6.Bölüm

1350 Words
Azra’dan… Hayatım boyunca herkes bana Orospu Vildan’ın Orospu kızı Azra dedi. Oysaki erkeklerle uzaktan yakından alakam bile yoktu. Yıllar boyunca bana bakan erkekler görmüştüm ama ben onların gözünde erkeklerin altına yatan fahişeden farksızdım. Sustum, bunca zaman kimseye kendimi anlatamamışken bu adama mı anlatacaktım. “Ne oldu sevgili karıcığım dlin tutuldu.” Korkuyordum… Aslında bu duygu bana hiç uzak değildi gölgem misali hep benimleydi. “Cevap versene lann!” diye bağıran adama bakamıyordum.Gözyaşlarım yanaklarımdan ılık ılık akarken ne diyeceğimi bilmiyordum, lal olmuştum sanki. Kafamı bile kaldıramıyordum. “Lütfen yapma!” diyebildim sadece. “Ne yapmayayım karıcığım?” “Lütfen bana dokunma.” sesimi kendim bile zor duymuştum. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama bu sessizlik beni korkutuyordu. Ne düşündüğünü bilmiyordum. “Neden?” derken sağ göğsümü avuçlayıp acıtırcasına sıkan ele bakakalmıştım. “Yoksa benden mi tiksiniyorsun?” dedi alayla. O kadar cok sıkıyordu ki göğüslerimi canımın yanmasına dayanamıyordum. Sessizce ağlayan ben artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. “Yalvarıyorum yapma, ben bir şey yapmadım. Canımı yakıyorsun.lütfenn!” “Kes laan. Adama nasıl baktığını görmediğimi mi sanıyorsun?” Diyen Cihan Ağa  iyice zıvanadan çıkmıştı artık. Cihan Ağa’nın birden gözleri kısıldı ve suratı kızardı. “Yoksa sen Demir Ağa’yı tanıyormusun?” Duyduklarımla neye uğradığımı şaşırmıştım. Bu adam ne diyordu böyle? Diyecek söz bulamadım. Boğazındaki yumru sen konuşma dercesine ordan gitmiyordu. Yıllarca yaptığım gibi sadece ağlıyordum. Göğüslerimi yoğuran eller şimdi kalçalarıma inmiş acımadan onları sıkıyordu. Ne kadar uzaklaşmak için çabalasamda olmuyordu. Kötü şeyler yapmasından ölesiye korkuyordum. Çünkü o gözlerdeki ateş her kötülüğü yapardı. “Kaldır kafanı ve bana bak!” diye bağıran adamın sesiyle yavaşça başımı kaldırıp ona baktım. ''Yoksa oda mı becerdi seni? Söylesene altında yatarken zevk aldın mı?” diyen adama boş boş bakmıştım. Bunları diyen adam benimle isteğim dışı evlenen adam mıydı? Ne denirdi ki bu sözlere.Yıllarca herkes bana Orospu Vildan’ın kızı Orospu Azra dedi bana, ne bekliyordum ki? İçimde bir yerlerde Cihan beni öyle görmez diyordum ama en acı şekilde onunda bana orospu gözü ile baktığını öğrenmiştim. Babam yaşında bir adam ile yattığımı düşündü. “Evet senden cevap bekliyorum Azra Erkoç.Performansı nasıldı? Hangi pozisyonları seviyormuş Diyarbakır’ın en zengin, en kudretli Demir Ağa’sı.” dediğinde artık dayanamıyordum. Bunca yıllık sessizlik yeterdi bana. “Bir kere insan yerine koyup bir derdin var mı? Aç mısın susuz musun dediniz mi? O orosbu dedğin kadın beni kimseye muhtaç olmadan nasıl büyütürüm diye köpek gibi süründü yıllarca. Bunca yıllık hayatım boyunca bir kere bile yanlışını görmedim küçük görüp her defasında aşağıladığın kadının…” Bağırıyor ve ağlıyordum. “…sonra ne oldu biliyor musun? O öldü. Hayatımda ilk kez yalnızlığın ve çaresizliğin ne demek olduğunu cok iyi anladım. Tek dayanağım Allah’tı. Lanet olsun sonra sen çıkıp geldin…” Boğazlarım yanmaya başlamıştı artık. “…Orosbu Vildan’ın kızı olmaktan çıkıp koskoca evli Cihan Ağa’nın  fahişesi oldum. Oysa şu hayattan istediğim azıcık sevgi ve saygıydı.” “Saygı elin evli adamlarına bakıp ayartmakla kazanılmıyor karıcığım. Hem sen kimsin ki sana saygı göstereceğim. Buraya saygı görmeye değil çocuk doğurmaya geldin, bunu o küçücük beynine sok!” derken beni tekrar yatağa itmişti. “Şimdi görelim bakalım annenden neler kapmışssın.” dediğinde artık sona yaklaştığımın farkındaydım. Yıllarca sakladığım emaneti mi verme zamanı gelmışmiydi? Böylemi olacaktı ne hayal ederken ne hale gelmiştim. Üzerime ağırlığını veren adama baktım. O gözlerde acıma yoktu, o gözlerde sadece iğren me vardı. İşte o zaman anladım masumluğumu bu adama vercektim. Verecektim ki o gözlerdeki tiksinti yüreğimi yakmasın, masum olduğumu anlasın... Bir daha can yakacak laf söylemesin, tek istediğim buydu artık. Bu zamana kadar dilendiğim tek şey olan sevgi ve saygıdan vazgeçmiştim artık. “Üzerindeki şu paçavraları çıkart. 5 dakikalığınada olsa çıplak olmanı tecih ederim.” 5 dakikalığına… Ne acıydı değil mi? Hayalleri umutları olan bir kızın tüm geleceğini yıkmak. Ama artık yolun sonuna gelmiştim. Krem rengi gömleğimin düğmelerini açarken ellerim titriyordu. “Ne o heyecanlandın mı?” diye alay eden adama baktım. Artık üzerimde sadece sütyenim kalmıştı. Bakamıyordum yüzüne utanmıştım işte. “Ahh karıcığım utanmış mı yoksa?” Yalvarmayacaktım bu adama. Bu hayatta başımı yere eğecek hiç bir şey yapmamıştım.ve tek şahidim Allah’tı. İşte karşısında iç çamaşırlarımla kalmıştım sonunda. Kafamı kaldırıp dik bir şekilde karşımda bana farklı gözlerle bakan adama baktım. “Umarım koynuna girdiğin adamların karşısınada bu iğrenç iç çamaşırlarıyla çıkmamışsındır.” Üzerimdeki iç çamaşırlarına baktım. Pazardan ucuza aldığım siyah külodum ve rengi çitilenmekten griye dönen penye sütyenim vardı. “Becermek için iç çamaşırın ne önemi var, nasıl olsa 5 dakikalık!”demiştim dayanamayarak. “Haklısın sana 5 dakika bile fazla, şimdi bacaklarını aç!” Korkunun ecele bir faydası yoktu, olsaydı bilirdim çünkü. Yatağa yatıp bacaklarımı araladım.İki günde çok sevdiğim yatak bile dikenlerini batırıyordu. İçimden ‘Kendıne gel bu adam için değmez dedim.’  Ama yorulmuştum ne olacaksa olsun artık, kolumla gözlerimi kapattım. Hiçbir şey görmek istemiyordum. O sırada tek duyduğum şey açılan bir fermuar sesiydi. Üzerime çıkan adam bacaklarımın arasına yerleşince anlamıştım olcakları. “Gözlerini aç ve karşındakinin ben olduğumu gör.” Kelimelerin tükendiği bir andı, gözlerimi kapadım tekrar. “Aç lan gözlerini!” deyip saçıma yapışan adama baktım. Ona yalvarıp boyun eğmeyecektim. Gözlerimi ondan ayırmadan bal rengi gözlerine baktım. Ve hiç beklemediğim bir anda Cihan’ın içimi dolduran erkekliğiyle neye uğradığımı şaşırdım. Donmuştum… Kıpırdayamıyordum, bırakın kıpırdamayı nefes bile alamıyordum. Yaşadığıma dair tek belirti akan gözyaşlarımdı. Acının hayatımda hep yeri olmuştu ama bu bambaşkaydı. Bu acı hem ruhumda hem bedenimdeydi. Gitmişti işte. Peki bunca yıl sakladığım emanetim bu adama vermeye değmiş miydi? *** Cihan’dan… Her ne kadar onu kabullenemesemde karşımdaki kadın çok güzeldi. Korkuyordu bunun farkındaydım. Evet benden korkmalıydı da zaten, her ne kadar ona dokunmak istemesem de ki bu koca bir yalan ve kanıtı da şahlanan erkekliğimdi. Bu işi bitirip bir an önce bu odadan siktir olup gitmeliydim. Yatağa itip bacaklarını açmasını emrettikten sonra gözlerimi gözlerinden çekmeden ona sahip olmuştum. Dediğim gibi üç dakikamı bile almamıştı. Hiç ama hiç beklemediğim şey ise bu kızın bakire olmasıydı... Ne yani Orospu Vildan’ın kızı bakire miydi? Şaka mıydı bu? Ne düşüneceğimi bilmiyordum. Donmuştum, elim ayağım tutmuyordu sanki. Allah aşkına yıllardır aynı yastığa başkoyduğum karım bile bakire değilken, bu neydi şimdi? Başımı kaldırarak Azra’ya baktım. O güzel gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülüyordu. Canını yakmıştım… Allah kahretsin ki bilmiyordum bakire olduğunu. İstemeden de olsa yaptığım bir kaç hareket azranın içine boşalmama sebeb olmuştu ve bundan ölürcesine zevk almıştım. Çıkmalıydım bu odadan ne yapacağımı bilemez haldeydim çünkü. Azra’ya tekrar baktım usul usul ağlıyordu. Gitmelıydım, kaçarcasına çıktığım odadan kendi odama geçip duşun altına girdim. İç çamaşırlarımı çıkardığımda erkekliğimdeki pembemsi kanı gördüm. Gerçekler yüzüme tokat gibi çarparken Azra'nın bakire olduğunu adı gibi el değmemiş olduğunu bir kere daha anladım. Beni kendime ancak bir soğuk duş getirirdi. Saçlarımı köpüklerken banyonun kapısının açılmasıyla duraklasamda dönüp bakmadım çünkü gelen Rojba’dan başkası değildi. “Gelmemi ister misin ağam?” Cevap bile vermedim. “Sorun ne? neye canın sıkıldı Ağam. Yoksa Azra denen sürtük mü canını sıktı?” deyince patlamıştım artık. “Bana bak kadın çık git banyodan ve gelme istemiyorum!” deyip tekrar işime koyuldum. Bir an evvel kendimi konak dışında bir yere atmam lazımdı. Ne giydiğime bile bakmadan anahtarı ,cüzdanı ve telefonumu alıp konaktan hemen ayrıldım. Her zamanki gittiğim meyhanede soluğu alıp dostumu beklemeye başladım. Baran Ağa, benden yaşça küçük olsada çok iyi anlaşırdık onunla. Bir süre tek kelime etmeden birbirimize baktık. Ve sessizliği Baran bozdu; “Ulan sadece bir haftadır görüşmüyoruz boş durmamış hemen evlenmişsin?” “Sen kimden duydun?” “Babamlar söyledi. Akşam sizdelermiş.” “Maşallah Demir Ağa’nın ağzıda pek sıkıymış…”dediğimde Baran anlamaz bakışlar atmıştı bana. “Ne demek şimdi bu?” “Önemli bir şey değil sen anlat bakalım, nasıl gidiyor bir haftadır yoğunluktan görüşemedik.” “Beni bırakta sen anlat. Yenge kimlerden haa de hele!” sorusuna ne cevap vereceğimi bilememiştim. “Tanımazsın… Halzemler köyünden.” “Şu sizin konaktan bir saat uzaklıkta olan köy değil miydi orası?” Evet dercesine kafasımı salladım. “Çok küçük bir köy orası, de belki tanırım. Hem Allah aşkına başka yerde kız mı yoktu?” “Halzemler’i sen nereden biliyorsun?”deyince şaşırmıştım aslında orayı bilmesine. “Birkaç kez  gidip gelmişliğim var o köye, de hele belki tanırım.” deyince istemedende olsa söyledim. “Azra Erkoç.” Adını söyledim ama biraz huzursuz oldum. “Azra Erkoç… Şu şeyin… hıım… Şey Vildan’ın kızı olan Azra Erkoç mu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD