneşten dolayı yanmış bir cildi vardı ve kahverengi gözleriyle her şeyi biliyorum edasında bakıyordu bence. Yine de uzun zaman sonra hatırlasam bile bu gece için minnettar olacağım biriydi. Eğer beni yolda görüp yardıma ihtiyacın var mı diye sormasaydı tek başıma eve girmekte zorlanacak girsem bile korkum yüzünden bu geceyi zor atlatacaktım. Ama benimle geldiği için ona minnettardım. Bakışlarım uzun süre üzerinde kalmış olmalı ki biraz kıpırdandıktan sonra "Çilingir gelip işini halletsin öyle giderim." dedi. Bakışlarımın rahatsız ediciliği yüzünden beni yanlış anladığını düşünerek tekrar teşekkür etmek için ağzımı açacakken kapı çalınca benimle birlikte ayaklandı ve "Bekle, ben açarım kapıyı." dedi. Normalde kendi evimin kapısını kendim açardım hatta o kadar uzun zamandır yalnız yaşıyordum ki bu durumda yine kapıyı ben açardım ama Salih abinin kapıyı ben açarım demesiyle koltuğa çöktüm. Kapıyı açıp çilingiri içeri aldıktan sonra sanki kendi evinin kapısının kilidini değiştiriyormuş gibi rahattı. Adam işini hallederken onunla sohbet ediyor hatta anahtar değişimi yerine kapı değişimi yaptırmak gerekip gerekmediğini soruyordu. Biraz abarttığını düşündüğüm için hafiften güldüm ama yine de bir şey söylemeden onları izlemeye devam ettim. Adam anahtarı değiştirip üst kısma da yeni zincir taktıktan sonra Salih abi "Borcumuz ne kadar usta?" diye sorunca yerimden kalkıp cüzdanı almak için mutfak masasına yönelmişken Salih abi benden evvel davranıp arka cebinden cüzdanını çıkardı ve adama parasını verip yolladıktan sonra bana döndü. Borcumun ne kadar olduğunu parasını vermek istediğimi söylediğimde elimden telefonumu aldı ve bir şeyler yaptıktan sonra bana geri verdi. Şaşkınlıkla yaşanan olayı izlerken "Kahve için teşekkür ederim. Numaramı da telefonuna yazdım ne zaman istersen arayabilirsin beni yardıma gelirim." diyerek ayakkabılarını giydi ve kapıyı çekip çıkıp gitti. Bir elimde telefon bir elimde parayla kapının önünde kalakaldım. Gidişinin farkına varınca parayı tekrar masanın üzerine bıraktım ve telefonumu açınca rehberde Salih abi olarak kendini kaydettiğini ama kendini aramadığını gördüm. Bu durumda evimin yerini bilen adamın numaramı bilmediğini fark ederek olayın garipliğine gülmeye başladım. Telefondan Selvi'nin numarasını tuşlayıp her şeyi baştan sona kadar atlattım. Hatta Salih abiyle tanışmamızı ve karşılaşmamızı bile anlatıp az önce evimde yaşanan olayları da anlattıktan sonra Selvi sadece "Her kimse kibar adammış. Aramak zorunda hissetme diye kendi telefonunu çaldırıp senin numaranı bile kaydetmemiş." diyerek tepkisini göstermişti. "Okullar tatil olunca oraya geleceğim ve ilk iş o adamı eve yemeğe çağırıyoruz teşekkür için tamam mı." diyerek beni tembihlemiş "Ama benim gelmeme çok var bu yüzden öncesinde adamı ara ve teşekkür için bir yemeğe falan çıkar yoksa öyle senden para falan kabul edeceğini sanmıyorum en azından yemek bahanesiyle adama parasını ödemiş olursun." dedi. Söylediklerinin mantıklı olduğunu fark ettim ama yine de hemen onaylamak yerine üzerine biraz düşüneceğimi söyleyerek telefonu kapattım. Ardından bu gece için fazlasıyla heyecan yaşadığımı göz önüne alarak kapıyı tekrar kontrol ettikten sonra uyumak için yatak odasına geçince erik ağacımı yerde gördüm. Saatlerdir ağlamamak için kendimi tutmam, yaşadığım stres erik ağacını yerde görünce gün yüzüne çıktı ve ağacımın dibine çökerek ağlamaya başladım. İçimde tuttuğum tüm o stres, korku ve heyecan gün yüzüne çıktı ve sabahın ilk ışıklarına kadar orada oturup ağlamaya devam ettim. Sabaha karşı mutfaktan bir leğen getirerek ağacımın toprağını toplayıp içini doldurdum ve yeni bir saksı alana kadar ağacı da içine diktikten sonra masanın üstüne koyup ellerimi yıkamak için banyoya geçtim. Aynada kendimle karşılaşmamak için kafamı kaldırmadan ellerimi yıkadım ve acele ederek hemen yatağımın içine girdim. Orada bile göz yaşlarımı tutamazken uykuya dalmıştım. İnsan başına ne gelirse gelsin eninde sonunda ayağa kalkıp kaldığı yerden devam etmek zorundadır. Bu durum benim içinde geçerli elbette. Geçen akşam yaşananlar, ağlama krizlerim, uykudan sürekli korkarak uyanmama rağmen pazartesi olduğunda sanki hiçbir şey olmamış gibi işe gittim. Elbette pazar günü evde olmak beni bir hayli zorlamıştı sanki her an birisi kapıyı kırıp girecekmiş gibi sürekli tetikteydim. Yine de evden çıkmaya da korkuyordum ve bu korkunun üzerine giderek erik ağacım için yeni bir saksı alma amacıyla sokağa çıkmıştım. Bir çiçekçi dükkanı bulana kadar yürümüştüm ve yürürken yanımdan geçip giden insanları görünce korkularımın yersiz olduğunu anlamış oldum. Sadece saksı almak için dışarı çıkmışken saksıyı aldıktan sonra kulaklıklarımı takıp sahil kenarında biraz da yürümüştüm. Güneş yüzüme vurdukça ve denizin tuzlu yosun kokusu içime doldukça kendi kendime gülüp korkuların ne kadar da yersiz Yasemin demeye başlamıştım ve eve döndüğümde erik ağacımı tekrar saksıya ekip evi de topladıktan sonra sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi ertesi gün için kıyafetlerimi hazırlamıştım. Belki de çok uzun zamandır kendi kendime yaslandığım için ne zaman tökezlesem ya da düşsem yine kendi kendime kalkmıştım bu yüzden bu olayı atlatmakta bir hayli kolay olmuştu. Bu hafta iş yerinde, yaz döneminin yaklaşmasıyla çalışanların tatil günleri için düzenlemeler yapmaya başlamıştık. Yöneticilerin ve çalışanların işi aksatmayacağı gelen taleplere göre izin tarihleri için örnekler oluşturmuştum. Elbette herkese sistem üzerinden izin tarihleri için ulaşmış ve taleplere göre değişiklik yapılacağını belirterek bir açık kapı bırakmıştım. Kendi yıllık iznimi hangi tarihler için kullanmam gerektiğini düşünürken bu yaz için planımız var mı diye sormak için Selvi'yi aradım. Selvi, Kayserili olduğu için okullar tatil olunca ailesinin yanına dönerdi ama ben izinlerimde ailemin yanına gitmeyi bıraktığım için son yıllarda benim izin günlerimi gerçek birer tatil yapmak için kullanırdık. Bu yüzden okulların ne zaman tatil olacağını, ne zaman buraya geleceğini sormak için aradığımda temmuz ayı için izin almamı söylemişti. Geçen gece başıma gelenler yüzünden de iyi olup olmadığımı merak ettiği için uzun uzun konuşmuştuk. Hatta bir ara Salih abiye mesaj atıp onu yemeğe çıkarmamı bile söylemişti. Ama bu haftanın çalışma planına baktığımda yorgunluktan kendime bile yemek ısmarlayamayacağımı gelecek hafta için ona ulaşacağımı söyleyerek telefonu kapatmıştım. Günler aynı tempoda geçerken bu hafta tahmin ettiğim kadar yorulmuştum ama yine de kendime de vakit ayırmak için salı günü iş çıkışı kitabımla sahile inip çimlere uzanmıştım. Yarım saat bile olsa o kitap okuma seansı ruhuma iyi gelmişti ve bu yüzden perşembe günü de aynı şeyi yapmak için sahile inmiştim. Bu sefer kendime yine iki tane meyve suyu almıştım ama kitap okuma seansı yerine dinlenme seansı diyerek çimlere uzanırken Salih abiyi ve yanında ki adamı bankta görmüştüm. Bu sefer ikisi de yan yana oturup karşıyı izliyorlardı. Gelip gidip o banka neden oturduklarını merak ediyordum ama merakım için değil de Salih abiyi gördüğüm için gidip selam vermek istedim. Meyve sularımı elime alıp arkalarından yaklaştım ve omzuna dokunarak "Salih abi." diye seslendim. Sadece Salih abinin arkasına dönmesini beklerken ikisi de aynı anda bana dönmüştü. Salih abi beni fark edince hemen ayaklanıp "Merhaba Yasemin, nasılsın?" diye sormuştu. Açıkçası numaramı bile almadığı için beni hatırlayacağı konusunda biraz endişeliydim ama Salih abi beni görür görmez tanımıştı. Bu yüzden mutlu olduğumu belli ederek kocaman bir gülümsemeyle "Ben iyiyim sen nasılsın? Seni görünce biraz şaşırdım ama yine de merhaba demek için gelmiştim umarım rahatsız etmedim." diyerek kendimi açıklamıştım. O da gülümseyerek "Yanıma geldiğin için bende mutlu oldum. Daha sonra beni aramadığın için biraz endişelendim, evine gelecektim ama gelme konusunda emin olamadım." dedi. Ev dediği anda yanında ki kişi dönüp şaşkınlıkla bana ve Salih abiye bakmaya başladı ama yine de bir şey demek yerine sessiz kalmaya devam etti. Hala beni hatırladığı ve aramamı beklediği için ona farkında olmadan daha fazla ısındım. "Tekrar teşekkür ederim o gece için. Bu hafta içi pek müsait olamadım işten dolayı o yüzden arayamadım ama yoğunluk geçince tekrar görüşelim." diyerek konuşmayı sürdürdüm. O da beni onaylayarak "Ne zaman istersen arayabilirsin." demiş ve yanında ki adamı göstererek "Bahsetmiştim ya benim patronum Ömer Bey." diyerek bizi tanıştırmak için bir adım atmıştı. Adının Ömer olduğunu öğrendiğim adama dönerek "Memnun oldum, Yasemin ben." demiştim ve o da sadece memnun oldum diyerek karşılık vermişti. Orada durmam fazlalıkmış gibi hissettirdiği için Salih abiye ve Ömer beye iyi akşamlar diyerek yanlarından ayrıldım. Tekrar çimlere oturup meyve suyunun birini içmeye başladım ve bende onlar gibi karşıyı izledim. Denizin dalgaları, insanların ve hayvanların sesleri arasında yalnız olmadığımı hissetmeye başladığım bir anda telefonum çalmaya başladı. Arayan üniversiteden arkadaşım Serhat'tı. Serhat'la aynı bölümde öğrenciydik benden de bir kaç yaş büyüktü ama ilk dönemden yakın arkadaşlar olmayı başarmıştık. Ben düzenli bir öğrenci olmasam da ona göre düzenli olduğum için gelmediği derslerde yerine imza atardım. Şimdiyse memleketi Adana'ya dönmüştü. Ne kadar yakın arkadaşlar olduğumuza gelirsek belki de Selvi'den daha fazla sırrımı bildiğini söyleyebilirim. Üniversite için İstanbul'a geldiğinde ilk dönem yurtta kalıp ikinci dönem eve çıkmıştı ve bu sayede ev buluşmaları için bir yerimiz olmuştu. Vize ve final haftalarında evinde sabahlardık hatta bazen yurttan izin alıp onun evinde kalırdım. Son sınıfa geçtiğimizde memleketinden bir kız arkadaş edinmişti ve ilk önce beni tanıştırmıştı. Kız beni ne kadar kıskansa da Serhat "Yasemin kendini kıyaslayabileceğin birisi değil o benim kardeşim, badim." diyerek son noktayı koymuştu. Ondan sonra kız arkadaşı da beni kabullenmiş ve muhabbeti ilerletmiştik. Mezun olunca da memlekete giden Serhat bir araba kiralama dükkanı açmış ve işler rayına oturduktan sonra da sevgilisiyle nişanlanmıştı. Şimdi beni aramasının sebebi de büyük ihtimalle düğün tarihini haber vermek içindir diye düşünerek telefonu açmıştım. "N'aber damat adayı bey? Düğün tarihi mi belli oldu?" diye sormuştum telefonu açar açmaz. Ama karşıdan neşeli bir ses beklerken ağlama sesi geliyordu ve endişelenmiştim. Nerdeyse 10 yıla yakın süredir arkadaştık ve onun ağladığını ilk kez duyuyordum bu yüzden telaşla "Serhat bir sorun mu var, n'oldu?" diye sormuştum. Karşıdan da bu soruya yanıt olarak sadece "Bitti." kelimesini duymuştum. "Ben anlamıyorum ne bitti, hasta falan mısın bilet alıp geleyim istersen hafta sonu için." diye konuşurken "Artık nişanlı değilim, bu yaz düğün falan yok." dediğinde neye uğradığımı şaşırmıştım. İlişkilerinde çok fazla iniş çıkış yaşamışlardı ama birbirini sevdikleri için tüm o sorunları atlatmışlardı ve açıkçası daha çok kızın sevgisi sayesinde buraya kadar gelmişlerdi. Bu yüzden Serhat'ın kızın kalbini kırdığını düşünerek "Her ne halt ettiysen özür dilersin kızdan eminim ki düğün öncesi stres yüzünden böyle bitti diye düşünüyorsun." diyerek kızmaya başladığımda "Bitti badi. Artık beni sevmiyor, görmek istemiyormuş. Sana yemin ederim hiçbir şey yapmadım. Ne olduğunu da anlamıyorum zaten işe başladıktan sonra sürekli soğuk davranmaya başladı, telefonlarıma cevap vermiyordu sadece bunun için tartıştık ve yüzüğü bana verdi." dediğinde bende dumura uğramıştım. Tüm o mezuniyet, iş bulma süreçlerinde yan yanalardı birlikte bir sürü eğlenceye katıldıkları gibi ailelerin kötü günlerinde bile yanlarında olmuşlardı tüm bunları düşününce düğün öncesi stres diye düşünüyordum ama kulağıma gelen ağlama sesleri bunun gerçek bir ayrılık olduğunun habercisiydi. İlk kez Serhat'la olan bir konuşmada iki tarafta sessiz kalmıştı sadece onun ağlama seslerini duyuyordum. "Ailelerle konuştunuz mu, bitti dediniz mi?" diye sorduğumda "Badi ailesine geçen haftadan söylemiş ben bitireceğim diye kız kardeşiyle konuştum artık istemiyor seni abi dedi kapattı telefonu. Ben bizimkilere ne diyeceğim hiç bilmiyorum ortada bir neden bulamıyorum ki." deyip susmuştu. Haklıydı ortada bir neden yoktu ama kesinlikle bu işin kokusu çıkardı bu yüzden şimdilik toparlanmasına odaklanıp "Hafta sonu için bilet alayım mı, gelme mi ister misin?" diye sordum. Karşıdan cılız bir şekilde "Gelir misin?" diye sorduğunda "Serhat ne zaman istersen gelirim eğer uzaklaşmak istiyorsan sen kalk gel eminim birkaç gün sensiz idare eder çalışanlar." deyip onu rahatlatmaya çalışıyordum. "Bu hafta olmaz badi şimdilik yalnız kalıp ne olduğunu anlamam lazım sende gelme ben sıkışırsam ararım seni sağ ol." diyerek beni uzaklaştırmaya çalışıyordu. Ona gerçekten destek olmak istediğim için yanında olduğumu belli eden moralini yerine getirecek saçma ve eğlenceli konulardan bahsederek kafasını biraz dağıtmıştım. Artık ağlamayı bıraktığında "Sağol badi kime anlatacağımı bilmediğim anda ilk aradığım kişi sen oldun, sen olmasaydın hala kendi kendimi yiyor olurdum Yasemin sağol." dediğinde "Belki birlikte askere gitmedik ama badi olduk ne zaman istersen yanında olacağım, istediğin zaman ara beni." diyerek konuşmayı sonlandırdık. Saatte bir hayli ilerlediği için eve doğru yol almaya başlamıştım ve gitmeden önce son bir kez dönüp Salih abiye baktığımda hala aynı bankta olduklarını gördüm ama elveda demeden arkamı dönüp yürümeye başladım. Saatler geçip gün tekrar cumaya geldiğinde ertesi gün tatil olduğu için eve varır varmaz uyursam sabaha kadar kaç saat uyurum diye hesaplıyordum. Ama eve vardığımda kapıda Selvi'yi görünce şaşkınlıkla kalakalmıştım. Selvi'de beni fark ettiğinde "Yasemin biraz daha beklersen tekrar Mardin'e döneceğim hadisene kızım saatlerdir bekliyorum kapı önünde." diyerek beni kendime getirmişti. Ayağımda ki topuklulara aldırmadan koşar adımlarla yanına kadar gelmiş ve sarılarak "Hoş geldin keşke haber verseydin erken çıkardım işten" dediğimde "Öğleden sonra dersler iptal oldu bende uçak saatlerine baktım kalktım geldim kötü mü etmişim?" diyerek gülen gözlerle bana baktığında "İyi ki geldin!" diyerek tekrar sarıldım ve kapıyı tutup valiziyle içeri girmesi için bekledim ve ardından gelen asansörle eve çıktık. Bir anda onu kapı önünde görmenin şokunu atlattıktan sonra o duş almak için banyoya girdiğinde bende çabucak yemek için bir şeyler hazırlamıştım. Selvi duştan çıktığında masaya gelip oturdu ve "Geçen haftadan beri aklımdasın hafta içi izin alacaktım ama sen iştesin diye gelmedim. Şimdi seni böyle gördüm ya içim rahatladı." diyerek yemek yemeye başladığında minnetle dolmuştum. Selvi asla sahip olamayacağım kız kardeşimdi benim, bu yüzden kalkıp buraya kadar geldiği için sandalyeden kalkıp yanına gittim ve tekrar sarılarak "Teşekkür ederim." dedim. "Ooo bu kadar özlendiğimi bilsem hafta içi gelirdim de özlenmekte iyidir iyi." diyerek o da bana sarılmıştı. Biz hala sarılmaya devam ederken "Kız şarap getirmiştim bak çantada kaldı çıkar onu dolaba koy içeriz." diyerek sarılmayı bitirmişti. O yemek yerken dediği gibi çantasından şarabı alıp dolaba koyduktan sonra bende masaya oturup yemeğe başlamıştım. Yemek yerken sahili özlediğini söyleyince Selvi yemekten sonra sahile inmeye karar verdik. Sahile inmek için hazırlandıktan sonra ikimizde meyve sularımızı elimize almış yürürken "Mardin güzel şehir e bende denize kıyısı olmayan bir şehirde doğdum ama bir kez kıyı gördün mü gittiğin her yerde arıyorsun be Yaso." diyerek bana özleminin boyutunu anlatıyordu. "Hele bu meyve suyu var ya seninle sahilde içerken hep daha lezzetli oluyor." diyerek sırnaştığında "Selvi sen bana mı yükseliyorsun kuzum." dediğimde gülerek "Bunca yakışıklı adam dururken seni n'apayım? Boylu poslu, kara kaşlı, kara gözlü birini bulayım gör bak hemen nikah dairesindeyim." dedi. Söylediği karşısında kahkaha atarken Salih abilerin her zaman oturduğu banka geldiğimizi fark ettim ve hala bıraktığım gibi oturuyorlardı. Telefonumdan saati kontrol ettiğimde nerdeyse 9'a yaklaştığını gördüm. Selvi'yi dürtükleyerek onları gösterip "Bak geçen bana yardım eden Salih abi o işte." dediğimde "Gidip adama teşekkür edelim hem tanışmış olurum gözüm arkada kalmaz." diyerek onlara doğru seğirttiğinde kolundan tutup "Rahatsız etmeyelim şimdi sonra edersin teşekkürü." diyerek uzaklaştırmaya çalışmıştım ama boşa uğraşmıştım. Bazı zamanlar Selvi'nin karşısında Erciyes dağı olsanız yine de duramazdınız ki bu anda o anlardan biriydi. Aslında gidip merhaba demekte hiçbir sorun yoktu ama hala doğru düzgün teşekkür etmediğim ve bu yüzden kendimi mahcup hissettiğim için kaçmak istiyordum ama kolumdan sürüklenirken bu çok zordu. Ki ben kendimi açıklayana kadar çoktan yanlarına varmıştık ve Selvi Salih abiye değil de yanında oturan Ömer'e bakarak "Salih siz olmalısınız Yasemin'e yardım ettiğiniz için teşekkür ederim." demişti. İki kişi varken ilk denemede yanlış insanı bulduğu için gülerek onu Salih abiye doğru çevirdim ve "Doğru adam bu." dedim. Selvi ve Salih abi kısa bir bakışma yaşarken ben Ömer beyden özür dilemekle meşguldüm ki neyse ki bakışmaları uzamadan Selvi aynı cümleyi tekrar etmişti. Salih abi kibar bir şekilde teşekküre gerek yok falan derken Selvi "Var var teşekküre kesinlikle gerek var bizim kız yerine sizi ben davet edeyim yarın akşam yemeğe teşekkür için." dediğinde şaşkınlıkla kalakalmıştım. Benim şaşırdığımı fark ettiği için Salih abi başka zamana diyerek geçiştirmeye çalıştığında "Lütfen Salih abi yarın akşama bekliyorum seni." dediğimde sıkıntıyla yanında ki adama dönüp "Patron yarın akşam için biraz yalnız kalsan sorun olur mu, ben izin kullansam?" diye sorduğunda Selvi adamdan önce davranarak "O zaman sizinle de tanışalım az önce ki davranışım içinde özür mahiyetinde sizde yemeğe gelin." dediğinde Selvi'yi çekerek "İnsanlara emrivaki yapma." dedim. Ama eminim ki duvara söyleseydim daha fazla dikkate alınırdım ki Selvi önemsememiş elini uzatarak "Ben Selvi." demişti. Adamda ayağa kalkıp uzatılan eli sıkmış ve "Ömer." demişti. İlk karşılaşmamızda meyve suyu ikram ederek iyi bir başlangıç yapmıştım ama sonra annemle kavgama şahit olmuşlardı ve şimdi de Selvi'nin emrivakisiyle uğraşmak zorunda kaldıkları için biraz mahcup hissediyordum. Canım arkadaşım Selvi durumun ya farkında değildi ya da farkında değilmiş gibi davranıyordu emin olamadım ama "O zaman saati için yarın haberleşiriz. Zaten evin adresini de biliyorsun o yüzden yarın akşama diyoruz." diyerek planlama yaptığında Ömer "Zahmet etmeyelim size Salih gelir tek başına." dediğinde "Duymamış olalım. Bizim için hiç zahmet olmaz aksine memnun oluruz sizi de bekliyoruz." diyerek hiç çıkış yolu bırakmamıştı insanlara. Bende onun cümlelerini destekleyici bir kaç söyledikten sonra yarın için anlaştık. Selvi ve benim orada kalabalık yaptığımızı fark ettiğimde Selvi'yi kolundan tutarak gitmemiz gerektiğini söyledim. Bana garip garip baktıktan sonra tekrar onlara döndü ve "Yasemin'den saati mesaj atarız sana Salih lütfen gelmeyi unutma ve sizde davetlisiniz." diyerek konuyu uzattığında "İyi geceler Salih abi saat için haberleşiriz ve sizden de tekrar özür dilerim lütfen baskı altında hissetmeyin yemeğe gelmek zorunda değilsiniz." diyerek Selvi'yi de yanıma katıp eve doğru ilerlemeye başladım. Selvi onu çekiştirerek yürüdüğüm için en sonunda kolunu benden kurtardı ve "Bir dur Yaso be bu ne hız? Eğer davet ettiğim için rahatsız olduysan iptal edebiliriz." dedi. Onun orada istenmediğimizi anlamadığını bildiğim için "Yok ya kendimi fazlalık hissettim orada. Belki dinlenmeye, belki konuşmaya geldiler biz yırtık dondan fırlar gibi ortayı karıştırınca huzursuz oldum. Ama sorun yok davet etmen daha iyi oldu yoksa ben daha çok ertelerdim." dedim gülümseyerek. O da gülümsemem karşılık verdi ve "O zaman baştan anlat bana nasıl tanıştınız? Adama abi diyorsun diye baya büyük birisi bekliyordum ama çok hoş adammış." dediğinde Salih abiden etkilendiğini anladım ve o gece uyuyana kadar Salih abilerle tanışma anımdan ve sonrasından konuştuk.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD