Başlıksız Bölüm

1122 Words
Demir Ağa’dan… Bırakmıştım onu ne halde olduğunu nereye gittiğini bilmeden. Neden diye sormadan çekip gitmiştim arkama bile bakmadan. Onları kapıda o halde gördüğüm zaman bitmişti her şey... Ya da yıllarca kendimi avutmuşum. O küçük kız kırkyedi yıllık hayatımda o gittikten sonra ikinci depremi yaşatmıştı bana. Nasılda benziyordu ona. Aynı gözler,aynı dudaklar aynı yüz tek fark onun sacları kumral bununki siyahtı.İnsanlar çift yaratılır derlerdi de inanmazdım bu küçük kızla karşılaşana kadar.Çok özlemiştim onu.Yıllarca nerede nasıl yaşadığını it gibi merak etsemde gururuma yedirip aramamıştım.Arkama bile bakmadan gittiğimde bitmişti benim için bitmek zorundaydı.Ailem asla kabul etmezdi.Gördüklerimi daha ben hazmedememişken onlar hiç etmezdi. Hayatım boyunca insanlara kolay güvenen biri olmamıştım.Ama o farklıydı işte.İlk gördüğümde bunu anlamıştım.Küçük barakanın önündeki toprakla uğraşırken kendi kendine konuşurken görmüştüm onu. O kadar güzeldi ki bir an neye uğradığımı şaşırmıştım. Daha fazla geçmişi düşünmemin bir anlamı yoktu.Yıllar bunu her defasında zaten kırbaç gibi yüzüme vuruyordu.Giden gelmiyor.olanlar unutulmuyor, yürekteki sevgi sökülmüyordu. Bugüne kadar düşünmekle zaman kaybetmeyi değil düşündüklerimi eyleme dökmeyi seven biri oldum hep sonunda kazanmak yada kaybetmekte olsa...Onu kaybettiğim gibi. ''Devran''her daim kapının dışında beklediğini bildiğim gençliğimden beri yanımdan ayırmadığım adamıma seslendim.İlk seslenmemle kapıyı açıp karşım da el pençe duran adama baktım. Bir bakışımla her şeyimi anlayan devran "Buyur Demir Ağa." deyince konuyu saptırmadan ; ''Ateşoğullarından Cihan Ağa'nın kuması kimlerdendir araştır bakalım.'' dediğimde bir kaç saniye anlamaz gözlerle baksada sessiz kalmasından bunu kabul ettiğini anlamıştım. Bir saat bile demeden elindeki bilgilerle karşımda olacağından emindim. Çalışma masamdaki koltuğa rahatça oturup bir kahve söyledim.Gelecek bilgilerde ne yazacağını merak ediyordum geleceğimi her şeyimi değiştireceğini bilmeden... *** Beş dakika demişti değil mi?Evet beş dakika bile sürmeden işini bitirip siktir olup gitmişti işte hiç bir şey demeyıp arkasına bile bakmadan. Ne bekliyordum ki? "Aferin Azra bekaretini bana beş dakika içinde verdiğin için!'' demesini mi? Ahhh hadi ama salak kafam kimi kandırıyordu ki?Daha fazla düşünüp delirmeden banyoya girmiştim. Ilık su bedenimden yavaşça süzülürken kadınlığımdaki sızılar acı gerçekleri tokat gibi vuruyordu acımasızca.Beş dakika içinde becerildiğimi ve artık genç bir kız değil kadın olduğum gerçeğini. Bacak aramdaki hafif sızlanmalara aldırmadan hızlıca giyindim.Saate baktığım da gecenin ikisi olduğunu görmüştüm. Pencerenin yanındaki koltuğa oturup başımı dizlerime yaslayıp geceyi izlemeye koyuldum. Ne güzeldi. Yaradan öyle bir resim çizmişti ki hayran kalmamak elde değildi. Annem hep demez miydi 'Gece yıldıza yıldız geceye aşık.gündüzün olmasını bu yüzden hiç istemezler diye.' İkisi de birbiri için çok değerliydi. Peki, ya ben, bende değerli miydim? Ne kadar düşünsemde işin içinden çıkamayacağımı bildiğim için kalkıp yatağa geçtim.Uyumak iyi gelirdi belki hayatın acımasızlığına. Gözlerimi açtığımda sabah ezanı okunuyordu.Ne güzel bir sesti bu yarabbi.Yataktan kalkıp lavaboya doğru ilerledim.Rutin işlemlerimi halledip abdesti mi aldım.Dört rekat namazımı kıldıktan sonra dualarımı edip namazlığımı kaldırdım. Uyuyamayacağımı anlayınca kalkıp yatağımı topladım. Konakta kimse ayakta değildi şu an. Odadan çıkıp mutfağa doğru yol aldım. Tam da tahmin ettiğim gibi mutfakta kimse yoktu. Saate baktığımda altı buçuğa yaklaştığını gördüm. Acele etmeliydim, hamur yoğurup mayalı ekmek yapabilirdim. Hemen işe koyulup malzemeleri çıkardım. Daha sonra hamuru yoğurup mayalanması için kenara bıraktım. Tüm kahvaltılıkları çıkarıp çardağa taşıdım. Ocağa koyduğum yumurtaların haşlanmasıyla ocaktan alıp soğuk suyun altına koydum.Soyduğum yumurtaları doğrayıp üzerine yeşil ssoğan, maydanoz ekleyip bir kenara bıraktım. Yaptığım mayalı ekmeklerin bitimine yakın Rukiye ve annesi esneyerek mutfağa giriş yapmıştı.Bana inanmaz gözlerle bakan ikiliye "Size de günaydın hadi şu yaptıklarımı sofraya taşıyın bende şunların işini halledeyim.” deyip yumurta ve yeşilliklerin doğranmış olduğu kabın içine baharat ve tuz ekledim. Azıcıkta yağ işlem tamamdır. Masaya bıraktığım son tabakla her şey hazırdı işte. Yavaş yavaş aile fertlerinin sofraya oturmasıyla çayları doldurmaya başladım. Dila annemin "Hadi kızım sen de otur gerisini Rukiye halleder.” demesiyle Fatma Hanım bana laf düşürmeden konuşmaya başlamıştı bile. “Bende söyledim Dila hanımım. Zaten kahvaltıyı Gelin Hanımım hazırlamış, bir de üşenmemiş mayalı ekmek yapmış. Biz yaparız dedik ama dinletemedik.” “Olur mu öyle şey Fatma Abla bir kahvaltı hazırlamakla ölmem ya.”dedim gülerek. Ama gözlerim Rojba’ya takıldığında gülümsemem yüzümde solmuştu. Öyle nefretle bakıyordu ki. O gözlerden korkup tekrardan Dila Anneye döndüm, “Haydi çaylar soğumasın anne.” deyip sandalyeye oturacağım sırada Rojba’nın sesiyle ona döndüm. “Hayırdır sende mi oturacaksın masaya?” “Sana mı düştü bunu sormak Rojba gelin!” diyen Dila anama baktım. Seviyordum bu kadını, farklı bir şeyler vardı onda. “Yok anam estağfurullah, siz varken benim ne haddime. Sadece Cihan öyle dedi diye şey ettim.” Dedi. Tekrardan Dila anneye dönüp; “Tatsızlık çıkmasın ana ben mutfakta yerim.” dediğimde ise Şehmuz baba sesini yükselterek; “Ne demek mutfakta yerim. Rojba nasıl bu evin geliniyse sende öylesin. Otur şimdi masaya.” karşı gelmektense en kenardaki sandalyeyi çekip oturmuştum. Şehmuz babamın afiyet olsun demesiyle başımı eğip kahvaltıma başladım. Kahvaltı sırasında sessizliğe alışmıştım bu kısa sürede. Gerekmedikçe kimse konuşmazdı. Sessizliği bozan tek şey kapının açılıp kapanma sesiydi. Rojba’nın ayağa kalkmasından anlamıştım gelenin kim olduğunu ve bakmaya bile gerek duymamıştım. “Hoş geldin canım. Neredeydin? Niye haber vermedin.” Rojba’nın hesap sormasına daha fazla dayanamayarak ayağa kalkıp mutfağa yöneldim. Bir bardak su alıp sandalyeye oturdum. Dün geceden sonra tam anlamıyla Ateşoğlu kadını olmuştum. Her ne kadar bu durum bana kendimi bir fahişe gibi hissetirsede acı gerçek buydu. Demek ki gece burada kalmamıştı. Acaba pişman mıydı, şimdiye kadar bana yaptıklarından? *** Tüm sinir sistemim bozulmuştu.Baran Ağa, Azra’yı nereden tanıyordu?Düşündüğüm şey olamazdı çünkü buraya gelmeden önce gerçekleri acı da olsa öğrenmiştim.Peki neden sıkıntılıydı baran ağa? ''Tarlaya işçi aramak için oraya çok giderdim." nasıl söylerdi Baran Ağa tarlada çalışan işçisinden birine aşık olduğunu. Elalem duysa ne derdi?Babasının bir şey diyeceğini düşünmüyordu fakat annesi işte orası felaketti... “Eeee Azra’yı nereden tanıyorsun peki.” diye sormuştu Cihan Ağa dayanamayarak; “Köydeki adamlarla konuşurken duymuştum. İşe ihtiyacı varsa isterse gelebilir dediğimde, köyde kimseyle konuşmadığını herkesin ondan uzak durduğunu falan söylemişlerdi.” "Nedenini zaten biliyorsun. Yani anlayacağın onu bu şekilde tanıdım ve yüzünü de hiç görmedim.Ama duyduğuma göre çok güzelmiş...Tabi sen benden daha iyi bilirsin sonuçta karın.'' Evet çok güzeldi hatta güzelden de öte bir şeydi...Sabah kalktığımda kafamda davullar çalıyordu sanki.Nerede olduğumu anlamam birkaç saniyemi alsa da hatırlamıştım. En son Baran'ın sırtındaydım o zaman burası Demir Ağa'nın konağıydı Üstüme başıma bile bakmadan yavaşça odadan çıktım.Ortalarda kimse görünmediğine göre sorun yoktu nasılsa Baran'ı arar söylerdim daha sonra. Kapının önündeki arabama atladığım sırada Demir Ağa'nın koca sesiyle istemeden de olsa duraksamıştım. "Günaydın Cihan Ağa bir kahvaltı etseydin." Yaşına rağmen bu kadar bakımlı ve yakışıklı olması düşündürücüydü . ''Geç olmadan gideyim demir ağa kahvaltıyı evde ederim." ''Eee tabi güzeller güzeli yeni karın seni bekler sende haklısın.'' Derdi neydi benimle bu adamın anlamış değildim fakat yaşı gereği saygısızlık yapmak istemediğim için sadece kafamla onaylayıp evin yolunu tutmuştum. Konağın kapısının açıp içeri girdiğimde avluda kahvaltı yapan aile bireylerine baktım daha doğrusu Azra'ya. Gözüm istemese de ona takılmıştı. Ama o zahmet edip dönüp bakmamıştı bile. Rojba ayaklanıp neredesin naraları atarken onu duymuyordum bile. Çünkü masadan kalkıp giden kadına bakmakla meşguldüm. Ne yani kocasına bir hoş geldin demek yok muydu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD