Yarinin devami

943 Words
Sadece üç gün... Bu kadar aptal olduğuma inanamıyordum. Onu bu kadar küçük görmekle sebep olduğum yıkımın tek sorumlusuydum. "oraya gidemezsin Keily!!"  Brandon ın sesiyle kendime geldiğimde boş gözlerle aynaya bakıyordum.  "Buna mecburum." sesim o kadar zor çıkmıştı ki ben bile zorlukla duyarken Brandon dehşete düşmüş gözlerle bana bakmaya devam ediyordu.  "Keily, Brandon haklı ona teslim olamazsın."  Olmalıydım.  Çünkü mecburdum. Kimse benim yüzümden acı çekmemeliydi. Eğer gitmezsem insanlarıma zarar vermeye devam edeceğini söylerken sesindeki hissizlik tüm ruhumu parçalamıştı. Eminin yapardı. Annemden ve babamdan bahsederken ne demek istemişti. Baban yaşadığı sürece kalkanın yok olmayacağını biliyordum. Ama kalkan saraya kadar çekilmişti. Bununda tek sebebi olabilirdi, babamın gücü yok oluyordu.  "kalkan neden saraya kadar çekilmiş" Brandon da benim kadar merak ediyordu.  "cadılar..." Mary nin fısıltı gibi çıkan sesi herşeyim nedenini açıklıyordu. Büyüyü anca başka bir büyü zayıflatabilirdi.  "tabi ya..., bunu bir elf yapamazdı. Anca o iğrenç cadılar yapabilir. Ama neden... "  "şu an nedeni değil ne yapmamız gerekli onu düşünmeliyiz" mary haklıydı. Şuan ne yapmalıyım karar vermeliydim.  "gitmeliyim" dememle ikisinin de yüzündeki dehşet anlatılmazdı.  Ama başka yolu yoktu olamazdı da. Onun derdi bendim sadece.  "babam zayıfladıkça kalkan kalkacak ve sonunda ölecek... " sesim o kadar çaresiz çıkmıştı ki. Anlayışla sarılmıştı mary bana.  "her zaman yanındayım." derken içim ısınmıştı azda olsa.  "bende" diyerek Brandon da ona katıldığında derin bir nefes almıştım iyiki onlar yanımdaydı. Artık daha fazla zamanım yoktu.  "portalı aç mary" mary büyülü sözleri tekrarlarken karşılaşacaklarım şimdiden beni korkutuyordu.  *****, *, *************** Aleck geniş arazide kurulu çadırında derin bir nefes almıştı. Sonunda Keily ulaştığında onun yakında geleceğinden emindi. Asla kimsenin zarar görmesini istemeyeceğini öğrenmişti. O kadar güzel ve masumdu ki. Asırlardır beklediği eşinin güzelliği ve masumluğu onu o kadar etkilemişti . O kokusu o kadar saf ve temizdi ki dokunulmamış taze bir çiçek kadar narindi.  "kralım...." içeri giren Sandra tüm cilvesi ve kadınsılığla Aleck yaklaşırken Aleck tepkisizdi. Sandra nın elleri kollarında ve gögüsünde hareket ettikçe içindeki kurt kadını parçalamak için çıldırıyordu. O kadar iticiydi ki.  "ne istiyorsun cadı" sandra onun kaba davranışlarından nefret etsede onun tek bir kelimesiyle yatağına atlamaya hazırdı.  "sadece seni görmek istedim. Belki bir ihtiyacın vardır derken gögüslerini genç adamın kollarına değdirerek kıkırdıyordu.  " hiç bir ihtiyacım yok. Olsa bile bunun için sana gerek yok. Şimdi çık"derken sandra bozulsada ifadesini değiştirmemişti.  "Ama.. Sonuçta bir erkeksin değil mi?"  Sandra yavaş yavaş genç adamı okşarken Aleck sabrının sonundaydı. Aniden cadının kolunu tutup cadırın kapısına doğru götürürken sandra çığlık atmıştı acıyla.  "git! Canını yakmadan git. Seni uyarıyorum kadın" diyerek cadıra girdiğinde Sandra öfkeden çıldırıyordu.  "çaban boşa cadı. Aleck mühürlü kimsenin büyüsü bunu bozamaz" diyen marcus gülerek uzaklaşırken Sandra öfkeyle yeminler ediyordu. Kimse asla onu reddemezdi. Bu Kral Aleck te olsa.  *****, ***, ********** Portal bizi sarayın bahçesine getirdiğinde gördüklerim karşısında ne diyeceğimi bilemiyordum. Bir zamanlar koştuğum, oyun oynadığım bahçe şimdi yaralılarla doluydu. Şifacılar bir hastadan diğerine koşarken beni gören herkes şaşkındı. Elflerin gözündeki korku ve endişe... Bunların sebebi bendim.  "prenses siz... Lütfen saraya girin" babamın baş komutanı Lord Black beni gördüğüne şaşırmıştı. Hızla onun yönlendirmesiyle saraya girdiğimde hızla annemin odasına koşmuştum.  "Anne!!!" o kadar güçlü bağırmıştım ki. Annem hızla odasından çıkıp ağlayarak bana sarıldı.  "Keily, bebeğim neden döndün" derken annemi ilk kez bu kadar üzgün ve yorgun görüyordum. Üzerinde her zamanki kıyafetleri yoktu. Sıradan bir kot ve bluz vardı.  "neden bana haber vermedin bunlara sebep olduğuma inanmak istemiyorum" derken annem sımsıkı sarılmıştı bana. Gözyaşlarım benden izinsiz akarken kalbim parçalanıyordu.  "sakin ol. Sen prensessin. Halkın bize ihtiyacı var. Ben hastalarla ilgileneceğim. Sende babanın yanına git şimdi." derken şifacıyla bahçeye gidiyordu. Annem bir kraliçe olsada o bir doktordu. Lord Black ile babamın odasına doğru giderken zihnimde sürekli Aleck in sesi yankılanıyordu. Sanki topraklarıma ayak bastığım andan itibaren beni çağırıyordu.  " Baba!! "diyerek hızla yanına gidip sarıldığımda onun onlarca yaş yaşlandığını görüyordum. Hala güçlüydü ama yorgundu.  " buraya gelmemeliydin. "derken kızgındı.  " burda olmalıydım. Onlar benim halkım acı çekerken oturamazdım. "derken karşısında dik ve kararlıydım. Babam gülümsedi .  " seninle gurur duyuyorum kızım. Yinede dönmemeliydin Keily. Elflerin umudu sensin. Ya sana birşey olursa... "derken babamın gözleri kaymaya başlamış olduğu yere yığıldığında öyle bir çığlık atmıştım ki. Black hızla içeri girmişti. Annem ise saniyeler içinde odadaydı.  " gücü tükeniyor" derken annemin acısı o kadar büyüktü ki. Bu acıya ne o nede ben dayanamazdık. Kararım kesindi. Bu gece gidecektim.  "*********************** " o burada Marcus hissedebiliyorum"derken Aleck sonunda ona dokunacağı için mutluydu. Çok yakında sonsuza kadar onunla olacaktı.  "sandra yı çıkarken gördüm. Dikkat et abi o normal bir cadı değil. Zarar verebilir sana" derken marcus Sandra nın kara büyülerinden çekiniyordu. Onun Aleck olan saplantısını görebiliyordu.  " büyüleri bana işlemez biliyorsun. Fakat Keily... Eğer ona dokunursa onu parçalarım. Şimdi bunu düşünme bu gece devriyenin başında ol. Keily döndü. Güvenliğinden emin olmalıyım" derken onun yakında geleceğinden emindi.  ******************,,,  Annem ve babamın iyi olduğuna emin olduğumda yorgun olduğumu bahane ederek odama çıkmıştım. Bu gece... Bu gece bu olanlara son vermeliydim. Saat ilerlerken bende mektubumu bitirip masanın üzerine çoktan bırakmıştım. Elimi pelerine doğru uzattığımda o gece yaşadıklarımı hatırlıyordum. Kral Aleck... Gözlerindeki hasret ve öfke... Hangisi gerçek Aleck ti acaba. Hasretle bakan gözler mi? Yoksa öfkeden kararan gözleri mi? Artık bir önemi yoktu. İyi veya kötü kaderimi yaşamalıydım. Derin bir nefes aldım artık düşünmemeliydim. Hızla odamdan çıktığımda ne Mary nede Brandon ortada yoktu birde onlarla uğraşamazdım. Geçitten ilerleyerek orman yoluna çıkmıştım. Sınıra gidip beni ona götürmelerini istemek kalmıştı sadece. Orman o kadar ıssız ve sessizdi ki . Yaşayan hiç bir canlı yok gibiydi. İşte sınır.... Eskisi gibi parlamasada karşımdaydı. Ah.. Baba o kadar güçsüzsün ki. İçim acıyordu. Elimi sınıra uzattığımda artık dönmek için çok geçti.  Sınırı geçmiştim. Gecenin sessizliğini at sesleri bölerken üzerime doğru gelen atlıları görmekte geç kalmamıştım.  "Pelerinini indir!" bir an karşımda Aleck görmeyi beklerken ona benzeyen genç bir savaşçıyı görmeyi beklemiyordum. Şapkamı indirdiğimde beni inceliyordu. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD