Selvi duyduklarından tatmin olana kadar Salih abiyle tanışma ve bana yardım etme hikayemi baştan sona kaç kez anlattığımı bilmiyordum ama sonunda ikna olmuştu ve uyumama izin vermişti.
Yatağım büyük olduğu için salonda ki koltuğu açmak yerine birlikte uyumaya karar vermiştik ve ben bir yerden sonra pişman olmuştum. Ama sonra halime acımış ve uyumama izin vermişken gözlerim kapanmadan önce "Yaso ben bu adamı kendime istiyorum. Sonunda n'olur bilmem ama kesinlikle bir ilişkiye başlamak istiyorum. Beni destekleyecek misin?" dediğinde gözlerim açılmadı ama "Adamdan hoşlandığını anladım zaten ama hayatında biri var mı yok mu bilmiyorum. Bilinmezliklerin içinde bir şey diyemem ama mutlu olduğun sürece seni destekleyeceğimi bilmen lazım." dedim. "Yaso biliyorsun bugüne kadar kendimi öyle büyük heyecanların ya da aşkların içine atmadım ama görünce içimde bir şeyler oldu ve kendimi ona çekiliyor gibi hissettim. Bu yüzden sonu kötü bitse bile beni destekle olur mu çünkü her zaman yanımda olmana ihtiyacım oalcak." dediğinde işin düşündüğümden daha büyük olduğunu fark ettim. Demek ki ilk görüşte aşk gerçekti ve Selvi aşık olmuştu. hiçbir şey söylemeden ona sarıldım ve öylece ikimizde kendimizi uykuya teslim ettik.
Sabah uyandığımızda daha doğrusu öğlen olmak üzereyken önce kendimize kahvaltı hazırladık ve akşam yemeği için ne yemek yapacağımızı planladık. Selvi yemek konusunda pek başarılı olmadığı için yemeği ben yapacaktım ve o da o sıra evi temizleyecek ve sonunda da salatayı yapacaktı.
Bu yüzden kahvaltıdan sonra eksikleri kontrol ettik ve markete alışverişe çıktık. Kısa bir alışveriş sürecinden sonra eve geldiğimizde rahat kıyafetlerimizi giydik. Ben mutfağa geçerken Selvi de temizlik için evi toparlamaya başladı.
Ağız tatlarını pek bilmediğimiz için klasik yoldan gidip fırında tavuk, şehriyeli pilav ve yoğurt çorbası yapmaya karar vermiştim. Sonra Selvi yanına salata yaparken de ben hazırlanacaktım. Önlüğü takmış yemek yapmaya başlayacakken Selvi'nin hatırlatmasıyla önce Salih abiye akşam yemeği için beklediğimizi 6-7 gibi gelebileceklerini belirten bir mesaj attıktan sonra tekrar mutfağa dönmüştüm. Normalde aramak daha uygun olurdu belki ama hayır demesin diye biraz emrivaki yapıyor gibi olsam da mesaj atmayı tercih etmiştim.
Bu yüzden karar verdiğimiz yoldan gidip önce tavuğu hazırlayıp fırına vermiştim ve ardından pilavı pişmesi için ocağa koyduktan sonra çorbayı tutmadan pişirmek için tencerenin başında karıştırarak çorbayı pişirmeye başlamıştım. Pilavın altını kapatıp biraz dinlensin diye kenara aldıktan sonra çorbayı da pişirip tavuğun pişmesi için beklerken mutfakta arkamda bıraktığım dağınıklığı da topladıktan sonra fırını da kapatmıştım.
Selvi temizliği benden önce bitirdiği için duşa girip çıkmış ve hazırlanmıştı. Mutfakta işimin bittiğini ona haber verdikten sonra ben duşa girmek için havlumu alıp banyonun yolunu tutmuştum ve Selvi'de salata yapmak için mutfağa girmişti. Kısa bir duş aldıktan sonra saçlarımı kurutup akşam için basit bir kot pantolon ve bluz giydikten sonra hafif yüzümü renklendirip Selvi'ye bakmak için yanına gitmiştim.
O da benim gibi pantolon ve bluzu tercih etmişti ama beni görünce "Hadi ben yanımda elbise falan getirmedim diye bunları giydim de sen niye bunları giydin? Bir elbise giysen ne olurdu?" deyince "Basit bir akşam yemeği dedik o kadar hazırlanmaya gerek var mı? Hem istiyorsan benim dolaptan giyseydin ya bir elbise." dedim. "Yok yaa sen giy diye seni ikna etmek için söyledim onu yoksa rahatım böyle." dediğinde dediğine gülüp "Hadi hadi ikimizde hazırsak o zaman masayı hazırlayım gelirler birazdan." diyerek koluna girdim ve yemek tabaklarını masaya dizmesi için eline verdikten sonra bende ayrıyeten bir tabağa acı biber turşusu koyduktan sonra salatayı ve turşuyu alıp masaya götürdüm.
Saat 6 olduğunda masayı hazırlamıştık ve Salih abi mesajıma o saate kadar geri dönmediği için gelip gelmediklerini öğrenmek için aramıştım. Beni çok fazla bekletmeden telefonu açınca "Salih abi, Yasemin ben yemeğe geliyorsunuz di mi?" diye sordum. Salih abi yolda olduklarını 5-10 dakikaya kadar gelmiş olacağını söyleyince telefonu kapatmak üzereyken bir şey lazım mı diye sormuş bende eksik bir şeyin olmadığını söyledikten sonra telefonları kapatmıştık.
Yemeklerin sıcaklığını kontrol etmek için mutfağa geçip ardından da masayı kontrol için içeri dönünce Selvi her şeyin hazır olduğunu söyleyerek beni rahatlatmıştı. Ama Ömer bey de belki gelir diyerek koyduğumuz dördüncü servis tabağı konusunda emin değildim. Geleceğine dair aslında bir ihtimal bile vermiyordum ama yine de davet ettik diye servis açmıştım ama zaman ilerlerken tabağı kaldırmak için hareketlendiğimde Selvi ne yaptığımı fark etmiş ve benden önce davranarak elimi tutup "Saçmalama Yasemin adam gelmese bile fazla tabak batmaz sana ama gelirde onun için servis açılmadığını görürse daha kötü hisseder." deyince ona hak vermiş ve gelmelerini beklerken koltuğa geçip oturmuştum.
Normalde bu tür durumlarda asla streslenmezdim ama bu sefer neden olduğunu bilmediğim bir şekilde streslenmiştim. Selvi'de streslendiğimi fark etmişti ve dikkatimi dağıtmak için öğrencilerinden, Mardin'de ki hayatından bahsetmeye başlamıştı. Başka konularla kafam dağıldığı için stres seviyem azalmıştı ve o sırada kapı çalınca ayaklanıp kapıya ilerlemiştik. Son bir derin nefes alıp üzerimizi düzelttikten sonra ben kapıyı açarken Selvi arkamdaydı. Kapıyı açınca önce Salih abiyi ardından da yanında ki Ömer beyi görünce gülümseyerek içeri davet etmiştim. İkisi de içeri girince Selvi de aynı şekilde hoş geldiniz demişti ve ayaklarına giymeleri için terlikleri önlerine koymuştu.
Her ne kadar modern olsak ta evin içinde ayakkabı giyecek kadar modernleşmemiştik ve bu yüzden benim evimde benim kurallarım geçerli diyerek onlarında terlik giymelerini sağlamıştım. Kendi evlerinde ayakkabıyla gezmeleri sorun değildi ama benim evimde ayakkabı kapı eşiğinde çıkarılırdı. Neyse ki onlarda hiçbir memnuniyetsizlik belirtisi göstermeden ayakkabılarını çıkarıp terlikleri giyince oturmaları için koltuklara yöneldiğimizde Salih abi elinde ki kağıt torbayı uzatarak "Tatlı almıştık." demişti. İçimden duruma ne kadar gülsem de dışımdan bir şey belli etmeden ne zahmet ettiniz diyerek elinden aldım ve mutfak tezgahının üzerine bıraktım.
Başta ortam biraz tuhaftı çünkü kimse konuşmak için ilk adımı atmıyordu ayrıca Ömer burada bulunmaktan memnun olmadığını belirtecek şekilde başka bir alemde gibi görünüyordu. Neyse ki bizi bu duruma sürükleyen Selvi bir konuşma başlatıp bizi sürüklediği bu durumdan kurtarmıştı. Günlük nasılsın, iyi misin konulu bir konuşma olmasına rağmen ortamı yumuşatmayı başarmıştı ki konuşmanın sonunun geldiğini anladığımda misafirleri masaya davet ederek başarılı bir muhabbet devamı sağladığımı düşünüyordum.
Selvi ve ben yemek servisini yaparken Salih abiler masaya yerleşmişti ve servisin ardından Ömer'in karşısında ben, Salih abinin karşısında Selvi olacak şekilde oturduğumuzda göz ucumla Selvi'yi kontrol ettim. Bu karşılıklı oturma durumundan son derece memnun olduğunu belli edercesine gülümsüyordu bense her an bir şey olacak korkusuyla pekte rahat değildim.
Neyse ki sorunsuz bir yemek süreci olmuştu. Hatta Selvi ikisinin nasıl tanıştığını sorduğunda Ömer, Salih abiden önce davranıp "Biz badiyiz." demişti. Badi olduklarına şaşırmama rağmen ben sessiz kalırken Selvi beni göstererek "Yaso'nun da badisi var." demişti.
"Şimdi ben ve badim ne alaka Selvi? Biz bunlar gibi askerlik badisi değiliz biliyorsun değil mi?" diyerek konuyu benden uzaklaştırmaya çalışıyordum ama Selvi bugün her şeyi anlatmak istercesine "Askerlik badisi nasıl olur pek bilgim yok ama eminim siz bu ikisinden daha yakınsınız Serhat'la." dediğinde gülümseyerek "Saçmalama abarttığın kadar değil." dedim.
"Abartmak mı? Tamam, madem abartıyorum söyle bakalım, hala öğrenciyken bazı geceler eve gelmek yerine Serhat'ta kalırdın bazı durumlar var diyerek o durumlar neydi? Ha bir de bu Serhat ne ameliyatı oldu da herkese o onun özeli diyorsun?" diye sorduğunda ne cevap vereceğim diye düşünmeye başlamıştım. Ama fazla düşünmeye gerek görmeden "Seninle aramda olan konuşmaları nasıl ona anlatmıyorsam onunla ilgili şeyleri de sana anlatmam. Kendisi anlatana kadar benden laf çıkmaz. Ayrıca birbirimize badi dediğimize bakma biz ranza arkadaşı değiliz, Serhat'la sadece birbirini anlayan iki iyi arkadaşız." diyerek konuşmanın sonunun geldiğini belli etmiştim.
O sırada ikimizde evde misafir olmasaydı bu konu hakkında bir tartışma daha yapacağımızı belli etmiştik ama Salih abi araya girerek "Bizde sadece ranza arkadaşı sayılmayız. Hayatımızda ki sorunları, güzel şeyleri paylaşıyoruz tabi ki." diyerek varlıklarını belli etmişti. Az öce ki davranışımız için özür dileyerek yemeğe devam ederken askerlik anılarını anlatmaya başlamışlardı. Bir yandan yemek yiyor bir yandan da Salih abinin durduğu yerde Ömer lafa giriyor anılarını anlatmaya devam ediyorlardı. Ama ben dayanamayıp "Bu kadar askerlik anısı yeter bence yemeği yediysek koltuklara geçelim, kahve içeriz." dediğimde Ömer yüzünde hafif bir gülüşle "Bir erkek askerlik anısını anlatmaya başladığında duracağı yeri bazen unutuyor başınızı ağrıttık özür dileriz." dediğinde "Yok rahatsızlık değil de hemen askerlik anınızı anlatmanızı beklemiyordum sadece." diyerek bende gülümsemiştim.
Ellerinize sağlık diyerek yemeklerin lezzetli olduğunu söylemeye başladıklarında mutlu olmuştum. İnsanların yaptığım yemekleri sevmesi ve yemesi benim hoşuma gidiyordu ki Selvi "Ben sadece salatayı yaptım yemekler Yaso'dan." diyerek topu bana atmıştı. Afiyet olsun dediğimde Salih abi "Madem yemekleri siz yaptınız masayı birlikte toplayalım." demişti. Bunu asla kabul etmeyeceğimi belirterek onları koltuklara yollamıştım.
İlk başta ki o garip ortam dağılmış yerine karşılıklı muhabbet edebildiğimiz bir ortam geldiği için rahatlamıştım. Onlar masadan kalkıp koltuklara geçtiklerinde Selvi'ye yanlarında oturmasını masayı toplayacağımı ve kahve yapacağımı söylediğimde tamam diyerek yanlarına geçmişti.
Ama ben masayı topladıktan sonra kahveyi yapmadan biraz yanlarında oturayım dediğimde kahve yerine şarap muhabbetinin geçtiğini duydum. Elbette bu fikir Selvi'nin başının altından çıkmıştı... Bazen bu kızın beyninin içinde ne döndüğünü merak ediyordum ama ne olursa olsun arkadaşım diyerek her haliyle de kabul ediyordum. "Eğer arabayla gelmediyseniz Mardin'den getirdiğim şarabı açabiliriz bence." diyordu Selvi. Ömer ve Salih abi arasında geçen bir bakışma sonrası Salih abi "Arabayla geldik ama daha fazla rahatsızlık vermeyelim size kahvemizi içip kalkarız biz." dediğinde ev sahibi olarak "Lütfen ne rahatsızlığı? Sizi biz davet ettik davetsiz misafir gibi davranmayın." diyerek burada hoş karşılandıklarını hissetmelerini istedim.
Ardından Selvi'ye dönerek "Hadi gel bardakları falan hazırlayalım." dedim. Önden ben arkadan Selvi mutfağa yol almışken Salih abide peşimize takılmıştı. Ben bardakları ve şarabı alıp salona geçerken "Çerezleri falan biz getiririz sen bardakları doldur." diyerek Selvi beni postalamıştı.
Bardakları orta sehpanın üzerine koyduktan sonra sıra şarap şişesini açmaya gelmişti ama aslında bu tıpayı açmakta oldukça başarısız olduğum için Ömer'e "Bence şarap şişesini açmada benden daha iyisindir, neden sen açmıyorsun?" diyerek şişeyi ona uzattım. "Bu gece için teşekkür ederim, kafamda başka sorunlar olsa bile çok keyif aldım." dedi. Gülümseyerek ne zaman sorunlardan kaçmak isterse burada olduğumuzu söyledikten sonra hala gelmemiş olan Selvi ve Salih abiyi kast ederek "Selvi galiba Salih abiden hoşlandı. Sen ne düşünüyorsun bu durum için?" diye sordum. "Galiba mı? Bence ondan kesinlikle hoşlandı, sanırım Salih şimdilik nötr ama zamana bırakmak lazım." dedi. İlk tanıştığımız günden beri ne kadar asık suratlı olursa olsun muhabbet edilebilir bir kişiliği olduğunu fark ettim Ömer'in. Şu an yüzleştiği sorun neydi bilmiyordum ama o sorunların altında aslında oldukça ilgi çekici bir insan olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bu yüzden belki başka bir insanın yardımına ihtiyacı olabilir diye düşünerek "Bunca şeyi konuşup paylaştıktan sonra bizim de aramızda bir bağ oluştu. Eğer içinde ki sorun sana yük olmaya başladığında paylaşacak birini bulamazsan ben burada olacağım." dedim.
Sözlerle değil ama bakışıyla teşekkür etti çünkü o sırada ellerinde çerezler ve meyvelerle Selvi ve Salih abi geldi. Herkes koltuklara oturmuşken ben kendimi yere bırakmayı tercih ettim. Öyle sürekli alkol kullanan biri değildim ki bana sorsalardı şarap yerine rakıyı tercih ederdim ama yine de şarap içerken bile daha samimi ortamları sevdiğim için kendimi yere oturmaktan alıkoyamamıştım.
