İÇ SAVAŞ

1101 Words
Konağın ağır ahşap kapısı Gökhan’ın arkasından gürültüyle kapandı. Koridordaki sessizlik, dışarıdaki fırtınanın habercisi gibiydi. Gökhan, Zülal’in kolunu tutarak onu üst kattaki kendi odasına doğru sürükledi. Zülal direnmedi; vücudu yorgunluktan, ruhu ise belirsizlikten bitap düşmüştü. Merdivenleri çıkarken Hamit Ağa’nın çalışma odasının önünden geçtiler. Yaşlı adamın kapı aralığından süzülen bakışları, oğlunun üzerindeki karanlığı tartıyordu. Ama Gökhan durmadı. Odanın kapısını tekmeleyerek açtı ve Zülal’i içeri itti. "Buradasın," dedi nefes nefese. "Bu gece ve bundan sonraki her gece. Kaçmak, saklanmak, o sakat herifi düşünmek yasak." Zülal, odanın ortasında durup etrafına bakındı. Burası Gökhan’ın kalesiydi. Kitaplar, silahlar ve ağır bir erkek kokusu... Odanın köşesindeki geniş yatağa baktığında midesine bir kramp girdi. Gökhan kapıyı kilitleyip anahtarı cebine attı. Ceketini çıkarıp bir kenara fırlattı, gömleğinin düğmelerini çözerken gözlerini Zülal’den bir an bile ayırmıyordu. "Neden öyle bakıyorsun?" dedi Gökhan, kıza doğru yürüyerek. "Karım değil misin? Bu hakkı bana abin vermedi mi?" Zülal geri çekilmedi. Gözlerindeki o sönmeyen ateş, Gökhan’ın adımlarını yavaşlattı. "Senin hakkın olan tek şey benim acım Gökhan. Bedenimi alabilirsin, ama orada aradığın huzuru asla bulamayacaksın." Gökhan bir hışımla Zülal’in önüne dikildi. Eli, kızın çenesini kavradı. Zülal’in teni sıcak ve yumuşaktı. Dokunduğu anda içinde bir yerlerde, uzun zamandır buz tutmuş bir nehir çözülmeye başladı. Nefreti, yerini kontrol edemediği bir arzuya bırakıyordu. Zülal’in titreyen dudaklarına, korkuyla karışık meydan okuyan bakışlarına odaklandı. Onu kendine çekip, tüm bu kavgayı bir öpücükle bitirmek, onu bir kadın gibi kollarının arasında hissetmek istedi. Tam dudakları birbirine değecek kadar yaklaştığı anda, odadaki hava aniden buz kesti. Gökhan’ın gözlerinin önüne bir görüntü düştü. Bir flaş patlaması gibi zihnini dağladı. Ahırın o küf kokulu karanlığı... Samanların üzerine serilmiş bembeyaz bir gelinlik... Ve o gelinliğin göğüs kısmından yayılan, durmak bilmeyen kıpkırmızı kan. Zerda’nın cansız bedeni, açık kalmış gözleri ve morarmış dudakları... sevdiği kadının o son bakışı, "Neden beni kurtarmadın?" der gibi tam karşısındaydı. Gökhan, sanki zehirli bir yılan dokunmuşçasına Zülal’i sertçe itti. Sendeleyen genç kız yatağın üzerine düştü. "Hayır!" diye kükredi Gökhan. Sesi odanın duvarlarında yankılandı. Ellerine baktı; sanki Zülal’in tenine dokunan parmakları Zerda’nın kanına bulanmıştı. "Seninle olmaz! Sen o katilin kanısın!" Zülal ne olduğunu anlamadan nefes nefese ona bakıyordu. Gökhan odanın içinde bir aslan gibi dönmeye başladı. Az önceki o yumuşama, o insani yakınlık duygusu şimdi yerini bin kat daha büyük bir öfkeye bırakmıştı. Her yaklaştığında Zerda’nın ölüsünü görüyordu. Bu, Gökhan için en büyük işkenceydi: Düşmanına arzu duymak ve her arzuda Zerda’nın kanında boğulmak. "Bana bak!" diye bağırdı Zülal’e geri dönerek. "Seni güzel olduğun için, kadın olduğun için buraya getirmedim. Seni buraya, her nefes aldığında abinin günahını hatırla diye getirdim. Unutma bunu!" Zülal ayağa kalktı, üzerini düzeltti. Sesi titrese de dik duruşundan ödün vermiyordu. "Sen asıl kendine itiraf edemiyorsun Gökhan. Sen bana dokunmaktan değil, dokunduğunda nefreti unutmaktan korkuyorsun. Zerda’nın hatırasını bir kalkan gibi kullanıyorsun çünkü içindeki canavarın yorulmaya başladığını biliyorsun." Gökhan masanın üzerindeki vazoyu duvara fırlattı. Parçalar Zülal’in ayaklarının dibine saçıldı. "Sus! Tek bir kelime daha edersen seni o tarlaya geri gömerim!" Dışarıda silah sesleri duyulmaya başladı. Yusuf ve yanındaki gençlerin köyün girişindeki arbedesi başlamıştı. Gökhan camın kenarına gidip perdeyi araladı. Uzaktan patlayan silahların ışığı karanlığı yırtıyordu. İçindeki intikam ateşi, az önceki o karmaşık duyguları bastırmak için bir kurtuluş yolu sundu ona. Kan dökmek, can yakmak, ancak o zaman Zerda’nın hayalinden kaçabiliyordu. "Yusuf..." dedi Zülal fısıltıyla. Gökhan hırsla ona döndü. "Hala o diyorsun! Hala o sefil herif için endişeleniyorsun! Madem öyle, izle Zülal. Sevdiğin adamın nasıl paramparça olduğunu izle." Gökhan odadan çıkmak için kapıya yöneldi. Zülal önüne atıldı, kapının önünde kollarını iki yana açtı. "Gitmene izin vermeyeceğim. Eğer bugün oraya gidersen, dönüşte burada benim de cesedimi bulursun. Artık kimsenin kanı akmayacak!" Gökhan durdu. Zülal’in gözlerindeki o kararlılık şaka yapmadığını gösteriyordu. Genç adamın içindeki savaş büyüyordu. Bir yanda Zerda’nın kanlı hayali "Vur!" diyor, diğer yanda karşısındaki bu inatçı kızın varlığı onu durduruyordu. Gökhan, Zülal’i belinden kavrayıp havaya kaldırdı ve kenara fırlattı. "Senin canın benim," dedi soğuk bir sesle. "Onu ne zaman alacağıma ben karar veririm." Kapıyı açıp çıktı ve dışarıdan tekrar kilitledi. Zülal kapıya yumruklar atarken, Gökhan merdivenlerden aşağı indi. Avluda korumalar hazır bekliyordu. "Gidiyoruz," dedi Gökhan. "Kimse ölmeyecek dedim ama o Yusuf’un ellerini bir daha silah tutamayacak hale getireceğim." Arabasına bindiği an, direksiyonu tutan elleri titredi. Zihni hala odadaki o anla meşguldü. Zülal’e dokunmak istediği o saniye... O anın sıcaklığı, Zerda’nın cesedinin soğukluğuna çarpmıştı. Bu çatışma Gökhan’ı delirtiyordu. Köyün girişine vardıklarında, Yusuf ve beraberindekilerin jandarma gelmeden önce geri püskürtüldüğünü gördü. Yusuf, yere yıkılmış, acı içinde bacağını tutuyordu. Eski yarası açılmıştı. Gökhan araçtan indi, ağır adımlarla Yusuf’un başına geldi. Etraftaki gençler silahlarını indirmek zorunda kalmıştı çünkü Gökhan’ın adamları hepsini kuşatmıştı. "Ağa dediğin zulmetmez!" diye bağırdı Yusuf, acıyla inleyerek. "Zülal’i bırak! O masum!" Gökhan, Yusuf’un üzerine eğildi. Silahının kabzasıyla Yusuf’un sağlam bacağına sert bir darbe indirdi. Yusuf’un çığlığı geceyi deldi. "Zülal benim karım!" dedi Gökhan, sesi buz gibiydi. "Onun adını bir daha ağzına alırsan,kaynar suyun acısını mumla ararsın. Şimdi alıp götürün bu iti buradan. Bir daha sınırımı geçtiğini görürsem, leşini babana kendi ellerimle teslim ederim." Gökhan arkasını dönüp arabasına bindiğinde, içindeki o yangın sönmemişti. Aksine, Yusuf’un Zülal için sergilediği o aptalca cesaret, Gökhan’ın kıskançlığını körüklemişti. Konağa döndüğünde saat gece yarısını geçmişti. Odasının kapısını açtığında, Zülal’i camın kenarında otururken buldu. Kız uyumamıştı. Gökhan içeri girip kapıyı kapattı. Üzerindeki barut ve ter kokusu odaya yayıldı. Zülal ona bakmadı bile. "Yaşıyor mu?" diye sordu Zülal, sesi ruhsuzdu. "Yaşıyor," dedi Gökhan. "Ama bir süre yürüyemeyecek." Zülal ayağa kalktı, Gökhan’ın tam karşısına geldi. "Sen kazandığını sanıyorsun Gökhan Ağa. Ama her vurduğun darbede, her akıttığın kanda benden biraz daha uzaklaşıyorsun. Bir gün gelecek, bu konakta tek başına, nefretinle baş başa kalacaksın." Gökhan ona doğru bir adım attı. Yine o dürtü... Yine o kızı kollarının arasına alma, o sert kabuğu kırma isteği... Elini Zülal’in saçlarına uzattı. Parmakları ipeksi tellerin arasında kaybolurken, Zülal gözlerini kapattı. Gökhan tam onu kendine çekecekken, görüntü yine oradaydı. Zerda... Ahırın zemininde, gelinliğiyle çamur ve kan içinde yatıyordu. Gökhan’a bakıyor ve "Onu sevme , o katilimin kardeşi!" diye fısıldıyordu sanki. Gökhan aniden geri çekildi. Sanki Zülal’in saçları elini yakmıştı. "Yat!" diye bağırdı aniden. "Yatağa gir ve zıbar! Sakın bana yaklaşma, sakın bana dokunma!" Zülal, adamın bu ani değişimlerine artık alışmaya başlıyordu. Gökhan’ın içindeki savaşı görüyordu. Genç adam odanın öbür ucundaki koltuğa çöktü, eline bir şişe sert içki aldı. Zülal yatağa uzanıp arkasını ona döndüğünde, Gökhan karanlıkta parlayan gözlerle kızı izliyordu. İçindeki intikam ateşi şimdi yeni bir boyuta geçmişti. Zülal’e olan arzusu, ona duyduğu nefretle besleniyordu. Dokunamadığı, sahip olamadığı her an, bu nefreti daha da büyütüyordu. Ama biliyordu ki; Zerda’nın o kanlı hayali aralarından çekilmediği sürece, Gökhan için Zülal hem en büyük cennet hem de en korkunç cehennem olmaya devam edecekti. Gecenin karanlığında, konağın duvarları Zülal’in sessiz hıçkırıkları ve Gökhan’ın içindeki fırtınanın gürültüsüyle inliyordu. İntikam henüz bitmemişti; asıl savaş şimdi Gökhan’ın kendi kalbinde başlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD