UFAK ÇATLAKLAR

881 Words
Gökhan, Zülal’i tarlanın en kavurucu köşesine fırlattı. Güneş tepedeyken toprak adeta tütüyordu. Elindeki çapayı Zülal’in ayaklarının dibine çarptı. "Akşama kadar bu bölge bitecek," dedi Gökhan. "Susadım demek yok, yoruldum demek yok. Zerda o mezarda susuz yatarken sen burada ter dökeceksin." Zülal, kan çanağına dönmüş gözlerini Gökhan’ın gözlerine dikti. Hiçbir şey söylemedi. Eğilip ağır çapayı kavradı. Elleri dünkü hamur yoğurma işinden ve gümüş parlatmaktan zaten paramparçaydı. İlk hamleyi vurduğunda avuçlarından sızan kan çapa sapını boyadı ama tek bir inilti bile çıkarmadı. Gökhan bir kenara çekilip ceketini çıkardı, gömleğinin kollarını katladı. Bir süre onu izledi. İçindeki nefret, Zülal’in bu dik duruşu karşısında garip bir hayranlığa dönüşmeye başlıyordu. "Neden ağlamıyorsun?" diye bağırdı aniden. "Yalvarsana! Özür dilesene abinin yaptıkları için!" Zülal çapayı toprağa saplayıp doğruldu. Alnından akan ter damlaları gözlerini yakıyordu. "Özür dileyecek bir şey yapmadım Gökhan Ağa. Abimin günahı benim boynuma borç kılındı, ödüyorum. Ama ruhumu sana teslim etmeyeceğim." Gökhan öfkeyle ona doğru yürüdü. Tam üzerine yürüyecekken tarlanın başında bir hareketlilik oldu. Yusuf, bacakları sargılı bir halde, iki köylünün omuzunda tarlaya girmişti. Dün geceki kaynar suyun acısı yüzünden okunuyordu ama gözleri sadece Zülal’i arıyordu. "Zülal!" diye haykırdı Yusuf. "Bırak o çapayı! Gel benimle, gerekirse hepimizi vursunlar ama bu zulme boyun eğme!" Gökhan’ın eli anında belindeki silaha gitti. "Yine mi sen ulan? Azrail’inle mi randevun var senin?" Zülal araya girdi. Gökhan’ın namlusunun önüne geçti. "Dur! Yusuf, git buradan! Senin burada olman işleri daha da zorlaştırıyor. Ben onun karısıyım, bu konağın geliniyim artık. Dön evine!" Gökhan, Zülal’in kendisini korumak için mi yoksa Yusuf’u kurtarmak için mi öne atıldığını anlayamadı. İçini yakan o garip kıskançlık dalgası, nefretinden daha ağır bastı. Zülal’i kolundan tutup arkasına savurdu. "Bak sakat herif," dedi Gökhan, Yusuf’a yaklaşarak. "Karım senin gitmeni istiyor. Eğer bir daha buralarda dolanırsan, seni bu toprağa gömer, üzerine de ekin ekerim. Defol!" Yusuf çaresizce geri çekilirken, Zülal yere kapaklanmıştı. Gökhan ona dönüp baktığında, kızın baygınlık geçirmek üzere olduğunu fark etti. Yüzü bembeyazdı, dudakları susuzluktan çatlamıştı. İçinde bir yerlerde, daha önce hiç hissetmediği bir sızı oluştu. Sertçe yutkundu. "Kalk," dedi Gökhan sesi bu sefer daha kısık çıkarak. "Eve gidiyoruz." "Bitmedi işim," dedi Zülal zorlukla yerinden doğrularak. "Bitirmezsem yakarsın dünyayı, biliyorum." Gökhan cevap vermedi. Zülal’in koluna girdi, bu sefer canını yakmamaya çalışarak onu arabaya bindirdi. Konağa döndüklerinde Gökhan onu direkt yukarı çıkardı. Herkes Zülal’e yeni bir işkence geleceğini sanıyordu ama Gökhan kapıyı içeriden kilitledi. Zülal yatağın kenarına çöktü. Gökhan bir sürahi su ve bir bez getirip önüne koydu. "İç," dedi sertçe. Zülal suyu içerken Gökhan onun kanayan ellerine baktı. O narin ellerin bu hale gelmesi, Gökhan’ın zihnindeki "canavar" imajını sarsıyordu. "Neden direniyorsun Zülal?" diye sordu Gökhan. Sesi ilk defa insani bir tondaydı. "Neden diz çökmüyorsun?" Zülal başını kaldırıp ona baktı. "Diz çökersem, sen kazandığını sanacaksın Gökhan. Ama sen çoktan kaybettin. Zerda seni ölmeseydi, bu yaptığın vahşeti görse senden kaçardı. Sen intikam almıyorsun, sen kendi vicdanını susturmaya çalışıyorsun." Gökhan öfkeyle ayağa kalktı ama bu sefer ne kırbaç vardı elinde ne de öfke dolu bir söz. Masanın üzerindeki aynaya bir yumruk attı. Ayna tuzla buz oldu. Elinden kanlar akmaya başladı. Zülal yerinden kalktı, hiçbir korku belirtisi göstermeden Gökhan’ın yanına gitti. Kırık ayna parçalarının arasından adamın elini tuttu. "Senin de canın yanıyor," dedi Zülal. "Ama senin yaran sırtında değil, içinde." Gökhan ellerini geri çekmedi. İlk defa bir kadının dokunuşu onda nefret uyandırmamıştı. Zülal’in o solgun ama asil yüzüne baktı. Zerda’yı hatırlamaya çalıştı ama zihni sadece Zülal’in o dik duruşuyla doluydu. Gökhan, kızı belinden tutup kendine çekti. Aralarındaki mesafe kapandığında, nefesleri birbirine karıştı. "Senden nefret ediyorum," diye fısıldadı Gökhan. Ama gözleri yalan söylüyordu. "Biliyorum," dedi Zülal. "Çünkü kendinden de nefret ediyorsun." Gökhan onu sertçe yatağa itti ama bu sefer üzerine yürümedi. Kapıya yöneldi. "Hazırlan," dedi. "Akşam yemekte masada olacaksın. Köle gibi değil, ağa karısı gibi. Ve sakın o sakat herifi bir daha ağzına alma." Gökhan odadan çıktığında kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Merdivenlerden inerken babası Hamit Ağa ile karşılaştı. Yaşlı adam oğlunun elindeki kanı ve gözlerindeki karmaşayı gördü. "Oğul," dedi Hamit Ağa. "Ateş sadece düştüğü yeri değil, etrafını da yakar. O kızın ahı seni yakacak, dikkat et." "Onun ahı zaten benim cehennemim baba," dedi Gökhan ve konaktan dışarı çıktı. Gece olduğunda Zülal, Gökhan’ın istediği gibi masadaydı. Üzerinde temiz ama sade bir elbise vardı. Gökhan yemek boyunca gözlerini ondan ayıramadı. Zülal’in yemek yeyişi, bardağı tutuşu, hatta sessizliği bile Gökhan’ı büyülüyordu. Yemekten sonra çalışma odasına geçti. İçkisini yudumlarken kapı vuruldu. İçeriye koruması girdi. "Ağam, Yusuf köyde toplanmış. Yanına gençleri almış. Gece yarısı konağı basacakları konuşuluyor." Gökhan bardağı masaya bıraktı. Gözlerinde eski, karanlık pırıltı belirdi. "Demek ölmek istiyorlar. Hazırlanın. Ama Zülal’in ruhu bile duymayacak." Gökhan silahını kontrol edip beline taktı. Tam odadan çıkacakken Zülal’i kapının eşiğinde gördü. Her şeyi duymuştu. "Yapma Gökhan," dedi Zülal. "Eğer onlara bir şey yaparsan, bu sefer beni gerçekten kaybedersin. Ölümümle değil, nefretimle." Gökhan ona doğru bir adım attı. Yüzünü okşamak istedi ama eli havada asılı kaldı. "Onu mu koruyorsun hala?" "Hayır," dedi Zülal yaşlı gözlerle. "Seni koruyorum. Katil olmandan, daha fazla canavara dönüşmenden koruyorum." Gökhan bir an duraksadı. Zülal’in gözlerindeki o samimiyet, içindeki tüm savunma mekanizmalarını yıktı. Korumasına döndü. "Köyün girişini tutun. Kimse yaralanmayacak. Havaya ateş açın, korkutup dağıtın. Yusuf’u da alıp babasının evine kilitleyin." Zülal rahat bir nefes aldı. Gökhan ona yaklaşıp kulağına fısıldadı: "Bunu senin için yaptım Zülal. Ama bedeli ağır olacak. Bu gece benim odamda kalacaksın. Kaçmak yok, saklanmak yok." Gökhan’ın bu yumuşaması bir tuzak mı yoksa gerçekten aşık mı oluyor?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD