Kral Aleck in beni anlayacağını düşünmekle ne kadar büyük bir aptallık yapmıştım. Adam tam bir barbardı. Onu davette gördüğümde gerçekten etkilenmiştim ama şuan sadece buradan hızla uzaklaşmak istiyordum.
" Bana sahip olmak için başlatacağın savaş umrumda değil. Seni kendini beğenmiş kral bozuntusu. Son kez söylüyorum. Benden uzak dur!! Asla ama asla istemediğim bir evlilik yapmayacağım" öfkeden neler söylediğimi ben bile bilmiyordum. O sadece sakince beni dinliyordu.
"hey sana diyorum. Beni anlıyor musun?" bakışları önce yüzüme sonra sırasıyla tüm bedenimi dolaşırken pelerinime iyice sarıldım.
" Hayır..." dediği tek kelime sadece hayırdı. Yani dakikalardır boşuna nefes tüketirken beni ciddiye bile almamıştı.
"bu kadarı da fazla kral Aleck kendinize uygun eşi başka bir diyarda arayın çünkü ben öyle yapacağım" diyerek arkamı döndüğüm anda şiddetli bir çarpma sesi duymuş arkamı döndüğümde öfkeden değişim geçiren kral ı görmüştüm.
"sen benimsin... Bedenin, ruhun sadece bana ait. Sana sahip olurken ağzından çıkacak tek isim benim.."
kelimeleri üzerine bastıra bastıra söylerken gözlerinin mavilikleri kaybolmuş sadece parlak bir sarı ışık vardı. Değişim geçiriyordu her bir cümlesiyle.
" sadece bana aitsin KADIN!
"karşımdaki artık bir canavardı. Eğer o engeli aşarsa neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorumdum. Hızla oradan uzaklaşırken kükremesi ormanı çoktan inletmeye başlamıştı.
Nefes nefese odama vardığımda sınır devriyelerine yakalanmadığım için şükrediyordum. Asla bir daha böyle bir çılgınlığa kalkışmayacaktım. Bu korku bana uzun süre yeterdi.
Saatlerce yatağımda döndükten sonra ancak öğle saatlerinde uyanabilmiştim. Mary benimle ilgilenmiş kahvaltımı odama hazırlatmıştı bile.
"teşekkürler mary"
"rica ederim görevim prenses"
"sen benim yardımcım değil dostumsun unutma bunu" diyerek mary gülümsediğimde utanmıştı.
"teşekkür ederim. Bu arada kralımız seni bekliyor keily odasında"
"peki gidelim o zaman" diyerek odadan çıkmıştık.
Odanın kapısını çalıp içeri girdiğimde annemde oradaydı.
"keily gel bebeğim. Annem beni görünce hızla boynuma sarılmıştı. Babam ise bu manzarayı izlemekten mutluydu.
" hadi oturalım zamanımız yok"
baban direk konuya girmişti. Neler olduğunu anlamaya çalışırken annem elimden tutmuş yanına oturtmuştu.
"keily biz bir karar verdik. Bu gün insanların yanına dönüyorsun. Orası kurt adam gibilerin girmesi yasak olan bir diyar" bunu ilk defa duyuyordum. Ama ya ben gidince ne olacaktı vazgeçer miydi? Ki... Bunuda görecektik.
" onları koru Brandon zarar görmelerini istemiyorum" babam brandon ı bizimle gönderirken neredeyse aklına gelen tüm emirleri sıralamıştı.
" oraya gitmenden hoşlanmasamda herşey güvenliğin için prenses"
babam alnımı öperken hüzünlüydü. Annem ise her zamanki gibi sulu gözlü. Portal açılana kadar kaç kez sarıldı bilmiyorum. Üçümüz portalden geçerken sevinmem gerekiyordu. Ama nedense içim içimi kemiriyordu.
Marcus kralın odasından gelen kükremeyle içeri girdiğinde Aleck neredeyse dönüşüm geçiriyordu.
"sakin ol Aleck neler oluyor" aleck nefes nefeseydi. Onu hissedemiyordu. Kokusunu alamasada varlığını hissederken birden o hisside kaybetmişti.
"onu hissedemiyorum!!!"
"sakin ol hemen elf diyarındaki adamımıza haber yollayıp öğrenelim" marcus hızla odadan çıktığında en hızlı habercisini yollamıştı bile.
Aleck taht odasında haberciyi beklerken çıldırmak üzereydi. Sabırsızca odayı arşınlarken Marcus içeri girmişti. Ama suratından hiçte iyi haberler getirmediği belliydi.
"prenses gitmiş" aleck doğru mu duymuştu.
"Nereye!!" marcus ona bunu nasıl söyleyeceğini bilmiyordu.
"Aleck... Prenses Keily, o insanlar diyarına gitmiş" insanlar diyarı kurtlara yasaktı. Oraya asla gidemezdi. Eğer o gidemiyorsa keily ona gelecekti.
"orduya emir ver şafakla birlikte saldıracağız."
"cadı büyüyü bu gece tamamlayacağını haber verdi",Aleck in dudakları hafifçe kalktığında belli belirsiz gülümsemesi korkutucuydu.
"bunu prenses istedi. Yarın elf diyarı karşımda diz çökecek..."
Neredeyse 1 hafta olmuştu,eve döneli. İlk günler Mary ve Brandon için zorlu geçsede onlar da buradaki düzene ayak uydurmuşlardı. Her gün benimle birlikte annemden bana kalan küçük kitapçıyı açıyorduk. Tüm günümüz kitapların arasında geçsede aklım hala annem ve babamdaydı.
Kral Aleck in gidişimi kolay kabullendiğini sanmıyordum ama yinede bir haber yoktu.
"sizce fazla sakin değil mi ortalık" Brandon önündeki pastayı omuz sirkip umursamazca yerken Mary de benim gibi huzursuzdu aslında.
"fazla sakin Keily." önündeki kitaptan başını kaldırmadan cevaplamıştı sorumu.
Mary nin hislerine her zaman güvenirdim. Eger o huzursuzsa kesinlikle yanlış giden bişeyler vardı.
Brandon ise sadece dinlemekle yetiniyordu bizi. Büyücü elf olmadığı için elinden bir şey gelmiyordu bu yüzden umursamaz olmayı tercih ediyordu. . Ama mary bir büyücüydü.
"Bir şekilde haber alabiliriz, büyü ile mesela" derken ben bunu nasıl düşünememiştim ki başından beri. Belki haber alamazdık ama görebilirdik.
"mary, elf diyarını görebiliriz değil mi? " mary gülümseyerek başını salladığında kitapçıyı kapatıp zaman kaybetmeden eve doğru yola çıkmıştık çoktan.
Daireme girer girmez, "Evde eski, büyük bir ayna var mı?" diyen Mary hazırlıklarına başlamıştı.
"Evet büyük annemin eski eşyalarının arasında olması gerekli. Gidip getireyim." diyerek Brandon ile aynayı çoktan getirip yerleştirmiştik. Aynanın bir gün işe yarayacağı hiç aklıma gelmezdi.
Mary aynanın karşısında durup büyülü sözleri mırıldanmaya başladıkça hayranlıkla onu izliyordum. Gördüğüm en güzel elf kızıydı. Yüzü kadar kalbide altın gibiydi. Brandonında benden hiç bir farkı yoktu. Gözlerindeki saf sevgiyi görmemek için aptal olmak gerekliydi.
Büyünün ağırlığı tüm odada hissedilirken aynanın parlak yüzeyi yavaş yavaş berraklaşıyordu. Ama....
Gördüklerimle olduğum yere çökmem bir olmuştu. Mary nin ve Brandon ında benden farkı yoktu. İfadesizce aynaya bakarken burası benim büyüdüğüm diyar olamazdı. Her yer yangın yeriydi. Sarayı saran ve büyük babamın asırlar önce diktiği ulu ağaçlar can çekişiyordu gözlerimin önünde.
" saray...." diyebilecek nefes yoktu ciğerlerimde.
"nefes al Keily lütfen" diyerek bana sarılan Mary sakinleşmem için çabalarken ikimizde titriyorduk.
"kurtlar savaşı başlatmış ama neden, neden bu kadar acımasız..."diyerek bağırdığımda canım o kadar acıyordu ki. Onlarca insan benim yüzümden ölmüştü. Ulu ormanın her ağacı bir ruh yaşatıyordu. Böyle bir yok oluşu kim isterdi. Hepsi benim suçumdu.
"Geri döneceğim"diyerek fısıldayabilmıştım sadece.
"hayır!!," bunu duyan Brandon ın itirazı odayı inletsede kararlıydım. İstediği sadece bendim. Bunun olacağını bilemezdim ki. Unutur, bırakır, vazgeçer diye düşünürken kocaman bir krallığı kuşatmıştı. Sadece benim için.
"sonunda aynayı açtın" bu ses... Onun sesiydi. Bu Aleck in sesiydi.
"mary neler oluyor? " mary aynayı kapatmak için büyülü sözleri yeniden tekrarladığında aniden odanın diğer ucuna uçmuştu eger brandon onu zamanında tutmasaydı kafasını duvara çarpacak ve zarar görecekti.
" bunu deneme bir daha küçük elf. Ayna artık cadıların kontrolünde" derken gözleri şaşkınlıkla bakan bana gülümsüyordu.
" Keily... Benim güzel kraliçem. Seni uyardım. Ama beni dinlemedin" diyen sakin sesindeki öfkeyi hissedebiliyordum.
"ama neden..."
Kahkaha atan sesi kulaklarıma ulaştığında korkum kat ve kat artmıştı.
"neden mi? Sence neden güzel Keily. İstediğimin ne olduğunu biliyorsun. Sana sadece üç gün veriyorum. Bu sürenin sonunda eğer bana gelmezsen kral ve kraliçe olacak sıradaki hedefim. Şimdi... İyi düşün ve... süren başladı aşkım" diyerek aynanın yüzeyi eski halini aldığında yaşadığım korkuyla olduğum yere çakılıp kalmıştım.
Üç gün mü? Dünya zamanına göre bu yarındı... Yarın ya onun olacaktım sonsuza kadar yada elf krallığı son bulacaktı. İçine düştüğüm çıkmazdan nasıl kurtulacaktım artık bilmiyordum.