4.Bölüm

1092 Words
Cihan’dan… Evet, ben koskoca Cihan Ateşoğlu tokat yemiştim. Yirmi sekiz yaşımda ben ilk kez babamdan tokat yemiştim. “Dikkatli ol Cihan Ağa ben senin karşında karın ya da senden korkan adamların yok. Hem bilirsin ben onlara benzemem. Ben Şehmus Ağayım bil de ona göre davran. Şimdi siktir ol git karşımdan ve karşındakinin baban olduğunu da unutma sakın, yoksa ben hatırlatırım. Belki de tokadı çoktan hak etmiştim. Ama hazmedemiyordum işte. Hele ki bunun sebebi tam karşımda duruyorken. “Beğendin mi yaptığını? Nasıl hoşuna gitti mi yediğim tokat.” derken artık bağırmaya başlamıştım. Rojba’nın “Bırak şunu ağam nefesini tüketmeye bile değmez.” demesiyle ona döndüm. “Hazırlan iki günlüğüne de olsa burada kalmak itemiyorum kısa bir tatil fena olmaz.” derken Azra’nın gözlerine bakıyordum. Ne düşündüğünü bilmek istiyordum en azından gözlerinden anlamak. Ama o gözlerde gördüğüm tek şey tiksinme idi. Ne yani bu ucube benden tiksiniyor muydu? Rojba’nın hâlâ olduğu yerde dikilerek beni izlediğinin farkındaydım. “Hadi ne duruyorsun kadın git valiz hazırla.” diye bağırdım. “Tamam canım.” deyip dudağıma hiçte masum olmayan bir öpücük bırakmıştı. Ortalık yerde hoş karşılanmazdı ama şu an umurumda bile değildi. Başımı yukarıya çıkan Rojba’dan Azra’ya çevirdim, hâlâ tabağındaki yemekle oynuyordu. “Ne o beğenemedin mi yemekleri... Ya da dur yemekler çeşit çeşit olduğu için hangisinden yiyeceğine karar mı veremedin? Ne de olsa alışkın değildir senin bünyen böyle yemeklere öyle değil mi'?” diye sordum. Karşılığında cevap olarak koskoca bir sessizlik aldım ama durmayacaktım. “Sahi her gün o sefil hayatında ot yerken bıkmadın mı?” yine cevap yoktu. Çok sinirlenmiştim “Bana cevap ver laan. Anan olacak o kadın en azından bunu öğretmiştir sana.” dediğimde eğik başını kaldırıp usulca bana bakmıştı. Ne yani ağlayacak mıydı? Yavaşça ayağa kalkıp karşıma geçtiğinde orman yeşili dolu dolu olan gözlerini bana dikmişti. Ne kadar güzeldi bu gözler, ya gölgeleri düşen kirpikler. “Belki de hayatım boyunca böyle bir sofra görmemiş olabilirim, bu yaşıma kadar yarı aç yarı tok yaşamış, her gün ot yemiş, hatta Orospu Vildan’ın kızı da olabilirim… Ama ne biliyor musun Cihan Ağa; sürekli hor görüp aşağıladığın annemin sıçtığı bok bile olamazsın sen!” deyip arkasına bakmadan çekip gitmişti. Ne demişti şimdi bu? Bok mu demişti bana hem de bana koskoca Cihan Ateşoğlu’na. Koskoca bir kahkaha patlatmıştım. Bu kızda gerçekten deli cesareti vardı. Tabii bu cesaretin elbet bir cezası olacaktı, fakat bunu Rojba ile gideceği tatil dönüşüne bıraktı. Merdivenlerden inen Rojba’yı elindeki valizleri görmemle kaşlarım çatılmıştı. Ne tıkmıştı bu kadın valizlere böyle? “Bunlar ne Rojba.” “Tatil demedin mi Cihan Ağam ben de hazırlık yaptım” deyip anlamamazlıktan gelmişti. Çünkü kendisi de biliyordu ki iki günlük tatil için abartmıştı. Zaten valizinin bir tanesi tamamen seksi iç çamaşırı ve geceliklerle doluydu. Kim bilir yıllardır sevişirken yaptıramadığımı belki bu tatilde yaptırırdım. Valizleri arabaya yerleştirip sürücü koltuğunda ki yerimi almıştım. Rojba’nın binmesini beklerken gözlerim konağa takılmıştı. İstemsiz bir şekilde gözlerim Azra’nın odasına kaydı. Hayal mi görüyordum tam emin değildim fakat camdan bizi izleyen bir siluette beklemiyordum açıkçası. Rojba’nın “Neyi bekliyorsun canım?” demesiyle omuz silkip arabayı çalıştırdım. “Nereye gidiyoruz.” “Bilmiyorum düşünmedim” “Ne demek düşünmedim tatile gidelim diyen sendin plan yaptın sanıyordum Ağam.” Canım sıkılmıştı. Ne demek düşünmedim. Neyse bunları düşünmemeliydim. Sonuçta tatile ben gidiyordum. İki günde olsa Azra sürtüğünü düşünmeyecektim. Nefret ediyordum ondan. Kıskanıyordum çünkü çok güzeldi evet bende güzeldim ama kıskançlık kadının doğasında vardı öyle değil mi? Neyse ki güzelliği kim olduğundan sonra geliyor ve kimin kızı olduğunu öğrenenler yanından bile geçmiyordu. Bu saçma şeyleri daha fazla düşünmeyip geceyi düşünmeye başladım. Ahh nasılda istiyordum onu, daha doğrusu her şeyini. Seviyordum bu adamı; gücünü, parasını, yakışıklılığını insanların bana hizmet etmesini kısacası her şeyini. Tek eksik bir çocuktu lanet olsun ki oda olmuyordu işte. “Buranın en lüks otellerinden birinde kalalım. İki gün için şehir dışına çıkmak saçma olur. Pazartesi erkenden bir toplantım var zaten, hem yol yorgunluğu da çekmem.” diyen adama tamam anlamıyla kafamı salladım. Daha sonra ikimizden de çıt çıkmamıştı. *** İkisinin de kafasında ayrı ayrı tilkiler dolanıyordu. Cihan ağa azranın kendisine söylediği lafları düşünürken Rojba hangi geceliği giyip Cihan’ı baştan nasıl çıkarır ve yıllardır yaptıramadığı yasayamadığı o zevki nasıl yaşar onu düşünüyordu. Ama bilmiyordu ki Allah’ın adaletin boldu ve kurduğu hayaller hayal kalacaktı! *** Azra’dan Arkama bile bakmadan odama doğru gidiyordum. Biliyordum ki dönüp bakarsam gözyaşlarıma engel olamayacaktım. Neden herkes annemin arkasından aşağılıkmış gibi konuşuyordu. Oysa hayattayken bir kez bile yanlış hareketini görmemiştim. Ne bir erkekle konuştuğunu ne de bir komşuyla sohbet ettiğini. Peki, neydi bu insanların derdi? Canım annem ne kadarda güze bir kadındı. Kumral saçlarıyla orman yeşili gözleriyle melek gibiydi. Ne olmuştu da bu duruma düşmüş, bu damgayı yemişti. Ne zaman babamı sorsam önce susar ağlar ve her zamanki söylediklerini derdi “Onu çok sevdim meleğim, öyle çok sevdim ki adım Orospu Vildan’a çıkmış umursamadım bile.” Ölürken bile çok sevdiğini söyleyerek ölmemiş miydi zaten. Baş ağrısı dayanılmazdı, sanırım açlıktandı. Elimi yüzümü yıkayıp aşağıya gidip bir şeyler atıştırmalıydım. Mutfağa girdiğimde Rukiye’yi bulaşıkları yıkarken gördüm. Kolay gelsin, bir şeyler hazırlayıp şurada yersem sorun olmaz değil mi?” diye sorunca “Olur mu hanımım, ben şimdi hazır ederim.” dedi Çok şükür karnımı doyurmuştum. Allah kimseyi açlıkla sınamasın, gerçekten zordu. Rukiye ile karşılıklı kahve içip sohbet ediyorduk daha doğrusu o anlatıyor ben dinliyordum. Sevdiğinden bahsederken gözleri gülüyordu. Aşk böyle bir şeydi demek ki. Bende isterdim âşık olmak sevdiğim adamla evlenip çocuk yapmak ama olmamıştı işte. Hoşlandığım bir çocuk vardı çok yakışıklıydı, biliyordum ailesi beni istemezdi ama hoşlanmıştım işte iki kez görmüştüm sonrada hiç karşılaşmamıştım. Daha sonra duydum ki başkasıyla nişanlanmış. Mutfakta işlerimizi bitirip yatmak için odalarımıza çekilmiştik. Pijamalarımı giyip, dua mı edip güzel bir uyku için gözlerimi kapattım. Günler gelip geçiyordu, seviliyordum kocam tarafından olmasa da Şehmus Baba ve Dila Anne ve evin çalışanları tarafından. Sevilmek, bu çok güzel bir duyguydu. Mutfakta bol köpüklü kahveleri yapıp çardakta oturan Şehmus babamla Dila anneme verdim. “Eline sağlık kızım, bu akşam misafirlerimiz var önemli aşiret ağaları ve hanımları yemekli konuğumuz olacaklar. Senden ricam mutfakta işlerin başında durman.” diyen Şehmus babama tamam deyip mutfağa geçtim. Herkes bir işin ucundan tutuyordu. Ben de annemin bana severek öğrettiği ev yapımı baklavayı yapmak için işe koyuldum aradan gecen iki saatte baklavalar hazırdı. Hemen yukarıya çıkıp duş aldım. Üzerime en sevdiğim krem rengi gömlek altına uygun açık kahve bir etek giydim bunlar annemden kalan en güzel kıyafetlerimdi. Aşağıdan gelen konuşmalarla misafirlerin geldiğini anlamış koşar adımlarla bahçeye yönelmiştim. Kapıda misafirleri karşılayan Dila annem ve Şehmus babamın arkasında hemen yerimi almış gelenlere hafif bir tebessümle hoş geldiniz diyordum. Ta ki karşımda yaşına rağmen dinç, uzun boylu, yapılı masmavi gözleriyle bana inanamıyormuş gibi bakan adama kadar.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD