Cihan artık aklını kaçırmanın eşiğindeydi. Ne yapacağını, hangi yana koşacağını bilmiyordu. Bu kadın nasıl çocuğunun hasta olduğunu bile bile, nasıl kendi canını yakabilirdi? Bu sorunun cevabı hiçbir mantığa sığmıyordu. İçindeki öfke, şaşkınlık ve çaresizlik birbirine dolanmış, kalbinin tam ortasında düğüm olmuştu. Gülçin’i kucağına alıp hastanenin kapısından içeri koşarken nefesi yarım kalıyordu. Başının içi zonkluyordu, sanki beyninde sürekli çalan bir alarm vardı ve kapanmıyordu. Bu, insanın uyuyup bir daha uyanmak istemediği türden bir baş ağrısıydı. Evde ise bambaşka bir telaş vardı. Şirin, Mine’yi sakinleştirmek için onu kucağına almış, yumuşak sesle şarkılar söylüyor, arada parmak kuklası gibi saçma sapan hareketler yapıyordu. Ama nafile. Mine’nin omuzları titriyor, gözyaşları