Ömer ve Salih abi bana bakmaya başladığında Selvi söze girip "Siz onu takmayın evde içerken yerde oturmayı daha çok seviyor." dediğinde anlayışla kafalarını sallamışlardı. Sanırım alkolünde etkisiyle ortam rahatlamış ve muhabbetlerimiz daha samimi bir hal almaya başlamıştı. Gerçi bunda sarhoş olmadan her şeyi ortaya döken Selvi'nin de etkisi büyüktü.
Şarap içtikçe ortam sakinlemişti ama şarabı pek sevmediğim için diğerleri ikinci kadehini bitirmişken ben hala ilk kadehteydim. O sırada Ömer sigara içip içemeyeceğini sorunca ona balkonu göstermiştim. Kadehini almış balkona doğru çıkarken bende mutfaktan bir kül tablası alıp kadehimle birlikte peşine düştüm.
Balkona çıkınca kül tablasını balkon duvarının üstüne bıraktım ve balkon kapısını iyice kapatıp içeriye duman gitmediğinden emin oldum. Arkamı dönünce Ömer'in beni izlediğini gördüğüm için kendimi açıklama ihtiyacı hissederek "Pek sigara kokusunu sevmiyorum." dedim. Rahatsız olduğumu anladığı için sigara paketini tekrar cebine koyarken kapı kapalı olduğu için içmesinde sorun olmadığını söyleyerek bende yanına geçtim.
O sigarasını yaktığında bende kadehimden bir yudum aldım ve İstanbul manzarasını izlemeye başladım. Konuşmak istiyordum ama ne diyeceğimi de bilemiyordum ama yine de geldiği için teşekkür ettim Ömer'e. Sigarasından uzun bir nefes aldıktan sonra "Aksine beni de davet ettiğiniz için ben teşekkür ederim. Bu aralar bazı sıkıntılarım var ve kendi içimde halletmeye çalışıyorum ama pekte başarılı olduğum söylenemez o yüzden gelip sizi de sıkmak istememiştim aslında." dediğinde ne olduğunu sormak yerine "Bazen sorunlar büyüyüp üst üste geldiğinde gerçekten boşvermesen bile boşvermişlikten gelip sorunları düşünmeye mola vermek iyidir yani bu yemeği küçük bir mola say ve yarından itibaren sorunları düşünmeye devam et." dedim. Söylediklerime bir cevap vermedi ve bende acaba anlamsız mı oldu diye düşünürken ikimizde sustuk. Sigarası bittikten sonra da biraz bekledik ve kadehlerle içeriye döndük.
Salih abi ve Selvi aynı koltuklara geçmiş karşılıklı konuşuyorlardı ve ben tekrar yere oturunca Ömer'de tekli koltuğa geçti. Kendi kadehine şarap doldururken benim kadehimi de doldurdu ve "Sanırım şarap sevmiyorsun." dedi. "Sevmiyor değilim sadece tercih etmiyorum diyelim yoksa gördüğün gibi arkadaşlarıma ayak uyduruyorum." dedim ağzıma bir parça çerez atarken. Selvi ise bugün benim her şeyimi ortaya dökmeye kararlı bir halde "Yaso daha çok rakı, ocakbaşı insanı. Çevremde rakıyı sek içen tek kadın kendisi, sadece diğer alkol türlerinin kendisine hitap etmediğini söyler." diyerek muhabbetimize atladı. Salih abi de muhabbete girerek "Öyleyse bir daha ki sefere sizi bir ocakbaşına götürelim." dediğinde Selvi tekrar görüşeceğine dair olan sözle mutlu olmuşken ben rakı için mutlu olmuştum. Yalnız da içiyordum ama kalabalık bir masada rakı içmeyi daha çok seviyordum. Bu yüzden Selvi'den önce ben kabul ettim teklifi ama Selvi yaz tatiline kadar bir daha gelmeyeceği için sözünü kesinlikle tutmasına dair Salih abiden söz aldım. Gerçi sadece şarap içerek her şeyi ortaya döken Selvi rakıyı içince neler anlatır diye biraz endişelenmiyor değildim ama Ömer'e de dediğim gibi bazen boşvermek iyidir.
Başta bu yemek meselesine tereddütle yaklaşan bendim ama şu an iyi ki Selvi'nin aklına uymuşum demekten kendimi alamıyordum. İş yerinde ki sorunlar, ablamın gelmesi ve gitmesi ardından eve zorla girmeye çalışan kişiyi düşündükçe gerçekten böyle bir kaçışa ihtiyacım varmış diye düşünmekten alıkoyamıyordum kendimi. Ayrıca Ömer ve Salih abiyle ilgili merak ettiğim şeylerde vardı ve şarabın kanıma karışmaya başlamasıyla merak ettiğim ilk soru ben daha farkına varmadan ağzımdan çıkmıştı bile. "Ömer, Salih abi cidden senin koruman falan mı yoksa kendisi mi öyle düşünüyor?" diye sormuştum.
Hepsi sorum karşısında şaşırmıştı ama yine de Ömer'e dönüp ne cevap vereceğini beklemeye başlamıştık. Hatta Salih abi bile sorunun cevabını duymak için heyecanlı gibi görünüyordu. Ömer'se dikkatimizin onda olduğunun farkında olarak biraz bekledikten sonra "Koruma olarak pek tanıtmam aslında daha çok yol arkadaşı benim için Salih." dediğinde küçük bir gülümsemeyle arkama yaslandım. Duyduğum cevap benim için yeterliydi. Ömer'in neye ihtiyacı olursa Salih o olacak, Salih'in neye ihtiyacı olursa da Ömer o olacaktı. Gerçekten birbirini anlayan ve değer veren yakın arkadaş olduklarına inanmıştım.
Yine de Selvi konu açıldığı için "O halde ne işiyle uğraşıyorsun sen? Yani herkesin bir korumaya ihtiyacı olduğu işi olmuyor sonuçta." dediğinde ailemize ait bir şirketimiz var onun yönetimiyle ilgileniyorum demişti. Konuşmanın burada durup farklı bir hal alması gerekirken Selvi "Yasemin'de bir şirkette çalışıyor insan kaynaklarıydı değil mi senin bölümün?" diyerek lafı yine bana getirmişti. Kahkahalarımı tutmaya çalışarak "Selvi ben, bizim ailenin olmayan bir şirkette çalışıyorum. O konuyla bu konunun ne ilgisi var?" diye sorduğumda "Sonuçta ikisi de şirket, belki tanışmışsınızdır daha önce. Hem senin aile şirketine ihtiyacın yok o notlar ve CV'yle o çalışmayı çok istediğin şirketin adı neydi Ataoğlu muydu oraya bile girerdin ama bu şirketi sen seçtin sonuçta." dedi.
Haklıydı, ben seçmiştim. Seçimimden pişman değildim ama biraz da zoraki çalışmaya başlamıştım orada. Bu yüzden kadehte bulunan şarabın hepsini tek seferde içip "Haklısın ama yine de vazgeçmiş değilim, sadece uygun zamanı bekliyorum." diyerek göz kırpmıştım. Konu Ömer'in ilgisini çekmiş olacak ki "Neden Ataoğlu'nu istiyorsun?" diye sordu. "Uzun bir konu şu an anlatmak için pek uygun bir zaman değil ama hayalim diyebiliriz." dedim.
Ardından konu tekrar değişmiş ve üniversite anılarımızdan bahsetmeye başlamıştık. Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadan eğlenceli bir akşam geçirmiştik. Salih abi ve Ömer gitmek için müsaade istediklerinde onları aşağı kapıya kadar geçirmiş ve ardından evimize dönmüştük.
Selvi ile birlikte geride kalan dağınıklığı toparlayıp dinlenmek için yatağa geçtiğimizde Selvi heyecanlı bir şekilde Salih abi hakkında konuşmaya başlamıştı ve ne zaman olduğunu bilmediğim bir anda da ben uykuya dalmıştım.
Sabah uyandığımızda ben pek fazla içmediğim için iyiydim ama Selvi biraz baş ağrısıyla uyanmıştı. güzel bir kahvaltı hazırlayıp ardından ağrı kesici vermiştim. Selvi'nin uçak saati yaklaştıkça ikimizindi eli ayağına dolaşmış ve havaalanına doğru harekete geçmiştik. Uçak saati gelişte ona el salladıktan sonra tek başıma evime dönmüş ve haftanın ilk günü için dinlenmeye başlamıştım.